zaman tüneli
18 mart 2026 liverpool galatasaray maçı
ben olsam 3-0 geri düşer düşmez icardi'yi alırdım ve deli düdüklemiş gibi bir hücum stratejisiyle kumar oynardım. başka da bir şansın kalmıyor o dakikadan sonra çünkü.
okan buruk ise icardi'yi anca maçın sonlarına doğru oyuna alabildi, o da lang da kolunu sakatlayınca...
okan buruk ise icardi'yi anca maçın sonlarına doğru oyuna alabildi, o da lang da kolunu sakatlayınca...
devamını gör...
rojin
güneş ışığı demek, benim için lilith demek, sevdiğim kadının ismi aynı zamanda ama o, onun gözü yükseklerde bense virane, harap ve telefim, sıradan bir hayat istedim, kendimi çöpün içinde buldum. onu görmek bana eziyet görememek bana eziyet. terapistim bana aşk yok demişti, ben neden böyle oldum keşke ölseydim…
devamını gör...
bin yaşındayım
barış sehlikoğlu ft. kemal kaya ve can kısacık şarkısıdır.
şarkının daha ilk saniyelerinden itibaren insanı yakalayan şey, o melankolik ve hafif elektronik dokulu fonu bence.
çok kalabalık değil, boğmuyor ama boş da değil; tam olması gerektiği kadar dolu.
bu denge, şarkının duygusunu daha çıplak ve gerçek hissettiriyor.
arka plandaki müzikte bir “akıp giden zaman” hissi var. sanki bir anıyı sürüklüyor arkasında. ne çok hızlı ne de tamamen durağan… ama sürekli ilerleyen bir şey var. hatta yavaş yavaş bin yaşına ulaştırıyor gibi. bu da dinlerken insanın kendi geçmişine dönmesine sebep oluyor. özellikle gece dinlendiğinde, o fon insanı kendi iç dünyasına kapatıyor.*
sözlerdeki “yorgunluk” hissi çok net. ama bu fiziksel bir yorgunluk değil; daha çok ruhsal bir eskimişlik.
sanki şarkıyı anlatan kişi gerçekten uzun bir hayat yaşamış gibi değil de, kısa bir hayata fazla şey sığdırmış gibi.
bu yüzden “bin yaşındayım” cümlesi abartı değil, tam tersine oldukça gerçek bir his gibi geliyor.
ve çok önemli bir şey var: bağırmadan anlatmak. bu şarkı duyguyu yükselterek değil, içine çekerek veriyor.
dinleyeni sarsmak yerine yavaş yavaş içine işliyor. bu yüzden etkisi anlık değil, kalıcı oluyor.
şarkı bittikten sonra bile o hissin devam etmesi biraz da bundan.
en güçlü taraflarından biri de şu: dinleyen herkes kendi hikayesini koyabiliyor içine.
kimi için pişmanlık, kimi için geç kalmışlık, kimi için de “çok şey yaşadım ama hâlâ eksik hissediyorum” duygusu… bu yüzden şarkı tek bir duyguya ait değil; daha çok karmaşık ve ağır bir ruh halinin yansıması.
velhâsıl kelâm
bu şarkı insanı üzmek için değil, içindekini hatırlatmak için var gibi. ve belki de en acı olan kısmı “ben de biraz bin yaşındayım” hissine kapılmak.
dinledikten sonra geriye bir sessizlik kalıyor. ama bu boş bir sessizlik değil; dolu, ağır ve anlamlı bir sessizlik.
sanki şarkı bitiyor ama içindeki yankısı devam ediyor.
sanki bin yaşındayım
geç uyanmışım
her renk oldum da, artık karayım..
bin yaşındayım
yarım kaldım
buruşmuşum..
şarkının daha ilk saniyelerinden itibaren insanı yakalayan şey, o melankolik ve hafif elektronik dokulu fonu bence.
çok kalabalık değil, boğmuyor ama boş da değil; tam olması gerektiği kadar dolu.
bu denge, şarkının duygusunu daha çıplak ve gerçek hissettiriyor.
arka plandaki müzikte bir “akıp giden zaman” hissi var. sanki bir anıyı sürüklüyor arkasında. ne çok hızlı ne de tamamen durağan… ama sürekli ilerleyen bir şey var. hatta yavaş yavaş bin yaşına ulaştırıyor gibi. bu da dinlerken insanın kendi geçmişine dönmesine sebep oluyor. özellikle gece dinlendiğinde, o fon insanı kendi iç dünyasına kapatıyor.*
sözlerdeki “yorgunluk” hissi çok net. ama bu fiziksel bir yorgunluk değil; daha çok ruhsal bir eskimişlik.
sanki şarkıyı anlatan kişi gerçekten uzun bir hayat yaşamış gibi değil de, kısa bir hayata fazla şey sığdırmış gibi.
bu yüzden “bin yaşındayım” cümlesi abartı değil, tam tersine oldukça gerçek bir his gibi geliyor.
ve çok önemli bir şey var: bağırmadan anlatmak. bu şarkı duyguyu yükselterek değil, içine çekerek veriyor.
dinleyeni sarsmak yerine yavaş yavaş içine işliyor. bu yüzden etkisi anlık değil, kalıcı oluyor.
şarkı bittikten sonra bile o hissin devam etmesi biraz da bundan.
en güçlü taraflarından biri de şu: dinleyen herkes kendi hikayesini koyabiliyor içine.
kimi için pişmanlık, kimi için geç kalmışlık, kimi için de “çok şey yaşadım ama hâlâ eksik hissediyorum” duygusu… bu yüzden şarkı tek bir duyguya ait değil; daha çok karmaşık ve ağır bir ruh halinin yansıması.
velhâsıl kelâm
bu şarkı insanı üzmek için değil, içindekini hatırlatmak için var gibi. ve belki de en acı olan kısmı “ben de biraz bin yaşındayım” hissine kapılmak.
dinledikten sonra geriye bir sessizlik kalıyor. ama bu boş bir sessizlik değil; dolu, ağır ve anlamlı bir sessizlik.
sanki şarkı bitiyor ama içindeki yankısı devam ediyor.
sanki bin yaşındayım
geç uyanmışım
her renk oldum da, artık karayım..
bin yaşındayım
yarım kaldım
buruşmuşum..
devamını gör...
18 mart 2026 liverpool galatasaray maçı
bu ne lan
4 gol 2 kırık kol ile devam ediyoruz maça
4 gol 2 kırık kol ile devam ediyoruz maça
devamını gör...
okan buruk
kendi takımını tanıyamamış teknik direktör.
bu takım, oyunu kendi yarı alanında kabullendi mi çok büyük bir mucize olmazsa kaybediyor ya da kötü oynuyor. bunu biz oturduğumuz yerden bilirken sen hem bu takımın eski oyuncusu hem de kaç yıllık teknik direktörü olarak hâlâ göremedin mi? sahi kuzum, siz bu maçlara oyuncuları nasıl hazırlıyorsunuz tam olarak? "koş, şut çek, pas ver"den mi ibaret bu işler? hangi rakip oyuncunun güçlü yanını nasıl törpüleriz, hangisinin zaafı nedir falan, bunları izlemiyor musunuz hiç?
kimse kusura bakmasın ama ben buraya kadar gelip buradan dönmeyi başarı olarak görmüyorum. başarı, yapılmamış olanı yapmaktır; daha önce yaptığını tekrar etmek değil. hele de buraya kadar gelmişken bu noktada bu berbat oyunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. evinde herkes kazanır. önemli olan bu şartlarda da kazanabilmekti.
neyse. ağzımı bozmadan sussam iyi olacak.
bu takım, oyunu kendi yarı alanında kabullendi mi çok büyük bir mucize olmazsa kaybediyor ya da kötü oynuyor. bunu biz oturduğumuz yerden bilirken sen hem bu takımın eski oyuncusu hem de kaç yıllık teknik direktörü olarak hâlâ göremedin mi? sahi kuzum, siz bu maçlara oyuncuları nasıl hazırlıyorsunuz tam olarak? "koş, şut çek, pas ver"den mi ibaret bu işler? hangi rakip oyuncunun güçlü yanını nasıl törpüleriz, hangisinin zaafı nedir falan, bunları izlemiyor musunuz hiç?
kimse kusura bakmasın ama ben buraya kadar gelip buradan dönmeyi başarı olarak görmüyorum. başarı, yapılmamış olanı yapmaktır; daha önce yaptığını tekrar etmek değil. hele de buraya kadar gelmişken bu noktada bu berbat oyunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. evinde herkes kazanır. önemli olan bu şartlarda da kazanabilmekti.
neyse. ağzımı bozmadan sussam iyi olacak.
devamını gör...
galatasaray gol yedikçe içimizde oluşan sevinç
ulan takımın ya bunlardan 8 yemiş ya da bunların olduğu ligde kalmaya çalışan takıma elenmiş ama yine mutlu olacak bir şeyler bulabiliyorsunuz helal olsun size ya. allah belanızı veriyor veriyor ama gram akıllanmıyorsunuz.*
devamını gör...
ümmü şen
gönül geçmiyor şarkısı yüzünden eziyet çekiyorum.
devamını gör...
etnik bir sentez (yazar)
en azından ikinci sayfası var.. daha minimallerini biliyorum.. nereden biliyorsun diye sorma sdf
devamını gör...
18 mart 2026 liverpool galatasaray maçı
o değil, türkiye liginde oynayacak sağlam filbolcu da kalmayacak.
devamını gör...
kadın yazarların nickaltı
isteyen kadın yazarlarımıza benim nickaltını kiraya verebilirim.
devamını gör...
18 mart 2026 liverpool galatasaray maçı
dikkat ediyor musunuz liverpool'un ilk golü sonrası hiçbir galatasaraylı futbolcu sakatlanmıyor. oyun çok daha sert oynanmasına rağmen ilk gol sonrası sakatlanan futbolcu göremedim ben. oyunu sakatlık numarası yaparak soğutmaya çalışmak gerçekten büyük bir rezillik. hiçbir futbol organizasyonunda kolay kolay karşılaşılmayacak bir durum.
ingiliz taraftarlar o kadar şaşkınlar ki ilk başta ne tepki vereceklerini bilemediler. böyle bir durumla hiç karşılaşmamış gibiydiler. sonradan uyanıp tepki vermeye başladı adamlar. gerçekten büyük rezillik. okan bir daha herhangi bir maçta rakibin oyunu soğutmak istediğini söylerse bu maçı hatırlatsınlar. süper lig'de bile zaman geçirmek için bu kadar yatan bir takım yok!
bu arada galatasaray taraftarı kaleci uğurcan'ı pamuklara sarması lazım. uğurcan olmasa, beşiktaş'ın 8 gol yeme rekoru şimdiye kadar çoktan kırılmıştı.
ingiliz taraftarlar o kadar şaşkınlar ki ilk başta ne tepki vereceklerini bilemediler. böyle bir durumla hiç karşılaşmamış gibiydiler. sonradan uyanıp tepki vermeye başladı adamlar. gerçekten büyük rezillik. okan bir daha herhangi bir maçta rakibin oyunu soğutmak istediğini söylerse bu maçı hatırlatsınlar. süper lig'de bile zaman geçirmek için bu kadar yatan bir takım yok!
bu arada galatasaray taraftarı kaleci uğurcan'ı pamuklara sarması lazım. uğurcan olmasa, beşiktaş'ın 8 gol yeme rekoru şimdiye kadar çoktan kırılmıştı.
devamını gör...
abdülkerim bardakçı
kaptanlık bol geldi kendisine
bağırp çağırsana tepki göstersene ya
hizaya çeksene takımı
ruh gibi geziyorlar sahada
bağırp çağırsana tepki göstersene ya
hizaya çeksene takımı
ruh gibi geziyorlar sahada
devamını gör...
uğurcan çakır
liverpooldan 9 gol yememek için 6alatasaraya transfer edilen kaleci.
devamını gör...
iskender büyük
amerikan vesayetçisi bir piyon. güç ve statü için ekmeğini yiyip suyunu içtiği vatanını satan karaktersizlere göndermedir.
devamını gör...
içmedeyiz normal sözlük
devamını gör...
dominik szoboszlai
bu gece çılgın atıyor, koçum benim. *
devamını gör...
aslan akbey
istihbaratın içine sızmış bir ajan olmasından ötürü devlet palaya fişini çektirmiştir.
devamını gör...
galatasaray
futbol takımı futbola başarıya doymuş anlaşılan bu sene şampiyon olup
önemli bi yapılanmaya gitmezse
çöküş çok çabuk başlar
takımın yarısı ile vedalaşılmalı
önemli bi yapılanmaya gitmezse
çöküş çok çabuk başlar
takımın yarısı ile vedalaşılmalı
devamını gör...
galatasaray gol yedikçe içimizde oluşan sevinç
siz kasımpaşa'ya gol atınca bile çılgınca sevindiğiniz için pek de etkilenmediğimiz olay.
bu gece sevinin, yalnız "iyi oldu, avrupa'da yollarına devam etsinler, lige odaklanamasınlar" diyordunuz ya, şimdi tam tersi olacak. o yüzden ölçülü sevinin siz yine de.
bu gece sevinin, yalnız "iyi oldu, avrupa'da yollarına devam etsinler, lige odaklanamasınlar" diyordunuz ya, şimdi tam tersi olacak. o yüzden ölçülü sevinin siz yine de.
devamını gör...

