lucian yazar profili

lucian kapak fotoğrafı
lucian profil fotoğrafı
rozet
karma: 2733 tanım: 372 başlık: 28 takipçi: 27

son tanımları


tofita

kare şeklinde olanından çok küçük ve uzun olan ürününe aşıktık hepimiz. adı da yumiyum’du. hatıralar tatlı diye mi bilmiyorum ama o dönemler kaliteliydi bu ve muadili ürünler. şimdikiler çamur gibi. ya da algımız değişti. bilemiyorum altan.
devamını gör...

tükenmez kalemin tükenmesi

günümüzdeki reklam kampanyalarını hatırlatıyor bana. sınırsız konuşma diye tarife satarlar mesela, altında minnacık harflerle aslında sınırlı olduğunu yazarlar. sonra bir bakmışsın, tükenmez kalemin tükendiği gibi sınırsız tarifen bitmiş.
devamını gör...

kızkaçıran

çıkardığı sese bayılırdım. torpil gibi türevlerinden de daha az tehlikeli gibiydi. bayram harçlıklarıyla en çok satın aldığımız ürün grubundaydı kendisi. hey gidi günler.
devamını gör...

bombacı mülayim

her devrin filmi olan korkusuz korkak’ta yer alan efsanevi karakterin ismi. ne zaman canım sıkılsa açıp izlerim.

mülayim abimizin, sabah kendisine selam veren adamı usulünce selamlayışından sonra “bu herifi de hiç sevmem” deyişi bana göre filmin en favori anıdır.
devamını gör...

insan öleceğini bile bile nasıl yaşar

iki şekilde yaşar.

birinci seçenekte, insan öleceğini matematiksel bir değer olarak bilir sadece. 2+2’nin dört ettiğini ezbere bilmesi gibi. öleceği bir realitedir. onu kabul eder ve haricinde kendisine ölümü konduramaz. aklına dahi gelmez çoğu zaman. yakıştırmaz, yakıştıramaz. hep gençtir, daha vakit vardır. sonunu düşünmez, ölümün soğuk yüzüyle karşı karşıya kalana kadar da ölüm sözünden dahi kaçar.

insanın öleceğini bilerek yaşaması, bu düşünceden gafil olmaması ise haddini bilerek yaşamasıdır. eski insanlar bu sebeple mezarlıkları şehir dışına yapmazmış. ölümü sürekli hatırlamak, farkında olmak, bir gün bu diyardan göçeceğini unutmadan yaşamak için. öyle olunca, küçük dağları ben yarattım edasına girmiyormuş insan. sevdiklerinin ve onlarla geçirdikleri zamanın kıymetini daha iyi biliyormuş. yine biliyormuş ki, uyandığı her yeni gün, aldığı her yeni nefes; yeni bir fırsat, bahşedilmiş bir zaman.

ölümü sindirmiş bir ruh, dünyadaki hiçbir metaya ‘bu benim’ gözüyle bakmaz. çünkü bilir ki, aslında kendisi bile kendisine ait değildir.
devamını gör...

ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz

(bkz: ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz)
devamını gör...

jean-jacques rousseau

çelişkinin vücut bulmuş halidir. 5 çocuğunu yetimhaneye bırakmış ve çocuk eğitimine dair mavralar anlatmıştır. (yetimhane dediğime bakmayın, dönem kayıtları bırakılan çocukların yüzde yetmişinin öldüğünü ifade ediyor.) voltaire, kendisini bu konuda ağır şekilde eleştirmiştir. oysa bugün bile bu şahsiyetsiz ismin eğitime dair karaladıklarına hayli önem verilir. bu toprakların güzel bir özlü sözü vardır: ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz

ardında büyük bir sömürgecilik, ırkçılık, kölelik v.b. karanlık bir geçmiş bırakan batının aydınlanması da bu kadar olurdu zaten. çok da bir şey beklememek gerek. asıl sorun ‘batı batı’ diye mabadını yırtanlardadır.
devamını gör...

küfür

sözlüğümüzün yapısına ve işleyişine son derece ters olan ayıp sözler bütününü ifade eden kelime. yeri zamanı gelince cinsel bir anlam ifade etmeden kullanılması gerekiyor mu? evet. fakat günümüzdeki tezahürü, bahsettiğimiz bu noktadan çok ötede. malesef küçücük çocuklar bile, 90'lı yıllarda ifade ettiğimiz şekilde 'analı-bacılı' ağır ifadelerle birbiri ile anlaşıyor. küfür, günlük konuşmanın önemli bir parçası haline gelmiş durumda. sokakta yürürken yanınızdan geçen insanlar, yan masanızda oturan insanlar, ofiste birlikte çalıştığınız insanlar... her yerde küfür duyuyorsunuz. bir miktar önceye gidersek, insanlar kendi aralarında küfür ifadeleri kullanırken seslerini alçaltırlardı.

şöyle bir bakarsanız memleketimize, her şeyin cılkının çıktığını görüyoruz. tabi küfürler de bu durumdan nasibini almış vaziyette.
devamını gör...

intihar

son zamanlarda, özellikle sanal kumar bağımlılıkları sebebiyle duyulan, insanın kendi hayatına son verme eylemi. can tatlıdır. insanın buna kolaylıkla karar verebileceğini sanmıyorum. o yüzden analiz yapmaktan kaçınmakla beraber allah kimseyi bu raddeye getirmesin diyorum.
devamını gör...

özge ulusoy'un göbek deliği

abartılmış bir photoshop çalışması olduğunu düşünüyorum. bu kadar yüksekte yer alması biyolojik olarak mümkün mü bilemiyorum. doktorlarımız bizi aydınlatsın lütfen. malum, bu ünlü ablaların ekseriyeti, makyaj kendisinden alınınca başka bir şeye dönüşüyorlar. filtresiz, shopsuz yapamazlar!
devamını gör...

jakobenizm

adını jakobenler adlı siyasi gruptan alan bir ideolojidir. ekmek yoksa pasta yiyinci fransızların başının altından çıkmıştır. tabi ki fransız devrimi sırasında ortaya çıkmıştır.

merkeziyetçi bir devlet yapısını savunan, eşitlikçi ve radikal reformları destekleyen ve halk egemenliğini vurgulamasına rağmen bunu bazen sert ve otoriter yöntemlerle uygulamaya çalışan bir yapıdır. bu akımın en bilinen temsilcilerinden biri maximilien robespierre’dir. onun döneminde jakobenler, devrimi korumak adına oldukça sert politikalar izlemiş ve bu süreç “terör dönemi” olarak hatırlanmıştır.
devamını gör...

yerim seni

genelde çok tatlı, bıcır bıcır, minnak çocuklarımız için kullandığımız bir ifade olmakla beraber nadiren de olsa tatlı bir hanımefendiye şehvet ile söylenebilitesi mevcut. yani içinde bulunduğumuz ruh halin ve hitap edilen kişiye göre anlamı değişebilir efendim. hürmetler.
devamını gör...

başka sorum yok sayın yargıç

özellikle jüri üyelerinin bulunduğu mahkeme salonlarında kullanılan resmi hukuk diline ait bir cümledir.

bu ifade genellikle bir avukatın, tanığa ya da sanığa yönelttiği sorgulamayı tamamladığını belirtmek için kullanılır. yani kişi, o aşamada soracağı başka bir soru kalmadığını mahkemeye ve hakime bildirir.

filmlerden aşina olduğumuz bu ifade, genelde iş bitirici bir avukat tarafından, karşı tarafı zor duruma düşürecek bir cevap aldığı anda kullanılır.
devamını gör...

burak yılmaz

türkiye futbol federasyonu tarafından, türk futbolunun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalarından dolayı (futbol disiplin talimatı’nın 36. maddesi uyarınca ve “futbolun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalar”) pfdk'ya sevk edilen eski top tepici, genç hoca. şimdi bu denklemde çok zor bir sorum olacak yetkililere. pardon da hangi itibar hocam?

dünya kupasına orta hakem hakem gönderen 50 ülkenin içinde türkiye yok. gelişmiş ülkelerin haricinde hakem gönderen birkaç ülke sayalım: somali, gabon, el salvador, moritanya, honduras, fas, özbekistan, venezuela. başka örnekler de var ama uzatmaya lüzum yok.

bu ülkelerden dünya kupasında maç yönetecek orta hakem var, türkiye'den bir tane bile hakem yok. burak yılmaz, türk futbolunun itibarını zedelemiş. hangi itibar beyler? hangi itibar?

(bkz: başka sorum yok sayın yargıç)
devamını gör...

akrep burcu kadını

günümüz astrolojisi anlamında burçlara inanmam mümkün değil. fakat aynı dönemlerde doğan insanların; toprak, tabiat ve iklim şartlarından mıdır bilmem, benzer özelliklerde olduğu da yadsınmaz bir gerçek.

boğa burçlarının ekseriyetinin yemeği sevmesi, koçların inat karakterler olması ve bunun gibi... tabi, istisnalar kaideyi bozmaz.

istisnaları kenara bırakacak olursak akrep burcu kadınlarının da ortak fıtri özellikleri var. bir defa müthiş bir auraları olduğu bir gerçek. her kadın, kadındır evet ama akrep burcu kadını daha bir kadındır. libidosu bu kadar yüksek, bu kadar şuh ve dişil enerjisi bu kadar fazla başka bir kadına rastlamadım. zor olmaları tabiatlarının bir getirisi. kendileri ile sevişilmez, savaşılır. ama o savaşın getirdiği yıkım bile bir başka oluyor.

tabi subjektif yorumlar bunlar. tam aksi türde akrep kadını tanıyanlar da olmuş olabilir. ancak benim için zirve, akrep burcu kadınıdır.
devamını gör...

barda (2024)

ilk filmin yanından geçmeyeceği su götürmez bir gerçek. küfürleri bile o kadar yavan ki... her şeyin tezeğini çıkarma kültürünün kaliteli bir tezahürü.

asıl filmdeki çırak, nejat işler'in canlandırdığı psikopat lider, köyden gelen amcaoğlu, hayatın içinde sağda solda görebileceğiniz sağlıksız tipler. tasvirlerin kalitesi yadsınmaz. kısaca özetleyecek olursak eğer ilk filmde köftecinin hakim karşısında 'emredersiniz komutanım' tepkisi bile bu filmden kırk kat iyidir.
devamını gör...

oligopsoni

az (oligo) ve psonio (satın almak) kelimelerinin birleşiminden oluşan ve bir piyasada çok sayıda satıcıya karşılık az sayıda güçlü alıcının bulunduğu durumu ifade eden ekonomik terim. basit bir anlatım yapacak olursak bir piyasa düşünelim: çok üretici var. fakat üretilen ürünü satın alan sadece birkaç büyük oyuncu var. bu alıcılar fiyat üzerinde ciddi şekilde etkili olur. yani güç satıcıda değil alıcıdadır. işte bu terim, bu durumu ifade eder.
devamını gör...

fındık üretimi

içimde büyük bir yara olan yemiş olur kendisi. italya, azerbaycan, gürcistan gibi ülkelerin de üretim yapmasına karşın dünyanın tüm fındık üretiminin neredeyse dörtte üçünü üreten ülke olmamıza rağmen bu piyasaya yön veremiyor oluşumuz beni derin üzüntülere gark ediyor. türkiye üretimde çok güçlü ama fiyatı belirleyen tek aktör değil. tabi bunun sebebi de yok değil.

öncelikli sebeplerden birini, fındığın büyük kısmını alanlar oluşturuyor. ferrero (nutella üreticisi) ve büyük çikolata ya da gıda devleri gibi. yani, az sayıda dev alıcı ve çok sayıda üretici var. bu duruma ekonomi ilmi oligopsoni demiş. ama konumuz bu değil.

gelelim ikinci önemli sebebe: işlenmiş üründe katma değerin dışarıda olması. çünkü biz ham fındık satıyoruz. çikolata, krem, paketli ürün ise yurt dışında yapılıyor. asıl para burada kazanıldığı gibi fiyat gücü de burada oluşuyor. işte bu noktadan nefret ediyorum. bor'daki hikaye gibi tıpkı. üç kuruşa satıyoruz daha sonra yurt dışında işlem görüp onlarca katına bize geri satılıyor.

üçüncü sebep: türkiye’de yüzbinlerce küçük üretici var. koordinasyon zor. memleket insanının birbirini kazıklama potansiyeli de yüksek olduğundan tek sesle fiyat belirlemek zorlaşıyor. bugün üreticiler anlaşsa, "şu paradan aşağı satmıyoruz arkadaş" dese, kendilerini ilk satacak olanın yine içlerinden olduğunu da biliyor.

dördüncü sebep: fındık uzun süre saklanabiliyor ama bunun için depolama finansmanı gerekiyor. üretici çoğu zaman hasat sonrası hemen satmak zorunda kalıyor.

ne yapılabilir? ülkemizin şu an yaptığı, potansiyelin altında güç kullanımı olarak ifade edilebilir. türkiye isterse kooperatifleşme, markalaşma, işlenmiş ürün ihracatı gibi hamlelerle piyasada çok daha etkili olabilir. tabi bunun için bu işin ehillerinin bir araya gelip buna enerji harcaması gerek. tabi biz millet olarak kolay paranın peşindeyiz, böyle işlere ayıracak vaktimiz yok!
devamını gör...

fotoğrafa resim diyen insan

beyin tecrübelerle hareket eder çoğu zaman. henüz deneyimlemediği şeyler hususunda oldukça bakirdir. örneğin küçük bir çocuğa bir şeyi fırlatır gibi yaptığınızda gözünü dahi kırpmaz. fakat motor becerilerini geliştirip deneyimlemeye başladığında, aynı hareketi yaptığınızda gözünü kırpar, refleks gösterir. ne mi anlatmaya çalışıyorum? çok da takılmayın ya hu! öyle duymuştur. etrafında resim kelimesi, hep fotoğraf anlamında kullanılmıştır. onun için o kelime, onu ifade ediyordur. bu ülkede sanatçılar şarkılarında bile bu haliyle kullanmışken bu kelimeyi, bu coğrafyada iki kelimenin karışık olarak kullanılması çok da yadırganmamalı.

örnek de verelim ayıp olmasın:

resimdeki gözyaşları – cem karaca: çok klasik bir örnek. “resim” aslında fotoğraf veya zihindeki görüntü gibi kullanılmış.
resim – model: şarkıda geçen “resim” aslında anı/fotoğraf gibi kullanılır. fiziksel bir çizimden çok hatıra vurgusu var.
resimler – teoman: “resimler” kelimesi doğrudan geçmişe ait fotoğraflar anlamında. eski ilişkilerin izlerini anlatır.
resmini çektim – manga: burada “resim çekmek” aslında fotoğraf çekmek. ama kelime seçimi daha şiirsel.

şarkı sözlerinde “resim”, daha genel ve soyut; “fotoğraf” ise daha teknik ve modern kalıyor. ayrıca: hece yapısı (re-sim) daha kısa ve
uyak kurmak daha kolay. bu kadar şarkıda bile kullanım buysa, kullanan insanlara çok da acımasız yaklaşmamalı.
devamını gör...

jüri

bir konuyu değerlendirmek ve karar vermek için seçilmiş tarafsız kişilerden oluşan kurul anlamına gelir. özellikle abd gibi ülkelerde hukuk teriminin içerisindedir. mahkemede davayı dinleyen vatandaşlardan oluşur. suçlu mu değil mi? sorusuna cevap arar, sonuca kararına katkı sağlar. manipüle edilebilme ihtimali bulunduğunu unutmayalım lütfen. ingilizcede “jury” olarak kullanılır.

bizim ülkede ise jüri dedin mi akla bir takım yarışmalar gelir. katılımcıları değerlendirip puan veren sözüm ona mesleklerinin en iyileri. aslında en reyting kasabilecek olanların tercih edildiğini biliyoruz elbette.

sanat ve festivallerde de bahsedebiliriz kendilerinden. film festivallerinde ödül verecek kurullar için de kullanılır. bunların detayına dair bir bilgim yok açıkçası. örnek verecek olursak: cannes film festivali jürisi.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim