zaman tüneli

bu benim ya... bazen pda açıp krizlere giriyorum, gözümün önüne kayıplar, kötü hissiyatlar, travmalar geliyor... çok kötü hissediyorum kendimi, şuraya 2-3 dert, tasa bırakıp gideyim diye düşünüyorum ama sözlüğe girer girmez saçma sapan şeylerden kavga ettiklerini, yengecileri dövdüklerini, oynanan maçlar için koyuşmalı tivitleri görünce beni burada paramparça ederler diyorum... korkuyorum... sözlük yazarları gibi güçlü görünmem ve dalga geçmem gerektiğini düşünüyorum...

manifest'i patti smith ile karşılaştırıp saçmalayasım geliyor, sevmediğim yönetmenlere giydirip çıkıyorum... çoğu zaman anlaşılamıyorum oysa ki... sözlüğün bu sarkastik mizacı yüzünden entel olup çıkmaktan korkuyorum ya, oğlum susun da duygusal yazılar yazayım şıraya...
devamını gör...

gecenin 1'i. aşina olduğum telefon numarası arıyor yine. ama bu sefer farklı. çünkü şu an gecenin 1'i. ve hastaneler insanları geceleri pek hayırlı şeyler için aramazlar...

-

hemşirenin nefesindeki ölüm kokusunu alıyorum. ağzından çıkan kalıplaşmış yalanların sahteliği 5 kilometre öteden fark edilecek cinsten. ama ne diyebilirsin ki? o da işini yapıyor işte. bazen bazı yalanlara inanmak gerekiyor, bazense inanmasak bile inanıyor"muş" gibi yapmak...

-

hastane koridorlari 4,5 saat içerisinde ruh emiciliklerinden hiçbir şey kaybetmemişler. göz s*ken florasanlar ölümü hatırlatırcasına beyaz. ya da su an her şey bana ölümü hatırlatıyor, bilmiyorum. nedense yaşadığına dair içimde tek bir umut yok. bu duvarlar arasında azrailin nasıl dolaştığına defalarca kez şahit olmanın bahşettiği realistik bir beklentisizlik sanırım.

-

binlerce insana defalarca baş sağlığı dileklerinde bulunan doktorun bana acıyan gözlerle bakarak kurduğu cümleler midemi bulandırdi. her gün onlarca ölü ve ölüye yazan insana şahitlik edip, sıradan insanlara sırf cani görünmemek için taktıkları acı dolu maskelerin altındaki gerçeği bilmenin yarattığı bir bulantı bu. aynı zamanda insanların çektiği acıya duyulan bir saygı biçimi de olabilir. neden olmasın ki?

-

asansöre klasik müzik koymayı akıl eden o kişi kimse ona selamlarımı iletmek istiyorum. igrenç, gri demirlerin arasında klasik müzik eşliğinde, aynadaki boktan suretime bakarak morga iniyorum. morgu çamaşırhanenin arkasına yapmışlar. insan öldükten sonra birkaç parça kumaştan bile daha değersiz oluyor demek ki.

-

morgdaki dolaplarla bakışıyorum. az önce indigim asansörün yan yatırılmış hali gibi. azrailin taze ruhlarına klasik müziği bile fazla görmüşler sanırım.

-

azrailin yeryüzündeki şubesi gibi hissetmekten kendimi alıkoyamiyorum. ölümün soğukluğuyla tanıştığımda çocuk denebilecek yaştaydım. o zaman da göz yaşı dökememiştim. her zaman ölenlerin biz yaşayanlar için ağlamalarının daha mantıklı olduğunu düşünmemden olabilir. ya da düpedüz vicdansızın tekiyimdir bilmiyorum.

-

ölüm raporlarını imzalayıp morgdan çıktım. bir sigara yaktım. bir çocuğun doğum günü pastasını üfleyişi gibi, onun kurtuluşunun kutlamasını cigerlerimden çıkan sigara dumanıyla yaptım. duman geceye karıştı, gece ciğerlerimin derinliklerine...

-

eve geldim, uyuyamadım. yine kalemime vurdu uykusuzluk. binlerce yıldır insanların ritüellerinin, inançlarının, korkularının sebebi olan ölüm bu işte. bu kadar. son bir nefes ve... perde!
devamını gör...

bundan 10 sene sonrasına not dusmektir:

baslıyorum.
oncelikle rabbime sıgınırım. her seyin hakimi sensin. sen istemeden hicbir sey olmaz. hakkımda hayırlı yazılar yaz.

1-ozel hayat: 6-7 senesinde kimse olmıcak. sonrasını bilmiyorum.

2-okul: kendimden yeni uc diploma bekliyorum.

3-iş: calısmıcam 6-7 senesinde. sonrasını ongoremiyorum.

4-dostluk: yeni dostlar gelecek

5-saglık: saglık problemi olmamasını umuyorum.

neseli, calıskan ve saglıklı.
hep dogru. hep olculu ve dengeli.
beklentim bu;)
devamını gör...

yok mu arkadaşlar ciddili bir aşk durumları. sözlük yengesine ihtiyacı var sözlüğün. enisteyi silktir et o konumuz değil, figüran oyuncu olabilir.
devamını gör...

devotus atheus kardeş sen git tess parks, fugazi, the brian jonestown massacre gibi yüzeysel grupları dinle, manifest sana ağır gelir... ayrıca kedin hilal'e benzemiyo, olsa olsa blonde redhead'teki japon karı olurdu adı...
devamını gör...

çıtır kızlar için de aynı şeyleri düşünüyordum.
hâlbuki çıtır bile değillerdi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

onumuzdeki 15 sene cok calkantılı gececek senin icin.
sistem cok ustune gelip seni delirtecek.
11 adamla ilişkin olacak. 5 i ok, 6 sı pişmanlıgın olacak.
ilk uzun ilişkinin acısı cok olacak.
sonra bi platonigin olacak. canın yanacak.
evleneceksin. once guzel olacak. sonra o da uzecek. bosanacaksın.

bi suru dostun, bi suru arkadasın olacak. bu kısmı iyi;)

ve gececek bu 15 sene, merak etme.
sonrası daha iyi;)
devamını gör...

ben şimdiden yerimi aldım. yarın öbür gün manifest kült olduğunda kimse “ben size demiştim” demesin.

ben bunu yıllar öncesinden görüyorum arkadaşlar. her şey letterboxd'ta macar filmlerine 5 puan veren bir entelin tivitine bağlı...

geceleri yüzlerce kez hileli açıyorum, prodüksiyondaki küçük detayları yakalamaya çalışıyorum. bir yerde synth giriyor, durduruyorum. “hah” erken bunu görmesin aşırı kızacak,diyorum..

sonra başa sarıyorum. bu kızların yaptığı müziği öyle yüzeysel dinlemiyorum. kraftwerk'le mukayese ediyorum. depeche mode'la karşılaştırıyorum. new order'ın ritmik yapısını düşünüyorum, talking heads'in sahne enerjisini referans alıyorum, can'in tekrar mantığıyla bazı bölümler arasında bağlantı kuruyorum.

hatta geçen gün bir şarkıyı dinlerken “burada hafif bir eurodance damarı var ama bunu doğrudan eurodance diye sınıflandırmak fazla kolaycılık olur” dedim. yanımda kimse yoktu, bunu mutlaka sözlüğe yazarak ilgi çekmem gerek diye düşündüm ama o sırada internetim kesildiği için yapamadım, çok canım acıdı...

bazen kulaklığı çıkarıp tavana bakıyorum ve “acaba bu kızlar efsane olacaklarının farkında mı?” diye düşünüyorum. çünkü ben farkındayım.

koreografileri de ezberledim bu arada. sadece müzikal açıdan değil, sahne kullanımı açısından da inceliyorum. kim nerede duruyor, hangi harekette ritim değişiyor, hangi bölümde koreografi şarkının dinamiğini taşıyor... bunların hepsine bakıyorum.

normal bir insan güzel dans ediyorlar deyip geçer. ben ise orada krautrock'tan new wave'e, synth-pop'tan çağdaş pop prodüksiyonuna uzanan geniş bir estetik çizgi görüyorum... erken görse kesin bunlar müzik yapamıyor deyip krize girerdi ama olsun, o görmesin şimdilik...

bazen insanlar ''ne dinliyorsun böyle?'' diye sorduklarında utanmadan, sıkılmadan manifest diyebiliyorum... evet bana gülüyorlar ama ben de onlara gülüyorum ve hatta onlara üzülüyorum... çünkü onlar henüz 2050 yılında yaşayacakları aydınlanmaya hazır değiller ama ben hazırım.

önce manifest sadece bi pop grubu denilecek.. sonra aslında o kadar basit değildi denilecek. ardından ilk albümün prodüksiyonu üzerine yazılar çıkacak. sonra letterboxd'ta sıkıcı macar filmlerine 5 puan veren entel bi maganda çıkıp manifest'in erken dönem sound'u aslında 80'ler synth-pop estetiğiyle çağdaş türk popunun kesişiminde duruyordu diyecek twitter'da... 3 bin rt alacak en az... yavaş yavaş kült bi yere erişecek grup...

bazı şeyleri insanlara anlatamazsınız. zaman anlatır...

ben şimdiden yerimi aldım... letterboxd enteli magnada oğlanın tivitini bekliyorum...

yarın öbür gün manifest kült olduğunda kimse “ben size demiştim” demesin.

ben dedim.
devamını gör...

daha iyi bir 10 sene olacak mental saglık olarak.
biraz fiziksel saglık sorunların olacak, ama bundan konusmayalım. ve iyi haber: iyileseceksin.

ozel hayatında 14 adam olacak.
birisi kendi kaz kafalıgından, ucu arkadaslarının yanlıs yonlendirmesinden olmak uzere 4 u pismanlıgın olacak.
10 tanesiyle guzel hatırların olacak. zaten bunun 5 tanesi uzun sureli ilişki olacak.

güncel dostların gidecek. yeni dostlar gelecek. sonra onlar da gidecek.

cogunlukla calısacaksın. cogunlukla her işyerinde bi sene kalacaksın. arada işsiz ve fakir gunlerin olacak.

genel olarak bu 10 sene sakin ve huzurlu gececek. biraz da icine kapanmıs, yorgun ve kırgın.

bu 10 seneden ben razıyım;)
devamını gör...

şimdilik çoğumuz farkında değiliz ama yıllar sonra manifest'in değerinin anlaşılacağını düşünüyorum.

tıpkı zamanında kimsenin velvet underground'u anlamaması, sonic youth'un ne yaptığını kavrayamaması, ilk çıktığında birçok insanın clash'e, patti smith'e, radiohead'e burun kıvırması gibi bugün de manifest'e karşı ciddi bir önyargı var.

halbuki bundan 30-40 yıl sonra müzik tarihçileri bir masanın etrafında oturup 2020'lerin türk pop müziğini incelerken önlerine manifest çıktığında birbirlerine bakıp “ulan kadınlar bayağı iyiymiş” diyecekler... bak görün diyecekler abicim, diyecekler.

sonra içlerinden biri yuvarlak gözlüğünü çıkarıp masaya bırakacak. “biz bunları zamanında neden anlamadık?” diye soracak...

ardından manifest'in eski performanslarını arşivlerden çıkarıp akademik olarak incelemeye başlanacak, görürsünüz... koreografiler üzerinde tezler yazılacak, şarkılardaki prodüksiyon tercihleri konservatuvarlarda okutulacak, sueda'nın sahnedeki hareketleri üzerine sempozyumlar düzenlenecek.

hatta 2064 yılında boğaziçi'nde “manifest sonrası türk pop müziğinde koreografik dönüşüm” diye ders açılacağını düşünüyorum.
devamını gör...

patti smith... new york'un karanlık kraliçesi ablam, annem, halam, her şeyim... kitaplarıyla, şiirleriyle, şarkılarıyla büyüdüm. bir dönem kumaş pantolon-beyaz gömlek giyip plaza çalışanı gibi gezdim onun yüzünden...

ama dürüst olalım... patti smith'in koca bir jenerasyonu değiştirdiği o proto punk döneminde elinde gitarı ve mikrofonu vardı... sueda'nın elinde ise 2026 türkiye'sinin toplumsal sinir uçlarına dokunma yeteneği var, patti smith'in buna cesareti olur muydu? sanmam.

patti smith'in karşısında onu eleştiren biri olduğunda “sanat nedir?” diye tartışabilme lüksü vardı... sueda'nın karşısında ise adam daha cümlesini kuramadan “kız grubunda dans ediyorlar” deyip posterleri yırtan amcalar var...

patti annemin yazdığı şiiri 30 dakikada anlayıp 3 senede yaşarsın... sueda'nın kareografisi öyle mi? ömür boyu çözemesin... evet haklısınız, patti smith hakkında kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi, akademik makaleler hazırlandı. sueda bu konuda boş mu? hiç sanmam... kendisi hakkında her gün twitter kavgası görüyorum... tüylerim ürperiyor.

patti smith altın döneminde “ben bu şarkıyı üç akorla götürürüm” diyerek john cale ile birlikte şarkılar yazdı... sueda “ben bu şarkıyı üç dakikada beş farklı hareketle götürürüm” diyerek danslar ediyor. müzikal gelişim açısından bakarsak da sueda'nın eli daha güçlü.

patti smith'in şarkısında gitar bir yerden sonra giriyor, çıkıyor, tekrar giriyor... hep bi devinim var... şadan kardeniz olmak istemiyorum hayır... tekrar diyeceğim... tekrar var.
sueda'nın şarkısında ise o sırada altı kişi sahnede birbirlerinin yerini değiştiriyor. bu daha zor değil mi arkadaşlarım, yoldaşlarım, kardeşlerim?

patti annemin vokal tekniğine gelirsek...

çok önemli bir vokalist olduğunu söylemek zorundayım. kadın bildiğin konuşarak, bağırarak, okuyarak şarkı söylemenin sınırlarını genişletmiş... deneysel işlerine hayranım mesela...

ama sueda da çok önemli bir vokal tekniği kullanıyor... dans ede ede söylüyor... bunu küçümsemeyelim.

ayrıca en önemli şeylerden birisi de patti annemin müziğinde zaman zaman o meşhur “biraz dağınık çalalım, zaten punkız kimse yadırgamaz” estetiği var. sueda'da ise her şey o kadar organize ki insan ister istemez etkileniyor... kimse bir şarkının ortasında gitarlar yanlış mı çaldı mı diye düşünmüyor... gitar sadece bir estetik yani çalmıyorlar bile...


evet, patti smith müzik tarihini değiştirdi. ama sueda da müzik tarihini değiştirecek bir şey yapıyor olabilir.

henüz ne olduğunu bilmiyoruz.
devamını gör...

yoldaş rica etti . sen uyar dedi.
arkadaşlar büyük boyutlu nude paylaşımları yapmayalım. sunucumuzun kapasitesi yetersiz geliyor.
lütfen 360p filan nude atalım.
ayrıca ne o öyle sürekli ah oh yazıp arka arkaya yollamak.
beyler sözlük seks mi? lütfen
devamını gör...

500 iş günü sonunda dönen maymunumla konuşuyoruz, bazen at oluyor, avrat olamaz zaten. değişik,.
devamını gör...

oyun bilgisayarı vardır. oyuna dalmıştır.
devamını gör...

beğendim. erik gibi kız
devamını gör...

zoktay da iyiymiş ya. pek kezomsu değil. olabilir.
pembe kulaklık da yakışır
devamını gör...

eğer bana bir daha gülşen dersen yemin ederim gözyaşı dökerim.
devamını gör...

sende ruslana fenotipi yok kanki. gülşen filan ol sen
devamını gör...

hayır ben sözlük ruslana'sıyım.
ayrıca manifest kızları arasından sueda benim...
sen de zoktay olsana ekonoviç abi.
devamını gör...

ileride kızım olursa onunla oyun oynarken kuracağım cümle...

kolonya şişelerini mikrofon yapıp şarkılar söyleyeceğiz, ben önce ruslana olacağım, o dua lipa olacak... sonrasında bir anda courtney barnett olacağım, avant gardener söyleyeceğim bağıra bağıra... kızım eksik kalmayacak, ''taylor olacağım ana...'' diyecek bana, gözlerini kısarak enteresan sözler mırıldanacak...

en sonunda o kutsal kısma geleceğiz... ''hadi manifest söyleyip sonlandıralım oyunumuzu...'' diyeceğim. hileli söylemeye başlayacağız ama önce hangi manifest kızı olacağımızın cevabını bulmamız gerekecek.

''ben sueada olmak istiyorum..'' diyecek.
''bana ne lan, sueda benim.'' diyeceğim ona dişlerimi sıkarak. ''sen zoktay'sın bal kızım...'' diye fısıldayacağım...

en sonunda ajda pekkan olması konusunda karar kılacağız.

kızım da olsa sueda olmak bana ait olacak.
sueda benim.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim