zaman tüneli
barış manço'nun en güzel şarkısı
alla beni pulla beni barış manço'nun tepe noktasıdır. kurtalan ekspres çoğu şarkıda barış manço'nun sesinin önüne geçer, bu şarkıda geçmez.
devamını gör...
yazarların hayalindeki ilişki
kendim gibi birini isterim
devamını gör...
ezildikçe arthouse sinemaya sığınan letterboxd zorbası
bu kız bazen tıpça konuşuyor gibi geliyor bana. çok yabancı olduğum terimler.
zeki kadının hali de bir başka oluyor anam.
zeki kadının hali de bir başka oluyor anam.
devamını gör...
barış manço'nun en güzel şarkısı
herhalde kol düğmeleri’dir.
devamını gör...
barış manço'nun en güzel şarkısı
ahmet beyin ceketi...
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
tanımıyorum ama fenerliymiş. çok fazla da anlaşamayız muhtemelen.
devamını gör...
yapay zekayla flört eden sözlük yazarları
lan oğlum arkadaşız diyorum!
devamını gör...
yapay zekayla flört eden sözlük yazarları
olduğuna eminim fakat ispatlayamam.
devamını gör...
yazarların hayalindeki ilişki
evlenmeden, aynı ev içinde ölene kadar yaşamak. evlilik çok geriyor beni. şimdi yasa çıktı ama çıkmadan önce hatun evlenene kadar para yolla falan. o durumda kayseri'li damarım tutar, kafayı yerim vallahi. ayrıca aileler anlaşacak mı?, hatunun ailesine iyi davran falan filan. stres dolu bir yolculuk gibi geliyor bana.
devamını gör...
sevgilinin daha önce 5 ayrı ilişki yaşadığını öğrenmek
mekanın menüsü tabldota bağlamış ama ben murdar yiyemiyorum.
devamını gör...
şakanın gücü
dozunu kaçırmadıkça ve mükemmel bir anda yapılan şaka, ömrü uzatır.
devamını gör...
yazarların hayalindeki ilişki
beni yanlış tanıyorlar..
sırf tatlı yapmak sarma sarmakla yürümez ilişki dediğin. ben kolay kolay siyah gömleklerini çalabileceğim o adamı istiyorum.
siyah gömlek kırmızı çizgimizdir...
sırf tatlı yapmak sarma sarmakla yürümez ilişki dediğin. ben kolay kolay siyah gömleklerini çalabileceğim o adamı istiyorum.
siyah gömlek kırmızı çizgimizdir...
devamını gör...
80'ler tarzı sözlük yazarları
ihtimaller perisi: mehtap ar
dikensiz kaktüs: alice cooper
kralarthurhazretleri: tayfun
viva zapata: hakan peker
bu arada alice cooper’ı deli gibi severim, iltifat o.
dikensiz kaktüs: alice cooper
kralarthurhazretleri: tayfun
viva zapata: hakan peker
bu arada alice cooper’ı deli gibi severim, iltifat o.
devamını gör...
sevgilinin daha önce 5 ayrı ilişki yaşadığını öğrenmek
benden çok ilişki yaşamış deyip "kıskançlık ve haset" duyulur.
devamını gör...
yapay zekayla flört eden sözlük yazarları
bunlar saçım nasıl olmuş, totoşuma hangi dövmeyi yaptırayım diye soru da sorarlar yapay zekaya.
devamını gör...
şakanın gücü
güçsüzün güçlüyle yer değiştirebildiği tek yerden söz edilmektedir: mizah, gülmece, şaka...
şaka, uçucu söz dizini olması nedeniyle, yapıldığı anda havaya karışır, buharlaşır ama beyindeki yankıları neredeyse sonsuz ömürlüdür.
zaten şakanın hukuk önünde ki zaferi de "sadece şakaydı" diyerek savunulabilmesidir. toplumsal düzeltme mekanizması sayanlar olsa da* iktidarlar çoklukla şakayı yapanı "düzeltirler". (bkz: deniz göktaş)
şaka, uçucu söz dizini olması nedeniyle, yapıldığı anda havaya karışır, buharlaşır ama beyindeki yankıları neredeyse sonsuz ömürlüdür.
zaten şakanın hukuk önünde ki zaferi de "sadece şakaydı" diyerek savunulabilmesidir. toplumsal düzeltme mekanizması sayanlar olsa da* iktidarlar çoklukla şakayı yapanı "düzeltirler". (bkz: deniz göktaş)
devamını gör...
ezildikçe arthouse sinemaya sığınan letterboxd zorbası
dışarıda, işte veya sokakta sıfır özgül ağırlığı olan, kimsenin ciddiye alamadığı bu insan tiplemesi belki de evrenin en sinsi, en sünepe ve kesinlikle yok edilmesi gereken kitlenin başında geliyor. bu insanlar ezildikçe hırsını internette insanların izlediği filmlerden çıkaran kompleks abidesi tipleye dönüşüyorlar...
adım adım size bu süreci ve nasıl başa çıkmamız gerektiğini anlatacağım.
öncelikle şunun farkında olun, bu zorbalar gün içerisinde market sırasını kaptırdığı an sesini çıkarmaz, arkadaş ortamında, okulda, işinde daima zorbalanır... aslında istemeden de olsa bizim sayemizde doğuyor bu insanlar... bu neticede sokak ve gerçek hayatla teması sıfıra kadar iniyor, her şeyi kafalarında yaşadıkları için bir şekilde içlerindeki zehri dışarıya kusmaları gerekiyor...
işten, okuldan, her nerelerdeyse bir an önce evine gelmeye can atan bu zorbalar pc başına oturmadan önce derin bir nefes alıp yönetmenin bile unuttuğu filmleri araştırmaya başlarlar... binbir güçlükle bulabildiği siyah-beyaz ve diyalogsuz gürcü sineması onun için bir sanat sevgisi değil, kesinlikle diğer insanlara karşı üstünlük kuracağını düşündüğü bir materyal, bir oyuncak, bir silahtır...
filmin 15. dakikasında sıkıntıdan horul horul uyusa da uyanır uyanmaz mutlaka önce çişe gider, hemen ardından letterboxd'a girer... letterboxd dili ve edebiyatı dersinden aklında kalmış 3-5 terimi alakasız biçimde mutlaka yorum olarak yazmak zorundadır... ontolojik baskılar, kamera açıları, kapitalizmin yüzeysel anlatılar... yabancılaşma falan diyerek sonlandırır yorumunu ve 1/5'lik avam kitlenin anlayamayacağını da mutlaka belirtir.
işte zorbalık burada başlar, arar, bulur, bir şekilde insanların izleyip sevdiği ama kendisinin alay edeceği o filmler için manifesto hazırlar... ''kurgu aşırı oryantalist, kamera kullanımı burjuva estetiğinin kölesi olmuş. ben genelde tayvan yeni dalga sinemasından şaşmıyorum...'' gibi sözlerle karşısında kim varsa zorbalayarak üstünlük kurmyaa çalışır... siz ona cevap vermeye çalıştıkça daha da sizi derine çekerek inanılmaz bir sinir krizi yaşatır, bu şekilde gün içerisinde yaşadığı ezikliği unutmayı amaçlar.
geldik bunlarla nasıl mücadele edeceğimize...
o 4 saatlik diyalogsuz filmi size nasıl bulduğunuzu sorduğu zaman ''sarmadı.'' deyin. unutmayın ki sarmadı lafı sinefillere tek atan bir kelimedir... daha fazla devam etmeye çalıştığı ilk an herhangi bir arthouse yönetmeni için ''hee şu tecavüzcü di mi?'' diye bi soru yöneltin. o yönetmenin asla böyle biri olmadığını açıklamaya çalıştığı süre boyunca daha da dibe dalacaktır, çıkamaz o çukurdan...
şayet ki sinirleriniz çelik gibiyse ve mücadele etmek istiyoranız siz de uzatın. ''kanka ben de çiğköfte dürüm yerken uzaklara dalıyorum, acaba beni de mi antonioni yönetiyo?'' diyerek olayı çiğköfte seviyesine çekin... bırakın o rahatsız olsun.
adım adım size bu süreci ve nasıl başa çıkmamız gerektiğini anlatacağım.
öncelikle şunun farkında olun, bu zorbalar gün içerisinde market sırasını kaptırdığı an sesini çıkarmaz, arkadaş ortamında, okulda, işinde daima zorbalanır... aslında istemeden de olsa bizim sayemizde doğuyor bu insanlar... bu neticede sokak ve gerçek hayatla teması sıfıra kadar iniyor, her şeyi kafalarında yaşadıkları için bir şekilde içlerindeki zehri dışarıya kusmaları gerekiyor...
işten, okuldan, her nerelerdeyse bir an önce evine gelmeye can atan bu zorbalar pc başına oturmadan önce derin bir nefes alıp yönetmenin bile unuttuğu filmleri araştırmaya başlarlar... binbir güçlükle bulabildiği siyah-beyaz ve diyalogsuz gürcü sineması onun için bir sanat sevgisi değil, kesinlikle diğer insanlara karşı üstünlük kuracağını düşündüğü bir materyal, bir oyuncak, bir silahtır...
filmin 15. dakikasında sıkıntıdan horul horul uyusa da uyanır uyanmaz mutlaka önce çişe gider, hemen ardından letterboxd'a girer... letterboxd dili ve edebiyatı dersinden aklında kalmış 3-5 terimi alakasız biçimde mutlaka yorum olarak yazmak zorundadır... ontolojik baskılar, kamera açıları, kapitalizmin yüzeysel anlatılar... yabancılaşma falan diyerek sonlandırır yorumunu ve 1/5'lik avam kitlenin anlayamayacağını da mutlaka belirtir.
işte zorbalık burada başlar, arar, bulur, bir şekilde insanların izleyip sevdiği ama kendisinin alay edeceği o filmler için manifesto hazırlar... ''kurgu aşırı oryantalist, kamera kullanımı burjuva estetiğinin kölesi olmuş. ben genelde tayvan yeni dalga sinemasından şaşmıyorum...'' gibi sözlerle karşısında kim varsa zorbalayarak üstünlük kurmyaa çalışır... siz ona cevap vermeye çalıştıkça daha da sizi derine çekerek inanılmaz bir sinir krizi yaşatır, bu şekilde gün içerisinde yaşadığı ezikliği unutmayı amaçlar.
geldik bunlarla nasıl mücadele edeceğimize...
o 4 saatlik diyalogsuz filmi size nasıl bulduğunuzu sorduğu zaman ''sarmadı.'' deyin. unutmayın ki sarmadı lafı sinefillere tek atan bir kelimedir... daha fazla devam etmeye çalıştığı ilk an herhangi bir arthouse yönetmeni için ''hee şu tecavüzcü di mi?'' diye bi soru yöneltin. o yönetmenin asla böyle biri olmadığını açıklamaya çalıştığı süre boyunca daha da dibe dalacaktır, çıkamaz o çukurdan...
şayet ki sinirleriniz çelik gibiyse ve mücadele etmek istiyoranız siz de uzatın. ''kanka ben de çiğköfte dürüm yerken uzaklara dalıyorum, acaba beni de mi antonioni yönetiyo?'' diyerek olayı çiğköfte seviyesine çekin... bırakın o rahatsız olsun.
devamını gör...
anlamını bilmeden okunan dua kabul olur mu sorusu
nasty anetvu hurtayunbahani? hupombugaredenem..
devamını gör...

