zaman tüneli
atina okulu
atina okulu evet istidlali aklın kurucusudur. yani gidimli akıl, çıkarımsal akıl denen şeyin kurucuları buradadır.
lakin bu okul doktriner bir okuldur. yani dışa kapalı ve tekçidir ve dahi indirgemecidir. bugün anladığımız anlamda bilgi yoktur. yani akademik bilgi yoktur. ne var peki? bildiğine göre yaşamak var. misal diyelim sen bir sokrates filozofusun , sokrates gibi yaşarsın. yaşamak senin felsefenin sağlamasını yapar. onlara göre matematik de bir felsefe ve yaşama biçimidir. her şey varlığın bir dilidir. yani felsefeleri ayrı dinleri ayrı değil. evren tasavvurları ve evren iç içe. resim, yorum, inanç hepsi bir arada. ve öğreti tarzı bir felsefe var.
lakin bu okul doktriner bir okuldur. yani dışa kapalı ve tekçidir ve dahi indirgemecidir. bugün anladığımız anlamda bilgi yoktur. yani akademik bilgi yoktur. ne var peki? bildiğine göre yaşamak var. misal diyelim sen bir sokrates filozofusun , sokrates gibi yaşarsın. yaşamak senin felsefenin sağlamasını yapar. onlara göre matematik de bir felsefe ve yaşama biçimidir. her şey varlığın bir dilidir. yani felsefeleri ayrı dinleri ayrı değil. evren tasavvurları ve evren iç içe. resim, yorum, inanç hepsi bir arada. ve öğreti tarzı bir felsefe var.
devamını gör...
bir kızın en güzel çeyizi bakılmamış falıdır
ed.
bu da benden.
bu da benden.
devamını gör...
the neon god, pt. 1: the rise
2004 yılında yayımlanan, w.a.s.p.'ın on birinci stüdyo albümü ve iki bölümlük bir rock operasının ilk perdesi. ikinci bölüm aynı yıl the demise adıyla geldi. blackie lawless'ın kafasında basit ama ağır bir soru var albümün merkezinde: "neden buradayım?".
hikayenin merkezinde jesse isimli, çocukluğu istismar ve yalnızlıkla geçmiş bir yetim var. zamanla insanları okuyabildiğini ve manipüle edebildiğini keşfediyor; bu yetenek de onu bir tür sahte kurtarıcı figürüne dönüştüren yolun başlangıcı oluyor. lawless, albümün fikrini geliştirirken kült liderlerinin ve insanların neden böyle figürlerin peşinden gittiğinin arka planını da araştırdığını anlatmıştı.
albümün ilginç tarafı, klasik bir "şarkıları peş peşe dizdik" çalışmasından ziyade gerçekten bir hikaye anlatmaya çalışması. overture ile açılıyor; kısa geçiş parçaları, tekrar eden temalar ve karakter odaklı şarkılarla ilerliyor. sister sadie, asylum #9, what i'll never find ve the raging storm gibi parçalar da bu hikayenin farklı ruh hallerini taşıyor. bu yüzden albümü dinlerken tek tek şarkılardan ziyade bütünüyle dinlemek daha anlamlı geliyor.
bir tarafıyla the crimson idol'ın devamında duran bir çalışma. yine yalnızlık, sevgisizlik, aidiyet arayışı ve insanın kendisini başka bir şeyle doldurmaya çalışması var. ama bu kez mesele sadece bir rock yıldızının yükselişi değil; 'bir insanın içindeki boşluğun nasıl bir inanca, güce ve sonunda manipülasyona dönüşebileceği.'
ve bence albümün en güzel tarafı da burada. "neon god" dediği şey aslında gökten inen bir tanrı değil. insanın kendi boşluğunda yarattığı tanrı. birileri tarafından sevilmek, anlaşılmak ve bir yere ait olmak isteyen bir insan düşünün. sonra bu ihtiyacın yerini güç alıyor. insanlar seni dinlemeye başladıkça, bir zamanlar aradığın sevgiyi onların sana duyduğu bağlılıkta bulmaya çalışıyorsun. ama insanın içindeki boşluk, ne kadar insanla doldurulursa doldurulsun yine boşluk olarak kalabiliyor.
2004 tarihli bu albümü bugün ilginç yapan da biraz bu. hikaye eski olabilir; ama insanın sevilme, ait olma ve anlam bulma ihtiyacı hiç eskimiyor. ve bazen insanın aradığı tanrı gökyüzünde değil. kendi içindeki boşluğun tam ortasında duruyor.
hikayenin merkezinde jesse isimli, çocukluğu istismar ve yalnızlıkla geçmiş bir yetim var. zamanla insanları okuyabildiğini ve manipüle edebildiğini keşfediyor; bu yetenek de onu bir tür sahte kurtarıcı figürüne dönüştüren yolun başlangıcı oluyor. lawless, albümün fikrini geliştirirken kült liderlerinin ve insanların neden böyle figürlerin peşinden gittiğinin arka planını da araştırdığını anlatmıştı.
albümün ilginç tarafı, klasik bir "şarkıları peş peşe dizdik" çalışmasından ziyade gerçekten bir hikaye anlatmaya çalışması. overture ile açılıyor; kısa geçiş parçaları, tekrar eden temalar ve karakter odaklı şarkılarla ilerliyor. sister sadie, asylum #9, what i'll never find ve the raging storm gibi parçalar da bu hikayenin farklı ruh hallerini taşıyor. bu yüzden albümü dinlerken tek tek şarkılardan ziyade bütünüyle dinlemek daha anlamlı geliyor.
bir tarafıyla the crimson idol'ın devamında duran bir çalışma. yine yalnızlık, sevgisizlik, aidiyet arayışı ve insanın kendisini başka bir şeyle doldurmaya çalışması var. ama bu kez mesele sadece bir rock yıldızının yükselişi değil; 'bir insanın içindeki boşluğun nasıl bir inanca, güce ve sonunda manipülasyona dönüşebileceği.'
ve bence albümün en güzel tarafı da burada. "neon god" dediği şey aslında gökten inen bir tanrı değil. insanın kendi boşluğunda yarattığı tanrı. birileri tarafından sevilmek, anlaşılmak ve bir yere ait olmak isteyen bir insan düşünün. sonra bu ihtiyacın yerini güç alıyor. insanlar seni dinlemeye başladıkça, bir zamanlar aradığın sevgiyi onların sana duyduğu bağlılıkta bulmaya çalışıyorsun. ama insanın içindeki boşluk, ne kadar insanla doldurulursa doldurulsun yine boşluk olarak kalabiliyor.
2004 tarihli bu albümü bugün ilginç yapan da biraz bu. hikaye eski olabilir; ama insanın sevilme, ait olma ve anlam bulma ihtiyacı hiç eskimiyor. ve bazen insanın aradığı tanrı gökyüzünde değil. kendi içindeki boşluğun tam ortasında duruyor.
devamını gör...
ayak parmakları arasından sigara içen erkek
diğer ayagiyla kafasını yaşıyor , eliyle de götünü kaşıyor.
(bkz: devotus atheus (yazar))
(bkz: devotus atheus (yazar))
devamını gör...
halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
allah'ın elçilerini bile içeri atabileceğiniz suç.
sonuçta elçiler, hedef toplumun değerlerini değiştirmek için gönderilirler...
sonuçta elçiler, hedef toplumun değerlerini değiştirmek için gönderilirler...
devamını gör...
trump'ın avukatına çorumlu damat
yumuşak güç ile dünya liderini yönlendiririz.
helal bizim millete. bizim insana.
helal bizim millete. bizim insana.
devamını gör...
foot gourmet'in favori yönetmeni
devamını gör...
sevimlihortlakkespır (yazar)
#4074950
başüstüne
başüstüne
devamını gör...
kelle almak
herhangi bir zümreden herhangi birinin herhangi bir mecrada kullanabildiği ilginç bir argo söz kalıbı.
devamını gör...
trackbass
(bkz: donald durand)
mükemmel bir şarkı. altyapı fazlasıyla fresh, high ve de havalı.
mükemmel bir şarkı. altyapı fazlasıyla fresh, high ve de havalı.
devamını gör...
ayakları yorganın altında bile ısınmayan insan
ilk boşlukta sizi de titretmek için de kendini hazır tutuyor olabilir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
love forever
love is free
let's turn forever
you and me...
love is free
let's turn forever
you and me...
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
yazarların en son ettiği iltifatlar
elin güzelmiş dedim.
ama o artık bana el.
ah ah...
ama o artık bana el.
ah ah...
devamını gör...
vapurdaki kadın
istanbul şehir hatları vapurlarında söylediği şarkılarla tanınan, çok tatlı ve kadife sesli müzisyen hilal nalbant'ın lakabı.
devamını gör...
hilal nalbant
istanbul şehir hatları'nın düzenlediği ve bu yaz katıldığım mehtap turu sayesinde tanıdığım, çok tatlı ve kadife sesli vapur müzisyeni. namı diğer vapurdaki kadın.
devamını gör...


