cahit sıtkı'nın yolun yarısından daha büyüğüm. küçüklüğüm dün gibi. ne ara gelip geçti bu kadar zaman ve neden bu kadar hızlı geçti, ne hayata yetişebildim ne de planladıklarıma. gördüğümden geri koymazsa yaradan beni, ihtirasım yok gibi. olmayan olmasın gayrı, can sağolsun yeter.
5 litrelik bir çamaşır suyu ve badana fırçasıyla hallolur diye düşünüyorum.
lakin fırçayı birkaç kişinin ağzını yıkamak için de kullanabiliriz.
öyle densiz, öyle pis ağızlı birkaç kişinin ağzını yıkarsak ibret olur diye düşünüyorum. özellikle isim vermeyeceğim, onu da bir başka başlığın altına yazarım.
yanlış olan flörtün maliyeti çok yüksektir.
madden değil manen ama.
hatta bazen geri dönülmez bir yola bile sürükler insanı.
bedelini ödemek çok zor olur, belki bazen imkansız. parayla ödeyemezsin, canına mâlolabilir hatta.
sonunu düşünen kahraman olamaz derler ya, işte kahraman olamazsan o zaman rezil bile olabilirsin.
.
noktayı koydum ama devamını bu sefer diğerlerinde olduğu gibi yazmayacağım, yazarımız cinsiyetine bakmaksızın tabi-i caizse adamdır. mücadele etmekten vazgeçmeyen, her daim tırnaklarını bir başkasını çizmeden, yalnızca emek vermek için kullanan emektar bir yazarımızdır. allah yolunu bahtını açık eylesin. hızır yardımcısı, hak yoldaşı olsun. saygılar.
ilkeleri bir kenara bırakarak ortak ülkü ile hareket edenler varmış. tanım yazdıktan sonra tanım yazdıkları kişinin profiline girerek ya da beğenilerine baktıktan sonra yazdığı olumlu tanımları silenler varmış. kimlerin birden fazla hesabı kullandıklarını bildiği halde çıkarları için ses çıkarmayanlar varmış. geçmişlerinde kumarbazlık olduğu için aynı o masada şirket kuranlar gibi sanki birbiriyle dertleri varmış gibi görünerek (ne çıkar sağlayacaklar tahmin edemiyorum ama) milletin kuyusunu kazanlar varmış. minnoş hareketler yaparak idareye sıcak görünmeye çalışanlar varmış. diyorlar, beni başkalarının dedikodusu ilgilendirmiyor. kulağım kapalı gıybete.
trump gelse ikna edemez beni, her seferinde bana 25 ve 50 puan gelirken istatistiki olarak ortalama 2500 puanlık çark çevirmesi denk gelmesi şans değil bal olsa gerek. ama ismail abinin dediği gibi. " he he inandık tamam tamam".
bugün 24 ocak 2026. 10 ocak 2026 tarihinde karma puanınız 161.335 iken bugün yani 24 ocak 2026 tarihinde karma puanınız nasıl oluyor da 622.966 oluyor. mesaj yoluyla soracaktım bu soruyu ama mesaj kutunuz kapalıydı. 461.631 karma puanı nasıl alabildiniz 14 günde bana bi izahatını yapar mısınız. adalet duygusunu reelde kaybetmiştim ama sözlükte matematiğimin yetmediği durum olunca hasetlendim haliyle. her seferinde ortalama 250 puan alsanız günde 20 defa çark çevirseniz. 250*5= 1250 yapar 20 defada 25000 yapar. 14 günde 25000 puandan 350.000 puan yapar. ama sizin bu 14 günde aldığınız karma puan yaklaşık 462000 puan. nasıl olur bu. fesatlık demişken haliyle fesatlandım.
coup hanım tam 7 dakika sonra size bir soru soracağım ve içtenlikle cevap vermenizi rica edeceğim. samimiyetinize güvenerek doğru cevap vermenizi bekliyorum.
haftasonu aktivitesi boyama işleri.
insan insanı boyayarak değiştiremez, ancak bir nesneyi değiştirebilirsin.
kimsenin rengiyle oynamamak, olduğu gibi kabullenmek lazım.
ben söylemediysem şayet, "o nereden biliyormuş normal sözlüğü". diye septik bir düşünceye kapılırım.
demek ki o da gezmiş sözlük sözlük.
bu anı da hemen bir anı ile pekiştiririm.
üniversitede okur iken, yemeğe üniversite yurdunun karşısında, karayolunun kenarında, hiçliğin öte yanında var olan ancak varlığı bile bizi mutlu etmeye yeten, kaşıkları ve çatalları pembe tatlı kağıdına(bkz: tatlının tutulduğu kağıdı zihninizde canlansın diye aşağıya bırakıyorum. resim 1) sarılı, bardakları olduğu gibi ters çevrilmiş ve kirli masanın üzerine bırakılmış, masada demir sürahi içinde su olan izbe bir lokantaya gittik. aile lokantası ve üç kuruş kazanmak için yurdun karşısına açılmış mecburiyet işletmesi.
resim 1
neyse otururken daha evvelden atıştığım, bir kaç defa omuzlaştığım, it sürüsü tayfasından 160 kiloluk bir yağ tulumu ile kesişmeye başladık, biraz sonra aramızda şöyle bir diyalog gelişti: (not: beni "b" ile onu "o" ile belirteceğim.)
o : hayırdır gardaş birine mi benzettin
b : yooo hiç bir şeye benzetemedim.
o : o zaman ne bakıyorsun ?
b : benim sana baktığımı anlaman için senin de bana bakman lazım, sen bana neden bakıyorsun ?
o : (döngüye girip tekrardan) hayırdır gardaş,
b : la bi s...
ardından ayakları metal, oturak kısımları süngersiz lamine malzemeden (werzalit) sandalyenin (bkz: sandalye zihninizde canlansın diye aşağıya bırakıyorum. resim 2), ileri geri hareketleriyle demir sürtünme sesinden sonra, ayağa kalkan biz tıfıl üniversite öğrencileri ve bize "hişşş ayıp oluyor gençler" diyen mekan sahibinin ardından sükûnet.
resim 2
o gün kağıt kebabı yemiştik. ve yurda tekrar döndüğümüzde yanlız gelmeye cesaret edemeyen, o şişko yağ tulumu, it sürüsüyle beraber akşamı bekleyerek odamızın kapısında bitti. 6 kişilik yurt odasında, kayseri sarızlı kankardeşim ve gaziantep ıslahiyeli sınıf arkadaşımla sese kapıya yöneldiğimizde, it sürüsünü gördük. derhal itin toynaklısını içeriye çekerek kapıyı zorla da olsa kapattık ve arkasına demir yurt dolaplarını itekledik. dışardan kapıyı açmaya çalışan itin eniklerini ıslahiyeli engellemeye çalışırken, içeride "kalabalıkta kabadayılık yapan itin özrünü tenhada kabul etmeyen biz" bir kaç hamle ile o tombalağı sindirdik. hemen sonra yurdun güvenlikleri ve yöneticileri geldi ve vaka son buldu. yani o it soyu o gün benim ona baktığımı gördüyse o da bana bakmıştır.
hasılı, eğer sözlüğe girmenden rahatsız olan sevgilin olacak kızın ya da erkeğin sorgulaması seni rahatsız ediyorsa, derhal ama derhal deport etmelisin, aksi halde hayat zindan, karanlık ve çekilmez olur. hiçbir şey zamanla düzelmez. kötü olan iyileşmez, iyi olan kötüleşebilir de kötü olan asla iyileşmez. evlilik gibidir mesele, sallanan bir evliliği çocukla canlı tutacağını düşünen çiftler, hasar almış, batmaya yüz tutan gemiye daha fazla yük yükleyen acemi kaptan gibidir.
konuların bağlantısında kopukluk var gibi hissedebilirsiniz zira, bunu bir ben anlarım bir de benden olanlar.
biraz betimleyici ve fazla örneklerle açıklamalı bir tanım oldu. yetkin kişiler zaten hemen anlayacaktır söylemek istediklerimi, anlamayanların da seviyesine ineyim istedim.
siz anladınız onu..
muhtemelen daha önce de yazmışımdır. herkese hakettiğinin karşılığını hemen verme fikri sürekli aklımda kalan nefret duygusundanmış zaman geçti artık umursamıyorum bile. yaptığı yanına kâr olarak kalmış mı, cezasını kesmeli miyim düşüncesinden oldukça uzaklaşmışım. sabit fikirlerim vardı. "bunu asla yapmam, şunu kesinlikle kabullenmem" derdim önceden. savunmuyorum o fikrimi de. hayat şamarlamasıyla acı bir şekilde öğretti bana aksini. yapmam dediğim kabullenmem dediğim herşeyi yaptım ve kabullendim. "farklı düşünceye ve dünya görüşüne sahip insanların nefes almasının gereksiz olduğuna inanırdım. cehalet kokuyor onların yüzünden buralar derken de hata etmişim. bu fikrim de çürüdü.
hasılı, asla, asla dememek, sabitfikir olmamak lazımmış.
#3856092 donanımlı olsun ama kibirli olmasın be. birikimli olsun, etrafımızda bizden çok daha bilgili, yetkin birçok insan olsun, şahsından çok şey öğrenelim hatta bunu kendisine de ibra edelim "sizden çok şey öğrendim, bu konuda gerçekten de eşsizsiniz" diyelim diyecektim bu seferde "ortaya karışık" ın tanımında bahsettiği yemeğe çıktığı hocaya benzerini söylediğinde kibirli at ağızlının "kendimin farkındayım" #3855868 demesine şahit oldum.
keşke tevazu gösterseymiş atardamarını ....... hocası. senin kalem tutan ellerini, öğrencinin karşısına geçene kadar vücudunu taşıyan ayaklarını, etini ayrı kemiğini ayrı ...
neyse ya, kibirle ilgili düşüncelerim derhal değişti. nefrete dönüştü aniden, yok olsun kibirliler.
kapatılsın kibirliler.
yaşlandırmaz da yıllandırır.
iyidir anılara sahip olmak, geçmişi tazeler. iyidir dedim de iyi midir bilmiyorum aslında. onun manevi yükü yorar insanı.
dedemin askerden tezkere aldığı günün belgesini saklarım, yaşanmamış bir anı benim için ama yaşattığım bir anı. dedemin emekli sandığı kartını saklarım, kartını aldı ama maaşını alamadan rahmetli oldu. babaannemin yakın gözlüğünü saklarım, okuması olmadığı için imza yerine kullandığı mührünü. doğum belgem durur ilk günkü gibi. 80 lerde aldığım ilk karnem ve mezun olduğum güne kadar aldığım tüm belgeler. eski sevenlerimin yazdığı mektuplar. eski sevdiklerimle bindiğim tren, otobüs biletleri, askerdeyken taktığım fular, 1800 lü yılların sonlarından kalan posta pulları ve daha bir çok başka kişilerle ilgili yaşanmış anların fiziki anılarını biriktiririm.
bazıları bunun kötü enerji olduğunu söyler. ben ise kaybolmasını göze alamadığım değerler olarak nitelendiririm. geçmişe mi saygım var, ingiliz istifçisi miyim neyim karar veremedim.
...
noktayı koyayım, sırası geçmesin öyle yazayım devamını. (artık her üstteki tanıma böyle yapıyorum)
evetttt sevgili yazarımız: lennie
pazartesi akşamı yani 19.01.2026 saat 23.59 a kadar 4600 küsür yazıyı okur yorumlarım e anca.
yine söz verdiğim zamandan erken teslim ediyorum kargonuzu.
yazarımız lennie, malumunuz kadın. zaten hepiniz de gıyaben tanıyorsunuz kendisini. çok yoracak beni, 4645 adet tanımı var, toplam 233 sayfa oku oku bitmez. ama söz verdik kendimize, o başlığın altına nokta koyduğum kişinin dörtbinküsür tanım yazdığını bilsem birkaç üstteki az tanımlı yazara tanım yazabilirdim oysaki. artık mecbur okuyacağız.
nicki bir kenara gerçek isminin içinde de "i" ve "e" harfi var bence.
7 tane apoleti var. radyocuyu anladık, fenomen de tamam, popüler de tamam da, atlet nedir yahu.
şubat 2022 de girmiş sözlüğün derin sularına. aha bu da doğduğu gün olan 1 nisan 1938 in gazetesi… koç gibi koç. burçların koçu
1200 dönüm üzerine kurulu, lucien arcas’ın bağları hangi şehirdeyse ikametgahı orası. neden üzümden bahsettiğimi siz anlamazsınız da ferdi tayfurun elini hışımla sıkan ağabeyimizin kendi elleriyle yetiştirdiği üzümleri bilseydiniz anlardınız.
boyozlu, çiğdemli, kumrulu, kordun’lu
“ist” uzantılı düşünce akımlarından femini olanlarından. duyarlı feminist ama. yırtık çoraplı yaşlılara da üzülür, adalatesizlik canına malolan gencecik hayatlara da. aslında duyar değil bu, olması gereken ama, memleketim insanları bu duygudan yoksun olduğundan bize farklı geliyor. feminizm de nirvana olabilirsin diye düşünüyorum, 233 sayfada 127 başlık altına kadın erkek ile ilgili tanım girmişsin. başka mecralarda da kadınla ilgili tüm başlıkların altında tanımlarını göreceğime eminim. hatta bence 127 kadın hakları tanımından ziyade, sokakta birisi bayan dediğinde bayan değil ayı kadın diyeceksin, bütün kadınlar çiçektir diyen nazik bir beyefendiye, çiçek te anandır diyeceğine eminim..
bkz. https://www.youtube.com/shorts/u21ytyumatc
bu sözlükteki soru cevap oyunu kendisini geriyor, babacım yollamayın şu oyun isteklerini. o isterse bir ara istek gönderir size. bu da özgüvenin vücut bulmuş hali lennie hanım, bak bazıları bunu kibir olarak görebilir. ama görse ne olacak sen de umursamaz bir şekilde ağzının kenarıyla aman dercesine gözlerinin birini de kısarsın. mahlasını bile “fazla sevgiden ölen ilk dev tanesi” olarak tanımlayan yazar hard özgüvenlidir bence kardeşlerim.
insan sevmiyorsun, telefonla görüşmeyi sevmiyorsun, uzun konuştuğun max 3 arkadaşın var. ama ikna edebilirsen 3-5 arkadaşınla köye yerleşmeyi düşünüyorsun. yok öyle 3 kuruşa 5 köfte. kimse seninle köye gelmez. dünyanın merkezinde değilsin. dost edineceksin bol bol. 10 yıl da konuşmasan sana neden aramıyorsun demeyenlerden dostların olacak. işte o zaman senin yanına köye gelirler. yoksa sen urladan konağa gidemezsin. yenimahalleden mamağa uzak olur sana. dinlemeye tahammülü kalmamış bezdirmişler ablamızı. haketmişlerdir muhakkak. ateş olmayan yerden duman tütmez zira. dinleme ya sende toksik kişileri dinliyormuş gibi yap yeter.
yaşı ayakkabı numarasından 11 yaş küçük bence, 174 cm boyunda, ağarlığı normalde 57-58 kg arası değişiyor ama şu an 59 kg, 38,5 numara ayakkabılı, kendisi 38 numara zannediyor, çok geziyorsun dağ bayır. slikon topuk destekli ortepedik tabanlık giymen gerekir. spor esnasında ve uzun yürüyüşlerde bu tabanlıklar özel hammaddesi sayesinde , ekstra konfor ve rahatlık sağlar. stresi de azaltır. converse candır, sen de seviyorsun zaten.
kuş tüyü dövmesi var. beverly hills polo club bh8087-06 marka, milano loop model telkâri kordonlu saatli. ekose kazayağı desenli kazaklı. su yolu bileklikli.
aha bir tom hardy ci daha daha dün bir üstteki yazar başlığı altına “mnemosyne”ye onunla ilgili tanım yaptım. o da seviyor tom kardeşimizi.
“venom, mobland ve legend dizi-filmlerinde rollenen arkadaşımız en yakışıklı bulduğu aktörlerden. inanmayacaksın ama onu da tanıyorum, onun da soyadı aslen hardy değil halil. babası çankırı’dan birleşik krallığa göç etmiş bir tuz lambası imalatçısı.” #3852261 la ne hardy miş anasını satayım. osmancıklı emrenin dediği gibi ığzını.
sözlüğün büyük oranda genelleme yaptığım yazar istatistiğine sokacağım kişilerden, akıl hastası etti beni. bir taraftan risale-i nur okuyor, sonra bir yazı yüzünden bir daha sayfasını açmıyor, bir taraftan zülfü livaneli okuyor, diğer taraftan ismet özele atıfta bulunurken, nazımdan bir dize paylaşıyor, ulu önderimizin silah arkadaşı ve en yakın dostlarından ismet inönü’ye tariz sanatı uyguluyor. üo’ın z.parti sini 5 yaş beyniyle hareket ediyormuş gibi nitelendiriyor. yaaa sen komprador musun,mossad ajanı mısın, kgb li misin, mı6 ajanı mısın. benim gibi okb li birisini daha fazla tribe sokma hangi partilisin, dünya görüşün ne, dinin inancın ne, tc kimlik no nu sen de diğer yazarlar gibi paylaşsana buradan.
flavius belisarius (yazar) tanımları gözümü kanattı resmen, ne kankalık bu yahu, seviyor musun nefret mi ediyorsun anlamadım. neyse bunu da geçelim.
bir başlık altında bir paylaşımını gördüm, beni perişan etti yemin ederim. yıkıldım, beni 10 dakika sarstı, kendime gelemedim, beni geçmişe götürdü. anılarımı depreştirdi. tabi asla bunun nedenini açıklamayacağım. bununla alakalı bir pasaj da paylaşmayacağım, spoiler de vermeyeceğim. ama hem çok mutlu oldum, hem travma yaşadım, hem de korku yaşadım. panik atak krizi geçirmek üzereyken silkelendim ve kendime geldim. barış ismi çok güzel bir isim dedim kendi kendime, konu ile ilgili olmamasına karşın. neyse konuya geri döneyim.
attilâ hamdi ilhan’ın ismini doğru yazdığın için bir teşekkürü hakettin. a nın üzerindeki şapkasına kadar doğru yazmışsın, kendisi de isminin doğru yazılmasına çok dikkat ederdi. cemal süreya’ya süreyya demediğim için de bana bir alkış.
ama; güzel türkçemizi kullanırken ki hassasiyetini aşağıda belirttiğim yerde uygulamamışsın.
bir yerde enişteni sevemediğini zannettim. 16.11.2024 tarihinde nikah şahidi olmak başlığı altına girdiğin tanımda #3257333 “ilk ve son kez ablamın nikah şahidi olmuştum, tekrar olmak istiyorum.” yazınca ablasının evliliğinden kardeşi mesut değil ablam tekrar evlensin de bir daha şahidi olayım manası da çıkabiliyor zira. cümlelere bağlaçlara dikkat lennie. dil bilgisine neden bu kadar hakim olduğu ile ilgili bir kanaat oluştu mu sizde. edebiyatsever çünkü.
polisiye romanı çok seviyorsun ama hangisini okusam diye dert ediniyor, güzel kafanı yoruyorsun. ahmet ümit oku, aşşkkomiser nevzatı, olmadı agatha christie oku “cinayetler otelini” berthram’s oteli iyi gelir. ahmetleri çok sever: ahmet telli, ahmet ümit, ahmet arif, ahmet altan. repertuvarına bir de ahmet muhip dranas’ı eklesen fena olmaz. babasının da adı ahmet olsa tam olur vallahi. edebiyatla bağın olmasa felsefeci olurdun. bak orada da bir ahmet var. ahmet aslan hoca ile çok benzetiyorum felsefi dilinizi. ahmet hocayı da takip et joutube den.
kendisi açıklama yazmamış ama ağustos 2024 te galerisindeki son fotoğrafta, (şu anda trump'tan dolayı )çok popüler olan “danimarka” (groönland’dan ötürü) ülkesi menşeili anna karina'nın #3123962 fotosu var. kırmızı ojeli kadın. devri daim olsun, allah rahmet eylesin. 2019 da hakka yürüdü.
sen nerede büyüdün karabağlar’da mı kuzenin nasıl kafasından b*çaklandı. komada da kaldı. ben mamak’ta büyüdüğüm için bize çok uzak olan konular bunlar. aristokratız biz çünkü. şok oldum ama. sen nasıl bir coğrafyada büyüdün. çinçin bebesi misiniz.? korktum şimdi, m*fyaya da bir özentin var zaten. kemeraltı’na selam.
neyse devam...
isim koyacaksan bebene “barbaros” iyi de “jan” “jan val jan” ı dolayısıyla da sefilleri anımsatıyor. bebe sefil olmasın barbaros candır.
bazen insan en üstlerden en altlara inebiliyor. seninde öyle olmuş. öğrenciyken en üst katlarda otururken, bir bakmışsın ailenle bahçe katında oturuyorsun, hayat böyle aceyip bişey işte. allah ufkunu küçültmesin, neşen yüksek olsun. umutların gökyüzü. stresin bahçe katında, mutluluğun yüce dağlar kadar olsun.
en yakın ve en uzak arkadaşı kuzeni, çok seviyor, sevmiyor, iyi ki var kuzeni, ya da yok. abdulhak hamit tarhanın dediği gibi "ne senle ne de sensiz." eski türkmenistanlı ev arkadaşın kızı yazmayacağım buraya. bir de koltuğunun altına tavla sıkıştırıp üzdüğü kız var, hani başörtülü olan en yakın diğer arkadaşı. o da pek bir “lamia, halil güneşlinin kızı olan var ya onun gibi. üvey annesi var hani sabriye. küçük besleme gibi ama iyi arkadaşı.
gözleri de astigmatlı tam 14 aydır gözlük kullanıyor. y a ş l a n ı y o r. gözü yaşlı.
“mistaklı”, “tukluzlu”, “organ yengeli” lennie. en azından abiye adi dememişsin. benim yeğenim öyle diyordu çünki. söylem hatası yaptığın iyi olmuş küçükken. büyüdün sözlükte yazım hatası yapmadın da ne oldu. daha mı fazla sevildin sankim. sal sen de sal anlıyoruz..
benim seninle ilgili yaptığım şahıs incelemesini de senin kitap incelemen gibi 60000 kişi okumasa da 6 kişi okusa yeter. buradan, lennie bu muymuş diyebilecek olsalar kâfi. 230 sayfa tanımı okumalarına gerek kalmaz tembel tenekelerin. “sahibini arayan mektuplar”da "anlarlarsa" diyorsun. anlasınlar umurumda değil. keşke anlayabilseler.. diye alıntı da yapar. "ümit yaşar" baba sultanı da sever. berceste misin be.
siyah rengi seviyor. çok ta şey buluyor o rengi. neydi unuttum. unutmadım da aslında neyse.
erkeklerin yaşamadığı bir ağrı var ya onun ile ilgili başlığa tam 8 defa yazmış. iyi ki o ağrıyı biz yaşamıyoruz beyler. biz olsan 58 defa yazardık o başlığa.
öğrenilmesi gereken en önemli şey kendisi ile iyi geçinilmesi gerektiği hususudur. bir kedinin bile hatta. bir evin içinde her nimetten faydalanmak istiyorsa tabii. iyi geçinmezseniz size azap olur. kabir azabı, gazap üzümü. hatta kara melek oluverir allah muhafaza. hafazanallah. kokmak bulaşmaz martı b.ku olacaksınız onunla iyi geçinmek isterseniz. yoksa o fırıncı küreği gibi elleriyle bir tokat atar elmacık kemiklerini kırmasa da incitir. hele üzgün olduğu zamanlar bunu çevresine de yansıtır. o an yalnız kalmak ister –ki en isabetlisi de budur. insanları uzaklaştırınca daha da kötü olur durum. bu sefer de ona içerler. sonra da bu durumu düzeltmek için köşesine çekilir. ama sessiz bir şekilde değil bir sonraki hamlesi için yapacaklarını düşünen boksör gibi. kendine köşesinde taktik verir antrenör gibi, sonra ringe döndüğünde seri yumruklarıyla kelebek gibi uçar arı gibi sokar, ecdadınızı sever. yine korkuttu beni.
saflık ve dinginliğin tezahürü olan beyaz gül sever, boyfrendine duyrulur, gidip karanfil felan alma hacı. kız temiz başlangıç seviyor. iyi niyetini göster, sessiz bir çığlık olsun senin için de.
birisi hanım kızımıza iltifat etsin lütfen “az önce 5 yaşında bir beyefendi "sen çiçeksin" dedi.” diye bir tanım girmiş hem de arada uzun zamanlar olmasına rağmen aynı tanımı daha önce de girmişti. ilgi istiyor hanımefendi ilgi gösterin. sevin sevilin bu dünya kimseye kalmaz. bak bir tanımında paylaştığı kitap resminde "bende eksik olan neydi, iyi bir yaşamım yok muydu" diyor. var. iyi bir yaşamı var. bir kere ailesi birlikte ve sağlıklı diye zengin zaten. iyi sayılabilecek bir yaşantısı da var. bir yerde şöyle parmak ucu gibi bir eksiklik var. tamamlayın o eksikliği de üzülmesin. parmak ucu demişken, o kitabı tutan parmaklarında tırnak beyaz kısmının üzerindeki hafif kızarma demir eksikliği göstergesi, içbükey kavisli bir tırnak yapısı dikkatime zuhur etti. ona da bi baktır. 2021 de ilk ak saçlarına düştüğünede baktıracaktın. araban olsa periyodik bakımını ihmal ettirmezdin ama iş kendine gelince çok umursamazsın. bazen anne içgüdülerim ortaya çıkıyor. bak önceki yazara da bunu yazmıştım. çıkarttırtıyorsunuz ama.
başparmak ile işaret parmağın arasındaki o boşluk mesafesi de maşallah zigana tüneli gibi. tam keskin nişancı parmakları var. tüfengi şöyle omzuna yerleştir. bas tetiğe, vur turnayı gözünden #3144639 . parmaklar 45 numara maşallah.
bitmeyen bitmeyecek umutları, durumları:
-sigarayı bırakmak, erkeklere olan kızgınlığı, insanlara olan mesafesi, kedilere olan sevgisi, edebiyata olan aşkı, platonik aşka dair ütopyaları, güvenmeyi öğrenememesi, tembelliği….
canın sıkıldığında daha önce yaptığını yap, balçova terapi ormanına git. soluklan, soluksuz yaşa hayatı. efese git tarihi kokla. bir zamanlar kimbilir kimler neler yaşıyordu buralarda de –ki onu da dedin ya zaten efes’te.
daha sayfalarca yazabilirim ama bu kadar uzun yazdığım bir yazıyı ilgilisinden yani senden başka kimse okumaz abisi.
hayatında başarılar sağlıklı mutlu kal.
allaha emanet.
eğer allah yoksa ben bir şey kaybetmem, sen de kaybetmezsin, ama allah varsa vay senin haline.
not: tevhid inancına sahip bir birey olarak şahsi kanaatimdir. yukarıda yazılan yazı bir mantık önermesi olarak yazılmıştır. varlık, yokluk tartışmasında inancım sabittir.
...
noktayı koyayım, sırası geçmesin öyle yazayım devamını. (artık her üstteki tanıma böyle yapıyorum)
evetttt sevgili yazarımız: mnemosyne
bekleyiniz.
gece yarısını geçtiği için 16.01.2026 23.59 a kadar tanımınızı yazarım.
edit: dedim ve yazdım.
çok uzun tanım yapmayacağım, sıkılmasın sözlük yazarlarımız.
mnemosyne nickinin aslı ile ilgili konuşalım biraz.
yaşadığına inanılan dönem teyyyyyyyyyy geometrik döneme denk geliyor. homereos’un ilyadasına kadar uzanıyor yani. isa’dan önce 1800 lü yıllar.
mnemosyne eski yunan’da ya da mitolojide bellek tanrıçası gaia ve uranüsün kızı. ama bi dana gözlü güzel tanrıça “hera” değil. afrodit te değil. bu mnemosyne günümüz kadınlarının bir kısmı gibi. güzel ama şirret, çirkef, nalet biraz. unutmuyor, 10 sene öncesi tanrı olan sevgilisinin yaptığı şeyleri cımbızla çekerek pişirip, önüne koyan bir tanrıca. babası yunan asıllı olsa da anası aslen mamak’lı. bir başka rivayete göre babası da antik yunana kırşehir kaman savcılıbüyükoba’dan göçmüş. kırıkkale keskinli diyen de var. biraz kökenleri karışık.
neyse bu kadar detay tarih bilgisinden sonra, biz yazar olan mnemosyne’ye geri dönelim. bu nicki neden kullandığını kendisi de hatırlamıyor.
10. ayın 29 u 2025 te kendisi de zaten gerekirse nickini değiştireceğini yazmış.
sözlükte bayağı eski ama sessiz sakin kalmayı başarabilmiş. acaba önceden başka bir nick mi kullanıyor dedirtecek cinsten. sözlük 2022 nin sonu doğumlu. reelde ise bana göre; “playstation 2” konsolun ilk çıktığı seneden 3 sene sonra doğdu. başka bir ifadeyle “el aksa intifadası” nın başladığı seneden 3 sene sonra doğdu. artı eksi 2 yıl diyelim. boğa burcu.
45 takipçisi olduğuna göre erkek değil onu anladık.
tanımşör, nitelikli olarak 438 tanımı var an itibariyle 27 tanımı öne çıkan tanımlardan, 15 madalyalı tanımı var. bu da demek oluyor ki yazdıklarının %9,58904109589’u (yani %10’u) madalya ve öne çıkan olarak nitelendirilmiş.
25 başlık açmış, açtığı başlığın 12 tanesi ingilizce bu da demek oluyor ki %48 i ingilizce. haliyle bugün kpds, yök-dil,üds ye girse rahat 84 alır. aile komple yabancı dil kültürü düşkünü. anne hanımefendisi de sanskritçenin konuşulduğu yörenin film-dizilerine bayılıyor.
dtcf de mi okuyor, gazi mi hbv mi bakacağız. ona göre “nazal n” kullanmalı mı kullanmamalı mı karar vereceğiz.
bulduk tamam.
edebiyattan n.ö.f hocaya selamlar. iibf den de hüsniye hocaya selamlar.
sosyal özellikleri: takipçi kasma derdine giren, ilgi budalalarıyla pek mesafeli, sevmiyor onları.
kimseyi ve beni de ilgilendirmez ama tam ortadirek aile sosyo-ekonomik statüsüne sahip, yani bir çok memleketim insanından yine de zengin. belki de yalnızca gönlü zengindir. ama ucuza mal alacak kadar zengin değil. bu düsturla hareket ettiğini gözlemledim. nicelikçi değil nitelikçi. bir ajandayı çok sevse de "öğrenciyim almayayım" diyecek kadar da tevazu gösteriyor, oysaki alabilir yani parası da var, o kısım bizi ilgilendirmez allah daha fazla versin.
uzun muhabbetleri de filmleri de sevmez, kısa filmler, mütevazı sohbetler insanı. anlam çıkarsın bu etkinliklerden yeter onun için.
manifestten başka türkçe müzik yok tanımlarında.
tembel teneke, çalışsa aslında zeki de çalışmıyor. yoksa o potansiyel var kendisinde, hırs eksik, bıkkınlık var. herkeste var bıkkınlık. dün bir başlık altına yazmıştım, sadece sana özgü değil bu durum, insanların hepsi içsel bir arayış içerisinde, bu sadece bizim ülkemize has bir durum da değil ama bizim ülkemizde mevcut şartlarda biraz daha fazla hissediyoruz. düzelir ama, takma kafaya. geçmez dediğin günler, dertler hepsi geçer. hatırlamazsın bile. yaşadığın, üzüldüğün, en kötü olarak niteleyebileceğin kaç gün oldu ve en kötüsünü mutlu olduğunda hatırlıyor musun? hayır. mutlu ol, mutlu et ki kötülükler tarihe gömülsün. (bu kadar psikolojik motivasyon bir müddet götürür seni)
hedef koy önüne, bir de neticesine bir ödül bırak, motive etsin seni. baban gibi konuştum. ama öyle. sağlık olsun. iş, güç, ders gelir geçer. aklına mukayyet ol.
nedir bu akreplerin çektiği, kadını da anlaşamıyor erkeğide. ben akrep değilim ama onları gereksiz bir savunma dürtüsü geldi içime.
japon filmlerini seviyor ancak animelerle arası pek yok, yine de izliyor, hatta bazen kitaplarını da okuyor. önümüzdeki senelerde daha çok okursun, otur da derslerine çalış biraz (şimdi de annen gibi oldum.) ama annen de haklı makarna yapmayı beceremiyorsun daha. para kazan ki başkaları yemek yapsın sen ye. yemek yapanın, temizlikçilerin olsun e mi.
plan, program ve calendar teknikleri geliştimiş kendine “bullet journal” gibi, brovo hanım kız.
venom, mobland ve legend dizi-filmlerinde rollenen arkadaşımız en yakışıklı bulduğu aktörlerden. inanmayacaksın ama onu da tanıyorum, onun da soyadı aslen hardy değil halil. babası çankırı’dan birleşik krallığa göç etmiş bir tuz lambası imalatçısı.
varlık, yokluk, tefekkür üzerine çok düşünüyor. çık şu mitoloji ve madde ötesinden. iç anadololusun sen. bozkırın soğuğu yüzünü kızartarak çatlatmış.
etnoğrafya müzesine de gider. armada avm yi de sever. gençlik caddesini de anıttepeyi de. saraçhane mahallesinde de gezer. botanik parkta çiçek te izler, film izler gibi.
seğmenlerden aşağı inerken iran caddesinden eski cumhurbaşkanımız süleyman demirel’in evinin olduğu güniz sokağa da git evinin önünden geç nostalji olsun. oradan da aşağı iner tunalı’da d&r a gidersin aşağıda da starbucks ta kahve içersin.
bence şahbaz olma “piercing” yaptırmaktan vazgeç. şah ol, x-ray cihazlarında ötme.
şu tiktok izleme olayını da bırak. canbequit kaosları zaman zaman keyifli oluyor da tiktok senin gibi okuyan birini geriletimez mi?
dediğim gibi fazla uzatmayayım ki okuması kolay olsun. sağlıcakla kal. allah muvaffak eylesin. başarılı ol.
kurşunlu camii.
kale mah. neşet ertaş sk. no:2 06250 altındağ/ankara
ankara altındağda osmanlı döneminden kalma bir cami.
bir tarafı ulucanlar caddesi, diğer tarafı anafartalar caddesi olan köşebaşında. eski altındağ belediyesinin yanındaydı, belediye şimdi yıkıldı park yapıldı.
gittin mi dersen önünden binlerce defa geçtim ama bir kez dahi gitmedim.
az ilerisinde hacettepeye doğru, yolun tam ortasında ekseriyetle çocuğu olmayanların ziyaret ettiği tezveren sultan ana'nın türbesi vardır.
orası da hacetepe mi hacettepe mi çok tartışılır.
bir tespit mi bırakabiliyoruz yalnızca, ben birden çok tespit yapacağım keyfimde kahyası da hemfikir.
-bazı insanlar hiçbir şeyden rahatsız olmuyorlar.
-çoğu insan artık başkalarıyla sohbet dahi etmek istemiyor.
-birçok kişi tartışmadan uzak, kendi halinde yaşamak istiyor.
-cehalet arttıkça özgüven de paralel olarak artıyor.
-insanlar fırsat buldukça bir başkasına ekonomik, sosyal, kültürel üstünlüklerinden bahsediyor.
-değişeceğini söyleyen hiçkimse değişmiyor.
-haklıyken bile, hayat gailesinden dolayı itiraz etmeye mecalimiz kalmıyor,
-itimat kalmadı insanlar arasında.
-yapaylık ve riyakârlık hatsafhada.
-gerçeklik algısı tamamen değişti ve değişiyor.
-kim güçlüyse o daha haklı.
-tok açın halinden anlamıyor,
-kendisi tok iken, komşusunun açlığını düşünen kalmamış.
-ortalık kendi bacağından asılı koyun dolu, kimse de dönüp bakmıyor.
-kimisi etkileşim için statükoya ayak uyduruyor. kitlenin beğenisi için nabza göre yorum yapıyor.
acaba ben de mi öyleyim diye sorgulamadan da edemiyor insan.
tanımımı bilinçli olarak genellemelerle doldurdum (bazı, çoğu, herkes , birçok, hiç kimse gibi) çünkü bende bir insanım ve başkalarının adına konuşmak bende de huy.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.