içimde büyük bir yara olan yemiş olur kendisi. italya, azerbaycan, gürcistan gibi ülkelerin de üretim yapmasına karşın dünyanın tüm fındık üretiminin neredeyse dörtte üçünü üreten ülke olmamıza rağmen bu piyasaya yön veremiyor oluşumuz beni derin üzüntülere gark ediyor. türkiye üretimde çok güçlü ama fiyatı belirleyen tek aktör değil. tabi bunun sebebi de yok değil.
öncelikli sebeplerden birini, fındığın büyük kısmını alanlar oluşturuyor. ferrero (nutella üreticisi) ve büyük çikolata ya da gıda devleri gibi. yani, az sayıda dev alıcı ve çok sayıda üretici var. bu duruma ekonomi ilmi
oligopsoni demiş. ama konumuz bu değil.
gelelim ikinci önemli sebebe: işlenmiş üründe katma değerin dışarıda olması. çünkü biz ham fındık satıyoruz. çikolata, krem, paketli ürün ise yurt dışında yapılıyor. asıl para burada kazanıldığı gibi fiyat gücü de burada oluşuyor. işte bu noktadan nefret ediyorum. bor'daki hikaye gibi tıpkı. üç kuruşa satıyoruz daha sonra yurt dışında işlem görüp onlarca katına bize geri satılıyor.
üçüncü sebep: türkiye’de yüzbinlerce küçük üretici var. koordinasyon zor. memleket insanının birbirini kazıklama potansiyeli de yüksek olduğundan tek sesle fiyat belirlemek zorlaşıyor. bugün üreticiler anlaşsa, "şu paradan aşağı satmıyoruz arkadaş" dese, kendilerini ilk satacak olanın yine içlerinden olduğunu da biliyor.
dördüncü sebep: fındık uzun süre saklanabiliyor ama bunun için depolama finansmanı gerekiyor. üretici çoğu zaman hasat sonrası hemen satmak zorunda kalıyor.
ne yapılabilir? ülkemizin şu an yaptığı, potansiyelin altında güç kullanımı olarak ifade edilebilir. türkiye isterse kooperatifleşme, markalaşma, işlenmiş ürün ihracatı gibi hamlelerle piyasada çok daha etkili olabilir. tabi bunun için bu işin ehillerinin bir araya gelip buna enerji harcaması gerek. tabi biz millet olarak kolay paranın peşindeyiz, böyle işlere ayıracak vaktimiz yok!
devamını gör...