zaman tüneli

hiç haberimiz yoktu, fakat 4 sene üst üste şampiyonluk ve bu da yetmezmiş gibi uefa+super kupa alacaktı galatasaray...
devamını gör...

ben parayı bitirince üzülüyorum.
devamını gör...

mıy mıy ve süslü karı sevmiyorum ya. anadolu hırpanisine böyle vitrin kadınları gitmiyor azizim. sısıss

ben istiyorum ki, hasta etsin beni. diken üstünde olayım her daim sorun çıkabilecek ve birbirimize dalacakmışız gibi derin bir toksiklik arıyorum. türk kadını benim için bu'dur be. sıısısı abartmadan, arıza olacak. günün ortasında hiçbir neden yokken, neden yaratabilecek kadın iştahını seviyorum. dünyamı sikecefsdfsdf canım sevgilim. sonra barışıp, toksikliğimizi halı altlarına süpüreceğiz.

tam bir çıldırmışlıkfdsfs

her an, uykumda gırtlanacakmışım gibi. fdsfsdfsd

aklı başında kadınla yapamıyorum yahu. sısıss

hep bi çalkalanmak istiyorum. s
devamını gör...

trabzonspor'u avni aker'de 2-1 yendiğimiz maç. rüştü'nün hayatının topunu oynaması, oğuz'un frikikten attığı gol, aykut'un erol bulut'un ortasına dokunuşu ve gelen 13. şampiyonluk.
devamını gör...

böyle olacak gibi değil çocuklar. meja funclup sayfası falan açın facebook'ta bari. adamın dediği doğru; her aptal kendisine hayran olacak başka bir aptal bulurmuş. harbiden öyle. insan dediğin bir hayran gerzek zaten.
devamını gör...

şaka bir yana kadın hala güzel be. o zaman da güzeldi, şimdi de güzel.
devamını gör...

bunlara ilaveten eğitimi, bilgi birikimi belirsiz sürekli bu dünyaya bir defa geliyorsunuzla başlayan motivasyon konuşmaları yapan ınstagram psikologlarından da gına geldi bana
devamını gör...

yabancı olan sevgilim icin ogrenmeye calısıyorum.
zor bir surec.
benlik degilmiş deyip her an bırakabilirim de, ogreniyorum galiba da diyebilirim.
neye bulastık biz, bu yük cok fazla da olabilirim, askı seven dikenine katlanır da diyebilirim.
henuz onumu goremiyorum.
devamını gör...

beren saat çok güzel kadın ama bihter yöreoğlu karakteri sadece ona cuk diye oturabilirmiş gibi.. mücevher kimi bir şey. çok güzel gerçekten.
devamını gör...

bugün sinemada izledim. çok çok güzel bir film kesinlikle gidin. köpeği olanlar varsa onlar için çok daha anlamlı olur.
devamını gör...

kayda değer hiç bir şey.

link.
devamını gör...

yeni divalar ve yengeler bulmuş diyorlar. daha gelmez. bir yancı her zaman yancılık yapacak birisini bulur.
devamını gör...

neredeyse 5 yıldır buradayım bugüne kadar gördüğüm normal tek yazardı.
devamını gör...

çocuk yapacak damızlık erkek bulamadığı için kediye saran dişiciğin erkek olduğunu sanan versiyonusun sen. bebek bezi değiştirmekle övünen kılıbığa eş değer bir malsın. temizle tabii. bok temizlemek yakışır sana. sütyen kopçası açma umuduyla çıktığın yolda bok temizleme serüvenlerine devam. çırpı bacaklarının taşıyabileceği bir gram taşak zaten. daha fazlasını taşıyabilecek durumda değil bacaklar. sısısısı.
devamını gör...

iko, donu sıyırsın. çok kızgınım ona. bildiğin küsüm dfsfsdf
devamını gör...

1-

ışık, gölge ve tina

tina ile 21 inde tanıştık, o günden sonra benim evim oldu. o durgundu, ben suskun. sormadım geçmişini, soramadım hayal kırıklığına uğrarım diye. konuşmamıştık öncesinde de, sadece gözlerinin içine bakakaldım, kendiliğinden gelişti her şey. aynı odadan çıkmadık sonra da. birçok evimiz oldu sonrasında, hepsinde de yalnızca ikimiz vardık. evlerin hepsi bizimdi. işte bu tina ile ömrümüzün hikâyesi...

ilk evimiz falezde, kayalıkların yakınına konuşlanmış, 4 odalı ama bizim ısrarla tek odasını kullandığımız taştan yapılmış kalın duvarlı, komşusu olmayan bir evdi. kullandığımız o tek odada iki ayrı yatak (biri tina diğeri benim için) cam kenarında karşılıklı iki berjer, ortada eski bir sehpa, kapının yanında deri ciltli kitapları saklayan eski bir kitaplık vardı. odanın içindeki hava, toz taneciklerinin öğle güneşinde ağır ağır süzüldüğü o pürüzsüz anlardan biriyle kaplıydı. tina, pencere kenarındaki eski berjerin üzerine bağdaş kurmuş, elindeki çay kupasından yükselen buğunun ardındaki gökyüzüne bakıyordu. elinde ince sigarası güzel dudaklarına çok yakışıyordu. aslında defalarca odada sigara içmeyelim demiştim kendisine. gözlerinde, dünyanın bütün gürültüsünü susturan o kendine has ışıltı vardı. hayatın tüm yüküne rağmen içinde bir yerlerde kırılmamış, ısrarla yeşeren taze bir ümit geziniyordu.
ben ise kapı pervazına yaslanmış, sadece onu izliyordum. bakışlarımı ondan çekmek, odadaki sessizliği bozmak istemiyordum. o, dünyayı benim hiç göremediğim renklerle görüyordu; parmak uçlarıyla sehpanın ahşap dokusuna dokunuşunda bile geçmişe yazılmış sessiz bir mektup vardı. sessizlik büyüdü. tina başını yavaşça bana doğru çevirdi. dudağının kenarında yarım bir gülümseme belirdi ama gözleri hâlâ o derin, tenha denizlerde yüzüyordu. "bazen," dedi, sesi odaya dağılan bir tüy kadar hafifti, "insan en çok evindeyken bir şeylerin özlemini çeker mi?"
cevap vermedim. sadece ona doğru bir adım attım...
mermer pervaza bırakılmış saksıdaki yaprağın üzerindeki çiğ damlası gibi sakindi yüzü. yanına yaklaşıp berjerin yanındaki ahşap parkeye oturdum, sırtımı onun oturduğu koltuğun kenarına yasladım. dizleri neredeyse omuzuma değiyordu. tina’nın varlığı, fırtına öncesindeki o garip, huzurlu sessizlik gibiydi; insanı hem dinlendiriyor hem de her an bir şeylerin değişebileceği hissiyle ürpertiyordu. "evdeyken bile bir şeylerin özlemini çekmek..." diye mırıldandım içimden. ona hak veriyordum ama bunu yüksek sesle söyleyecek kadar cesur değildim belki de. o, elindeki kupayı iki avucuyla kavramış, parmaklarının ucundaki sıcaklıkla ısınmaya çalışıyordu. gözleri odanın köşesinde, duvara vuran gölgelerin oyununa takılmıştı. bazen saatlerce aynı yere bakabilir, orada benim asla göremediğim koca bir şehir, belki de hiç gidilmemiş denizler kurabilirdi. hayalleri o kadar gerçekti ki, ne zaman bir şey anlatsa kendimi onun dünyasında bir figüran gibi hissederdim. "biliyor musun," dedi, bakışlarını duvardaki gölgeden ayırmadan. "insan kaybettiklerini özlemez sadece. hiç yaşayamadığı, ama yaşanacağını bildiği o güzel günleri de özler."
sesi, odadaki toz taneciklerinin arasına sızıp orada asılı kaldı. bir an durup yüzüne baktım. dudağının kenarındaki o buruk kavis, umudun boşlukla kesiştiği tam o ince çizgiydi. yaşam doluydu; yaşamak, dokunmak, hissetmek istiyordu ama dünyanın ona sunabileceği şeylerin yetersizliğinden korkar gibi bir hali vardı. "peki ya o günler bu odadaysa?" diye sordum, ilk kez sessizliğimi bölerek.
tina hafifçe gülümsedi. bu kez gözlerinin içi de katıldı o gülümsemeye, kirpiklerinin arasındaki o pus dağıldı. başını eğip bana baktı, saçlarından süzülen bir tutam yüzüne düştü. "belki de," dedi fısıltıyla. "belki de sadece doğru pencereden bakmayı öğrenmemiz gerekiyordur." o an anladım; bu oda bizim dünyamızdı ve ben, tina'nın penceresinden bakmayı öğrendikçe baştan yaratılacaktım. tina’nın bu sözleri odanın ortasındaki havayı bir anlığına ağırlaştırdı, sonra her şey yeniden kendi akışına döndü. elindeki boş kupayı yerdeki ahşap parkenin üzerine, tam benim dizimin yanına bıraktı. porselenin ahşaba değdiği an çıkan hafif tıkırtı, sanki bu küçük evrendeki tek gerçek sesti. sırtımı dayadığım berjerden hafifçe kıpırdandı. saçlarının kokusu, odadaki havayı dağıtan taze bir bahar esintisi gibi yüzüme çarptı. bir şeylerin hep eksik olduğuna inanan ruhu, şimdi bu daracık alanın içine koca bir gelecek sığdırmaya çalışıyordu. "yarın," dedi gözlerini tavandaki çatlağa dikerek. "yarın güneş doğmadan uyanalım. o hep erken uyanırdı, ben fırsatını bulunca uyumaya çalışırdım oysa. pencereyi sonuna kadar açıp odanın içine rüzgarın dolmasını bekleyelim. belki de aradığımız o özlem, uzaktaki bir şehirde değil, tam o rüzgarın getirdiği kokudadır."
gözlerindeki o çocuksu ümit yeniden alevlenmişti. birkaç saniye önce hüznün koyu gölgelerinde kaybolan kadın gitmiş, yerine yaşamın her detayına aşık, hayalperest bir kız çocuğu gelmişti. onu büyüleyici kılan da tam olarak buydu işte; bir duygunun en dip noktasıyla en tepe noktası arasında tek bir nefeste geçiş yapabiliyordu.
"tamam," dedim, bakışlarımı yüzünden ayırmadan. "yarın rüzgarı bekleyeceğiz."
hafifçe başını salladı. berjerin üzerinden kalkarak oturduğum koltuğa geldi, kucağıma oturdu, omzunu başıma dayayarak iyice büzüldü, dizlerini çenesine doğru çekti. günün son ışıkları odadan çekilirken, gölgeler ikimizi de yavaşça yutmaya başladı. tinanın gözlerinden birkaç damla yaş aktı. dünyayla arasındaki o ince sınırı kapatmış ama içindeki ümit dolu şehirleri açık bırakmıştı. ben ise karanlığın çöktüğü o odada, onun nefes alıp verişlerini dinleyerek kaldım. bir sonraki günün neler getireceğini bilmeden, ama ilk defa yarını merak ederek...

seni çok seviyorum tina...
devamını gör...

apres ski de çok kafa çocuktur o da bizimle gelsin.
devamını gör...

bugün inceledim iphone 17 pro maxin üstüne koyan hiçbir şeyi yok. üstüne 40 bin lira verip ne alıyorsun ?
devamını gör...

üşüyoruz be.
devamını gör...

ya sus artık önemli olan sus lan. yapay zekaya öfkeleniyorum, bu sözlük beni delirtmeye çalışıyor. başaramayacaksınız.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim