zaman tüneli
inci sözlük
bazen gecenin bu saatlerinde aklıma geliyor. internet tarihinde vakit geçirebileceğiniz en güzel ortamdı. liseliydim o zamanlar fakat bu, inci sözlük için ayıp bir şeydi. aslında yaşıtım çok kişi vardı fakat bunu gizlerdik. fikirlerimize itimat edilmezdi yoksa. yeri gelir elemanın birinin mabadından sıktığı uydurma bir hikayenin devamı için saatlerce sayfayı yeniler yeri gelir yalnızca 30 kişinin izlediği yerel tv kanallarına salça olurduk. inci sözlüğün en güzel yanı da kimse kendini pazarlamak için uğraşmazdı. ne kadar salak ne kadar ucube rolü oynarsan o kadar iyiydi. hemen hemen aynı sınıftan orta halli ya da gariban ailelerde büyümüş gençlerdik. olmayanlar da iyi adapte olurlardı. arkadaşlarım bazen inci sözlükten çıkma bir görseli bir hikayeyi bana gösterirlerdi, ''kanka biz ona 2 hafta önce gülüp bitirdik'' diyemezdim. vaktin inci sözlük yazarları, sosyal hayatlarında inci'den bahsetmezlerdi ya da yazar olduklarını söylemezlerdi. ustalarımızdan böyle görmüştük aynen uygulardık. kendimize ait bir dilimiz vardı en çok da o hoşuma giderdi o zamanlar. sonraları her şey gibi inci de yozlaştı, bir şeylere ayak uyduramadı ve internet tarihinin en güzel yerlerinden birine yerleşip uykusuna geçti. sitesi halen açık, geçen girdiğimde gördüm 1-2 eski yazarı hala oralarda fakat metruk bir bina halinde. bizi inci'den çıkarabilirler fakat inci'yi bizden çıkaramazlar. eğer varsa sözlük kültürüne buralarda devam eden dostlarım, hepsine bin selam olsun. son olarak;
altını şer, incisi k...
altını şer, incisi k...
devamını gör...
kendini mod olarak tanıtan yazarlara dikkat ediniz
yayınlanması gereken uyarı.
bazı yazarlar yeni gelen çaylaklara "sayın yazar ben sözlük yöneticisiyim, üyelik formunda eksikler var lütfen boydan fotoğrafınızı yollayınız" tarzı mesajlar yolluyormus.
bazı yazarlar yeni gelen çaylaklara "sayın yazar ben sözlük yöneticisiyim, üyelik formunda eksikler var lütfen boydan fotoğrafınızı yollayınız" tarzı mesajlar yolluyormus.
devamını gör...
ben nereye düştüm
normal sözlüğe yeni gelen çaylakların iç sesi.
devamını gör...
gözü güzel olanın gönlü de güzel olurmuş
g.tü güzel olanlar dm arkadaşlr.
evet.
evet.
devamını gör...
mary (yazar)
#4049113 yapay zekaya sorar cevap verir. bu sayılmaz.
foti atsın ben anlarım entelektüel mi yoksa copy pasteci mi
foti atsın ben anlarım entelektüel mi yoksa copy pasteci mi
devamını gör...
mary (yazar)
hatta dur bir soru sorayım, bakalım ne diyecek:
“kant’ın, insan aklını överken, öte yandan sınırlarını da çizen yaklaşımı, “tılsımlı deri” romanındaki antikacının “insanı tüketen iki şey” cümlesiyle bir paralellik içerir mi?
“kant’ın, insan aklını överken, öte yandan sınırlarını da çizen yaklaşımı, “tılsımlı deri” romanındaki antikacının “insanı tüketen iki şey” cümlesiyle bir paralellik içerir mi?
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
kenafir gözlü yazar
devamını gör...
mary (yazar)
kızı erkeği bırak da, balzac’la giriş yapmış.
allah’ım çok şükür sözlüğe aklı selim bir insan geldi.
allah’ım çok şükür sözlüğe aklı selim bir insan geldi.
devamını gör...
mary (yazar)
hoş gelmiş yazar. inşallah kızdır
devamını gör...
sevgi neydi sevgi emekti
“bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese, ama onları sulamasa, çiçekleri ‘sevdiğine’ inanmayız. sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir.”
erich fromm-sevme sanatı
erich fromm-sevme sanatı
devamını gör...
la peau de chagrin
honore de balzac'ın ilk romanı olarak bilinir. türkçeye 'tılsımlı deri' olarak çevrilse de aslında eksik bir çeviri bence de. her neyse. balzac'ı ünlendiren roman da diyebiliriz. çok da manidar, günümüzde en az bilinen kitabı da bu kitaptır. kime sorsam "hayır, duymamıştım o kitabı" demesinden de anladım. kaldı ki sağlam bir balzac okuyucusu olarak tanımladığım ben de çok geç keşfetti bu kitabı. küçük bir bilgi olsun, araştırmalarım sonucu öğrendim ki freud'un da son okuduğu kitapmış.
gelelim kitabın konusuna,
yaşadığı kötü olaylardan dolayı genç yaşta intihar etmek üzere olan raphael'in intihardan kısa bir süre de olsa vazgeçmesine neden olan, bir antikacıdan duyduğu sihirli deriyi edinmesiyle birlikte başına gelenleri anlatır. balzac kitabı 3 bölümle ele almıştır.
ilk bölümde, bu genç adamın 'tılsımlı' deriyi elde etmesini anlatır.
ikinci bölümde, hayatına giren iki kadını ve neden intihar etmek istediğini özetler. bu iki kadından biri saflığı, diğeri ise vicdansızlığı temsil eder. tabii hepimizin de tahmin ettiği gibi raphael de vicdansız ve kalpsiz olan kadına aşıktır. fakat yanlış kadına aşık olduğunu da geç olsa anlayacaktır. her neyse, bu derin bir konu kitaptan bağımsız...
üçüncü bölümde ise can çekişme fazını anlatır.
kitabın dili ilk başta ağır gelse de olay örgüsüne girdikçe oldukça sadeleşen bir kitap. balzac'ın yine kalemine sağlık demek istiyorum. öyle bir olay örgüsü ile ele alıyor ki romanı, insanı kendine çekiyor.
yazımı da, olayı başlatan(veya aslında bitiren) antikacının o unutulmaz cümlesiyle bitirmek isterim: size biriki kelimeyle insan hayatının büyük bir sırrını açıklayacağım. insan iki şeyle tükenir, içgüdüyle oluşan bu iki şey onun varlığının kaynaklarını kurutur. bu iki ölüm nedeninin aldığı bütün biçimleri iki eylem özetler: istemek ve yapabilmek.
vouloir et pouvoir... evet, aynen öyle.
kısacası, keyifle okunabilir. fakat duygusal olarak hassas bir döneminizdeyseniz daha sonraya bırakın, ağır gelebiliyor.
gelelim kitabın konusuna,
yaşadığı kötü olaylardan dolayı genç yaşta intihar etmek üzere olan raphael'in intihardan kısa bir süre de olsa vazgeçmesine neden olan, bir antikacıdan duyduğu sihirli deriyi edinmesiyle birlikte başına gelenleri anlatır. balzac kitabı 3 bölümle ele almıştır.
ilk bölümde, bu genç adamın 'tılsımlı' deriyi elde etmesini anlatır.
ikinci bölümde, hayatına giren iki kadını ve neden intihar etmek istediğini özetler. bu iki kadından biri saflığı, diğeri ise vicdansızlığı temsil eder. tabii hepimizin de tahmin ettiği gibi raphael de vicdansız ve kalpsiz olan kadına aşıktır. fakat yanlış kadına aşık olduğunu da geç olsa anlayacaktır. her neyse, bu derin bir konu kitaptan bağımsız...
üçüncü bölümde ise can çekişme fazını anlatır.
kitabın dili ilk başta ağır gelse de olay örgüsüne girdikçe oldukça sadeleşen bir kitap. balzac'ın yine kalemine sağlık demek istiyorum. öyle bir olay örgüsü ile ele alıyor ki romanı, insanı kendine çekiyor.
yazımı da, olayı başlatan(veya aslında bitiren) antikacının o unutulmaz cümlesiyle bitirmek isterim: size biriki kelimeyle insan hayatının büyük bir sırrını açıklayacağım. insan iki şeyle tükenir, içgüdüyle oluşan bu iki şey onun varlığının kaynaklarını kurutur. bu iki ölüm nedeninin aldığı bütün biçimleri iki eylem özetler: istemek ve yapabilmek.
vouloir et pouvoir... evet, aynen öyle.
kısacası, keyifle okunabilir. fakat duygusal olarak hassas bir döneminizdeyseniz daha sonraya bırakın, ağır gelebiliyor.
devamını gör...
sevgi neydi sevgi emekti
izlemediğim filmin yıllardır karşıma çıkan repliği.
tam olarak karşılığı emek mi bilmiyorum ama sevgi şey gibi bir şey bence; kıyameti yaşadığın gün o kişi için hâlâ aklında " acaba nasıl, iyi mi" diye soru işareti taşımak.
tam olarak karşılığı emek mi bilmiyorum ama sevgi şey gibi bir şey bence; kıyameti yaşadığın gün o kişi için hâlâ aklında " acaba nasıl, iyi mi" diye soru işareti taşımak.
devamını gör...
eski yazar kan davaları ve gündelik yaşam
seks hikayesi gizli bir yerde ama.. sdf
devamını gör...
matkap gibi kadınların kıymetini bilmeyen delikanlılar
şimdi sıra bende diyenler değil mi bu bahsettiğimiz ?
devamını gör...
yaş ilerledikçe daha iyi anlaşılan şeyler
hayatın sürekli iki tepe ve iki çukur noktası arasında deveran ettiği.
ben nispeten küçükken, babam üzülmeme izin vermezdi. stres yapmama izin vermezdi. prenses kızını koruduğu veya çok sevdiği için değil. kızının duygulu halini görmeye tahammül edemediği için.
neye üzülsem veya neye stres yapsam böyle devam edersem o şeyi elimden almakla ilgili bir yarı tehdidi olurdu.
benzer şekilde neye sevinsem, bir şekilde o sevincimi kursağımda bırakırdı.
o vakitler babama çok kızardım, lakin şimdi anlıyorum onu.
hiçbir duygu/durum kalıcı değil a dostlar. hepsi geçiyor. hiçbiri dünyanın ne başı ne de sonu.
o yüzden hiçbir halde çok da takılı kalmamak lazım. bunu hayatının büyük kısmında geçmişte takılı kalmış biri olarak söylüyorum.
bazen cidden arsızca "olan oldu ölen öldü" diyip devam etmek, geçip gitmek gerekiyor.
ben nispeten küçükken, babam üzülmeme izin vermezdi. stres yapmama izin vermezdi. prenses kızını koruduğu veya çok sevdiği için değil. kızının duygulu halini görmeye tahammül edemediği için.
neye üzülsem veya neye stres yapsam böyle devam edersem o şeyi elimden almakla ilgili bir yarı tehdidi olurdu.
benzer şekilde neye sevinsem, bir şekilde o sevincimi kursağımda bırakırdı.
o vakitler babama çok kızardım, lakin şimdi anlıyorum onu.
hiçbir duygu/durum kalıcı değil a dostlar. hepsi geçiyor. hiçbiri dünyanın ne başı ne de sonu.
o yüzden hiçbir halde çok da takılı kalmamak lazım. bunu hayatının büyük kısmında geçmişte takılı kalmış biri olarak söylüyorum.
bazen cidden arsızca "olan oldu ölen öldü" diyip devam etmek, geçip gitmek gerekiyor.
devamını gör...



