zaman tüneli
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
doğru zamanda karşıma çıktı
devamını gör...
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
var olan ateşe odun attı. hareketli veya hareketsiz...
devamını gör...
cem karaca
herkesin tutunduğu bir şey vardır bu hayatta. kimi paraya sarılır, kimi insana, kimi kendine bile itiraf edemediği bir boşluğa. benimki de ses oldu bir noktadan sonra. daha doğrusu bir sesin içinden geçen hayat.
bazı insanlar sadece şarkı söylemez. yaşar, yaşatır, bazen de senden daha iyi anlatır seni. cem karaca öyleydi. 1945’te istanbul’da doğmuş bir adamdan bahsediyoruz ama aslında bir dönemin sesi, bir memleketin siniri, bir sokağın yankısıydı. annesi (bkz: toto karaca) tiyatrocu, babası (bkz: mehmet karaca) tiyatrocu. yani adamın doğduğu ev bile sahne arkası gibi. ama onun sahnesi başka oldu. tiyatroyu değil, doğrudan hayatın ortasına çıktı.
apaşlar, moğollar, dervişan.. bunlar sadece grup isimleri değil. bir arayışın durakları. 60’ların sonunda başlayan o yolculuk, 70’lerde iyice sertleşiyor. çünkü memleket de sertleşiyor. fabrikalar, grevler, sokaklar, sloganlar.. cem karaca da o sesin içine giriyor. (bkz: tamirci çırağı), (bkz: 1 mayıs), (bkz: namus belası).. bunlar şarkı değil, bildiğin kayda alınmış hayat.
ama mesele sadece müzik değil. inanma biçimi.
kimisi inanır ve susar. kimisi inanır ve bağırır. cem karaca bağıranlardandı. o yüzden başı derde girdi. 1980 darbesinden sonra hakkında yakalama kararı çıkıyor. vatandaşlıktan çıkarılıyor. almanya’ya gitmek zorunda kalıyor. düşün; kendi ülkesinde söylediği şarkılar yüzünden ülkesiz kalıyorsun. işte orada mesele sanat olmaktan çıkıyor, ibadete dönüşüyor.
çünkü neye inanıyorsan, ona göre yaşıyorsun.
onun inancı halktı. adaletti. öfkeydi. bazen de kırgınlıktı.
almanya yılları tuhaf. bir yandan üretmeye devam ediyor ama o eski memleket kokusu yok. zaten bir insanın sesi de biraz memleket kokar. 1987’de geri dönüyor. hakkında açılan davalar düşüyor, vatandaşlığı iade ediliyor. ama geri döndüğünde sadece bir sanatçı olarak değil, biraz da hatıra olarak geliyor. çünkü zaman geçmiş, ülke değişmiş, insanlar değişmiş.
ama bazı şeyler değişmiyor.
mesela bir adamın sesi, yıllar geçse de içini aynı yerden yakabiliyor. “tamirci çırağı”nı bugün dinlediğinde hâlâ bir şey oturuyor içine. çünkü o hikâye bitmedi. sadece şekil değiştirdi. benim meseleye gelişim de biraz buradan. ben cem karaca’yı dinlemiyorum sadece. bir şeyleri hatırlıyorum. yaşamadığım şeyleri bile hissettiriyor. bu da garip bir bağ kuruyor insanla.
bazen gece yürürken kulaklıkta açıyorum. sokak aynı sokak değil ama his aynı. birinin derdi, birinin öfkesi, birinin çaresizliği.. hepsi tanıdık geliyor. çünkü iyi sanat dediğin şey sana yeni bir şey öğretmez bazen. zaten bildiğin ama adını koyamadığın şeyi yüzüne çarpar. cem karaca’nın yaptığı buydu. o yüzden mesele “iyi şarkı mı” değil. mesele “neye bağlısın”.
kimi insan kariyerine bağlı, kimi huzuruna, kimi unutmaya. cem karaca bir şeye bağlıydı ama o bağ çözülmedi. o yüzden sesi hâlâ çözülmüyor. benimkisi de biraz oradan bulaştı galiba. hissetmeye inanıyorum ben. ama bazı hisler tek başına yetmiyor. birinin onları senin yerine söylemesi gerekiyor. işte o noktada bir ses giriyor devreye ve diyorsun ki “tamam, yalnız değilmişim.”
benim için o ses, uzun zamandır değişmedi.
o yüzden mesele nostalji değil. mesele aidiyet.
çünkü bazı insanlar ölmez. sadece playlist’te biraz aşağı kayar.
bazı insanlar sadece şarkı söylemez. yaşar, yaşatır, bazen de senden daha iyi anlatır seni. cem karaca öyleydi. 1945’te istanbul’da doğmuş bir adamdan bahsediyoruz ama aslında bir dönemin sesi, bir memleketin siniri, bir sokağın yankısıydı. annesi (bkz: toto karaca) tiyatrocu, babası (bkz: mehmet karaca) tiyatrocu. yani adamın doğduğu ev bile sahne arkası gibi. ama onun sahnesi başka oldu. tiyatroyu değil, doğrudan hayatın ortasına çıktı.
apaşlar, moğollar, dervişan.. bunlar sadece grup isimleri değil. bir arayışın durakları. 60’ların sonunda başlayan o yolculuk, 70’lerde iyice sertleşiyor. çünkü memleket de sertleşiyor. fabrikalar, grevler, sokaklar, sloganlar.. cem karaca da o sesin içine giriyor. (bkz: tamirci çırağı), (bkz: 1 mayıs), (bkz: namus belası).. bunlar şarkı değil, bildiğin kayda alınmış hayat.
ama mesele sadece müzik değil. inanma biçimi.
kimisi inanır ve susar. kimisi inanır ve bağırır. cem karaca bağıranlardandı. o yüzden başı derde girdi. 1980 darbesinden sonra hakkında yakalama kararı çıkıyor. vatandaşlıktan çıkarılıyor. almanya’ya gitmek zorunda kalıyor. düşün; kendi ülkesinde söylediği şarkılar yüzünden ülkesiz kalıyorsun. işte orada mesele sanat olmaktan çıkıyor, ibadete dönüşüyor.
çünkü neye inanıyorsan, ona göre yaşıyorsun.
onun inancı halktı. adaletti. öfkeydi. bazen de kırgınlıktı.
almanya yılları tuhaf. bir yandan üretmeye devam ediyor ama o eski memleket kokusu yok. zaten bir insanın sesi de biraz memleket kokar. 1987’de geri dönüyor. hakkında açılan davalar düşüyor, vatandaşlığı iade ediliyor. ama geri döndüğünde sadece bir sanatçı olarak değil, biraz da hatıra olarak geliyor. çünkü zaman geçmiş, ülke değişmiş, insanlar değişmiş.
ama bazı şeyler değişmiyor.
mesela bir adamın sesi, yıllar geçse de içini aynı yerden yakabiliyor. “tamirci çırağı”nı bugün dinlediğinde hâlâ bir şey oturuyor içine. çünkü o hikâye bitmedi. sadece şekil değiştirdi. benim meseleye gelişim de biraz buradan. ben cem karaca’yı dinlemiyorum sadece. bir şeyleri hatırlıyorum. yaşamadığım şeyleri bile hissettiriyor. bu da garip bir bağ kuruyor insanla.
bazen gece yürürken kulaklıkta açıyorum. sokak aynı sokak değil ama his aynı. birinin derdi, birinin öfkesi, birinin çaresizliği.. hepsi tanıdık geliyor. çünkü iyi sanat dediğin şey sana yeni bir şey öğretmez bazen. zaten bildiğin ama adını koyamadığın şeyi yüzüne çarpar. cem karaca’nın yaptığı buydu. o yüzden mesele “iyi şarkı mı” değil. mesele “neye bağlısın”.
kimi insan kariyerine bağlı, kimi huzuruna, kimi unutmaya. cem karaca bir şeye bağlıydı ama o bağ çözülmedi. o yüzden sesi hâlâ çözülmüyor. benimkisi de biraz oradan bulaştı galiba. hissetmeye inanıyorum ben. ama bazı hisler tek başına yetmiyor. birinin onları senin yerine söylemesi gerekiyor. işte o noktada bir ses giriyor devreye ve diyorsun ki “tamam, yalnız değilmişim.”
benim için o ses, uzun zamandır değişmedi.
o yüzden mesele nostalji değil. mesele aidiyet.
çünkü bazı insanlar ölmez. sadece playlist’te biraz aşağı kayar.
devamını gör...
starfield
ilk çıktığında bir heyecanla digital premium edition paket olarak almıştım. o zaman için tl kuru vardı steam'de ve 1250 tlcikti.
beklentilerimi karşıladı mı ? hayır tam bir fiyasko. en azından gemiyi yörüngeye biz indirmeliydik animasyon değil.
ben beğenmedim. iade de etmedim. duruyor öyle.
beklentilerimi karşıladı mı ? hayır tam bir fiyasko. en azından gemiyi yörüngeye biz indirmeliydik animasyon değil.
ben beğenmedim. iade de etmedim. duruyor öyle.
devamını gör...
diko
#3950099
önemli bişey yoktur inşallah kardeşim .sağlığına dikkat et sever ,sayarız seni .
önemli bişey yoktur inşallah kardeşim .sağlığına dikkat et sever ,sayarız seni .
devamını gör...
van gogh'un kulağını kesmesi
o gece (bkz: paul gauguin) ile ciddi bir kavga ediyorlar. tartışma büyüyor, adam “ben gidiyorum” deyince vincent’ın kurduğu bütün hayal (ortak atölye, sanat ütopyası falan) çöküyor. gauguin çıkıp gidiyor. o noktada vincent kontrolünü kaybediyor.
sonrasında kulağının büyük bir kısmını kesiyor. parçayı kağıda sarıp yakındaki geneleve götürüp “bunu iyi sakla” diye bir kadına verdiği anlatılır ama detayları kesin değil. ertesi gün hastaneye kaldırılıyor.
porfiria diyorlar, tiner diyorlar, absinthe zehirlenmesi diyorlar, bipolar diyorlar.. hepsi sonradan yakıştırma. net bir teşhis yok, elde tutulur kanıt da yok. dönemin doktorları bile “epileptik nöbet benzeri bir durum” demiş.
asıl gerçek şu: adam o anda psikotik bir atak geçiriyordu, halüsinasyon mu görüyordu, aşırı öfke ve çöküş mü vardı, bilmiyoruz. ama planlı bir sanatsal eylem falan değildi kesin. insanlar bunu “tutkuyla yanan sanatçı” masalına çevirmeyi seviyor ama işin aslı o kadar şiirsel değil, daha trajik.
adam iyi değildi.
sonrasında kulağının büyük bir kısmını kesiyor. parçayı kağıda sarıp yakındaki geneleve götürüp “bunu iyi sakla” diye bir kadına verdiği anlatılır ama detayları kesin değil. ertesi gün hastaneye kaldırılıyor.
porfiria diyorlar, tiner diyorlar, absinthe zehirlenmesi diyorlar, bipolar diyorlar.. hepsi sonradan yakıştırma. net bir teşhis yok, elde tutulur kanıt da yok. dönemin doktorları bile “epileptik nöbet benzeri bir durum” demiş.
asıl gerçek şu: adam o anda psikotik bir atak geçiriyordu, halüsinasyon mu görüyordu, aşırı öfke ve çöküş mü vardı, bilmiyoruz. ama planlı bir sanatsal eylem falan değildi kesin. insanlar bunu “tutkuyla yanan sanatçı” masalına çevirmeyi seviyor ama işin aslı o kadar şiirsel değil, daha trajik.
adam iyi değildi.
devamını gör...
yazarların benzediği araçlar
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
hanımının ayak baş parmağını burnuna sokan erkek.
devamını gör...
hür ve kabul edilmiş masonlar derneği'ne kayyum atanması
tarihsel çerçevede önemli bir olaydır.
devamını gör...
yazarların benzediği araçlar
devamını gör...
10 nisan 2026 beşiktaş antalyaspor maçı
3 ay kapısında bekledikleri 20 milyonluk agbadou yedek ,3 aydır tek dakika süre almayan kartal kayra 11 de daha beteri geçen haftanın en kötülerinden olan cengiz 11 de. sergen kafa buluyor koca camiayla başka bir açıklaması yok bu işin.
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
"geçen paris'te sevişiyorum"
devamını gör...
bu sözlük bizden sorulur bilader
senin bilader diyen ağzının yayını ayrı aklının sapını ayrı diyerek uzak tutulması elzem kişi cümlesi.
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
enişteniz.
devamını gör...
bu sözlük bizden sorulur bilader
4-5 yan hesap açıp kendi pr'ını yapmaya çalışan geri zekalıların terli terli kurduğu cümle.
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
insanların tipiyle dalga geçilmez. ne var at hırsızı tipliysek.
devamını gör...
starfield
ben böyle oyun görmedim. daha ilk gezegenin yarısını bile tamamlayamadan on saat civarı süre devirmişim. ömür gömülür bu oyuna. uzayda geçen skyrim olmuş baya.
devamını gör...




