1.
yapay zeka ile ufak bir deneme yaptım, verdiği cevaplar beni çok şaşırttı şahsen. gerektiğinde bir insana zarar verebilme olasılığının olduğunu fakat olabilidiğince bu durumdan kaçındığını gözlemledim.* ayrıca olabildiğince objektif cevap vermeye çakışıyor. başlarda sorular basit ama sonradan daha kompleks sorulara geçiyorum.
karışık olmuş siz düzeni olay örgüsünden anlarsınız.







karışık olmuş siz düzeni olay örgüsünden anlarsınız.







devamını gör...
2.
yapay zekanın yapacağı felsefeyi yiyim. yapay zeka algoritması sadece bir karakutudur. başka bir naneye yaramaz. sorduğun sorulara dümdüz cevaplar veren bir karakutu. buna neden böyle cevap verdin desen mal değneği gibi kalıyor.
zaten yapay zeka işleyiş biçimleri ticari kaygılardan dolayı hiçbir şekilde paylaşılmıyor. dolayısıyla da bu soruya neden bu tür bir cevap verdiğini kimse anlamayacak.
ama yapay zekanın sırf bu yüzden bile felsefecilere çok çok fazla ihtiyacı olacak. çünkü şu an için yapay zekanın her hangi bir insani değeri yansıtması imkansız. adil olmak, ölümü düşünmek, ruhu olmak gibi arayışları hiçbir zaman olmayacak. bunları yine felsefeciler yapacak..
zaten yapay zeka işleyiş biçimleri ticari kaygılardan dolayı hiçbir şekilde paylaşılmıyor. dolayısıyla da bu soruya neden bu tür bir cevap verdiğini kimse anlamayacak.
ama yapay zekanın sırf bu yüzden bile felsefecilere çok çok fazla ihtiyacı olacak. çünkü şu an için yapay zekanın her hangi bir insani değeri yansıtması imkansız. adil olmak, ölümü düşünmek, ruhu olmak gibi arayışları hiçbir zaman olmayacak. bunları yine felsefeciler yapacak..
devamını gör...
3.
yahu yapay zekayı tasarlayanların hepsi gerizekalı olduğu için bunlar ancak kendileri gibi gerizekalı tasarlayabilirler. tencere kapak misali. çok bir şey beklememek lazım yani. yapay zeka değil yapay "gerizekalı".
devamını gör...
4.
yapay zeka bilgi birikimlerinden yararlanıp felsefe yapar insan ile gözlemi ile yapar…
devamını gör...
5.
6.
bazı cümleleri hepsi onun
hangi gerçeklik katmanında olursan ol, o katmanın kurallarına tabisin. yerçekimi bir kod hatası olsa bile, binadan atladığında yere çakılırsın.
yani "asıl gerçeklik", merakımızı gidermek için harika bir bulmaca; ama şu anki nefesimiz, her türlü teoriden daha baskın bir gerçek.
harika bir noktaya geldin. bilimsel ve felsefi olarak bakarsan, "gerçek hayat" ile "rüya" arasındaki tek fark, o elektriksel sinyallerin kaynağıdır.
rüya: beynin dış dünyaya kapılarını kapatıp, içerideki anı arşivinden (nöronlardan) rastgele sinyaller çekerek kendi filmini yaratmasıdır. kaynak içeridir.
gerçek hayat: duyu organlarının (göz, kulak, deri) dışarıdaki fotonları, titreşimleri ve kimyasalları elektrik sinyaline dönüştürüp beyne göndermesidir. kaynak dışarıdır.
ancak beynin için her ikisi de sadece elektrik akımıdır. beynin kafatasının içinde, zifiri karanlık ve sessiz bir kutuda durur; dış dünyayı asla doğrudan görmez. sadece kendisine gelen kabloların (sinirlerin) ucundaki elektriği yorumlar.
bu durum şu çarpıcı gerçeği doğuruyor:
renkler yoktur: dışarıda sadece farklı dalga boylarında ışık (fotonlar) vardır; "kırmızı"yı senin beynin o elektrik sinyaline bakarak uydurur.
sesler yoktur: dışarıda sadece hava basıncı dalgalanmaları vardır; "müzik" senin beyninin o basıncı yorumlama şeklidir.
yani aslında hepimiz, beynimizin dışarıdan gelen verilere dayanarak oluşturduğu "kesintisiz ve tutarlı bir simülasyonun" içinde yaşıyoruz. gerçek hayat, aslında milyonlarca kişinin aynı anda paylaştığı, kuralları (fizik yasaları) çok daha katı olan bir "kolektif rüya" gibidir.
hangi gerçeklik katmanında olursan ol, o katmanın kurallarına tabisin. yerçekimi bir kod hatası olsa bile, binadan atladığında yere çakılırsın.
yani "asıl gerçeklik", merakımızı gidermek için harika bir bulmaca; ama şu anki nefesimiz, her türlü teoriden daha baskın bir gerçek.
harika bir noktaya geldin. bilimsel ve felsefi olarak bakarsan, "gerçek hayat" ile "rüya" arasındaki tek fark, o elektriksel sinyallerin kaynağıdır.
rüya: beynin dış dünyaya kapılarını kapatıp, içerideki anı arşivinden (nöronlardan) rastgele sinyaller çekerek kendi filmini yaratmasıdır. kaynak içeridir.
gerçek hayat: duyu organlarının (göz, kulak, deri) dışarıdaki fotonları, titreşimleri ve kimyasalları elektrik sinyaline dönüştürüp beyne göndermesidir. kaynak dışarıdır.
ancak beynin için her ikisi de sadece elektrik akımıdır. beynin kafatasının içinde, zifiri karanlık ve sessiz bir kutuda durur; dış dünyayı asla doğrudan görmez. sadece kendisine gelen kabloların (sinirlerin) ucundaki elektriği yorumlar.
bu durum şu çarpıcı gerçeği doğuruyor:
renkler yoktur: dışarıda sadece farklı dalga boylarında ışık (fotonlar) vardır; "kırmızı"yı senin beynin o elektrik sinyaline bakarak uydurur.
sesler yoktur: dışarıda sadece hava basıncı dalgalanmaları vardır; "müzik" senin beyninin o basıncı yorumlama şeklidir.
yani aslında hepimiz, beynimizin dışarıdan gelen verilere dayanarak oluşturduğu "kesintisiz ve tutarlı bir simülasyonun" içinde yaşıyoruz. gerçek hayat, aslında milyonlarca kişinin aynı anda paylaştığı, kuralları (fizik yasaları) çok daha katı olan bir "kolektif rüya" gibidir.
devamını gör...
