zaman tüneli

resmen bomboş bir gün geçirdim. ihtiyacım vardı tabii ki böyle bir güne ama yine de sıkıldım.
afedersiniz ama aklımı yitirmiş gibi örgü ördüm. normalde 5 günde örülecek sırayı bir günde yaptım. zihnim bir nebze de olsa daha sakin, yani işe yaradı. yine de tüm bunları yaparken arkada bir şey çalması/oynaması gerektiğinden bir sürü video izleyip şarkı dinledim. başım da ağrımıyor değil.

sonra biraz kitap okuyayım derken uyumuşum, 2 saatlik uyku beni resetlediği için de şu an uyuyamıyorum. zararım yine kendime.

yani (bkz: allah seni kahretsin bill gates sen de yargılanacaksın köpek).

iyi geceler falan işte sözlük, anladın sen.
devamını gör...

askerdeyken persembeleri iple cekerdim hocam. feridun duzagac cok guzel futbol yazilari yazardi o gun radikal'de. bi yazinin basligi "feyyaz olur yay üstünden vururum" idi.
devamını gör...

ben yatıyorum iyi geceler, saat 03.00 dan sonra sapık tarikatlar basıyor burayı. sözlük gece bekçisi izinli bugün dikkatli olun..
devamını gör...

kalan hayatımı değiştirecek bi iş üzerine yoğunlaştım tüm paramı bu işe gömdüm 2 maç daha üst biterse zenginim yoksa femboy.

sen napıyon?
devamını gör...

şıllık ilbi bile okay ya. yaratıcıydı en azından. sup’ı sevemedim bir türlü. değişikti, bana uymayan şekil, tendürdiyot beni, ben onu severdim sosyal baterimin bitik olmadığı anlarda. yayloş’ sana ne desem az ablacım, okuyorsan dön ağzıma sıç. razıyım.
devamını gör...

bayramdan bayrama ziyaret edilen o tenha kabristanlar gibi hissettiren başlık. adeta tanıdık isimler arasında sessizce yürüyor gibi oluyorum. kimini çaldığı radyo parçalarıyla tanıdım, yeni şarkılar keşfetmeme vesile oldu; kimi hayatımın en tuhaf döneminde iki kelamıyla denk gelip geçti. aralarında sabahın dördünde aynı dertte buluşup sabahlamışlığım dahi var. hayatıma bir şekilde dahil olup sonra sessiz sedasız aramızdan çekilenleri anmış olalım.

(bkz: patagonyalı (yazar)), (bkz: tenturdiyot (yazar)), (bkz: yerdeniz büyücüsü (yazar)) , (bkz: epifiz bezi (yazar)), (bkz: yayladağ lokumu) , (bkz: aurora (yazar)), (bkz: amaterasu (yazar)), (bkz: ilbi), (bkz: kolgeneral), (bkz: supportgirl), (bkz: marikaki), (bkz: aykut (yazar)), (bkz: merdumkaptan), (bkz: twelvepointsgoesto)
devamını gör...

bir sitem.

varlığın da, yokluğun da yetmiyor.

varlığın yetmiyor çünkü yanımda değilsin aslında. yokluğun yetmiyor, acımtrak bi tat.

iki anlamlı yine. bayılırım böyle ince dokunuşlara. tıpkı, hiç bir yüz güzel değil senin yüzünden gibi. *
devamını gör...

ceplerinde hacıyatmaz’la geçiyor yine düşler sokağından.

sevdadandır demiş annesi. neys’ gelmiyorsan yanıma bi’ anlamı yok, dinliyoruz.
devamını gör...

n’apıyon?
devamını gör...

#4072173 onların hızlı koşani da var.
gündüz vakti yürüyordum , köprü altında beklesiyorlar. arabanin biri 100 metre ilerde durdu. eteğini yukarı çekip ronaldo gibi kaslı bacaklarla bir koşuşu var .. *
umarım arabadakini silkmistir
devamını gör...

üfff şuan yürümek vardı kızılay’da. neys’ eve mahkum…
devamını gör...

yıldızlar kayarken beni yeryüzüne bırakmışlar, benim de öyküm bu arkadaşlar..
devamını gör...

3-

ceketimde saklı tenin

tina bazen geçtik diyordu, ben kiminle diyordum. bazen umutsuz olsaydı bile yaşanacaklar, “o başka biri” demesini de biliyordum çünkü. o uzundu enine, ben geniştim boyuna. o karayı severken ben beyazı değil griyi seviyordum. o da benim sevdiğim rengi seviyor muydu acaba ? sevmesindi. onu da kendisi bilirdi. valizini eline verip göndermeli miydim ki. karışmamadı o kadarına. onu da kendisi bilirdi......

akşamın alacakaranlığı, şehrin ıslak asfaltına bir mürekkep gibi yayılıyordu. kurşuni bulutlar, meydanın üzerindeki binaların tepesine adeta çökmüş; gün boyu atıştıran yağmur, kaldırımları ayna gibi parlatmıştı. otobüs duraklarındaki itiş kakış, birbirini ezmeye çalışanlar, korna sesleri ve evlerine bir an önce sığınmak isteyen insanların aceleci gölgeleri... şehir, kendi gürültüsüyle boğulan devasa bir aygıt gibi uğulduyordu.
işte bu curcunanın ortasında, caddenin sağına doğru kıvrılan o tenha sapağa saptı tina.
kalabalık arkasında eriyip gittikçe, adımları yavaşladı. sertleşen rüzgar yüzünü yalayıp geçerken, soğuğun keskinliğini gizlemek istercesine çenesini göğsüne doğru çekti. sesler inceldi, şehrin o metalik homurtusu yerini ritmik, karanlık bir uğultuya bıraktı. yolun bittiği yerde, kararan gökyüzüyle birleşen hırçın bir deniz duruyordu. tina, denizsiz şehirde dalgaların yıllardır dövdüğü o sivri kayalıkların en yüksek noktasına tırmandı ve bir heykel sessizliğiyle oturdu.
rüzgar burada bir kırbaç gibi şaklıyordu. tina’nın saçlarını tırpanlayıp yüzüne savururken, bulutlar da yükünü yeniden bıraktı. tane tane başlayan yağmur, kısa sürede şiddetlendi. tina, elbisesinin kumaşına kadar sızan, tenini donduran o ıslaklığı ancak dakikalar sonra kavrayabildi. başını yavaşça yukarı kaldırdı; damlaların yüzünü bir kamçı gibi dövmesine, kirpiklerinde birikip görüşünü bulanıklaştırmasına izin verdi.
işte tam o an, kayaların üzerindeki çakılların ezilme sesini duydu.
arkasından gelen adımları... dönüp bakmadı. bakışlarını, hırçınlaşan karanlık sularda tutmaya devam etti. adımlar, tam arkasında, bir nefes ötesinde aniden kesildi. birkaç saniye boyunca sadece ikimizin nefesi ve deniz olmayan şehirde, denizin gürültüsü duyuldu. yine o buğulu gözlerini süzerek “ağaçları mı seversin yoksa denizi mi” diye sordu. seninle her yer dedim arabesk bir eda ile.
üstümdeki ağır, kuru ceketi çıkardım ve iliklerine kadar soğumuş o kırılgan omuzlara, bir zırh gibi bıraktım. yan yana, tek bir kelime etmeden bozkırın kalabalık kuru kentinde, denizin o karanlık yutuculuğunu izledik. zaman, yağmurun ritminde eridi. sonra sağ elimi uzattım, ceketimin üzerindeki omuzuna hafifçe dokundum.
"hadi."
sadece bu. arkamı döndüm ve gecenin yuttuğu patikadan şehre doğru yürümeye başladım.
tina hemen kalkmadı ama çok geçmeden arkamda onun da adımlarını hissettim. saçlarının ucundan, burnunun kıvrımından süzülen su damlaları ceketimin yakasını ıslatıyordu. iki eliyle ceketimin önünü göğsüne doğru kenetlemiş, bakışlarını yere çakmıştı. sadece bir adım önünde ritimle hareket eden ıslak botlarımı takip ediyordu.
karanlığın içinde, şehrin cılız ışıklarına doğru yürüyorduk; ben ön kılavuz, o arkamda saklanan bir gölge gibi... birbirimizin yüzüne bakmadan ama birbirimizin varlığıyla ısınarak.
gece, caddelerin ıslak parıltısını bir örtü gibi üzerimize çekerken adımlarımız aynı ritimle sokağı dövmeye devam ediyordu. arkamdan gelen topuk sesleri ve nefesinin o hafif, ıslak hışırtısı, aramızdaki mesafe ne olursa olsun beni sımsıkı sarıyordu. ceketimin içinde büzülmüş gövdesinden yayılan sıcaklığı, hemen arkamda taşıdığım gizli bir yangın gibi hissediyordum.
küçük bir sokak lambasının altından geçerken başını hafifçe kaldırdı. saçlarından süzülen damlalar boynundan aşağı, kıyafetinin ıslak kumaşına doğru kayarken gözlerimiz anlık bir ışık hüzmesinde kesişti. o bakışta, az önce deniz kıyısındaki o vahşi rüzgarın taşıdığı korku yoktu; aksine teninin derinliklerinden yükselen, arzuyla karışık ham bir yakınlık isteği vardı. yanımda yürürken kolu koluma her çarptığında, kumaşların arkasından sızan o sarsıcı sıcaklık, gecenin soğuğunu tek bir hamlede yakıp kül ediyordu.
nihayet demir kapının önüne vardığımızda, cebimden çıkardığım anahtarın metalik sesi aramızdaki o yükselen, konuşulmamış gerilimi daha da belirginleştirdi. kapıyı açıp içeri adım attığımızda, dışarıdaki yağmurun ve şehrin uğultusu bir anda kesildi.
koridorun loş ışığında bana doğru bir adım attı. üzerindeki ağır ceketimi omuzlarından yavaşça kaydırırken parmakları bileğime, ardından göğsüme değdi. bütün vücudu titriyordu ama bu sadece soğuktan değildi. nefesi dudaklarımın hemen kıyısında, ıslak ve kesik kesik dalgalanıyordu. saçlarından göğsüne akan bir damla suyu parmağımın ucuyla sildiğimde, gözlerini kapatıp derince fısıldadı. o an, teninin bende bıraktığı çekim, odaya yayılan o ıslak ten ve yağmur kokusu, aramızdaki tüm mesafeleri eritecek kadar yoğun, karşı konulmaz bir tutkuya dönüştü.
yine de acele etmedik. birbirimizin varlığıyla ısınmanın, aynı odada aynı havayı solumanın getirdiği o derin, sarhoş edici huzur ikimize de yetti.
sessizce, 5 katılı binanın 2. katında bulunan evimizin düşük lümenli aydınlatması ile açık mı kapalı mı olduğu belli olmayan loş odasına geçtik. yan yana duran ama aralarında birkaç karış mesafe olan o iki demir karyola, bu gece bizim sığınağımızdı. tina kendi yatağına sokuldu, yorganı çenesine kadar çekti. ıslanan saçları yastığa bir gece gibi dağılmıştı. ben de kendi yatağıma uzandım, yüzümü ona döndüm.
karanlığın içinde gözleri parıldıyordu. dudağında minnetle, tutkuyla ve sarsılmaz bir mutlulukla yoğrulmuş o hafif kavis belirdi.
"iyi ki geldin," diye fısıldadı gecenin içine.
yine, yeniden, “iyi ki kaldın," dedim.
elimi yatağın kenarından aşağıya, iki karyolanın arasındaki o dar boşluğa doğru uzattım. o da soğuktan kurtulup ısınmış olan elini uzattı. parmaklarımız zeminden 10 santim yükseklikte birbirine dolaştı. farklı yataklardaydık ama ruhlarımız ve tenimizin bıraktığı o sıcak izler tek bir örtünün altındaydı. dışarıda yağmur cama vurmaya devam ederken, ikimiz de aynı odanın güvenli, tutkulu ve mutlu uykusuna yavaşça teslim olduk.

seni çok seviyorum tina...
devamını gör...

kim kime yürümüş
devamını gör...

ben dinlerim ve bayılırım.

kendine has bir tarzı var. seviyorum işte.
devamını gör...

#4072165
"kestaneyi cizdirmeye davetiyedir."
bir kere üst geçitten geçiyodum, tramessi kovalamıştı bıçak çekmişti. biliyosun topuklu oluyor onlarda* hızlı koşamıyolar zaten topuklayıp kaçmıştım. yaş 14 falan tabi o zaman, çok çok eski bir anım hehe...
devamını gör...

#4072171 rol çalma lan. sen bile bozamazsın moralimi. * salak küçük.
devamını gör...

sudoku teyzemde kinaye sanatı yok kendisinin övüldüğünü sanacak merak etmeyin o yüzden rahatta kalın.
devamını gör...

yemek önemli n’apim. bugün mesela eve dönerken bir tane papates kızartması eksik anne denildiğini duydum, geri dönüp kavga edecektim ki, buldular o pattisi. * toxic değilim, yemeğe düşkünüz ailecek.

neys’ yemek, yenmek, yermemek derken, birbimizi yediğimiz şu ortamı seviyorum. enteresan ve garip bi şekilde.

bu arada sana saramam, senin bile bilmediğin bir sırdan ötürü. ceylan, yerim seni. *
devamını gör...

#4072166
sudoku abla kaşınıyor bu bence..
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim