cimbomlu gülün gerçek adını ben de bugün öğrendim.
kırmızı ve sarının rastlantısal biçimde birbirine karıştığı, çarpıcı alacalı desenleriyle tanınan bir hibrit çay gülü çeşidiymiş.
telaş içinde geçen ömrümüzde, böyle güzel şeylere uzun uzun bakabilecek zamanımızın pek olmaması ne kadar üzücü.
bir kere geldiğimiz dünyada telafisi olmayan hatalar da yapmışsak bundan sonrası için ciddiye almak zorundayız elbette.
kaderle seçim arasındaki ince çizgiyi ayırmak çok güç ya da benim kapasitemi aşıyor bunları ayırt etmek o yüzden çok düşünmek zorunda kalıyorum hareket etmeden önce.
dua ederken bile edeceğim duayı çok düşünürüm, gerçekleşince oluşacak ihtimalleri kestiremediğim için.
bazen de düşünmekten yoruluyorum kısa bir mola veriyorum kendime nefes alıp vermelik. o anlarda da allah’a emanetiz.
kendisi gibi olmayı tercih ettikten ve bunu başarabildikten sonra anlaşılma telaşına da düşmüyor insan.
beklemiyor da.
günümüzü doldurmaya bakarken arada azıcık da olsa mutlu olabilirsek ne ala.
iyi hissetmek için kendimi zorlamamak. üzüleceksem bir süre içimde o hüznü hissedip üzülüyorum, ağlayacaksam sevdiğim bir şarkıyı açıp birkaç damla göz yaşı döküyorum. bir süre sonra rahatlamış hissediyorum.
biriktirdiklerimiz, bastırdıklarımız psikolojimizi daha çok bozuyor.
2053’te de bir şey aramayız artık herhalde, düşüncelerimizi okuyan bir yapay zeka aracı geliştirir daha biz aramadan aklından şu an şu geçiyor cevaplamamı ister misin diye o bize teklif eder.
ya da tam tersi en iyi taş nerede ya da sopa nasıl yapılır diye aratıyor da olabiliriz elektrik bulursak…
anlam arayışında dibe doğru indikçe böyle oluyor. ara sıra yüzeye çıkıp nefes almak lazım hayattan keyif almak için.
bazen çok da şey etmeden yaşamalı..
fromm'a göre, sevgi her şeyden önce bir özen gösterme eylemidir. sevilen kişinin ihtiyaçlarını fark etmek ve bu ihtiyaçlara karşı duyarlı olmak sevginin temelidir.
erich fromm un sevme sanatı kitabı elimde, söz de onun kitabında örnek verdiği mevlanadan gelsin;
iki kandilin çanağı bitişik olmasa da
ikisinin ışığı karışır birbirine havada
lisede daha yaşamın baharında öğretmenimizin ezberlettiği otuz beş yaş şiiri hepimizi melankolik yaptı o dönem. şiiri, anlamını konuşalım da neden ezberletip haftalarca tek tek okuttu anlamadım hiç.
kendi mi dertliydi acaba? yaşı da belki 35ti.
sorun çözme becerisinden çok süreç yönetme becerisinin geliştirilmesiyle dönüşüme uyum sağlamak daha kolay, daha baş edilebilir.
diğer türlü sorunları çözmeye çalışırken bu nasıl olabilir, bu kadar da olmaz diye diye kafayı yersin bu dönemde.
süreç yönetmede; demekki böyle şeyler de oluyor dur bakalım biz ne yapabiliriz bakış açısı insanı bir tık rahatlatıyor.
sözün özü zihni yönetebildiğin kadar dönüşümün içinden akıp gidebiliyorsun maalesef.
bazen de yaşam dönüşürken durup bir süre uzaktan bakmak da iyi gelebilir. illaki kılıç kuşanıp asmaya kesmeye gerek yok. durmak, sakince sadece düşünmek de zihnin dönüşümü için gerekli.
karşılık bekleyerek bir şeyler yapıyorsan onun adı fedakarlıktır, iyilik değildir.
fedakarlıkta da yaptıklarının karşılığını göremediğinde karşıdakine gizli öfke biriktirmeye başlarsın.
tercih sizin; iyilik mi yapmak istiyorsunuz fedakarlık mı?
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.