zaman tüneli
yaş ilerledikçe feministliğe soyunan eski popçu
vardir bu tipler. eskiden hayatimizdadir, bi sure sonra kaybolur ya da eskisi kadar gorunmez, devri gecmistir artik. ve cikip her yerde feministlik yapar. 'her sarkimda kadinlari anlattim... kadin dayanismasi, biz birlikte gucluyuz ha!!' hesabi. mesela aydilge, mesela hadise. bu normalde oyuncularda falan da var ama bilhassa sarkicilar buna daha yatkin. noluyo bunlara anlamadim, 40'indan sonra vahiy geliyo herhalde. bu arada hadise neden hala 40 yasinda la. bu kadin 30 yildir hayatimizda degil mi, hala 40 yasinda la bu kadin. bebek kani mi icti napti, normalde rafet el roman'larla falan yasit olmasi gerekmez mi bu kadinin. evet.
devamını gör...
geceye bir kürtçe şarkı bırak
xero abbas şev çu
devamını gör...
babaya yarım vole vurmak
babayı çaktırmadan hırpalayıp dövmenin bir yolu gibi görünüyor.
benim rahmetli babam harika bir adamdı dolayısıyla ne işim var bu başlıkta. hemen gidiyorum daha da gelmem.
benim rahmetli babam harika bir adamdı dolayısıyla ne işim var bu başlıkta. hemen gidiyorum daha da gelmem.
devamını gör...
babaya yarım vole vurmak
ben babama asla öyle bir terbiyesizlik yapmazdım ama onun bana uçan tekme atmışlığı vardır, gerçi haketmiştik tabi. helali hoş olsun bugün yaşasaydı da bi tekme daha atsaydı ben razıyım valla.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
eski dostlar
unutulmuş birer birer diye başlayan bir türk sanat müziği eseridir.
devamını gör...
sözlüğe değil bana bak diyen kedi
bakışında sitem, patisinde ani bir atılma için sodyum ve potasyum birikir.
devamını gör...
eski dostlar
şimdi bu başlığı kim hortlattı, niçin hortlattı, ne amaçla hortlattı, kimi kastetti, kime mesaj verdi...
t: uzun yıllardır dost olanlar, düşman olmayanlar.
eklemedir koca konak: ben tanım yazarken diko da yazıyormuş ama ben modlardan biri başlığı akışa sürdü sandım. o zaman bu sorularım başlığı hortlatana.
t: uzun yıllardır dost olanlar, düşman olmayanlar.
eklemedir koca konak: ben tanım yazarken diko da yazıyormuş ama ben modlardan biri başlığı akışa sürdü sandım. o zaman bu sorularım başlığı hortlatana.
devamını gör...
değer verilen kişi tarafından iplenmemek
değer yargılarınızı gözden geçirme vakti geldiğinin göstergesidir. ısrar sadece seni değersizleştirir acı ama gerçek bu.
devamını gör...
eski dostlar
ne zaman dinlesem ya da bir yerlerde denk gelsem rahmetli süleyman seba'yı aklıma getiren eski bir şarkı.
devamını gör...
değer verilen kişi tarafından iplenmemek
bazen ben oralı olmuyorum bazen onlar buralı olmuyor bir türlü hemşehri çıkamıyoruz.
devamını gör...
eski dostlar
resimlerde ve zihinde kalırlar. neler yaşadık,neler gördük... sosyal olmanın güzel yönlerinden.
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
kahkaha attım ya la.
armullahsavar taktım adınızı. işbirliğniz için teşekkür ederim. ahahaaha.
armullahsavar taktım adınızı. işbirliğniz için teşekkür ederim. ahahaaha.
devamını gör...
epitaph
1969’da çıkan o albümün (bkz: in the court of the crimson king) en ağır, en çöken parçası epitaph’tı benim için. progresif rock diye geçer türü ama bu şarkıyı sadece bir “janr”ın içine koymak biraz haksızlık. içinde senfonik bir ağırlık var, karanlık bir anlatım var ve insanın içini yavaş yavaş kemiren o tanıdık huzursuzluk…
ilk dinlediğim anı net hatırlamıyorum ama hissettiğim şeyi hâlâ çok iyi hatırlıyorum. odada bir şey değişmişti. ışık aynıydı belki ama tonu farklılaşmıştı sanki. her şeyin üstüne ince, gri bir tabaka çekilmiş gibi. dışarıdan bakan biri hiçbir şey olmadığını düşünürdü, ama içeride bir şeyler yer değiştiriyordu.
mellotron’un o boğuk, geniş, neredeyse yas tutan sesi girdiğinde anlıyorsun zaten: bu şarkı seni iyi hissettirmek için yazılmamış.
“the wall on which the prophets wrote is cracking at the seams…”
bir cümle gibi duruyor ama aslında koskoca bir sahne. bir şeylerin gerçekten çatladığını görüyorsun. düzen dediğin, güven dediğin, “her şey yolunda” diye kandırdığın o ince perdenin yavaş yavaş yırtıldığını hissediyorsun. bu sana yabancı gelmiyor, değil mi?
çünkü herkesin içinde bir yerlerde o duvar çoktan çatlamış oluyor.
(bkz: greg lake)’in vokali o çatlağı resmen büyütüyor. ne bağırıyor ne fısıldıyor; tam ortada, ama ağır. sanki sana bir şey anlatmıyor da, bir şeyi kabul ettiriyor. sesinde hem teslimiyet hem de derin bir yorgunluk var.
şarkı ilerledikçe büyümüyor aslında. derinleşiyor. ses yükseliyor ama his aşağı doğru iniyor, daha dip bir yere çekiyor insanı.
“confusion will be my epitaph…”
bu cümleyi ilk duyduğumda anlamaya çalışmıştım. şimdi ise anlamıyorum, sadece hissediyorum. çünkü mesele karışıklık değil. mesele her şeyi çözmeye, anlamaya, kontrol etmeye çalışırken daha da kaybolmak. insan bazen her şeyi anlamak ister ya… epitaph sana usulca şunu söylüyor gibi:
anladığını sandığın her şey, aslında seni biraz daha uzaklaştırıyor.
şarkı bitmeden önce kısa bir boşluk kalıyor. ne müzik var ne söz. sadece bir ağırlık. o boşlukta kendinle baş başa kalıyorsun.
işte orası en dürüst yer. çünkü orada ne teori var, ne analiz, ne de “ben bunu anladım” rahatlığı. sadece ham, cilasız, biraz rahatsız edici bir his.
dinlerken insan kendini toparlamıyor. biraz daha dağılıyor. ama garip bir şekilde, o dağılma da iyi geliyor. çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey iyileşmek değil. doğru yerinden kırılmak.
(bkz: king crimson) da tam olarak bunu yapan bir grup zaten. progresif rock’ın içine sadece teknik yetenek değil, bir ruh hali, bir atmosfer koymuşlar. müzik yapmaktan çok, dinleyeni bir yere götürüyorlar.
bu şarkı da o atmosferin en karanlık, en derin köşesi. içine girince çıkmak istemiyorsun. ama çıktığında da aynı kişi olmuyorsun.
ilk dinlediğim anı net hatırlamıyorum ama hissettiğim şeyi hâlâ çok iyi hatırlıyorum. odada bir şey değişmişti. ışık aynıydı belki ama tonu farklılaşmıştı sanki. her şeyin üstüne ince, gri bir tabaka çekilmiş gibi. dışarıdan bakan biri hiçbir şey olmadığını düşünürdü, ama içeride bir şeyler yer değiştiriyordu.
mellotron’un o boğuk, geniş, neredeyse yas tutan sesi girdiğinde anlıyorsun zaten: bu şarkı seni iyi hissettirmek için yazılmamış.
“the wall on which the prophets wrote is cracking at the seams…”
bir cümle gibi duruyor ama aslında koskoca bir sahne. bir şeylerin gerçekten çatladığını görüyorsun. düzen dediğin, güven dediğin, “her şey yolunda” diye kandırdığın o ince perdenin yavaş yavaş yırtıldığını hissediyorsun. bu sana yabancı gelmiyor, değil mi?
çünkü herkesin içinde bir yerlerde o duvar çoktan çatlamış oluyor.
(bkz: greg lake)’in vokali o çatlağı resmen büyütüyor. ne bağırıyor ne fısıldıyor; tam ortada, ama ağır. sanki sana bir şey anlatmıyor da, bir şeyi kabul ettiriyor. sesinde hem teslimiyet hem de derin bir yorgunluk var.
şarkı ilerledikçe büyümüyor aslında. derinleşiyor. ses yükseliyor ama his aşağı doğru iniyor, daha dip bir yere çekiyor insanı.
“confusion will be my epitaph…”
bu cümleyi ilk duyduğumda anlamaya çalışmıştım. şimdi ise anlamıyorum, sadece hissediyorum. çünkü mesele karışıklık değil. mesele her şeyi çözmeye, anlamaya, kontrol etmeye çalışırken daha da kaybolmak. insan bazen her şeyi anlamak ister ya… epitaph sana usulca şunu söylüyor gibi:
anladığını sandığın her şey, aslında seni biraz daha uzaklaştırıyor.
şarkı bitmeden önce kısa bir boşluk kalıyor. ne müzik var ne söz. sadece bir ağırlık. o boşlukta kendinle baş başa kalıyorsun.
işte orası en dürüst yer. çünkü orada ne teori var, ne analiz, ne de “ben bunu anladım” rahatlığı. sadece ham, cilasız, biraz rahatsız edici bir his.
dinlerken insan kendini toparlamıyor. biraz daha dağılıyor. ama garip bir şekilde, o dağılma da iyi geliyor. çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey iyileşmek değil. doğru yerinden kırılmak.
(bkz: king crimson) da tam olarak bunu yapan bir grup zaten. progresif rock’ın içine sadece teknik yetenek değil, bir ruh hali, bir atmosfer koymuşlar. müzik yapmaktan çok, dinleyeni bir yere götürüyorlar.
bu şarkı da o atmosferin en karanlık, en derin köşesi. içine girince çıkmak istemiyorsun. ama çıktığında da aynı kişi olmuyorsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
hepiniz ne kadar da ponçik insanlarsınız, tatlış yazar tanelerim benim xo.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
şu başlığa eskiden en s..sonik entryi de girsen minimum on fav alırdı ya. ölmüş başlık. ya da artık kimse okumuyor.
neyse sözlük nefret ettiğim işten sonunda tazminatımı da alarak ayrılmayı başardım. 2 gündür evde ceset gibi takılıyorum. hiçbir şey yapasim yok.
halbuki çıkınca onu yapıcam bunu yapıcam derdim. boşluğa düştüm sanki. moralim bozuk. daha iyi bir iş bulup çalışmam lazım acilen.
neyse sözlük nefret ettiğim işten sonunda tazminatımı da alarak ayrılmayı başardım. 2 gündür evde ceset gibi takılıyorum. hiçbir şey yapasim yok.
halbuki çıkınca onu yapıcam bunu yapıcam derdim. boşluğa düştüm sanki. moralim bozuk. daha iyi bir iş bulup çalışmam lazım acilen.
devamını gör...



