zaman tüneli
eski reklamlar
eskiden izlediğimiz her reklamın bir kalitesi varmış. şu an televizyona baktığımda anlıyorum bunu. kaliteli tüm reklamcıları ve metin yazarlarını kaybetmişiz.
bazı reklamları görünce " ben ne izliyorum" diyorum. mesela buna en iyi örneklerden biri "eti canga " reklamı olacaktır. dünyanın en anlamsız ve biçimsiz reklamlarından biri olabilir. "bu nasıl bir saçmalık" diyorum hem de her seferinde.
karam'ın çikolata reklamları aynı şekilde.. basit bir çikolata reklamı izlememiz gerekirken, pars'ın ( kara panter'in) kadraja girmesiyle "bu ne reklamı?" oluyoruz. atmosferi iyi kuruluyor, arka plan renkleri falan güzel ama reklamın kendisiyle, pazarlanan ürün birbirini tutmuyor.
ben çocukluğumun dr. oetker reklamlarını çok seviyorum. bana hep çok sıcak, çok "ev" gibi geliyordu. yıllar geçti, hala satış stratejilerini bozmadılar. reklamları hala benzer şekilde kurgulanıyor. bence gayet tutarlı bir ürün imajı yaratıyorlar. reklamı izlediğinizde de, neyin pazarlandığını anlıyorsunuz ve sizde bir garip duygu oluşturmuyor.
o ikonik reklam cümlesi hala aklımdadır " kabartma tozu pastayı nasıl kabartır? babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?"
bazı reklamları görünce " ben ne izliyorum" diyorum. mesela buna en iyi örneklerden biri "eti canga " reklamı olacaktır. dünyanın en anlamsız ve biçimsiz reklamlarından biri olabilir. "bu nasıl bir saçmalık" diyorum hem de her seferinde.
karam'ın çikolata reklamları aynı şekilde.. basit bir çikolata reklamı izlememiz gerekirken, pars'ın ( kara panter'in) kadraja girmesiyle "bu ne reklamı?" oluyoruz. atmosferi iyi kuruluyor, arka plan renkleri falan güzel ama reklamın kendisiyle, pazarlanan ürün birbirini tutmuyor.
ben çocukluğumun dr. oetker reklamlarını çok seviyorum. bana hep çok sıcak, çok "ev" gibi geliyordu. yıllar geçti, hala satış stratejilerini bozmadılar. reklamları hala benzer şekilde kurgulanıyor. bence gayet tutarlı bir ürün imajı yaratıyorlar. reklamı izlediğinizde de, neyin pazarlandığını anlıyorsunuz ve sizde bir garip duygu oluşturmuyor.
o ikonik reklam cümlesi hala aklımdadır " kabartma tozu pastayı nasıl kabartır? babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?"
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
böyle şeyleri düşünmeye gerek olduğu kanısında değilim. ararsanız daima kötünün bir kötüsünü bulursunuz. bu herkesin hayatına ve yaşadığı koşullara göre şekil değiştirir. kimsenin "en kötüsü veyahut kötünün de kötüsü" birbiri ile aynı değildir.
pozitif olun.
pozitif olun.
devamını gör...
kötü psikolog belirtileri
size fazla soru soran, bunun karşılığında ise kalıp- ezber cümlelerle konuşan- akıl veren psikologtur. derdinize çare olmaz, laf kalabalığı yapar. ilk seanstan sizde bir farklılık yaratmamasından anlarsınız.
psikolog ve psikiyatr konusunda tamamen iç güdülerinize güvenin. ilk seanstan sonra dahi duygusal bir rahatlama hissetmiyorsanız, yanlış kişiye gitmişsiniz demektir.
not:
bu arada şu an çoğu psikoloğun fazlasıyla niteliksiz ve donanımsız olduğunu düşünüyorum. internetten online ders verir gibi, herkes online terapi vermeye başladığı için bu işte kalite falan kalmadı. eskisi gibi kapısını çaldığımız nitelikli psikologları mumla arıyoruz.
şu anda üniversite öğrencileri veya yeni mezunlar bile seans verdiği ile ilgili ilanlar açıyor. ne biliyorsunuz ki neyi analiz ediyorsunuz? lisans mezununun, minimum yüksek lisans bitirmeden vaka bakmaya hazır olabileceğine ( türkiye şartlarında) kesinlikle inanmıyorum. türkiye'de psikoloji lisans bölümleri sadece ezber üzerine eğitim veriyor. 2-3 tane mini stajlarınız oluyor o kadar. bunlar danışan almak için, yönlendirmek için yeterli değil. ben bu işte minimum yüksek lisans mezuniyetini yeterlilik sayarım.
teknoloji iyi bir yerde değil. çoğu insan bu konuda ciddi soyuluyor.
terapi seansları da yeni bir ticaret biçimi oldu.
psikolog ve psikiyatr konusunda tamamen iç güdülerinize güvenin. ilk seanstan sonra dahi duygusal bir rahatlama hissetmiyorsanız, yanlış kişiye gitmişsiniz demektir.
not:
bu arada şu an çoğu psikoloğun fazlasıyla niteliksiz ve donanımsız olduğunu düşünüyorum. internetten online ders verir gibi, herkes online terapi vermeye başladığı için bu işte kalite falan kalmadı. eskisi gibi kapısını çaldığımız nitelikli psikologları mumla arıyoruz.
şu anda üniversite öğrencileri veya yeni mezunlar bile seans verdiği ile ilgili ilanlar açıyor. ne biliyorsunuz ki neyi analiz ediyorsunuz? lisans mezununun, minimum yüksek lisans bitirmeden vaka bakmaya hazır olabileceğine ( türkiye şartlarında) kesinlikle inanmıyorum. türkiye'de psikoloji lisans bölümleri sadece ezber üzerine eğitim veriyor. 2-3 tane mini stajlarınız oluyor o kadar. bunlar danışan almak için, yönlendirmek için yeterli değil. ben bu işte minimum yüksek lisans mezuniyetini yeterlilik sayarım.
teknoloji iyi bir yerde değil. çoğu insan bu konuda ciddi soyuluyor.
terapi seansları da yeni bir ticaret biçimi oldu.
devamını gör...
koşu bandı alacaklara tavsiyeler
eğer normalde spor yapan biri değilseniz, ben almamanızı tavsiye ederim. şu ana kadar gerçekten alan nadir insanın cihazı kullandığını gördüm. ürün genellikle bir hevesle alınıyor ve evin bir köşesinde aylarca bekletilip, bir aile tanıdığına bağışlanıyor. döngü maalesef ki hep aynı. cihaza verilen para da çöp oluyor.
türkiye şartlarında bakmayın bu ciddi bir yük. yurt dışında çok komik paralara sahip olabildiğiniz bu ev içi ürünler, burada neredeyse birinin 2 aylık maaşı ediyor. bu yüzden kullanmadığınız ürünün taksidini yüklü biçimde ödemek bence kendinize haksızlıktır.
ben düzenli spor yapan biriyim. haftanın her gününde spor hayatımın merkezidir. kar, kış, ağustos sıcağı veyahut hastalık dahi demem sporumu yaparım. boş oturmayı, hareket etmeden yatmayı seven bir yapım yok. cocukluğumdan beri hiperaktif bir yanım var. boş oturmak daima uykumu getirir. hayat döngüm dinamik olduğu için, hep hedefim eve bir koşu bandı almaktı çünkü gerçekten zamandan müthiş kazanmanıza sebep oluyor. istediğiniz her zaman spor yapabilme şansınızın olması istanbul gibi bir şehir için lüks bu arada...
fakat evimizde koşu bandını koyabileceğimiz ekstra alan olmadığı için alamıyoruz. hepimizin üzüldüğü bir durum bu. bakmayın aslında koşu bantları ciddi yer kaplayan ürünler. her ne kadar portatif ve minik olanları çıksa da, asıl profesyonel veri sağlayacak olanları ciddi yer istiyor. eviniz küçükse, ona özellikle bir alan ayırmanız lazım. büyük m2 evler için bu zaten sorun değil. nereye koysanız duruyor.
alacak arkadaşlara şunu şiddetle öneriyorum: mutlaka satın alımınız esnasında, ürünün ne kadar sese sebebiyet verdiğini sorun. bazı markalar ve ürünler inanılmaz derecede gürültüye neden oluyorlar. ev içinde oluşacak bir yankılanmadan bahsetmiyorum( elektrik süpürgesi gibi düşünmeyin). bahsi geçen husus siz üstüne çıkıp yürümeye başladığınızda, alt komşunuza yansıyan gürültü ve titreşimdir. çoğu alt kata feci ses yansıtıyor.
iyi modellerde bu sorunun olacağını düşünmüyorum. bu yüzden bu tarz ürünlerde bütçeden kaçınmayın. ucuz yollu bir şey alırsınız ama sürekli şikayete gelen alt komşunuz yüzünden kullanamazsınız.
konunun özeti:
zaten spor yapan biriyseniz ve zamandan kurtarmak için alıyorsanız kesinlikle kullanırsınız.
"ben bunu alırsam sporu kesin yaparım" mantığıyla alırsanız, kenarda çeyiz sandığınız olur.
türkiye şartlarında bakmayın bu ciddi bir yük. yurt dışında çok komik paralara sahip olabildiğiniz bu ev içi ürünler, burada neredeyse birinin 2 aylık maaşı ediyor. bu yüzden kullanmadığınız ürünün taksidini yüklü biçimde ödemek bence kendinize haksızlıktır.
ben düzenli spor yapan biriyim. haftanın her gününde spor hayatımın merkezidir. kar, kış, ağustos sıcağı veyahut hastalık dahi demem sporumu yaparım. boş oturmayı, hareket etmeden yatmayı seven bir yapım yok. cocukluğumdan beri hiperaktif bir yanım var. boş oturmak daima uykumu getirir. hayat döngüm dinamik olduğu için, hep hedefim eve bir koşu bandı almaktı çünkü gerçekten zamandan müthiş kazanmanıza sebep oluyor. istediğiniz her zaman spor yapabilme şansınızın olması istanbul gibi bir şehir için lüks bu arada...
fakat evimizde koşu bandını koyabileceğimiz ekstra alan olmadığı için alamıyoruz. hepimizin üzüldüğü bir durum bu. bakmayın aslında koşu bantları ciddi yer kaplayan ürünler. her ne kadar portatif ve minik olanları çıksa da, asıl profesyonel veri sağlayacak olanları ciddi yer istiyor. eviniz küçükse, ona özellikle bir alan ayırmanız lazım. büyük m2 evler için bu zaten sorun değil. nereye koysanız duruyor.
alacak arkadaşlara şunu şiddetle öneriyorum: mutlaka satın alımınız esnasında, ürünün ne kadar sese sebebiyet verdiğini sorun. bazı markalar ve ürünler inanılmaz derecede gürültüye neden oluyorlar. ev içinde oluşacak bir yankılanmadan bahsetmiyorum( elektrik süpürgesi gibi düşünmeyin). bahsi geçen husus siz üstüne çıkıp yürümeye başladığınızda, alt komşunuza yansıyan gürültü ve titreşimdir. çoğu alt kata feci ses yansıtıyor.
iyi modellerde bu sorunun olacağını düşünmüyorum. bu yüzden bu tarz ürünlerde bütçeden kaçınmayın. ucuz yollu bir şey alırsınız ama sürekli şikayete gelen alt komşunuz yüzünden kullanamazsınız.
konunun özeti:
zaten spor yapan biriyseniz ve zamandan kurtarmak için alıyorsanız kesinlikle kullanırsınız.
"ben bunu alırsam sporu kesin yaparım" mantığıyla alırsanız, kenarda çeyiz sandığınız olur.
devamını gör...
çocukken inanılmaz kıymetli olan şeyler
ailenin izniyle akşam fazladan bir saat daha tv izleyerek kurallar dışına çıkmak. tasmam yine bağlı ama ipini uzatmışlar.
arkadaşlarınla saklambaç oynamak, bisiklete binmek, futbol maçı yapmak. bir topluluğun parçası olmuşsun.
magnum dondurma. lükse ulaşabilmişsin.
arkadaşlarınla saklambaç oynamak, bisiklete binmek, futbol maçı yapmak. bir topluluğun parçası olmuşsun.
magnum dondurma. lükse ulaşabilmişsin.
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
ölümden sonra tekrar bir hayatın olması veya reenkarnasyon. ölelim bitsin orada devamı gelmesin. tekrar bir yaşam olacaksa da daha kolay olsun lütfen hehe.. ne biliyim nerede yaşayacaz kim olacaz seçelim easy mod olsun yani hehe..
devamını gör...
şu anda çalan şarkı
allah bu şarkının belasını versin. çok kalbimi kırıyo... albümde her zaman pas geçiyorum... yine de dinlemekten alıkoyamıyorum kendimi...
nefret ediyorum senden... yine de çok seviyorum... aramızda toksik ilişki var...
nefret ediyorum senden... yine de çok seviyorum... aramızda toksik ilişki var...
devamını gör...
aranızda yirmişer tl toplayabilir misiniz acil
liseye kadar duyduğumuz sınıftaki duyurudur
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
müslümana ölüm kötü değildir
devamını gör...
şu anda çalan şarkı
mozart piyano konçertosu çalıyor şu anda...18. konçerto.
devamını gör...
şu anda çalan şarkı
devamını gör...
dream theater sevmediğim için progresif metalden atılmam
ben de tam tersi opeth ve dream theater'den başka prog dinleyemiyorum. hele tool falan hiç bana göre değil.
devamını gör...
trt belgesel
güvende hissettiren kanal. hayvan belgeseli dışında da çok güzel işler yapıyorlar ayrıca neyşınıl coografik den daha kolay bir okunuşu olduğu için belgesel konusu açıldığında "abi trt belgesel ya, çok iyi çekim açıları ve harika kurguları var" diyebiliyorum.
devamını gör...
arkadaşlık
inanmadığım şey
devamını gör...
dream theater sevmediğim için progresif metalden atılmam
az önce başıma gelen olay. bayağı yaka paça attılar beni...
progresif metal'e sardığım bir dönem vardı, üçüncü gözümün açılması ve ortamlarda bilge olarak gezmek adına tool dinlemeye başlamıştım... progresif metal dinleyici kurulu mutlaka pain of salvation ve soen dinlemelisin, bunlar başlangıç için ideal, sen dinledikçe seviyeni yükselteceğiz diyerek öneri sundu bana...
bayağı sardı bunları dinlemek, ortamlarda ''progresif metal seviyorum...'' diyebiliyor ve rahat rahat tool tişörtlüyle yadırganmadan gezebiliyordum artık...
sonra dinleyici kurulu biraz çıtayı yükseltmeye karar verdi... önce beni riverside dinlemeye gönderdiler. bunu da atlattım. ardından opeth'in blackwater park albümünü önüme koydular.
burada biraz sabırlı ol, ilk dinleyişte anlamazsın dediler ama umursamadım pek, iki hafta boyunca anlamış gibi yaptım... çevire çevire dinledim...
sınav günü geldi çattı, albümü sorduklarında sonunda ''evet ya, özellikle atmosferi...'' diyerek kurtardım.
sonra sıra cynic'e geldi. burada işlerin ciddileştiğini anladım. artık müzik dinlemekten çok sınava hazırlanıyo gibi hissettim kendimi... kurul bana ''focus'u nasıl buldun?'' diye sorunca, ben de yüzümde hiçbir şey anlamamış ama anlamış gibi görünmeye çalışan bir ifadeyle ''çok katmanlı...'' falan dedim, süslü cümleler kurarak sıyrılmaya çalıştım... meğersem hepsi beni asıl sınava hazırlamak içinmiş...
sonra dream theater'ı önerdiler, 2 albüm koydular önüme. images and words ive metropolis pt. 2... ikisini de dinledim, soluksuz dinledim, tek bir saniye bile atlamadan, defalarca... dinlerken o kadar bunaldım, o kadar özümden koptum ve o kadar sürüklendim ki... yapamadım, sevemedim... sevmiş gibi davranacak cesareti bile bulamadım... ''buraya kadar midi, buraya kadar kızım... bu sana 3 gömlek üstün gelir, sen git radiohead dinle...'' diyerek tersledim kendimi...
progresif metal dinleyici kurulu da tersledi beni. attılar progresif metalden... en çok da içimde atheist kaldı, grubu bir kere bile dinleyemedim sınavı geçemediğim için... o kadar da merak ettim ki anlatamam size...
progresif metal'e sardığım bir dönem vardı, üçüncü gözümün açılması ve ortamlarda bilge olarak gezmek adına tool dinlemeye başlamıştım... progresif metal dinleyici kurulu mutlaka pain of salvation ve soen dinlemelisin, bunlar başlangıç için ideal, sen dinledikçe seviyeni yükselteceğiz diyerek öneri sundu bana...
bayağı sardı bunları dinlemek, ortamlarda ''progresif metal seviyorum...'' diyebiliyor ve rahat rahat tool tişörtlüyle yadırganmadan gezebiliyordum artık...
sonra dinleyici kurulu biraz çıtayı yükseltmeye karar verdi... önce beni riverside dinlemeye gönderdiler. bunu da atlattım. ardından opeth'in blackwater park albümünü önüme koydular.
burada biraz sabırlı ol, ilk dinleyişte anlamazsın dediler ama umursamadım pek, iki hafta boyunca anlamış gibi yaptım... çevire çevire dinledim...
sınav günü geldi çattı, albümü sorduklarında sonunda ''evet ya, özellikle atmosferi...'' diyerek kurtardım.
sonra sıra cynic'e geldi. burada işlerin ciddileştiğini anladım. artık müzik dinlemekten çok sınava hazırlanıyo gibi hissettim kendimi... kurul bana ''focus'u nasıl buldun?'' diye sorunca, ben de yüzümde hiçbir şey anlamamış ama anlamış gibi görünmeye çalışan bir ifadeyle ''çok katmanlı...'' falan dedim, süslü cümleler kurarak sıyrılmaya çalıştım... meğersem hepsi beni asıl sınava hazırlamak içinmiş...
sonra dream theater'ı önerdiler, 2 albüm koydular önüme. images and words ive metropolis pt. 2... ikisini de dinledim, soluksuz dinledim, tek bir saniye bile atlamadan, defalarca... dinlerken o kadar bunaldım, o kadar özümden koptum ve o kadar sürüklendim ki... yapamadım, sevemedim... sevmiş gibi davranacak cesareti bile bulamadım... ''buraya kadar midi, buraya kadar kızım... bu sana 3 gömlek üstün gelir, sen git radiohead dinle...'' diyerek tersledim kendimi...
progresif metal dinleyici kurulu da tersledi beni. attılar progresif metalden... en çok da içimde atheist kaldı, grubu bir kere bile dinleyemedim sınavı geçemediğim için... o kadar da merak ettim ki anlatamam size...
devamını gör...
kötü psikolog belirtileri
aklıma sürekli spikerin davinson uğurcan abdülkerim davinson uğurcan abdülkerim demesini hatırlatan psikologdur ne demek istediğimi galatasaraylılar anladı
devamını gör...
tut şunun ucunu döşeyelim abi
ister sözlükte olsun ister hayatta ne zaman eski reklamlardan söz açılsa dillere hemen düşen reklam repliği sanki tek eski reklam buymuş gibi hahaahahahahahahahhashhsha
devamını gör...
eski reklamlar
tut şunun ucunu döşeyelim abi,
kolonları kirişleri dolanalım abi,
mutfağa banyoya ulaşalım abi,
hiçbişşşe olmaz fırat bu abiii,
kuş gibi uçmaa fırattan kaçmaa yazık olur.
sakın haaa!
kolonları kirişleri dolanalım abi,
mutfağa banyoya ulaşalım abi,
hiçbişşşe olmaz fırat bu abiii,
kuş gibi uçmaa fırattan kaçmaa yazık olur.
sakın haaa!
devamını gör...
oyun geliştirmek
survival oyunlardaki profesyonel nesne inceleme mekaniğini yapmak istedim ve yaptım.
çok feci keyif alıyorum.
çok feci keyif alıyorum.
devamını gör...
