havuçlu soda yazar profili

havuçlu soda kapak fotoğrafı
havuçlu soda profil fotoğrafı
rozet
karma: 5943 tanım: 576 başlık: 214 takipçi: 83
moruk içim şişti havuçlu soda var mı ya?

son tanımları | başucu eserleri


2026 fifa dünya kupası

zannımca tarihin seyir zevki en düşük dünya kupası olacaktır. ve evet, bu düşüklüğün sebebi de abd ve amerikanların kokuşmuş kültür emperyalizmi olacaktır.

abd'lilerin herhangi bir spor organizasyonunu kendince daha iyi yapmak için sıklıkla başvurduğu işlerden biri de organizasyon içindeki "eğlence" sektörü öğesini artırmaktır. bununla alakalı verilebilecek örneklerden en büyüğü formula 1 dünya şampiyonasıdır. geçtiğimiz yıllarda formula 1, gelişimi hedef almakla birlikte seyircilere yüksek seyir zevki sunan ve dünyanın neredeyse tamamını (abd'liler hariç) kendine bağlayan rekabet ve gelişim tabanlı bir organizasyondu. ancak günümüz dünyasında f1 dediğimiz spor, sırf amerikanların ilgisini çekebilmesi için temellerinden koparıldı. organizasyonların içi kpop sanatçılarıyla, esrarkeş rapçilerle yahut kendini bedeniyle pazarlayan "şarkıcılarla" dolduruldu. her yarışın başına ve sonuna yarışlarla ya da yarışların düzenlendiği ülkelerle hiçbir alakası olmayan abidik gubidik etkinlikler getirildi ve seyircilerin yarıştan başka yere kafalarını çevirmeleri sağlandı. bugün formula 1 dediğinizde, yarışları bizzat takip etmeyen ama yarışın dışında spora dahil edilen her şeyle ilgilenen garip bir kitle var. gel gelelim, bu sporun temellerini atan avrupa ülkeleri ve avrupalı taraftarlar yavaş yavaş f1'e sırt çevirmeye başladı. f1, tüm bunlara rağmen amerikalı izleyiciler sayesinde deli gibi para kazanıyor.

daha da anlatırdım ama konudan sapmak istemiyorum. amerikalıların kokuşmuş eğlence anlayışları, formula 1'de olduğu gibi bir gün futbola da sirayet edecek. ve biz, çok sevdiğimiz bu sporun en seyir zevki düşük organizasyonunu zannımca bu yaz izleyeceğiz.
devamını gör...

harçlık umuduyla gidilen bayramlaşmada harçlık vermek

yirmili yaşların ortasında ya da sonunda yaşanan epik an.

babanız harçlık verecek diye sevinirsiniz ama abinizin yürümeye yeni başlamış çocuklarına kişi başı bin lira vermek zorunda kalırsınız ya, yanarım ona yanarım.
devamını gör...

türk ailelerindeki televizyonu bozdun kavgası

her türk ailesinde en az bir kez yaşanmış en anlamsız kavga.

evin reisi (baba), her gün siyaset haberlerini takip ettiği kanalı kanal listesinde bulamaz ve evde kıyameti koparır. evin gülüyle (anne) arayı bozar, çocukların psikolojisiyle oynar ve işin sonunda kabahat evin en küçük çocuğuna atılır. "ya ben televizyon mu izliyorum?" demenize rağmen kabahat size kalır. nihayetinde kendinizi elinizde kumandayla a haber'i yahut sözcü tv'yi kanal listesine eklemeye çalışırken bulursunuz. tercihen hayırsız evlat da ilan edilebilirsiniz.
devamını gör...

mahlasınla ilgili bir görsel bırak

moruk içim şişti havuçlu soda var mı ya?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aile evinde kalmak

sağlıklı bir aile ortamı olan bireylerin evlenene kadar tercih etmesi gereken durum.

balıkesir'de doğup büyüdükten sonra, 18 yaşında üniversiteyi kazandım ve ankara'ya göç ettim. 5 senelik eğitimin ertesinde çalışmaya başladım ve türkiye gerçeğiyle tanıştım. türkiye'nin saygın ve adı bilinen iki farklı şirketinde mühendis olarak çalışmama rağmen kazandığım para hiçbir zaman iki asgari ücretin üstüne çıkmadı.

bir pazar günü ev arkadaşımla birlikte mutfakta otururken babam aradı. hal hatır sorma faslını geçtikten sonra, konuyu maaşlara ve geçim derdine getirdik. kazandığımız para (yeni mezun olmamıza rağmen güzel kazanıyoruz ama) ay sonunda bir çeyrek altın almaya yetmiyor. bir evde oturuyoruz, kirası faturası derken paramız kuş olup uçuyor. ankara'da her gün işe gitmek için 1 saat süre harcıyoruz. dönüş de 1 saat desen, her gün 2 saatimiz yollarda geçiyor. benim o dönemde aldığım maaş bir buçuk asgari ücretten biraz fazla. saygın şirketlerde çalışmamıza rağmen rütbelilerin "sana iş öğreteceğiz" ayağı yapması uğruna allah'ın günü kucaktan kucağa geziyoruz.

yalan yok, babam da annem de ankara'da çektiğim sefilliğe hep üzülmüştür. 2 yıldan uzun bir süre bocalamama rağmen elimden gelen bu kadardı. tamam çalışıyoruz, aydan aya çarkımızı da çeviriyoruz ama bunun askerliği var, araba alması var, düğün yapıp evlenmesi var...

o an ne yapacağımı bilemedim, cinnet mi geçirdim bilmiyorum. "baba ben yarın akşam otobüse binip geliyorum. işi de ankara'sı da yerin dibine batsın." diyip telefonu kapattım.

o an oturduğum sandalyeden bir kalkışım var ki, adına zengin kalkışı mı dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum. sabah hemen iş yerine gittim ve "benim çıkışımı verin." dedim. ekip şefim şaşırdı, başıma bir şey geldiğini düşündü ama durumu anlatıp anlayış göstermesini bekledim. "sizler yaşayabiliyorsunuz ama ben bu a... koduğumunun şehrinde yaşayamıyorum abi, memleketime döneceğim." diyip helallik istedim. ekip şefim, "hakkım helal olsun kardeş" demek yerine "tazminatını alamayacaksın" dedi ya la. sanki ben o sıra tazminata bakıyorum...

her neyse, çıktım geldim balıkesir'e. 1 hafta işsiz gezdim. lise arkadaşlarımla görüştüm, sağda solda tanıdığımız esnaf abileri ziyaret ettim. sadece 1 hafta sonra esnaf abilerden birisi aradı. "kardeşim bir tesisat firmasında çalışmak ister misin? mühendis arıyorlarmış. sana kefil oldum, seninle görüşmek istiyorlar." dedi.

o iş görüşmesinin üstünden bugün tam 1 yıl 2 ay geçti. 2 aylık deneme süreci sonunda kadro aldım, kadro aldıktan 3 ay sonra da bölge şefliğine terfi ettim. bugün yatan maaşım ise 4 asgari ücret :)

bu geçen 1 yıl 2 ayda epey yatırım yaptım. bedelli askerliğimi ödedim. babamla el ele vererek evlendiğimde oturabileceğim bir ev inşa ettim. kaçak göçek yaptık ama, neticede bir çatım var :) şimdi ise 5-6 yaşında fazla yıpranmamış bir araba alma hayalim var.

uzattım biliyorum ama konuyu şöyle toparlayayım: eğer ki aile ortamınız sağlıklıysa, baskıcı ve dogmacı ebeveynler tarafından büyütülmediyseniz, aileniz sizi iyiye ve güzele yönlendirmek dışında sizi kısıtlamıyorsa, hele ki kararlarınızda ve hedeflerinizde size saygı duyuyorsa, o evden evlenene kadar çıkmayın derim. gerçi ben bu cümleyi kurduğumda "türkiye'de böyle aile mi var olm?" dediğinizi duyar gibiyim. ama aile olmak, karşı taraftan fedakarlık beklediğiniz kadar sizin de fedakarlık göstermeniz gereken bir kurum. "ben hayatımı yaşayacam abi yaaa, ben önemliyim, çok önemliyim" diyenlerdenseniz, zaten dediklerimi anlayamazsınız.

velhasıl, aile evinde kalmak iyidir. iş ki insanın kendisi ve ebeveynleri doğru düzgün insanlar olsun.
devamını gör...

self control

yeryüzünün en seksenler kokan şarkısıdır.
devamını gör...

bryan cranston

bryan cranston'ı breaking bad'den önceki işleriyle tanıyan insan vardır; inkar edemeyiz. ama benim bu adama baktığımda gördüğüm yegane şey metamfetamin. walter white'ı öyle bir oynamış ki, alakalı alakasız her yerde aklıma "i am not in danger skyler, i am the danger!" repliği gelir.

çok büyük adam, çok.
devamını gör...

mezuniyet törenine ailenin gelmemesi

mezun olmak birçok kişi için kep takmaktan ve cübbe giymekten ibaret. ancak benim için, hiçbir üyesinin üniversite görmediği bir sülaleden çıkıp, ankara'da mühendislik fakültesini bitirebilmekti. yıllar boyunca tarladan çıkmayan, saçma sapan işlerle uğraşan ve okulu "okuma yazma öğreten yer"den ileri götüremeyen bir sülalede, kendi isteğimle çalıştım, kendi isteğimle okudum ve kendi isteğimle o üniversiteyi bitirdim. ailesi zaten okumuş olan insanlara bu dediklerim yavan gelebilir. ancak ilim ve irfanın peşinde koşmayan bir aileden çıkıp okuyan çocuklar, üniversitenin kıymetini -acı tecrübeyle bile olsa- çok iyi anlıyorlar.

işte böylesi bir ailede yıllarını geçiren ben, o mezuniyet gününde anneme cübbe giydirmenin, babama kep takmanın mutluluğunu yaşamayı çok istemiştim. annem tansiyon hastası olduğu ve mezuniyet töreninden 3 gün önce bir sorun yaşadığı için; ailem yıllar boyunca yolunu gözlediğim o törene katılamadı. memleketten kalkıp gelemediler; o anda önemli olan ben değil, annemdi zira.

işte o hayal kırıklığı, o kalp ağrısı öyle bir şey ki... herkes annesine babasına koşup mezuniyetin keyfini çıkarırken, siz üniversite bahçesinde bir sigara yakıyor, üstüne bir tane daha yakıyorsunuz. en sonunda dayanamıyor, kuytu bir yere geçiyor ve avazınız çıktığı kadar ağlıyorsunuz. gerçekten ağlak bir insan değilimdir. ama o gün yaşadığım şey, sanırım bir daha başıma gelmesini istemeyeceğim bir şey.
devamını gör...

manifest

türkiye'nin yeni girlband'i.

açıkçası çok da tarzım olan bir müzik icra etmiyorlar. ancak ülkemizden bts, blackpink gibi dünyaya açılan şarkıcılar çıkmasını istiyorsak bu tarz grupları ve girişimleri desteklemeliyiz.

yoksa bu gidişle ülke tanıtımı burak bulut ve batuflex'e kalacak.
devamını gör...

doğum gününü kimsenin kutlamaması

insanın içine yumruk gibi oturan bir şeydir.

bugün yirmi dördüncü yaşımı kimsenin bilgisi olmadan kutladım. kutlama dediğim de pasta falan değil he; yeni yaşıma erişebildiğim için allah'a şükrettim o kadar.

ama sonra? ya sonra? bundan sonra ne olacak? ulan bir allah'ın kulu da gecenin şu saatinde bir mesaj atsın... "yeni yaşında güzel insanlarla karşılaş." tarzı mesaj atsın... illa gece olmasına da gerek yok aslında. kimseden doğum günümü kutlaması için uykusundan feragat etmesini beklemiyorum. ama gün içinde bile herhangi bir mesaj almayacağıma o kadar eminim ki...

doğum günü kutlanmayan insan için mesele doğum gününün kutlanması değildir. doğum gününüzün bankalar hariç hiç kimse tarafından kutlanmaması, hayatınızda size dair detayları bilen, bu detayların farkında olan ve bu detaylara göre hareket eden tek bir kişinin bile olmamasına yegane işarettir. işte bu işaret sizi susurluk ayranı gibi köpürtür. "nasıl lan?" dersiniz; "bunca yıldır kaç insanla tanıştım. kaçıyla arkadaş/sevgili oldum. en özelimi açtığım insanlar tarafından da umursanmıyorsam ben niye bu dünyaya geldim? ben bir kimlik numarasından mı ibaretim?" diye düşünürsünüz.

eğer doğum gününüzü kutlayan insanlar varsa, hele ki bu insanlar içlerinden geldiği için doğum gününüzü kutluyorsa sımsıkı sarılın o insanlara. hayatınızda sizi önemseyen birileri olduğu için şükredin.

sevgiyle yaşayın.

edit: doğum günümü kutlayarak içimdeki kaynamayı bir nebze olsun azaltan yazarlara teşekkür ediyorum.
devamını gör...

smooth criminal

rahmetli michael jackson'ın kariyerindeki en iyi dans performansını sergilediği şarkıdır. özellikle 1997 münih konseri kaydını izlemeniz tavsiye edilir. söz konusu konser kaydında rahmetli jackson, pistin tozunu attıran kayınço tadında ettiği danslar yüzünden konserlerde alışkın olduğumuz şekilde orkestraya 5 saniye olsun odaklanmamızı engellemiş ve dünya pop tarihine unutulmaz bir kayıt bırakmıştır.

devamını gör...

gerçek yas ayıcıklı pijamayla cenazeye gelmeyi gerektirir

"yas tutan insan siyah giymeyi düşünmez. gerçek yas, ayıcıklı pijamayla cenazeye gelmeyi gerektirir."

tanım: gassal (dizi) 'dan bir aforizma.
devamını gör...

gassal (dizi)

"yas tutan insan siyah giymeyi düşünmez. gerçek yas, ayıcıklı pijamayla cenazeye gelmeyi gerektirir."

gassal, son yıllarda yapılmış en iyi türk dizilerinden biri. yalnızlıktan tam manasıyla geberen ve ölümden başka hiçbir kavramı anlamlandıramayan bir cenaze yıkayıcısının yaşama sevincini aradığı, aile kavramını ve hayata bağlanmayı sorguladığı çok çok farklı bir yapım.

türk dizisi izleme allerjisine sahip olsanız da mutlaka bir şans vermeniz gerektiği inancındayım.

senarist sümeyye karaarslan'ı, yönetmen selçuk aydemir'i ve başrol ahmet kural'ı ne kadar tebrik etsek az. muhteşem bir iş, muazzam bir kurgu ve harika ötesi bir hikaye...
devamını gör...

serkan altunorak

yakışıklılığı ve oyunculuğu bir kenara, çocukluk kahramanım bugs bunny'yi seslendirmiş olmasıyla hünerini gösteren oyuncu. çocukluğumda en çok kullandığım ifadelerden biri olan "naber cınımm?" cümlesini serkan altunorak söylüyormuş be. artık bu adamı gördüğüm her zaman çocukluğumu hatırlayacağım, içimden de olsa "naber cınımm?" diyeceğim.
devamını gör...

ben tabii ki

bana göre doksanların en mutlu eden şarkısıdır.
devamını gör...

cinsellik konusu açıldığında kadınların gerilmesinin nedeni

cinselliği felsefi açıdan ele almak yerine fantezilerinizden bahsedebileceğiniz tek kadın, zannımca eşiniz olacaktır. sapık mısınız oğlum niye sevişmeyeceğiniz insanlara böyle şeyler anlatıyorsunuz?
devamını gör...

ilişkinin kaçıncı senesinde sevişilir sorunsalı

yirmili yaşlarda en az 6 ay, hatta birkaç sene beklenmesi gerektiğini belirten yazarlarımızın iyi niyetine kurban olarak entry'ye başlıyorum.

sevgili ablalarım, abilerim, amcalarım ve teyzelerim... evet, sizin zamanınızda yirmili yaşlar çok masumaneydi. ancak fark edemediğiniz veya kuşak farkından dolayı anlamak istemediğiniz belli başlı durumlar var. yeni milenyumun ilk çocuklarından biri olarak size şunu garanti edebilirim ki, yeni bir ilişkide ilk sevişme, ilişki başladıktan en fazla 2-3 ay kadar sonra gerçekleşiyor. bazı çiftler, ilişkiye başladığı ilk günden bu kutlamayı yapıyor, kimileri ise temkinli (!) davranarak 2 ay kadar bekleyebiliyor. bunları duyduğunuzda garip karşılayabilir, hatta bana küfür bile edebilirsiniz. ancak gerçek olan şey bu. şu anda yirmili yaşlarını yaşayan hemen herkes, maksimum 2 ayda yatağa geçiş yapabilir, yapmasa bile illaki bir şeyler yaşayabilir.

bu durumun oluşma sebebi de aslında çok açık. herkesin bildiği üzere şu anda yirmili yaşlarında olanlar, bir zamanlar "internetle büyüyen nesil" olarak adlandırılıyordu. internet sayesinde (veya internet yüzünden) insanlar memleketin öteki ucundaki insanla görüşebilmeye, dünyanın öteki ucundaki video kaydını izleyebilmeye başladı. internet, bize getirdiği pek çok imkanın yanında, evinden çıkmayan bir kızın sosyal medya üzerinden rahat rahat flört edebilmesine ve ergen bir oğlanın dünya üzerindeki tüm pornografik içerikleri izleyebilmesine olanak sağladı. yani bu nesil, en erken 10, en geç 13 yaşında bir şeylerin tadına vardı ve yıllardır bu şekilde yaşıyorlar. bir kız için haftada birkaç kişiyle flört etmek yahut bekar bir erkeğin evine gitmek olağan bir durum; bir erkek için ise 10 farklı kişiyle öpüşebilmek veya yatabilmek yine normal bir durum.

burası özgür bir ülke, hiç kimseye karışamayız. ha bu durum iyi mi diye sorarsanız, iyi bir durum değil. internet ile kendini cinsel açıdan daha iyi tanıyan, bu konuda daha az tabuları olan artık daha fazla insan var. ancak bir yandan da amiyane tabiriyle "o_?spu" veya "motor" olarak nitelendirdiğimiz insan profili artışta. hakkımızda hayırlısı olsun.
devamını gör...

indim derelerine

yöresel booty call.
devamını gör...

mafya avukatı

mesleğine en profesyonel biçimde bakan hukuk erbabı. adalet vb. kavramların peşinde koşmaz, oyunu kurallarına göre ve gri alanlarda gezerek oynar.
devamını gör...

cahillik bir tercih midir sorunsalı

cehalet, bir neden-sonuç zinciri ile var olabilecek bir durumdur. bir insanın cahil olması için hayatında kendi tercihlerine bağlı olan veya olmayan bir olaylar dizisine maruz kaldığını rahatlıkla görebilirsiniz. bu sebeple cehalet bir yandan tercih, bir yandan mecburiyettir.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim