bir kere geldiğimiz dünyada telafisi olmayan hatalar da yapmışsak bundan sonrası için ciddiye almak zorundayız elbette.
kaderle seçim arasındaki ince çizgiyi ayırmak çok güç ya da benim kapasitemi aşıyor bunları ayırt etmek o yüzden çok düşünmek zorunda kalıyorum hareket etmeden önce.
dua ederken bile edeceğim duayı çok düşünürüm, gerçekleşince oluşacak ihtimalleri kestiremediğim için.
bazen de düşünmekten yoruluyorum kısa bir mola veriyorum kendime nefes alıp vermelik. o anlarda da allah’a emanetiz.
en temel ihtiyaçlarımızdan biri sanırım.
bugün bir arkadaşım uçuk bir rakama kafa masajına gittiğini ve çok iyi geldiğini uzun uzun anlattı. masajı yapan kadının aldığı eğitimlerden uyguladığı tekniklerden falan bahsetti. kadın yağlarla yarım saat masaj yapıyor sonra saçı yıkıyor kurutup klasik müzik eşliğinde tarıyor diye bahsedince neyin çok iyi geldiğini anladım.
en son bu kadar detaylı bakımı annelerimiz bebekken vermiştir herhalde, belki bebekken bile görmedik pekçoğumuz.
insan kaç yaşında olursa olsun bir elin başında gezinmesine, şefkatle dokunup iyi hissettirmesine, saçını taramasına ihtiyaç duyuyor demekki.
kendimi düşündüm en son kim başıma dokundu saçımı taradı diye, kuaförüm aklıma geldi. o da sırf sarışın doğmadık diye bir ton paketlerle dört saat beni kitliyor, sıcak fön boya kokusu bir yandan.
mecbur masaja gideceğiz biz de galiba…
siz en yakınınızdaki kadının, annenizin, eşinizin, kız kardeşinizin en son ne zaman başını okşayıp dur bu defa saçını ben tarayayım dediniz? yapın bunu.
kendisi gibi olmayı tercih ettikten ve bunu başarabildikten sonra anlaşılma telaşına da düşmüyor insan.
beklemiyor da.
günümüzü doldurmaya bakarken arada azıcık da olsa mutlu olabilirsek ne ala.
kendim otomatik vites kullanırken manuel kullanıp bir eli vitesteyken diğer eliyle direksiyonu tam tur çevirebilenlere
imrenirdim. şimdi ben de yapabiliyorum, kimse görmüyor ama olsun çok havalı :)
olmayacak bir şeyin oluşu gibi demiş ilkbahar için sait faik.
bir bayram, bir mucize, bir uyanış ya da çılgınlık zamanı değilse de kendi gerçekliğini kabullenebilmek de bir oluştur belki…
iyi hissetmek için kendimi zorlamamak. üzüleceksem bir süre içimde o hüznü hissedip üzülüyorum, ağlayacaksam sevdiğim bir şarkıyı açıp birkaç damla göz yaşı döküyorum. bir süre sonra rahatlamış hissediyorum.
biriktirdiklerimiz, bastırdıklarımız psikolojimizi daha çok bozuyor.
çocuk yaşta bizim dışımızda gelişen olaylar sonucunda edindiğimiz doğruların pek de doğru olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek.
ve o doğruların kendi elimizle bize verdiği zararları telafi etme çabası.
mümkün olduğu kadar tabii.
“zaten onun karşısında oyun oynanamayacağı düşüncesi ömer’e hem endişe, hem de sükûn vermekteydi. içindeki kepaze tarafları saklayamayacağından korkuyor, bir yandan da söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri onun kendiliğinden anlayacağını düşünerek, müsterih oluyordu.”
eğer doğruysa, ciddi psikiyatrik geçmişi olan birinin hiçbir ciddi risk değerlendirmesi yapılmadan yeniden okula dönmesine kim izin verdiyse bunun hesabı sorulmalı. bu aynı zamanda açık bir ihmal zinciridir.
okul eğitim yeridir, hayata hazırlama yeridir, tedavi merkezi değildir. “topluma kazandırıyoruz” diyerek gerekli önlemleri almadan insanları yeniden kalabalık okul ortamına bırakmanın bedelini öğretmenler mi ödeyecek? bir eğitim emekçisinin canı bu kadar mı ucuz?
yıllar önce nöbetimde uzaklaştırma almış bir öğrencinin gizlice okula girip hırkasının içinden koca bir ekmek bıçağı çıkardığını gördüğüm anı hâlâ unutamıyorum. o an soğukkanlı davranamasaydım bugün bunları yazıyor olamazdım. böyle anlarda her şey saniyelere ve şansa bağlı. polis gelene kadar başınıza ne geleceği belirsiz.
okullarda güvenlik, asgari ücretle kapıda tüm gün ayakta bekletilen bir personelle sağlanmaz. bu güvenlik varmış gibi yapma halidir. gerçek önlem, gerçek denetim, gerçek sorumluluk gerekir.
büyük lüks. hayat bazen öyle yoğun akıyor ki durabilene aşk olsun. aile sorumlulukları, işler güçler, arkadaş ilişkileri, sağlıklı olmak için bile yorulmamız gerekiyor. az dinleneyim dediğim şu an bile yazıyorum bak, elin dursa zihnin durmuyor..
son zamanlarda ağız tadıyla durabildiğim anlar trafikte kırmızı ışıkta beklerkenki anlar herhalde :)
2053’te de bir şey aramayız artık herhalde, düşüncelerimizi okuyan bir yapay zeka aracı geliştirir daha biz aramadan aklından şu an şu geçiyor cevaplamamı ister misin diye o bize teklif eder.
ya da tam tersi en iyi taş nerede ya da sopa nasıl yapılır diye aratıyor da olabiliriz elektrik bulursak…
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.