zaman tüneli
2026 için bir dilek
sağlık, huzur, mutluluk ve sevgi.
devamını gör...
2026 için bir dilek
ingilterenin türkiye sözcüsü akp ve mhpnin yokolması.
devamını gör...
2026 için bir dilek
bir sonraki seneye sevdiğim adama sarılarak, kendi evimizde gireyim. bir daha geriye dönüp bakmayacağımız yeni bir hayata başlayalım birlikte. yepyeni, en güzel kapılar bizim için açılsın, şaşıracağımız kadar mutlu olalım. hayat ne kadar güzelmiş diye uyanalım her sabah, her gece şükürler ederek başımızı yastığa koyalım. çok sevmekten hiç vazgeçmeyelim, hayatımızdan güzellikler hiç eksilmesin.
amin allahım.
amin allahım.
devamını gör...
geniş aile dizisi replikleri
şu sahnede geçen "tiraj yapalım diye kapılara bedava attınız mı lan dergileri zamansızlar" repliği. *
çok ince replik.
devamını gör...
yeni bir yıla girince her şeyin farklı olacağını düşünmek
pozitifliğin tavan yapmış hali.
devamını gör...
başıma gelmez sanılan şeyler
ben yapmam dediğin bir çok şeyin, sınavını verirken bulursun kendini.
devamını gör...
marifet sanılan şeyler
çoğu karakter değil, stratejidir.
devamını gör...
2026 için bir dilek
bitmesi.
daha yeni başlamıştık gerçi bi dk.
çabuk bitmesi.
daha yeni başlamıştık gerçi bi dk.
çabuk bitmesi.
devamını gör...
2026 için bir dilek
yusuf güney kafası
devamını gör...
2026 için bir dilek
benden bir şey götürmeden, bana bir şey öğretsin.
devamını gör...
marifet sanılan şeyler
alkol kullanmak bunu sözlü, yazılı, ve görsel olarak sergileme.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
mutfakta oturup özlem tekin dinliyorum, bir yandan da çay içiyorum.
devamını gör...
yeni bir yıla girince her şeyin farklı olacağını düşünmek
saat 01:55. 1 ocak 2026.
eve gelmişim müslüm gürses açmışım bira içiyorum.
e ben bunu 10 senelerdir yapıyorum.
yeni yıla girdim de ne oldu efes pilsen zengin oldu.
tışk.
eve gelmişim müslüm gürses açmışım bira içiyorum.
e ben bunu 10 senelerdir yapıyorum.
yeni yıla girdim de ne oldu efes pilsen zengin oldu.
tışk.
devamını gör...
marifet sanılan şeyler
okumak.
%95 boş iş. zaten ilk gençlik çağında neyi okuyacağına dair hiçbir fikrin yok, sonuçtan çok eylemin kendisine odaklısın. hani keyifli bir şey okusam neyse, cilt cilt ideolojik, sosyolojik, felsefi saçmalıklar okumuşum. işte bir edebiyat kısmı keyifli sayılır, o da çok sınırlı bir alanda.
bundan fayda elde etmişliğim de yok. güncel hayatta malumat satmak için kullanma eğilimim olmadı. her mevzuya ideolojik çerçevede bakan, felsefi metinleri aforizma kaynağı yahut tartışma argümanı olarak zulalayan, bilmem kimin felsefi/ideolojik argümantasyonuna vakıf olmaklıktan entelektüel kimlik devşirmeye çalışan, şu ya da bu görüşün aşırı bağlısı veya karşıtı olan, ajite edici hitabet/belagata yaslanan insanları oldum olası sevmem. genel olarak mukallitlik tiksinti uyandırıyor bende.
sonra, önemli/sofistike zannettiğin birçok fikrin yavan olduğunu; münevver gibi görünen nice ‘fikir ehli’nin seçkinlik için s.kko bir taltife/onanmaya tamah edecek derecede düşkün, bunun için her türlü şaklabanlığı göze alacak kadar kişiliksiz ve açıkça fikir hırsızı olduğunu fark etmense uzun zaman alıyor. zira entelektüel kıraat pazarına; (ulusal ve uluslararası düzeyde) basın, network, yayınevi, referans ve atıf ağlarıyla öyle bir nur yağdırılıyor ki, kitlenin, bu hale etkisi ve sonsuz veri/mükerrer argüman bombardımanına (bkz: argumentum ad infinitum) karşı söz edecek mecali kalmıyor. yüceltmeler, cv’ler, ödüller, uzmanlıklar, nihai kanaat bildirme ayrıcalıkları heyulasında intiba ile kanaat edinmeye çalışıyorsun.
en basitinden, 200 sayfa felsefi metne 250 sayfa önsöz yazmış p.z.venk, güya kavramsal çerçeve sunuyormuş. bunu okuyan 20 yaşında çocuk kendine özel çıkarım yapacak, müsade edilirse. bakıyorsun; metinde temel mantık silsilesine dair ihmal edilemeyecek düzeyde iç tutarsızlık var. açık ki, yazarın, temel düzeyde cebire aşinalıkla bile edinilebilecek analitik düşünme yetisinde noksanlık var. ama işte o iş aslında öyle değil, ikrah ettirene kadar şerh edelim de gör!
yahut edebiyat diye ortaya konulan, cilanan şeye bakıyorsun; bildiğin kötü. beşinci sınıf rus edebiyatı çakması metni sözümona herkesin ilk anda anlayamayacağı psikolojik alt metin bulmacasından 1-2 fragmanla yedirmeye çalışıyor. orada karakterin tutumu aslında insanın bilmem ne arzusuna gönderme içeriyormuş. deme yahu!
hele de, klasiğin tahakkümüne başkaldırı gibi ambalajlayıp ‘yeraltı edebiyatı’ diye sattıkları şey evlere şenlik. 200 yıldır işlenen, bildiğin köyden kente göçün yarattığı kültürel çelişkiye dair standart sosyolojik tespitleri, göçeli 5 nesil olduktan sonra bile “hayat bizi s.k.yor” zemininde ele alıp güya sermaye öfkesi, sınıf çelişkisi diye rezalet düzeyde metin yazımıyla sürüyorlar piyasa. zahmet edip bir redakte edeydiniz bari!
ve her halukarda, bu pazarın ilkelerine mugayir kelam eden herhangi bir aydını/yazarı hedef haline getirmeleri veya gündemde görünmez kılıp defterini dürmeleri an meselesi. zaten sıradan insanlar olarak bizler basitçe manipüle edilip (moda deyimle) cancel faaliyetine gönüllü dahil oluyoruz.
hulasa, entelektüalizm denilen sirkin kuralını kaidesini belirleme, sürdürme ve makbulü ilan etme dinamiği müşteriden bağımsız işliyor. (bunun bir de akademi ayağı var ki, o da ayrı bir dünya)
yani, bir şeyin dandik olduğuna kanaat getirmek için bile, kısıtlı miktardaki okuma ömrünün hatırı sayılır bir kısmını tüketmen gerekiyor. buna rağmen tatmin de olmuyorlar.
anaakım medyanın yaratabildiği algının pazarlık masasında değişim aracı olarak değeri olduğu dönemlerde (bundan 15-20 yıl önce) sabah akşam “türk toplumu gazete okumuyor” sakızı çiğnerlerdi. toplumdan bekledikleri şey de, bildiği yanıldığına yetmeyen, götünün kılları ağarmış 3-5 köşe yazarının ideolojik sancıları ve serzenişleriyle gelen gazetenin günlük propagandasıydı. onu bile okumuyordu cahil toplum!
ama şu “türk toplumu kitap okumuyor” goygoyu hala sürüyor. çünkü her zaman, kendini entelektüel anlamda toplum ortalamasının üstünde gören ve öyle hissetmekten memnun olan, modernizmle tanımlı ve yarım aydın olmaklığa razı bir orta sınıf vardır. bunların, dolaylı da olsa, toplumsal temayüldeki belirleyiciliği ihmal edilebilir düzeyde değildir. alamet-i farikası ise toplumsal cehalet söylemi üzerinden kendi ayrışmasını tahkim etmedeki gayretidir.
ki, dünyanın aşağı yukarı her ülkesinde bu kesim ve bu kesimin toplumsal kanaatteki belirleyiciliği tipik denecek kadar benzerlik gösterir. o nedenle kıraat pazarının hedef müşteri kitlesi de onlardır.
hasılı kelam, böylesi bir düzende okumak marifet sayılmaz ama marifet olmadığını anlamak için de o batağa girmekten gayri çare yok, çünkü objektifliği muhafaza etmeni sağlayacak bir eğitim de mümkün değil.
geçen gün ömürdendir, diyelim bari.
%95 boş iş. zaten ilk gençlik çağında neyi okuyacağına dair hiçbir fikrin yok, sonuçtan çok eylemin kendisine odaklısın. hani keyifli bir şey okusam neyse, cilt cilt ideolojik, sosyolojik, felsefi saçmalıklar okumuşum. işte bir edebiyat kısmı keyifli sayılır, o da çok sınırlı bir alanda.
bundan fayda elde etmişliğim de yok. güncel hayatta malumat satmak için kullanma eğilimim olmadı. her mevzuya ideolojik çerçevede bakan, felsefi metinleri aforizma kaynağı yahut tartışma argümanı olarak zulalayan, bilmem kimin felsefi/ideolojik argümantasyonuna vakıf olmaklıktan entelektüel kimlik devşirmeye çalışan, şu ya da bu görüşün aşırı bağlısı veya karşıtı olan, ajite edici hitabet/belagata yaslanan insanları oldum olası sevmem. genel olarak mukallitlik tiksinti uyandırıyor bende.
sonra, önemli/sofistike zannettiğin birçok fikrin yavan olduğunu; münevver gibi görünen nice ‘fikir ehli’nin seçkinlik için s.kko bir taltife/onanmaya tamah edecek derecede düşkün, bunun için her türlü şaklabanlığı göze alacak kadar kişiliksiz ve açıkça fikir hırsızı olduğunu fark etmense uzun zaman alıyor. zira entelektüel kıraat pazarına; (ulusal ve uluslararası düzeyde) basın, network, yayınevi, referans ve atıf ağlarıyla öyle bir nur yağdırılıyor ki, kitlenin, bu hale etkisi ve sonsuz veri/mükerrer argüman bombardımanına (bkz: argumentum ad infinitum) karşı söz edecek mecali kalmıyor. yüceltmeler, cv’ler, ödüller, uzmanlıklar, nihai kanaat bildirme ayrıcalıkları heyulasında intiba ile kanaat edinmeye çalışıyorsun.
en basitinden, 200 sayfa felsefi metne 250 sayfa önsöz yazmış p.z.venk, güya kavramsal çerçeve sunuyormuş. bunu okuyan 20 yaşında çocuk kendine özel çıkarım yapacak, müsade edilirse. bakıyorsun; metinde temel mantık silsilesine dair ihmal edilemeyecek düzeyde iç tutarsızlık var. açık ki, yazarın, temel düzeyde cebire aşinalıkla bile edinilebilecek analitik düşünme yetisinde noksanlık var. ama işte o iş aslında öyle değil, ikrah ettirene kadar şerh edelim de gör!
yahut edebiyat diye ortaya konulan, cilanan şeye bakıyorsun; bildiğin kötü. beşinci sınıf rus edebiyatı çakması metni sözümona herkesin ilk anda anlayamayacağı psikolojik alt metin bulmacasından 1-2 fragmanla yedirmeye çalışıyor. orada karakterin tutumu aslında insanın bilmem ne arzusuna gönderme içeriyormuş. deme yahu!
hele de, klasiğin tahakkümüne başkaldırı gibi ambalajlayıp ‘yeraltı edebiyatı’ diye sattıkları şey evlere şenlik. 200 yıldır işlenen, bildiğin köyden kente göçün yarattığı kültürel çelişkiye dair standart sosyolojik tespitleri, göçeli 5 nesil olduktan sonra bile “hayat bizi s.k.yor” zemininde ele alıp güya sermaye öfkesi, sınıf çelişkisi diye rezalet düzeyde metin yazımıyla sürüyorlar piyasa. zahmet edip bir redakte edeydiniz bari!
ve her halukarda, bu pazarın ilkelerine mugayir kelam eden herhangi bir aydını/yazarı hedef haline getirmeleri veya gündemde görünmez kılıp defterini dürmeleri an meselesi. zaten sıradan insanlar olarak bizler basitçe manipüle edilip (moda deyimle) cancel faaliyetine gönüllü dahil oluyoruz.
hulasa, entelektüalizm denilen sirkin kuralını kaidesini belirleme, sürdürme ve makbulü ilan etme dinamiği müşteriden bağımsız işliyor. (bunun bir de akademi ayağı var ki, o da ayrı bir dünya)
yani, bir şeyin dandik olduğuna kanaat getirmek için bile, kısıtlı miktardaki okuma ömrünün hatırı sayılır bir kısmını tüketmen gerekiyor. buna rağmen tatmin de olmuyorlar.
anaakım medyanın yaratabildiği algının pazarlık masasında değişim aracı olarak değeri olduğu dönemlerde (bundan 15-20 yıl önce) sabah akşam “türk toplumu gazete okumuyor” sakızı çiğnerlerdi. toplumdan bekledikleri şey de, bildiği yanıldığına yetmeyen, götünün kılları ağarmış 3-5 köşe yazarının ideolojik sancıları ve serzenişleriyle gelen gazetenin günlük propagandasıydı. onu bile okumuyordu cahil toplum!
ama şu “türk toplumu kitap okumuyor” goygoyu hala sürüyor. çünkü her zaman, kendini entelektüel anlamda toplum ortalamasının üstünde gören ve öyle hissetmekten memnun olan, modernizmle tanımlı ve yarım aydın olmaklığa razı bir orta sınıf vardır. bunların, dolaylı da olsa, toplumsal temayüldeki belirleyiciliği ihmal edilebilir düzeyde değildir. alamet-i farikası ise toplumsal cehalet söylemi üzerinden kendi ayrışmasını tahkim etmedeki gayretidir.
ki, dünyanın aşağı yukarı her ülkesinde bu kesim ve bu kesimin toplumsal kanaatteki belirleyiciliği tipik denecek kadar benzerlik gösterir. o nedenle kıraat pazarının hedef müşteri kitlesi de onlardır.
hasılı kelam, böylesi bir düzende okumak marifet sayılmaz ama marifet olmadığını anlamak için de o batağa girmekten gayri çare yok, çünkü objektifliği muhafaza etmeni sağlayacak bir eğitim de mümkün değil.
geçen gün ömürdendir, diyelim bari.
devamını gör...
kırmızı hap mı mavi hap mı
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
evde takılmaca
devamını gör...
normal sözlük
son zamanlarda farklı türdeki delilerinin daha da çoğaldığı sözlük.
birincisi ulan siz beni nerden buluyorsunuz?
ikincisi hangi kafayı yaşıyorsunuz?
üçüncüsü de benim beleş psikolog ya da sohbet arkadaşı olduğumu size düşündürten şey ne oluyor?
dördüncüsü de sohbet etmek istemeyen insana neden hayatınıza sövmüş gibi şey ediyorsunuz?
mesaj alımımın açık olması mı her silkimsonik düşüncenize bir değer katacağımı düşündürtüyor bunlara onu da anlamıyorum.
deliriyorum anlıyor musunuz deliriyorummmmm.
*
birincisi ulan siz beni nerden buluyorsunuz?
ikincisi hangi kafayı yaşıyorsunuz?
üçüncüsü de benim beleş psikolog ya da sohbet arkadaşı olduğumu size düşündürten şey ne oluyor?
dördüncüsü de sohbet etmek istemeyen insana neden hayatınıza sövmüş gibi şey ediyorsunuz?
mesaj alımımın açık olması mı her silkimsonik düşüncenize bir değer katacağımı düşündürtüyor bunlara onu da anlamıyorum.
deliriyorum anlıyor musunuz deliriyorummmmm.
*
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bi yarasın kalbimde...
open.spotify.com/intl-tr/tr...
open.spotify.com/intl-tr/tr...
devamını gör...

