zaman tüneli
birini kendi canından çok sevmek
kulağa bencil geliyorsa gelsin. ben bu hayata bir kere gelmişim. kendimi yakıp başkasını taşıyacak halim yok.kimse benim yerime uykusuz kalmıyor, kimse benim derdimi benim kadar taşımıyor. o yüzden kusura bakmayın, kimseyi kendi canımdan çok sevemem.
devamını gör...
birini kendi canından çok sevmek
yapmayın böyle şeyler. kimse sevilmeye değer değil kendinizden başka.
devamını gör...
kanada
başbakanı carney, davos'ta zırvalayıp trump ile görüşmeden ülkesine dönecekmiş.
the guardian
kanada ordusu da olası abd işgaline karşı hazırlanıyormuş.
"military models invasion of canada as trump threatens greenland"
haber
istiyorlar ki stars kaysın stripes kalsın.
kanada'yı işgal etmek grönland'dan kolay olacaktır. avrupalılar kılını bile kıpırdatamazlar.
the guardian
kanada ordusu da olası abd işgaline karşı hazırlanıyormuş.
"military models invasion of canada as trump threatens greenland"
haber
istiyorlar ki stars kaysın stripes kalsın.
kanada'yı işgal etmek grönland'dan kolay olacaktır. avrupalılar kılını bile kıpırdatamazlar.
devamını gör...
canavarca hisle ve eziyet çektirerek adam temizlemek
bir mafya işi değildir..
şimdi bak, mafyada bu işler öyle herkesin sandığı gibi yürümüyor. canavarca his dediğin şey bizde cv’ye yazılmaz. hatta insan kaynakları özellikle üstünü çizer. çünkü canavarca hissedersen hata yaparsın, halbuki mafya dediğin düzen sever. excel sever. sessiz sever..
eziyet çektirme kısmına gelince… ona da pek sıcak bakılmaz. kimsenin vakti yok. trafik var, toplantı var, akşam evde dizi var. bir işi uzatmak amatörlüktür. mafya mantığı şudur: ne kadar az drama, o kadar çok profesyonellik..
bir de işin imaj tarafı var. canavarca davranırsan etrafta dedikodu çıkar. “bunlar biraz fazla ya” derler. halbuki mafya dediğin şey gizemlidir, kulaktan kulağa fısıldanır. bağırarak, çağırarak marka olunmaz.
o yüzden gerçek mafya açısından bakarsak:
canavarca hisler -kontrolsüz
eziyet -zaman kaybı
sessizlik - prestij
yani özetle, filmlerdeki gibi değil bu işler. gerçek mafya daha çok “hiç yaşanmamış gibi davranma” sanatıdır. canavarca his..? onu eve bırakıyoruz. takım elbiseyle taşınmıyor.*
şimdi bak, mafyada bu işler öyle herkesin sandığı gibi yürümüyor. canavarca his dediğin şey bizde cv’ye yazılmaz. hatta insan kaynakları özellikle üstünü çizer. çünkü canavarca hissedersen hata yaparsın, halbuki mafya dediğin düzen sever. excel sever. sessiz sever..
eziyet çektirme kısmına gelince… ona da pek sıcak bakılmaz. kimsenin vakti yok. trafik var, toplantı var, akşam evde dizi var. bir işi uzatmak amatörlüktür. mafya mantığı şudur: ne kadar az drama, o kadar çok profesyonellik..
bir de işin imaj tarafı var. canavarca davranırsan etrafta dedikodu çıkar. “bunlar biraz fazla ya” derler. halbuki mafya dediğin şey gizemlidir, kulaktan kulağa fısıldanır. bağırarak, çağırarak marka olunmaz.
o yüzden gerçek mafya açısından bakarsak:
canavarca hisler -kontrolsüz
eziyet -zaman kaybı
sessizlik - prestij
yani özetle, filmlerdeki gibi değil bu işler. gerçek mafya daha çok “hiç yaşanmamış gibi davranma” sanatıdır. canavarca his..? onu eve bırakıyoruz. takım elbiseyle taşınmıyor.*
devamını gör...
birini kendi canından çok sevmek
her annenin deneyimleyebileceği bir duygu..
devamını gör...
ben yemek yapmam diyen kadın seksiliği
dışardan yemenin astronomik fiyatlara çıktığı şu dönemde fazla lüks bir özellik..
hem kadın bunu ancak çocuğu olana kadar kullanır. elin oğluna "ziftin pekini ye" diyebilir ama yavrusu için dünyaları hazırlar yedirir.
yemek yapmayan anne olmaz benim lügatimde. nice evlenmeden önce yemeğin y'sini bilmeyip anne olunca usta aşçı olan kadınlar gördü bu gözler.
hem kadın bunu ancak çocuğu olana kadar kullanır. elin oğluna "ziftin pekini ye" diyebilir ama yavrusu için dünyaları hazırlar yedirir.
yemek yapmayan anne olmaz benim lügatimde. nice evlenmeden önce yemeğin y'sini bilmeyip anne olunca usta aşçı olan kadınlar gördü bu gözler.
devamını gör...
temu
temu'nun türkiye ofisine baskın: bilgisayarlara el konuldu
reuters’ın aktardığına göre, çin merkezli e-ticaret platformu temu’nun türkiye’deki ofisine yetkili kurumlar tarafından operasyon düzenlendi. baskının gerekçesine ve sonuçlarına ilişkin resmi bir açıklama ise henüz yapılmadı.
çinli pdd'nin sahibi olduğu temu'nun sözcüsü baskında bilgisayarlara el konulduğunu söyledi ve "türk makamlarıyla tam bir iş birliği içinde hareket edeceklerini" belirtti.
rekabet kurumu, konuyla ilgili reuters'ın açıklama talebine yanıt vermedi.
t24
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
şu televizyonu aç da haberlere bakalım.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
pencereleri kapat, masa üstünü topla..
devamını gör...
sözlük yazarlarının zenci halleri
yapay zekada yapılır herhal..
devamını gör...
güvenecek kimsesi olmamak
uzunca bir süre bu duyguyu deneyimlediğinde, bir süre sonra güven kelimesi teorik bir kavram olur. varlığını bilirsin ama kullanmazsın. ve insan, kimseye yaslanmadan ayakta durmayı öğrendiğinde, aslında biraz da yıkılmış olur.
devamını gör...
gülizar (kısa film)
yahya ozan çalışkan tarafından yönetilen kısa film ve aynı zamanda bir belgesel; 2018 yapımlı olan film birincilik ödülü de almıştır.

bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.
gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.
inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.
onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...
küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.
acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...
komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..
her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.
vâr ol gülizar...

bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.
gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.
inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.
onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...
küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.
acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...
komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..
her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.
vâr ol gülizar...
devamını gör...
katyn
izledim evet. yalnız bu olayda ihale ruslara yıkılır fakat almanların da, nazilerin de payı büyüktür. polonya'yı öyle bir bölmüşlerdir ki, alman yanlısı olanlar ayrı bir kutup, rus yanlısı olanlar ayrı bir kutup olmuştur. bir ülke hem binlerce insanını bir ormanda kaybetmiş, hem de istemediği ideolojiler dayatılarak kutuplaştırılmış, iki taraftan insanlar da birbirini kriminalize etmiştir.
ekleme: özellikle bisikletli kovalama ve sinema sahnelerinde içim acıdı.
ekleme: özellikle bisikletli kovalama ve sinema sahnelerinde içim acıdı.
devamını gör...
zılgıt çeken zenci iyi otobüs kullanır mı sorunsalı
zılgıt çeken biri otobüsü iyi kullanabilir.
kötü de kullanabilir.
ama kesin olan şu: böyle bir soruyu soran zihin, zaten yolculuğun yarısını kaçırmıştır.
— bir alkış alalım, bir sonraki durak!
kötü de kullanabilir.
ama kesin olan şu: böyle bir soruyu soran zihin, zaten yolculuğun yarısını kaçırmıştır.
— bir alkış alalım, bir sonraki durak!
devamını gör...
ölü ozanlar derneği
yıllarca izlemeyi ertelediğim bir filmdi. robie williams oyunculuğunu pek seven biri değilim bir de konu itibarıyla çok ilgimi çekmemişti. yani sinematografik açıdan müthiş, çekim yapılan okul ve mevsimlerin arka planda bolca güzel manzaralara şahitlik etmesi o kısma bayıldım. biraz da eski kaliteli filmlerin vibeı var o çok hoşuma gitti.
bir avuç aptal, ne istediğini bilmeyen, hayat nedir onu kavrayamamış ergenin anı yaşa mottosuyla hayatlarının nasıl kaydığını izliyoruz. öğretmenin öğretim tarzı alışılmışlıktan uzak özgün olsa bile o yaşta daha kendini bulamamış çocuklara böyle aptalca anı yaşa carpe diem saçmalıklarıyla gaza getirmesi büyük talihsizlik ve evet intihar eden gencin ölmesinin sebeplerinden biri de o öğretmen. toplumsal bir sorunu çözmek için belli bir zümreye hitap eden bir okulda öğrencileri kobay olarak kullandı resmen. kendi içinde ki isyan, öfke ve başarısızlıklarını öğrenciler üzerinden tatmin etmek istedi belki bilmeyerek yaptı ama bilinçsiz bir şekilde öğretini böyle aktarmak nerden baksan ahmaklık.
çocuğum olsa yetişkin olmadan asla izletmeyeceğim filmlerden biri.
hayatı nerede ciddiye alıp almayacağını bilmek lazım, anı yaşamak bu değil.
bir avuç aptal, ne istediğini bilmeyen, hayat nedir onu kavrayamamış ergenin anı yaşa mottosuyla hayatlarının nasıl kaydığını izliyoruz. öğretmenin öğretim tarzı alışılmışlıktan uzak özgün olsa bile o yaşta daha kendini bulamamış çocuklara böyle aptalca anı yaşa carpe diem saçmalıklarıyla gaza getirmesi büyük talihsizlik ve evet intihar eden gencin ölmesinin sebeplerinden biri de o öğretmen. toplumsal bir sorunu çözmek için belli bir zümreye hitap eden bir okulda öğrencileri kobay olarak kullandı resmen. kendi içinde ki isyan, öfke ve başarısızlıklarını öğrenciler üzerinden tatmin etmek istedi belki bilmeyerek yaptı ama bilinçsiz bir şekilde öğretini böyle aktarmak nerden baksan ahmaklık.
çocuğum olsa yetişkin olmadan asla izletmeyeceğim filmlerden biri.
hayatı nerede ciddiye alıp almayacağını bilmek lazım, anı yaşamak bu değil.
devamını gör...




