zaman tüneli

bu mesela, gözlemlediğim bir şey..

bir arkadaşımın kızı var, yukarıda babasına çok masraf yapan arkadaşın yaşlarında..
iş yerine geliyor.. yok orada yemem, yok bunu yapmam, bitmeyen s.kko kurslar (bir gün ispanyolca'ya gider, bir gün pilatese), iş güç yok, kart zaten baba bank'tan.. parasında değilim de, bu nedir allah aşkına..

ben mesela yeni model genç kadınların işlerine gelince "ben özgür bir kadınım", yeri gelince "ben küçüküm" (ayyyy ne sevimlisin bebek gibi konuşunca) salaklıklarına zaten gıcığım da, merak ettiğim bir şey var: hangi erkek babasına bunun yüzde biri kadar naz yapabiliyor ve kızlara bu kadar alttan alınmasının nedeni ne? yani bu aşırı hayranlık, aşırı idarenin mantığı ne?

her insan ufak tefek parasını kazanır, kendi ayaklarının üzerinde durur, hatta kendi hayatını idame ettirecek kadar ev işi bilir ve bunun adı hayata karışmaktır. doğru düzgün hiç bir vasfı olmayan bir bireyi prenses ilan et, bir yumurta kıramamasıyla övün, ondan sonra aynı kız hayata karıştığında işte, evlilikte de aynı muıameleyi beklesin.. ama milletin işi gücü yok, sırtında seni taşıyacak, değil mi?
devamını gör...

osimhen olmasa galatasaray şampiyonlar liginde 0 çeker, ligede de olsun olsun 2. ya da 3. olur.
devamını gör...

böyle adamın içine işliyor şarkıları maalesef
devamını gör...

güzel bir gün bizi beklesin dileklerimizle, günaydın herkese.
devamını gör...

karaoğlan sağlam bir racon koymuş. helal olsun.
devamını gör...

rome (jerôme reuter) parcasi. turkcesi “iskence mangasi” gibi bir anlama karsilik gelmekte. confessions d’un voleur d’âmes albumunden, demir leblebi kivaminda.

yine de hansa studio sessions’daki canli versiyonu bir baska guzel.

bu versiyonu dinlemek icin tikla

“…this storm has left us stranded
but there's method to this madness
torture me with their ugliness
and their ugly dreams
hidden from the eyes of men
what courage
what foolishness
what strength.

es gibt einen weg in die freiheit… es gibt einen weg in die freiheit
…”
devamını gör...

düştük yine sevdamızın peşine fenerbahce
günaydın

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ceplerine cümleler sığdıramazsın.

- sudoku;

sığdırırım, şaşarsın.

kelime oyunum bitti, bu kadardı. beni görmedi ki sen beni ömür boyu unutamazsın‘lı, iddialı cümleler söyleyeyim. görememiş, yazık.
devamını gör...

pek de bir şey değişmez hayatımda.
devamını gör...

not defterime yazarım. elimle.
devamını gör...

bunu sana bakarak söylemek isterdim.

sen haklıydın her zaman. annem gibi.

gidiyorum ama etmiyorum eyvallah. teşekkürler her şey adına. yaşadıkların nereden baksan haksızlık, ona bi’ lafım yok. ne haddime zaten? keşke sesine, normalde tiksindiğim yutkunuşlarına, zekaya hayranlığına alışmasaydım. telefonda olsak düzeltirdin, zekana diye. tamam, tdk. neys’e ne. bu kelimemin üstüne bastırmalarını da, hah bak fark ettim, o kelime senin. gibi algılıyorum. yine de gerizekalısın sen. onların sana verdiklerinden daha fazla ne verebilirim ki? diye kıyaslarmı insan kendini? çok saçmasın. malsın, evet. tarafından sevilmem yeterdi. gerizekalı. merakına yenilip okuyorsun şuan değil mi? kaybetmeden görmeliydin. ben senin zekana hayran değilim mesela. beni görmene tav oldum. bu kadar yüzeysel, aynen.
devamını gör...

bu başlığı açmanın artık gerekli olduğunu düşünüyorum. günümüzde öyle garip bir noktaya geldik ki kime güvenebileceğimizi artık bilemiyoruz.

sosyal medyanın yaygın kullanımı insanlarda 7/24 online olma ve tüm hayatı paylaşma ihtiyacı doğurdu. bana sorarsanız insanlar hayatı sanal yaşamaya entegre edildiler ve bu bir bağımlılık haline getirildi. - çünkü bunun üzerinden milyar dolarlar kazanan teknoloji şirketleri var. -

bunu kısaca açayım:

eğer teknolojinin bir parçası olarak kalmak ve sanal dünyaya sorunsuz erişebilmeye devam etmek istiyorsanız, düzenli teknolojik cihazlarınızı yenilemeniz gerekiyor. bu yüzden teknolojik cihazların düzenli satılabilmesi için, toplumda teknolojiye bir bağımlılık oluşturuldu. instagrama girmediği, düzgün fotoğraf çekemediği için telefon yenileyenler var bu ülkede.. bunları unutmayın.... yani sistem gayet kazanıyor.

sorun insanların çok sık veya gereksiz olduğu halde cihazlarını yenilemesi değil. sorun daha derin. su an insanların yaşamadıkları hayatları yaşıyormuş gibi gösterdikleri paralel bir evren yaratıldı. herkes özellikle instagram uygulaması içerisinde kendisini ve kendi hayat şartlarını olduğundan farklı gösteriyor. atılan hikayeler, oluşturulan profiller, paylaşılan resimlere bakıyorsunuz kişinin kendi gerçekliği ile alakası yok...

insanlar gitmedikleri ülkelere gitmiş gibi,
sahip olmadıkları hobilere sahipmiş gibi,
asla sahip olmadıkları arabalara biniyorlarmış gibi,
düzenli iyi mekanlarda yemek yiyiyormuş/ kahvaltı ediyormuş gibi, hatta çok romantik/ harika partnerlere ve evliliklere sahiplermiş gibi paylaşımlar yapıyorlar.

herkeste "ben zenginim/ durumum çok iyi / acayip iyi takılıyorum" imajı yaratma çabası var. halbuki çoğu kişi aslında evinde otururken gerçek olmayan bir vizyonunu oluşturuyor. milano'da tatilde sandığınız kişi, gayet evinde çay içebiliyor mesela.. bir bakıyorsunuz instagram hikayesine göre milano'da ama gerçekten baktığınızda o an evinin salonunda oturuyor....

bu iş, kişisel ilişkilerde daha da yarış/ nispet haline geldi. eşinin kendisine tonlarca buket gönderdiğini söyleyen kadınlar, o buketleri kendi kendilerine sipariş ediyorlar aslında.. (ama eşleri gönderdi oluyor... ) partnerlerinin yaptığını iddia ettikleri rezervasyonları kendileri oluşturuyorlar.... (ama partnerleri sürpriz yaptı oluyor..).

adını, soyadını, mesleğini , resimlerini hatta medeni durumunu bile farklı gösterenler var..

bu her türlü ilişkiyi ve iletişim kurarken sahip olduğumuz güven duygusunu çok etkiledi çünkü yalan vizyon yaratan kişiler, yalanlarının ortaya çıkmaması için kendilerini bu şekilde tanıtmaya devam ediyorlar. yani düzenli yalan söyledikleri için, bir süre sonra kendi gerçeklik algıları da kayıyor ve sahip olmadıkları bir hayatı görünürde sürdürmek adına harcadıkları zaman, kendi psikolojilerini dönüştürüyor.

bu kadar hasarın neden alındığını merak ediyor olabilirsiniz. cevap aslında kişiden kişiye çok değişiyor. travmatik süreçler bunlar. terapi gerekiyor.

yalanı atmak bir kenarda kalsın, onu sürdürmeye devam etmek ciddi bir patoloji aslında. işin kötü tarafı da yüz yüze 3-4 görüştüğünüzde, her şeyi yakalıyor olmanız. gerçekten çok dikkatli olmak gerekiyor.

sanal dünya, gerçeği çok tekinsizleştirdi.
devamını gör...

her insanın hayatında mutlaka 1 an vardır. bu biraz algı meselesi. böyle anları yaşamak değil asıl mesele. asıl mesele yaşadığın anda fark edebilmek.
devamını gör...

türkiye'de şu an bulunduğu konumu hak etmeyen, pozisyonuna öyle veya böyle getirilmiş çok fazla insan var. deneyimizin, birikiminizin veya başardıklarınızın çoğu zaman bir önemi olmuyor. eğer gerekli torpili sağlayacak bir kaynağınız yoksa, sizden daha niteliksiz biri üst pozisyonlarınıza yerleştirilebiliyor veyahut yaptığınız işlerde imza yetkisine sahip olabiliyor.

tabi bunun daha da acınası versiyonu var. bunu da "çalışma şartlarındaki orantısızlık ve maaş dengesizliği" olarak tanımlıyorum. yeterli torpili olan birinin çalışma şartları ve iş yükü fazlasıyla hafif tutulabiliyor. gerçekten iş hayatında aldıkları maaşı neden aldıklarını sorguladığım insanlarla karşılaştım. hiçbir iş yapmamalarına rağmen veya azami iş yükü karşılığında, gayet dolgun maaş alabilenler var bu ülkede. daha da korkunç olanı deli gibi çalışan insanla - hiçbir iş yapmadıkları halde- benzer maaşları alanları da var. şimdi bu insan hakkı yemek değil midir?

bu tarz durumlarda " ben burada ne yapıyorum? aldığımız bütün eğitim tamamen çöpmüş. yüksek tahsil hiçbir şeyi çözmüyor. yıllarımızı boşuna heba etmişiz" diye düşünmeden edemiyorum. sırf iyi hayat ideali sebebiyle yıllarca dirsek çürüttük. sürekli sınavlara girdik, yarış atı gibi sınandık. ailelerimizden yediğimiz "iyi okul kazan baskısını" hesaba bile katmıyorum.

sonuç?

birinin babası diğerinin amcasını tanıyor diye bir anda ceo olanı da var, yüksek maaşlarla iyi pozisyonlara getirilenler de... sinir olduğu insanların işten çıkartılmasını/ terfilerinin red edilmesini sağlayanlarda.. eğer siyasi ayağı güçlü bir aileden geliniyorsa, ülkede açılmayacak kapı yok. her kurum- kuruluş içerisinde istenilen sektörden, istenilen pozisyondan, istenilen maaşla iş bulunabiliniyor.. müthiş bir dokunulmazlık var.

işte bunlar ve daha tonlarcası bu başlığa yazmanıza sebep oluyor. çok hakkı yendi insanların. çok insan düzenli ve sürekli çapı arttırılan mobbing'e ve iş yerinde üstlerinin tacizine maruz kalıyor.
ansızın - binbir yalanla işten tazminatsız çıkartılanlar da cabası..

nereden tutarsanız, elinizde kalıyor.
devamını gör...

ayıları net. yeri geliyor ağacın tepesinde geziyor yeri geliyor yan gelip yatıyor. sabah akşam balık gömüyorlar full artı full protein. kışın götü devirip 6 ay selamı sabahı kesiyor dış dünya ile. ayrıca höt demeye gelmez yan bakanı ikiye böler. muazzam bir hayvan feci kıskanıyorum malesef
devamını gör...

çok küçük olanlar her yeri kendilerine ev yapabilir, bir dal, bir taş bir kovuk.
küçük bir ot birikintisi onlar için kocaman bir orman, beğendikleri yerde yaşarlar.
sonracıma kendilerinden başka bir şeye ihtiyaçları yok hayatta kalmak için.
çok imreniyom ya.
devamını gör...

ben hem sorgular, hem hak verirdim perspektifini dinlersem. öyle bir şansım olsaydı eğer ve otursaydık karşılıklı;

yara bere içinde geçerken o yollardan, sezencim
sana katılıyorum derdim. beni böyle sev diye bir dizi vardı ve orada bir karakterin kapısı çaldı. kız şok oldu duyduklarına, kapısını kapattı. kendiyle kaldığında nerede benim sezen plaklarım? dedi. o anı hiç unutmam çünkü benimde bazı anlarımda içimden geçirdiğim bir cümledir. plaklarım olmasa da.

neys’ …

kendini kayırıyor her insan önce, bu yüzden aşka kıyar.

gerekirse üç kere oku, bırak dank etsin.

ben mesela kendimi hiç umursamayarak, hep karşımdakine odaklandım da n’oldu. bana rahat batıyor diyip bencilliğinden, hiç başlanmamış bir hikayenin ızdırabını çektik geçenlerde. o kendini kayırmasaydı şayet, bana yazık edecekti. bi’ yerde mecburi bencilliğe uğradım anlayacağın.

kızamıyor da insan. onun tarafından o haklı, kendi tarafımdan deneyip görmeden, önyargılı davranmamalıydık. ben de biliyorum, o bana acı verirdi. bariz belliydi küfürlerinden. nitekim sevgisini de hissettim. sürekli yokladı hissediyor musun diye, konuşmazken, şu dönem hissettim evet. senin aq yine de, dönme. bana kıyabilecek kadar terbiyesizdin… şeytan şaplağı seni.

konudan saptım. af edersiniz.

ben olsam yıldız’ı affedebilir miydim? bilmiyorum. tüm feminen tuşlarıma aynı anda basılıyor gibim bir duygu yaşıyorum bunları yazarken. o kıyamayıştan dolayı affedebilirdim. ertesi gün enayi gibi hissederdim. yine de en iyi arkadaşımla barışmışım ya, siri de çekebilirdim, kararsızım. yerinde olmak istemezdim. bende çok yanlış adamlara, çok fazla anlam yükledim. bunlardan biri de kalbimiz on’la olan şahıs, biliyorsundur zaten. ne bileyim ya? her şeyin yüzeysel olduğu şu dünyada derin hissettirdi. aramızdaki gerçekti. gibi. emin değilim, çoğu zaman eşşek saatine denk geldim. sezen’e döneyim.

için çok acımış. benimde acıdı. sürekli sana sığındım helal et.

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kamyon arkası yazısı olur bundan.
devamını gör...

kaotik bir gerçeklikle çevrelenmişken bilincinde olduğu bu yıkımı inkar etmemek ve daha farklısı beklenemezdi senden ey yüce, gelişmiş, ulu ve koskocaman insanlık demektir.
bir yerde.
kaostan besleniyorum, kafam rahat.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim