zaman tüneli

cimbomuma başarılar dilerim. geçen haftayı unutturun bize aslanlar.
devamını gör...

ah be swf... çok şükür biliyorum.
o zamanlar mükemmeldi.
devamını gör...

bilen elbette çıkar bunu.

edit :
devamını gör...

ayaklar çıplak veya çoraplı olması lazım akustik olması için, bu tam olmamış.
devamını gör...

hanginiz osurdu.
devamını gör...

tebdili matmazel bot mu doğru söyle? *
3 günde 150 entry kere saçmalayan iğrenç bişi görünüyor şuan.
devamını gör...

hâlâ nitelikli gruplarda bilgi paylaşımı konusunda vazgeçilmez platform.
x kullanıcıları grubu , y hobi grubu v.s.

sırf bunları takip için akrabasız feyk hesap açmıştım .

bugünlerde hoşuma giden kısmı akp övmek için yapılan haberlerin altına atılan kahkaha emojisi.
a haber ve benzeri yandaş haberlere inanan insan sayısında yoğun düşüş olduğunu gösteriyor.
gördükçe ben de kahkaha emojisi basıp geçiyorum.
devamını gör...

#4042305 neyseki yangını söndürdük. cips’i de aldım emine. #4042294 bardağı direkt çöpe attım. acıktık ya…
devamını gör...

bu ülkede garsonluk yapan insan bu milletin ne kadar pislik ne kadar acımasız olduğunu görür. bir bardak çay için yapmadığını bırakmayan var bu ülkede
devamını gör...

manisalıymış. onu anladım entrylerinden. manisalı demiş miydim?
devamını gör...

puahahahaha. bir kill alaydın bari. he. he. net kötü. kesin öyledir. ahahahahaha. bana ruby ile wanwan biçtiriyorsun. ayıp be.
devamını gör...

karakterlerinde noksanlık vardır. çeşitli alanlarda. tamamlanması da mümkün değildir. fırsat bulduğunuz zaman tokat manyağı yapın. kendilerinden daha güçlü birine denk geldikleri zaman yumuş yumuş olurlar, içlerine kaçarlar çünkü.
devamını gör...

(bkz: kesin ip var)
devamını gör...

şakaklarımdaki ağrı artık dayanılamaz bir seviyedeydi. sanki beynimin içine kızgın bir mil sokmuşlar da yavaş yavaş döndürüyorlardı. içimden bir parça daha koptu. zihnimdeki odalardan biri daha çöktü.
ilkokul öğretmenimin yüzünü hatırlamaya çalıştım.
yoktu. odanın kapısı kilitlendi ve odanın içi siyah bir katranla doldu. unutuyordum. tesisin içindeki havayı soluduğum her saniye, ciğerlerime dolan o gaz beynimdeki kıvrımları düzleştiriyordu.
koridorda koşmaya başladım.
siyah botlarım yerdeki o cıvık sıvıya battıkça çıkan sesler, koridorun tavanında binlerce kez yankılanıyordu. her iki yanda döküm demirden yapılmış ağır kapılar dizilmişti. kapıların üzerindeki gözetleme pencereleri kalın, telli camlarla kaplıydı.
geçerken kapılardan birinin pencereli kısmına gözüm kaydı.
içerideki oda bir ameliyathaneyi andırıyordu. ortada döküm demirden bir sedye vardı. sedye üzerine, deri kayışlarla bağlanmış bir beden duruyordu. üzerinde yırtık bir asker parkası vardı.
kafatası üstten tamamen kesilip açılmıştı. beyninin olması gereken yere, bakır sarmallar, vakumlu cam tüpler ve turuncu ışık saçan küçük radyolink ampulleri monte edilmişti. o tüplerden çıkan kablolar doğrudan tavandaki ana havalandırma borusuna bağlanmıştı.
adam canlıydı.
göğüs kafesi, tesisin o ana ritmiyle aynı anda inip kalkıyordu: güm... güm...
ve en dehşet verici olanı adamın yüzü tamamen pürüzsüz bir et kütlesiydi ama o açılmış kafatasındaki cam tüplerin içinden, turuncu ışık çakımları eşliğinde boğuk bir çocuk sesi yayılıyordu. duvara monte edilmiş küçük bir hoparlörden dökülüyordu bu ses: ninni söyle bana anne... karanlık gelince yüzümü bulamıyorum...
gözlerimi o pencereden kaçırdım. midem bulandı. içimdeki son safra kalıntısını da beton zemine çıkardım. ağzımı ceketimin koluyla sildim. ceketimin kumaşına bulaşan şey sadece tükürük değildi; diş etlerimden süzülen siyah, pıhtılaşmış kandı.
ilerideki koridor aşağıya doğru, dik bir merdivenle iniyordu.
devamını gör...

sana bi koyarım ebenin şeyini tersten görürsün diye über fantastik bir küfür var ya. tam olarak o işte.*
devamını gör...

oğul dedikleri, bu kasabanın sokaklarında oynayan sıradan bir çocuk değildi. ben, babamın tırnaklarıyla, iğneleriyle ve elektrik frekanslarıyla laboratuvarda şekillendirdiği bir canlı tüptüm. çocukluğuma dair hatırladığım o ılık yaz günleri, ahşap evdeki o huzurlu anlar... hepsi bu beton duvarda yazılan raporların birer yalanından ibaretti. benim hiç çocukluğum olmamıştı. ben sadece bir deneydim.
tam o sırada kulübenin duvarındaki paslı hoparlör patlarcasına açıldı.
cııızzzzzz...
boğuk, aşırı frekanslı bir kadın sesi odanın içinde çınladı. ses, 1970lerin resmi radyo spikerlerinin soğuk ve monoton üslubuna sahipti ama arkasından gelen boğuk insan iniltileri sesin ritmini bozuyordu: a-blok personeli ve araştırmacılarının dikkatine. rejektör çekirdeğinde dördüncü seviye sızıntı tespit edilmiştir. unutma süreci geri döndürülemez aşamaya geçmiştir. lütfen şakaklarınızdaki basıncı düşürmek için bakır borulu kulaklıklarınızı takınız. yüz hatlarında gevşeme hisseden personel, derhal karantina havuzuna teslim olsun.
cümle bitti ama hoparlör kapanmadı. hoparlörden şimdi canlı bir ses geliyordu. bir adamın hüngür hüngür ağlayışı...
lütfen... adım ahmet... ben ahmet, karımın adı meryem... meryem... mer... mer...
adamın sesi yavaş yavaş değişmeye başladı. kelimeler anlamını kaybetti. harfler bozuldu, ses tonu insan sesinden çıkıp cızırtılı bir hayvan hırıltısına, ardından da doğrudan elektrik frekansına dönüştü.
ağlama sesi tamamen kesildi. hoparlörden ağır, cıvık bir sıvı dökülme sesi geldi ve iletişim koptu.
kulübeden dışarı fırladım.
devamını gör...

nigga ayarında bir lakap sanırım. ben söylesem ecdadıma söverler ama kendi söyleyince sorun yok.* ayrıca, yılların wwe izleyicisiyim. böyle kötü seçilmiş bir isim görmedim. dalga geçerler lan.
devamını gör...

yazıların bazıları üst üste binmiş, beton kazınarak oluklar açılmıştı. bazı kelimelerin içine kurumuş kan dolmuştu. duvar adeta deliliğin ve çaresizliğin anıtına dönüşmüştü.
ileride, koridorun ilk yol ayrımında döküm demirden bir kapı ve yanında bir güvenlik ve kontrol kulübesi vardı.
kulübenin camları içeriden patlamıştı. cam kırıkları yere saçılmıştı. içeriye doğru bir adım attım. kulübenin içinde, 1970’lerden kalma gri bir daktilo, paslı bir dosya dolabı ve duvara monte edilmiş bir hoparlör duruyordu. daktilonun merdanesine takılı kalmış bir kağıt vardı.
kağıda doğru yaklaştım. ceketimin altındaki babamın günlüğünden sızan o cılız, morumsu alevin ışığını kağıda doğrulttum.
kağıt bir kabul ve kayıtlama formu idi. üzerinde daktilo tuşlarının derine bastığı harflerle şu satırlar yazılmıştı:
k-44 nörolojik tecrit ve içeri alım protokolü
tarıh: 11 ekim 1974
kayıt no: 001
denek, tesise kabul edildi. biyolojik bağ: oğul.
rejektör frekansına maruz kalma süresi: doğumdan itibaren 4 yıl.
gözlem: denekte henüz nöro-somatik çöküş (yüzün erimesi) başlamadı. zihinsel bölümlendirme başarılı. ancak denek gece uykularında hiç bilmediği dillerde bağırıyor ve kendi yüzünü tırnaklarıyla kazımaya çalışıyor.
karar: babalık hissi araştırmayı engellemektedir. denek üzerindeki kontrol mekanizması sertleştirilecek. zihnindeki anne figürü tamamen silindi. sıradaki hedef: kendi kimliği.
oğul diye fısıldadım.
ellerim titredi. kağıt parmaklarımın arasında hışırdayarak yırtıldı.
o denek bendim.
devamını gör...

uzay boşluğunda süzülerek gidiyor.
devamını gör...

benjamin hangi buttona bastın da böyle oldun?



francis scott fitzgerald'ın öyküsünün karakteri.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim