king crimson'un in the court of the crimson king albümünde bulunan enfes bir şarkı.

ayrıca 2012 yılında progressive rock hayranı olan italyan gençler tarafından coverlanmıştır.
https://www.youtube.com/wat...
devamını gör...
king crimson'ın ilk albümünden, patlamalarını sağlayan ve insanı duman eden şarkısıdır.
devamını gör...
ölülerin anısına yazılmış mezar yazıları.
devamını gör...
antimatter'ın muhteşem ve bir o kadar da hüzünlü şarkılarından.

devamını gör...
king crimson'un, insanı alıp götüren efsane şarkısı..


götürüyor ama tamamen kontrolsüz bir götürüş bu... hiç hoş değil..
tekrar geri gelebileceğinden emin olamıyor insan.
devamını gör...
gibi'nin son bölümünü izledim, bir şeyler içime oturdu. bir sigara yaktım, sözlüğe giriş yaptım. 21st century schizoid man başlığını görünce daha da duygulandım sevgili dostlarım. iç dökmeye, özümü derdimi anlatmaya pek yanaşmadığım şu günlerde çok kıymet verdiğim bir dostumun verdiği tavsiyeye uyarak bir küçük iç dökümü yaşamak istedim.

king crimson ve özellikle bu şarkı beni, mezuniyetin ardından yaşadığım bir yıllık işsizlik ve içine itildiğim buhran dolu günlere götürüyor. evden dışarı mümkün mertebe adım atmayarak, saçı sakalı birbirine karıştırarak, sabahlayarak geçirdiğim sancılı günlerin birinde tütün almak üzere sokağa çıktım. ankara ayazında uzunca bir süre yürüdüm. tütünümü aldım. annemin misafirleri olduğu için eve gitmek istemedim. naber nasılsınlara cevap verecek takat, geleceğime dair gelmesi muhtemel sorulara karşı sabır yoksunuydum. maymuna çalan bakımsız suratımdan, işsizliğimden utandım. bir parka oturdum, etrafta pek kimseler yoktu. tesadüfen kulağımda bu şarkı çalıyordu. ayazdan olsa gerek gözümden yaşlar süzüldü. 8 sene geçmiş üzerinden, o günden beri pek dinleyemem king crimson'u.

duygulandık kardeşim yalan mı söyleyelim?
devamını gör...
açma kardeşim anısı var o şarkının..
devamını gör...
kulaklıkla dinlenilmesi gereken bir antimatter eseri.
devamını gör...
is that jojo refenrence?
devamını gör...
king crimson grubunun ın the court of the crimson king isimli albümüne ait olan efsanevi mükemmellikteki gerçeklik algılarımı yok eden şarkı.
depresif olan ve hayatan soğutan şarkılara fazlasıyla sevdalıyımdır, bu şarkı ise bu konuda vazgeçilmezlerimden biri.
beni var olmayan bir hayal aleminde cayır cayır yakıyor gibi hissettiriyor. şarkıda sevdiğim şey de bu hissi iliklerime kadar hissettirebiliyor olması.

şarkının yazıldığı dönemi göze alıpta sözlere dikkat edildiğinde şarkı daha da üst düzeye çıkıyor , daha da bunaltıcı bir hâl alıyor.




the wall on which the prophets wrote
ıs cracking at the seams
upon the instruments of death
the sunlight brightly gleams
when every man is torn apart
with nightmares and with dreams
will no one lay the laurel wreath
the silence drowns the screams
confusion will be my epitaph
as ı crawl, a cracked and broken path
ıf we make it, we can all sit back and laugh
but ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
between the iron gates of fate
the seeds of time were sown
and watered by the deeds of those
who know and who are known
well, knowledge is a deadly friend
when no one sets the rules
the fate of all mankind ı fear
ıs in the hands of fools
the wall on which the prophets wrote
ıs cracking at the seams
upon the instruments of death
the sunlight brightly gleams
when every man is torn apart
with nightmares and with dreams
will no one lay the laurel wreath
when silence drowns the screams
confusion will be my epitaph
as ı crawl, a cracked and broken path
and if we make it, we can all sit back and laugh
but ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
crying!
crying!
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
yes, ı fear tomorrow ı'll be crying
crying!
crying!
devamını gör...
necrophagist albümüdür. teknik death metal denince aklıma gelen ilk albümlerden biri. her bir parça fazlasıyla düşünülmüş, detaylı ve kendisini hissettiren bir albüm. muhammed suiçmez'den de bahsetmemek olmaz. albüm bu kadar güçlü, kusursuz ve hâlâ erişilmez bir noktada durmasının arkasında büyük ölçüde onun vizyonu var bence.
her detayıyla inanılmaz bir albüm. baştan sona kusursuz işleyen, tek bir anı bile boş olmayan, hâlâ her açtığımda aynı etkiyi yaratan mükemmel bir şey. hemen ekliyorum favorilerimi.


devamını gör...
(bkz: katatonia)'nın (bkz: author) şarkısıyla keşfettiğim kelimedir.
devamını gör...
1969’da çıkan o albümün (bkz: in the court of the crimson king) en ağır, en çöken parçası epitaph’tı benim için. progresif rock diye geçer türü ama bu şarkıyı sadece bir “janr”ın içine koymak biraz haksızlık. içinde senfonik bir ağırlık var, karanlık bir anlatım var ve insanın içini yavaş yavaş kemiren o tanıdık huzursuzluk…

ilk dinlediğim anı net hatırlamıyorum ama hissettiğim şeyi hâlâ çok iyi hatırlıyorum. odada bir şey değişmişti. ışık aynıydı belki ama tonu farklılaşmıştı sanki. her şeyin üstüne ince, gri bir tabaka çekilmiş gibi. dışarıdan bakan biri hiçbir şey olmadığını düşünürdü, ama içeride bir şeyler yer değiştiriyordu.

mellotron’un o boğuk, geniş, neredeyse yas tutan sesi girdiğinde anlıyorsun zaten: bu şarkı seni iyi hissettirmek için yazılmamış.

“the wall on which the prophets wrote is cracking at the seams…”

bir cümle gibi duruyor ama aslında koskoca bir sahne. bir şeylerin gerçekten çatladığını görüyorsun. düzen dediğin, güven dediğin, “her şey yolunda” diye kandırdığın o ince perdenin yavaş yavaş yırtıldığını hissediyorsun. bu sana yabancı gelmiyor, değil mi?

çünkü herkesin içinde bir yerlerde o duvar çoktan çatlamış oluyor.
(bkz: greg lake)’in vokali o çatlağı resmen büyütüyor. ne bağırıyor ne fısıldıyor; tam ortada, ama ağır. sanki sana bir şey anlatmıyor da, bir şeyi kabul ettiriyor. sesinde hem teslimiyet hem de derin bir yorgunluk var.

şarkı ilerledikçe büyümüyor aslında. derinleşiyor. ses yükseliyor ama his aşağı doğru iniyor, daha dip bir yere çekiyor insanı.

“confusion will be my epitaph…”

bu cümleyi ilk duyduğumda anlamaya çalışmıştım. şimdi ise anlamıyorum, sadece hissediyorum. çünkü mesele karışıklık değil. mesele her şeyi çözmeye, anlamaya, kontrol etmeye çalışırken daha da kaybolmak. insan bazen her şeyi anlamak ister ya… epitaph sana usulca şunu söylüyor gibi:
anladığını sandığın her şey, aslında seni biraz daha uzaklaştırıyor.

şarkı bitmeden önce kısa bir boşluk kalıyor. ne müzik var ne söz. sadece bir ağırlık. o boşlukta kendinle baş başa kalıyorsun.

işte orası en dürüst yer. çünkü orada ne teori var, ne analiz, ne de “ben bunu anladım” rahatlığı. sadece ham, cilasız, biraz rahatsız edici bir his.

dinlerken insan kendini toparlamıyor. biraz daha dağılıyor. ama garip bir şekilde, o dağılma da iyi geliyor. çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey iyileşmek değil. doğru yerinden kırılmak.

(bkz: king crimson) da tam olarak bunu yapan bir grup zaten. progresif rock’ın içine sadece teknik yetenek değil, bir ruh hali, bir atmosfer koymuşlar. müzik yapmaktan çok, dinleyeni bir yere götürüyorlar.

bu şarkı da o atmosferin en karanlık, en derin köşesi. içine girince çıkmak istemiyorsun. ama çıktığında da aynı kişi olmuyorsun.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim