dostlarımızla geleceğiz yazar profili

dostlarımızla geleceğiz kapak fotoğrafı
dostlarımızla geleceğiz profil fotoğrafı
rozet
karma: 84509 tanım: 16265 başlık: 5691 apolet: 4 takipçi: 214
Kafa izninde

son tanımları | başucu eserleri


insanı üzen durumlar

kendini gizlemeye çalışmak...
onlardan farklı gözükmemeye çalışmak.
sadece çalışmak.
ama öyle zor ki...
anlaşılmasından endişe ediyorsun, istemiyorsun.
insanların çektiğin dert ve sıkıntıları yüzünden okumasını istemiyorsun.
insanların tebessümlerine, gülen gözlerine işlemiş olan o ruhun sende eksik olduğunu, sende yaşamadığını bildiğin halde onlara eşlik etmek görevini kendine yüklüyorsun. gülmeye çalışırken gülemediğini en başta kendin hissediyorsun.
karşı taraf kendi duygusunu tanıyor.
eğer görebiliyorsa sendeki tuhaflığı da.

aslında derdin gülememek değil...
neden ben de onlar gibi olamıyorum,
ya da neden eskiden olduğu gibi değilim?
diye sormuyorsun bile kendine..
derdin, neden tamamen hissettiğin gibi ve kendin gibi davranamadığın oluyor..
karşında tebessüm eden birine kendi ruhunu ortaya koyarak karşılık verememek..
zorlandığın ya da kendini zorladığın bir durumla kendi gerçekliğini örtmenin, baskılamanın ıstırabı...

çok değiştiğin, bambaşka bir insan olduğun gerçeğiyle yüzleşmişsin ve bunu kabul de etmişsin.
o duyguları yitirmek değil seni üzen, artık o duygularla yaşamadığını (o duyguların sende bir karşılığının bulunmadığını) gösterememek..
anlatamamak..
devamını gör...

erkeklerin memesi küçük kadınları sevmemesi

eskiden jöle diye bir şey satılırdı bakkallarda. löp diye yutardık. renkli renkli olurdu. minicik kutular içinde satılırdı. bir gün küçük memeli kadın memesi gördüm. gördüğüm şeyi ilk olarak çocukken yediğimiz jöleye benzettim.
çocuktum... bazı kızların memesi neden küçük oluyor? diye çok sordum kendime. önceleri çok yadırgadım.
fakat zaman içinde küçük memenin daha güzel olduğuna inandım.
ergen olduğum yıllarda da çok gariptim ben. ileride zenci, iri yarı bir kadınla evleneceğim, diye söz vermiştim kendime. serana williams gibi kadınlardan çok hoşlanıyordum o zamanlar.
sonra her şey değişti tabi. meme konusuna bakışım da öyle.

belki de büyük memeli kadınlardaki memem var özgüvenine bir meydan okumaydı bu bendeki.
küçük memeli bir kadını sevmeliydim.
büyük meme sanki bir fazlalıktı.
meme ne kadar küçükse iki bedenin birbirine kenetlenmesi, geçmesi o kadar kolay olabilirdi.
küçük memeli kadınların memelerini taşımak gibi dertleri de olamazdı. rahatlıkla yüz üstü yatabilirlerdi. koşabilirlerdi. yüksüz ve dertsiz olurlardı sanki. uzun ve gür saçlı kızların da her zaman kısa saç tercih etmesini doğru bulurum.. çünkü onlara bakarken ben yorulurum. o saçlarla yaşamak hammallık değil de nedir?
neyse konumuza dönelim.
küçük ve küçücük memeli kadınlara sütyen daha çok yakışır. böyle biraz da dantel detaylı olursa... hem küçük meme başka güzellikleri gölgeleyemez.

kısacası küçük memeli kadınlar keşfedilmeyi bekleyen birer hazinedir.
bilmiyorum, daha doğrusu düşük bir olasılık..
bir gün evlenirsem, küçük olsun dilerim.

salaş kıyafetlerimizle, dünyaya boşvermişliğimizle el ele verip gün batımını izleyecek miyiz küçük memelim?
güneş battığında içimizde hüzün mü mutluluk mu olacak?
gidene üzülmek yerine geleni kucaklayacağız seninle.
küçük memelim.
küçük memelim...
devamını gör...

her şey bu zaman evinde naçar geçer

bu müseddes şiiri üstat mustafa doğan dikmen her pazartesi akşamı saat 22.00'de trt nağme'de yayınlanan klasik türk müziği saati programında icra ederken kendisi için şöyle yorumladığını ifade etmiştir;

çaresiz zaman denilen bu sürede sürüp giden hayatta her şey geçer gider.
en geçmeyecek sanılan gönülden ve sevgiliden dahi vazgeçilir de, onlar da geçer gider.
sadece günübirlik çağırılır bir kapıdan, ve bu davetin bir devamı olmaz.
akşam olunca, yol üzerinde kimi hayattan bitkin kimi hayata küskün geçer
pek tabidir ki harman yeri, yani hasat zamanı buğdayın sapıyla tanesinin birbirinden ayırıldığı çalışma yeri var ya,
o da hep durduğu gibi durmaz, er geç dağılır. mevsimi gelince bağlar da bozulur.
hatta, bülbülde güle aşkını söylemek için nefes kalsa ve hala şakıyor olsa bile, yazık ki son bahar gelir ve gül bahçeleri solar.
bülbülün aşkı için şakıdığı güller var ya, onların da mevsimi geçer...

eserin güftesini ve güzel bir icrasını buraya bırakıyorum


her şey bu zamân evinde nâçâr geçer
en geçmeyecek gönül geçer yâr geçer

yalnız günübirlik çağırır bir kapıdan
akşam kimi bitkin kimi bîzâr geçer

harman yeri er geç dağılır bağ bozulur
bülbülde nefes kalsa da gülzâr geçer

güfte : cemal ethem yeşil
beste : suphi ziya özbekkan
usul : aksak
makam : uşşak
devamını gör...

akşamın türk sanat musikisi eseri



ey dil heves-i vuslat-ı cânân sana düşmez
üftâdesin ol sâye-i hûbân sana düşmez
gerçi o güzel cevr ü cefâ-pîşedir amma
fâzıl bu kadar nâlîş ü efgân sana düşmez

osman nuri özpekel'in çalışmasından, bugün ki lisan ile aktaralım,

ey gönül, sevgiliye bu kadar kavuşma isteği sana uygun değil,
sen ona aşıksın ama o güzelin gölgesine bile layık değilsin
o her ne kadar sana eziyet ve sıkıntı verse de
ey fazıl bu kadar ağlama ve inlemene gerek yoktur.

güfte: hüseyin fâzıl bey
beste: küçük mehmed ağa
makam: sûzinâk makamı
usûl: yürük semâî usûlü
devamını gör...

tasdi edeyim yari biraz da sühanimle

18 nisan 2016 tarihli radyo yayınından, üstat mustafa doğan dikmen'in kendi ağzından olduğu gibi aktarıyorum.

hanende hacı arif bey'in, güftesi mehmet sadi bey'e ait hicaz aksak şarkısı,
müseddes formda yazılmış bir şiir, yani altı mısralı. güfteyi önce bugünki lisan ile yorumlayalım;

yarimi, bana ilgisiz kalan sevgilimi kendi üzüntülerimi anlatarak biraz rahatsız edeyim,
ve içinde bulunduğum halimi göstererek, üzüntümü ve kırgınlığımı da ağzımla söyleyerek onu bu halime inandırayım.
aşkıyla gönlüm yıkıldı, canım yandı, tenim mahvoldu.
beni bu zayıf düşmüş bedenim ve zavallı görünümümle kim görse korkar doğrusu...
allah'ı seversen ey sevgili, benden uzaklaşma,
beni bu halimle bir başıma bırakma ki, gel de benim dertlerime, üzüntü ve sıkıntılarıma ortak ol.


tasdi edeyim yari biraz da sühanimle
ifham ederek halimi fekk-i dehenimle
mahveyledi aşkın dilimi can-ü tenimle
korkar beni kim görse bu zafı bedenimle
allah için ey şuh uzaklaşma benimle
gel müşterek ol sen dahi derd-ü mihenimle



son olarak eklemem gerekirse, programın kaydı elimde bulunduğu halde, şarkıları ayrı ayrı video haline getirmediğim için yayındaki icrayı değil, üstat bekir sıtkı sezgin'in icrasını paylaşabildim sizlerle.
devamını gör...

insan kendini nerede aramalı sorusu

musikide, şiirde, duyguları besleyen, duyguları dile getiren her şeyde. bazen yalnızlıkta bazen beraberlikte.
çünkü yaşamak budur. gerisi ölüm olur.
devamını gör...

akşamın türk sanat musikisi eseri



ne zaman gelse hayâlin bu harâbâta senin,
onu yalnız buluyor hep, duyuyor sâde enîn,
beni timsâline döndürdü efendim kederin,
korusun âlemi rabbim olayım son eserin.

beste: suphi ziyâ özbekkan
güfte: meçhul
makam: uşşak

bir zamanlar yapmış oldukları radyo programlarından birinde, sayın mustafa doğan dikmen şarkının sözleri her ne kadar açık, anlaşılır olsa da güfteyi kendisi için şöyle yorumladığını, bu şarkıyı söylerken şarkının kendisine düşündürdüklerini şu şekilde paylaşmıştı,
ben de sizlerle paylaşayım istedim..

--senin aşkınla harap olmuş, perişan olmuş bu gönlümle ne zaman seni düşünsem, ne zaman aklıma gelsen, gönlüme düşsen
yani senin gönlümü ziyaret eden hayalin onu hep yalnız başına ve inleyerek ağlarken buluyor.
senin aşkınla çektiğim dertler beni serapa -yani baştan ayağa üzüntü, dert ve keder resmine- bürüdü.
allah bu alemi korusun ki dünya durdukça ben seni seveyim, sen de beni sev.
ben senin ve hep seveceğin sevgilin olarak hayat süreyim. zira ben senin sevginle yaşarım.
bana merhamet et ki senin sebebinle senin eserin olarak yaşayabileyim.
--
devamını gör...

bir kadına edilebilecek en güzel iltifat

seninle ilgili olan her şeye duyduğum bu yakınlık ve bu yoğun sevgi sanki sen hayatıma girdin gireli değil de ezelden beridir benimle berabermiş gibi...
varlığım ancak senin varlığının bir parçası olarak kabul görürse huzur bulabilir.
senin dizlerinin dibinde geçecek olan hayat benim için cennettir...
işte her kadına mahsus olmayan bir yücelik, bir büyüklük vardır.
ahmed arif de diyor ya,
ben senin mecburunum - başkaca yokum.

ve şunu da diyor bir yerde,
kimselere mecbur olmadım, olmam da. yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır... ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun...

ve yine bir şarkıda da şöyle geçer;


sevdiğim gözlerinin billâhi ben meftûnuyum
sen güzeller şahısın ben senin mecbûrunum
şahit olsun ki felek ben hüsnünün meclûbuyum
sen güzeller şahısın ben senin mecbûrunum
devamını gör...

yaşar nuri öztürk

mekanı cennet olsun...



bu bölümde iki kritik hususta konuşmuş hoca. ben bu bölümü daha evvel de izlemiştim. hastalığının son zamanlarında katılmış olduğu programlardan biri. muhtemelen hastalık sürecinin insan psikolojisi üzerine olumsuz etkileri yüzünden ve kullanmış olduğu ilaçların da etkisiyle her zamankinden biraz daha aksi ve töleransı düşük olarak görebilirsiniz hocayı.. fakat buna rağmen zekasının keskinliğinde en ufak bir değişiklik yok..
hoca bu bölümde üzerinde herkesin önemle durması gereken bir noktaya değinmiş, yalnız kalmaya tahammülü olmayan birinin yaratıcı olamayacağından söz etmiş..

yalnız kalmayı bilmeyen ve zamanı hep başkalarıyla bir şeyler yapmak üzerine planlar yaparak tüketen insanlar için, zamanın oyuncağı olmuş mahlukat ifadelerini kullanmış hoca bu bölümde. tam anlamıyla nokta atışı...

yaşar nuri hoca yalnızlığın önemine vurgu yaptığı, meditasyon ve tefekkür üzerine konuştuğu sırada,
alexis carrel'in, iç dünyadaki denizin durulması ifadesini kullanmış...
insanın kendisiyle başbaşa kalmasının düşünme, anlama ve yaratıcılık üzerine etkisi üzerine konuştuğu bu kısımda, alexis carrel'in sözlerinden yola çıkmasıyla, "iç dünyadaki denizin durulması ve o durgun suyun üzerine bir şeylerin yansıması lazım.."
ifadeleriyle şahsen beni çok iyi bir yerden yakalamayı başardı..

yaratıcı insanın iç dünyasını dinlemeye ihtiyacı olduğundan bahsettiği ve sonrasında farklı yerlere de uzandığı bu bölümü baştan sona izleyebilecek vaktiniz varsa izleyin derim. benim vaktim yok, ama ilgili kısmı bir de hocadan dinlemek isterim diyorsanız da videonun ilk 15 dakikalık kısmını izleyebilirsiniz.
devamını gör...

akşamın türk sanat musikisi eseri



aşkın ile gündüz gece giryânım efendim
bülbül gibi gül rûyine hâyranım efendim
beyhûde imiş eylediğim mihr ü vefâlar
ettiklerime şimdi peşimânım efendim

naçizane güftenin bana ne anlattığı üzerinden kendime göre yorumladım,

aşkın ile gündüz gece ağlarım efendim,
bülbülün güle hayran olduğu gibi ben de senin gül yüzüne hayranım efendim
bilmezdim seni çok sevmiş olmakla kendimi ateşe attığımı,
seni sevmiş ve sana bağlanmış olmak bana mutluluk yerine gözyaşı getirdi,
bu sevginin sönmek bilmeyen ateşi içinde yanmak yanıma kar kaldı.
bu yüzdendir ki seni sevdiğime de pişman oldum efendim..
devamını gör...

hayata seyirci kalmak

kendimizi her şeyden geri kalma konforuna alıştıralım. kayıp gözüyle bakmayalım.
mutluluğu yakın çevrede, çok fazla yol, para vb. gerektirmeyen şeylerde aramayı, alternatif geliştirmeyi öğrenelim..

ben bu yaz her akşam balkondaydım mesela. benim için bu yaz balkondan daha güzel, daha keyifli bir liman yoktu.
ikea'dan aldığım ultra konforlu bahçe/balkon sandalyeme kuruldum ve yaz akşamlarının keyfini çıkardım. çok şükür dört bir yanımız ev olmadığı ve manzaram her gün yükselen binalarla kapanmadığı için şanslıyım şimdilik..

gezginler gezsin, ben onları youtube'den ilgiyle takip edeyim rahat koltuğumdan...
birileri gezecek, yiyecek, birileri de oturarak o yolculuğa, ziyafete eşlik edecek.

imkanımız, enerjimiz, gücümüz nispetinde yaşayacağız. çocuk kalbimizdeki susmayan heveslere enerjimizin, zamanımızın yetmesi mümkün olmayabilir..
dar bir kafeste esir olmadığımızı hissedelim yeter. beğenmesek bile semtimizde yürüyüşe çıkalım bazı bazı...

öyle işte, biraz hava alacak, biraz keyif çatacak bu garipler. başka türlüsü için mücadeleye hazır olanlara başarılar dilerim...
devamını gör...

alexis carrel

dış dünyanın gürültüsün azaldığı yerde insanın içe dönüşü başlar, kendi içine eğilmesi mümkün hale gelir... yalnızlık, sessizlik ve yaratıcılık arasında ilişki kuran yazarlar/düşünürler bu konuyu kendi cümleleriyle ele almışlardır.

carrel'de bu mesele öncelikli olarak hakikati kavramak şeklinde temsil bulur, o, hakikatin kavranması için 'iç dünyadaki denizin durulması' gerektiğini söyler.

tam hali,
"hakikati seyretmek isteyen kişi önce kendi içinde içsel sükûneti kurmalıdır. zihni, bir gölün durgun suyu gibi olmalıdır."

carrel'e göre, hakikat/gerçek, dışsal fenomenlerden ziyade bireyin kendi zihnindeki sükûnetle kavranır.

insan zihnindeki düşünce ve duygusal karmaşa, gerçek bilgiye ulaşmayı engeller.
dolayısıyla kişi önce içsel dinginlik oluşturmalıdır; bu, carrel’e göre hakikat arayışının ilk şartıdır.

carrel’e göre zihinsel sükûnet yaratıcılığın kaynağı değildir. ama yaratıcılığın ortaya çıkmasının şartıdır.
yani,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.

carrel’de yaratıcılık şudur,
insanın kendini aşabilme kapasitesi
yeni bir düzeni fark edebilme yetisi
alışılmış düşünce kalıplarının ötesine geçme gücü

bu yüzden carrel, özellikle modern insanı,
refleksif, aceleci, duygusal taşkın olarak eleştirir. bunlar yaratıcılığın düşmanlarıdır.

sükûnet neyi değiştirir?

*dikkati derinleştirir
*algıyı inceltir
*sezgiyi keskinleştirir
bu hâlde zihin, yalnızca bildik olanı değil
henüz fark edilmemiş olanı da görmeye başlar.

carrel, "sükûnet yaratıcılığı artırır” gibi slogan cümleler kurmaz,
ama yaratıcı insan tipini tarif ederken
sükûnet, disiplin ve iç düzeni vazgeçilmez koşul olarak gösterir.

alexis carrel’e göre insanın yaratıcı gücü,
zihnin karmaşasından değil, zihnin düzeninden doğar.

carrel, modern insanın zihnini tarif ederken sık sık şu fikre döner,
zihin, dış dünyanın ritmine teslim olduğunda
derinlik kaybolur; yalnızca yüzeysel işlevler kalır. bu zihin iş görür, ama yaratamaz.

son cümle,
carrel’e göre sükûnet, insan yaratıcılığının sebebi değil,
fakat onun açığa çıkabileceği zemindir.
tekrar edelim,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.

gürültülü bir zihin de üretebilir,
ama yaratıcı olamaz.

edit, tanım üzerinde eklemeler, değişiklikler yapılmıştır.
devamını gör...

dinlediğin şarkının can alıcı sözü

görmedim sayyâd-ı dil âlemde müjganın kadar...

yani,
bu dünyada senin kirpiklerin kadar gönül avlayan bir avcı görmedim.

veya

âlemdeki gönül avcıları arasında senin kirpiklerin gibisini görmedim.

şiirde kirpik (müjgan)
ok, hançer, mızrak gibi düşünülür
bakışla birleşince mana daha da oturur.

yani burada kirpikler, en usta avcıdan bile daha güçlü bir gönül avcısı olmaktadır.

eserin adı

zülfüne dil besteler zülfü perişanın kadar

mealen,
gönül, dağınık ve kıvrımlı saçlarının etkisine kapılır, sana bağlanır.

güfte, sevilenin dağınık saçlarının gönülde yarattığı bağlayıcı etkiye vurgu yapar.

uyarı, yanılma ya da eksik anlatma ihtimalim de yok değildir. bu konunun uzmanı değilim neticede.
devamını gör...

ne yanan kalbime baktı ne akan gözyaşıma

güftesi nahit hilmi özeren'e, bestesi 'hoca' rakım elkutlu'ya ait olan nihavend eser.

şarkının sözleri
ne yanan kalbime baktı ne akan göz yaşıma
bırakıp gitti o zalim beni bir tek başıma
ona yıllarca kul oldum da kıyıp genç yaşıma
bırakıp gitti o zalim beni bir tek başıma

burcu göktürk'ün yorumuyla
devamını gör...

horatius

"bunca kısa bir yaşamda, bu kadar tasarıyı şekillendirmekteki ateşlilik neden?"

diye sormuş romalı şair..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim