sağlıklı bir aile ortamı olan bireylerin evlenene kadar tercih etmesi gereken durum.
balıkesir'de doğup büyüdükten sonra, 18 yaşında üniversiteyi kazandım ve ankara'ya göç ettim. 5 senelik eğitimin ertesinde çalışmaya başladım ve türkiye gerçeğiyle tanıştım. türkiye'nin saygın ve adı bilinen iki farklı şirketinde mühendis olarak çalışmama rağmen kazandığım para hiçbir zaman iki asgari ücretin üstüne çıkmadı.
bir pazar günü ev arkadaşımla birlikte mutfakta otururken babam aradı. hal hatır sorma faslını geçtikten sonra, konuyu maaşlara ve geçim derdine getirdik. kazandığımız para (yeni mezun olmamıza rağmen güzel kazanıyoruz ama) ay sonunda bir çeyrek altın almaya yetmiyor. bir evde oturuyoruz, kirası faturası derken paramız kuş olup uçuyor. ankara'da her gün işe gitmek için 1 saat süre harcıyoruz. dönüş de 1 saat desen, her gün 2 saatimiz yollarda geçiyor. benim o dönemde aldığım maaş bir buçuk asgari ücretten biraz fazla. saygın şirketlerde çalışmamıza rağmen rütbelilerin "sana iş öğreteceğiz" ayağı yapması uğruna allah'ın günü kucaktan kucağa geziyoruz.
yalan yok, babam da annem de ankara'da çektiğim sefilliğe hep üzülmüştür. 2 yıldan uzun bir süre bocalamama rağmen elimden gelen bu kadardı. tamam çalışıyoruz, aydan aya çarkımızı da çeviriyoruz ama bunun askerliği var, araba alması var, düğün yapıp evlenmesi var...
o an ne yapacağımı bilemedim, cinnet mi geçirdim bilmiyorum. "baba ben yarın akşam otobüse binip geliyorum. işi de ankara'sı da yerin dibine batsın." diyip telefonu kapattım.
o an oturduğum sandalyeden bir kalkışım var ki, adına zengin kalkışı mı dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum. sabah hemen iş yerine gittim ve "benim çıkışımı verin." dedim. ekip şefim şaşırdı, başıma bir şey geldiğini düşündü ama durumu anlatıp anlayış göstermesini bekledim. "sizler yaşayabiliyorsunuz ama ben bu a... koduğumunun şehrinde yaşayamıyorum abi, memleketime döneceğim." diyip helallik istedim. ekip şefim, "hakkım helal olsun kardeş" demek yerine "tazminatını alamayacaksın" dedi ya la. sanki ben o sıra tazminata bakıyorum...
her neyse, çıktım geldim balıkesir'e. 1 hafta işsiz gezdim. lise arkadaşlarımla görüştüm, sağda solda tanıdığımız esnaf abileri ziyaret ettim. sadece 1 hafta sonra esnaf abilerden birisi aradı. "kardeşim bir tesisat firmasında çalışmak ister misin? mühendis arıyorlarmış. sana kefil oldum, seninle görüşmek istiyorlar." dedi.
o iş görüşmesinin üstünden bugün tam 1 yıl 2 ay geçti. 2 aylık deneme süreci sonunda kadro aldım, kadro aldıktan 3 ay sonra da bölge şefliğine terfi ettim. bugün yatan maaşım ise 4 asgari ücret :)
bu geçen 1 yıl 2 ayda epey yatırım yaptım. bedelli askerliğimi ödedim. babamla el ele vererek evlendiğimde oturabileceğim bir ev inşa ettim. kaçak göçek yaptık ama, neticede bir çatım var :) şimdi ise 5-6 yaşında fazla yıpranmamış bir araba alma hayalim var.
uzattım biliyorum ama konuyu şöyle toparlayayım: eğer ki aile ortamınız sağlıklıysa, baskıcı ve dogmacı ebeveynler tarafından büyütülmediyseniz, aileniz sizi iyiye ve güzele yönlendirmek dışında sizi kısıtlamıyorsa, hele ki kararlarınızda ve hedeflerinizde size saygı duyuyorsa, o evden evlenene kadar çıkmayın derim. gerçi ben bu cümleyi kurduğumda "türkiye'de böyle aile mi var olm?" dediğinizi duyar gibiyim. ama aile olmak, karşı taraftan fedakarlık beklediğiniz kadar sizin de fedakarlık göstermeniz gereken bir kurum. "ben hayatımı yaşayacam abi yaaa, ben önemliyim, çok önemliyim" diyenlerdenseniz, zaten dediklerimi anlayamazsınız.
velhasıl, aile evinde kalmak iyidir. iş ki insanın kendisi ve ebeveynleri doğru düzgün insanlar olsun.
devamını gör...