lucian yazar profili

lucian kapak fotoğrafı
lucian profil fotoğrafı
rozet
karma: 2659 tanım: 362 başlık: 27 takipçi: 25

son tanımları


jakobenizm

adını jakobenler adlı siyasi gruptan alan bir ideolojidir. ekmek yoksa pasta yiyinci fransızların başının altından çıkmıştır. tabi ki fransız devrimi sırasında ortaya çıkmıştır.

merkeziyetçi bir devlet yapısını savunan, eşitlikçi ve radikal reformları destekleyen ve halk egemenliğini vurgulamasına rağmen bunu bazen sert ve otoriter yöntemlerle uygulamaya çalışan bir yapıdır. bu akımın en bilinen temsilcilerinden biri maximilien robespierre’dir. onun döneminde jakobenler, devrimi korumak adına oldukça sert politikalar izlemiş ve bu süreç “terör dönemi” olarak hatırlanmıştır.
devamını gör...

yerim seni

genelde çok tatlı, bıcır bıcır, minnak çocuklarımız için kullandığımız bir ifade olmakla beraber nadiren de olsa tatlı bir hanımefendiye şehvet ile söylenebilitesi mevcut. yani içinde bulunduğumuz ruh halin ve hitap edilen kişiye göre anlamı değişebilir efendim. hürmetler.
devamını gör...

başka sorum yok sayın yargıç

özellikle jüri üyelerinin bulunduğu mahkeme salonlarında kullanılan resmi hukuk diline ait bir cümledir.

bu ifade genellikle bir avukatın, tanığa ya da sanığa yönelttiği sorgulamayı tamamladığını belirtmek için kullanılır. yani kişi, o aşamada soracağı başka bir soru kalmadığını mahkemeye ve hakime bildirir.

filmlerden aşina olduğumuz bu ifade, genelde iş bitirici bir avukat tarafından, karşı tarafı zor duruma düşürecek bir cevap aldığı anda kullanılır.
devamını gör...

burak yılmaz

türkiye futbol federasyonu tarafından, türk futbolunun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalarından dolayı (futbol disiplin talimatı’nın 36. maddesi uyarınca ve “futbolun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalar”) pfdk'ya sevk edilen eski top tepici, genç hoca. şimdi bu denklemde çok zor bir sorum olacak yetkililere. pardon da hangi itibar hocam?

dünya kupasına orta hakem hakem gönderen 50 ülkenin içinde türkiye yok. gelişmiş ülkelerin haricinde hakem gönderen birkaç ülke sayalım: somali, gabon, el salvador, moritanya, honduras, fas, özbekistan, venezuela. başka örnekler de var ama uzatmaya lüzum yok.

bu ülkelerden dünya kupasında maç yönetecek orta hakem var, türkiye'den bir tane bile hakem yok. burak yılmaz, türk futbolunun itibarını zedelemiş. hangi itibar beyler? hangi itibar?

(bkz: başka sorum yok sayın yargıç)
devamını gör...

akrep burcu kadını

günümüz astrolojisi anlamında burçlara inanmam mümkün değil. fakat aynı dönemlerde doğan insanların; toprak, tabiat ve iklim şartlarından mıdır bilmem, benzer özelliklerde olduğu da yadsınmaz bir gerçek.

boğa burçlarının ekseriyetinin yemeği sevmesi, koçların inat karakterler olması ve bunun gibi... tabi, istisnalar kaideyi bozmaz.

istisnaları kenara bırakacak olursak akrep burcu kadınlarının da ortak fıtri özellikleri var. bir defa müthiş bir auraları olduğu bir gerçek. her kadın, kadındır evet ama akrep burcu kadını daha bir kadındır. libidosu bu kadar yüksek, bu kadar şuh ve dişil enerjisi bu kadar fazla başka bir kadına rastlamadım. zor olmaları tabiatlarının bir getirisi. kendileri ile sevişilmez, savaşılır. ama o savaşın getirdiği yıkım bile bir başka oluyor.

tabi subjektif yorumlar bunlar. tam aksi türde akrep kadını tanıyanlar da olmuş olabilir. ancak benim için zirve, akrep burcu kadınıdır.
devamını gör...

barda (2024)

ilk filmin yanından geçmeyeceği su götürmez bir gerçek. küfürleri bile o kadar yavan ki... her şeyin tezeğini çıkarma kültürünün kaliteli bir tezahürü.

asıl filmdeki çırak, nejat işler'in canlandırdığı psikopat lider, köyden gelen amcaoğlu, hayatın içinde sağda solda görebileceğiniz sağlıksız tipler. tasvirlerin kalitesi yadsınmaz. kısaca özetleyecek olursak eğer ilk filmde köftecinin hakim karşısında 'emredersiniz komutanım' tepkisi bile bu filmden kırk kat iyidir.
devamını gör...

oligopsoni

az (oligo) ve psonio (satın almak) kelimelerinin birleşiminden oluşan ve bir piyasada çok sayıda satıcıya karşılık az sayıda güçlü alıcının bulunduğu durumu ifade eden ekonomik terim. basit bir anlatım yapacak olursak bir piyasa düşünelim: çok üretici var. fakat üretilen ürünü satın alan sadece birkaç büyük oyuncu var. bu alıcılar fiyat üzerinde ciddi şekilde etkili olur. yani güç satıcıda değil alıcıdadır. işte bu terim, bu durumu ifade eder.
devamını gör...

fındık üretimi

içimde büyük bir yara olan yemiş olur kendisi. italya, azerbaycan, gürcistan gibi ülkelerin de üretim yapmasına karşın dünyanın tüm fındık üretiminin neredeyse dörtte üçünü üreten ülke olmamıza rağmen bu piyasaya yön veremiyor oluşumuz beni derin üzüntülere gark ediyor. türkiye üretimde çok güçlü ama fiyatı belirleyen tek aktör değil. tabi bunun sebebi de yok değil.

öncelikli sebeplerden birini, fındığın büyük kısmını alanlar oluşturuyor. ferrero (nutella üreticisi) ve büyük çikolata ya da gıda devleri gibi. yani, az sayıda dev alıcı ve çok sayıda üretici var. bu duruma ekonomi ilmi oligopsoni demiş. ama konumuz bu değil.

gelelim ikinci önemli sebebe: işlenmiş üründe katma değerin dışarıda olması. çünkü biz ham fındık satıyoruz. çikolata, krem, paketli ürün ise yurt dışında yapılıyor. asıl para burada kazanıldığı gibi fiyat gücü de burada oluşuyor. işte bu noktadan nefret ediyorum. bor'daki hikaye gibi tıpkı. üç kuruşa satıyoruz daha sonra yurt dışında işlem görüp onlarca katına bize geri satılıyor.

üçüncü sebep: türkiye’de yüzbinlerce küçük üretici var. koordinasyon zor. memleket insanının birbirini kazıklama potansiyeli de yüksek olduğundan tek sesle fiyat belirlemek zorlaşıyor. bugün üreticiler anlaşsa, "şu paradan aşağı satmıyoruz arkadaş" dese, kendilerini ilk satacak olanın yine içlerinden olduğunu da biliyor.

dördüncü sebep: fındık uzun süre saklanabiliyor ama bunun için depolama finansmanı gerekiyor. üretici çoğu zaman hasat sonrası hemen satmak zorunda kalıyor.

ne yapılabilir? ülkemizin şu an yaptığı, potansiyelin altında güç kullanımı olarak ifade edilebilir. türkiye isterse kooperatifleşme, markalaşma, işlenmiş ürün ihracatı gibi hamlelerle piyasada çok daha etkili olabilir. tabi bunun için bu işin ehillerinin bir araya gelip buna enerji harcaması gerek. tabi biz millet olarak kolay paranın peşindeyiz, böyle işlere ayıracak vaktimiz yok!
devamını gör...

fotoğrafa resim diyen insan

beyin tecrübelerle hareket eder çoğu zaman. henüz deneyimlemediği şeyler hususunda oldukça bakirdir. örneğin küçük bir çocuğa bir şeyi fırlatır gibi yaptığınızda gözünü dahi kırpmaz. fakat motor becerilerini geliştirip deneyimlemeye başladığında, aynı hareketi yaptığınızda gözünü kırpar, refleks gösterir. ne mi anlatmaya çalışıyorum? çok da takılmayın ya hu! öyle duymuştur. etrafında resim kelimesi, hep fotoğraf anlamında kullanılmıştır. onun için o kelime, onu ifade ediyordur. bu ülkede sanatçılar şarkılarında bile bu haliyle kullanmışken bu kelimeyi, bu coğrafyada iki kelimenin karışık olarak kullanılması çok da yadırganmamalı.

örnek de verelim ayıp olmasın:

resimdeki gözyaşları – cem karaca: çok klasik bir örnek. “resim” aslında fotoğraf veya zihindeki görüntü gibi kullanılmış.
resim – model: şarkıda geçen “resim” aslında anı/fotoğraf gibi kullanılır. fiziksel bir çizimden çok hatıra vurgusu var.
resimler – teoman: “resimler” kelimesi doğrudan geçmişe ait fotoğraflar anlamında. eski ilişkilerin izlerini anlatır.
resmini çektim – manga: burada “resim çekmek” aslında fotoğraf çekmek. ama kelime seçimi daha şiirsel.

şarkı sözlerinde “resim”, daha genel ve soyut; “fotoğraf” ise daha teknik ve modern kalıyor. ayrıca: hece yapısı (re-sim) daha kısa ve
uyak kurmak daha kolay. bu kadar şarkıda bile kullanım buysa, kullanan insanlara çok da acımasız yaklaşmamalı.
devamını gör...

jüri

bir konuyu değerlendirmek ve karar vermek için seçilmiş tarafsız kişilerden oluşan kurul anlamına gelir. özellikle abd gibi ülkelerde hukuk teriminin içerisindedir. mahkemede davayı dinleyen vatandaşlardan oluşur. suçlu mu değil mi? sorusuna cevap arar, sonuca kararına katkı sağlar. manipüle edilebilme ihtimali bulunduğunu unutmayalım lütfen. ingilizcede “jury” olarak kullanılır.

bizim ülkede ise jüri dedin mi akla bir takım yarışmalar gelir. katılımcıları değerlendirip puan veren sözüm ona mesleklerinin en iyileri. aslında en reyting kasabilecek olanların tercih edildiğini biliyoruz elbette.

sanat ve festivallerde de bahsedebiliriz kendilerinden. film festivallerinde ödül verecek kurullar için de kullanılır. bunların detayına dair bir bilgim yok açıkçası. örnek verecek olursak: cannes film festivali jürisi.
devamını gör...

sürekli alışveriş yapan insan

ruh hastasıdır. başka bir açıklaması yok maalesef. yumuşatmaya da gerek yok. acilen tedavi tavsiye edilmelidir. durum daha da vahimleşmeden, ocaklar yıkılmadan harekete geçmek gerek. sonuçları ağır olabilir.
devamını gör...

amerika birleşik şirketleri

politik/eleştirel anlamda oldukça kaliteli duran bir metafor.

amerika malum federal bir devlet. seçilmiş hükümet, anayasa ve kuvvetler ayrılığına sahip, yersen tabi. iş, güçlülerin hukukuna geldiğinde demokrasi, özgürlük falan doğrudan koca bir balona dönüşüyor. kendi ülke ve değerlerini zavallı olarak gören aşağılık psikolojili insanlara göre dünyanın en harika ülkesi de olabilir. ancak her halükarda medeniyetten nasibi olmadığını tüm dünyaya göstermiş barbarlardan oluştuğuna da ispat çok. şekil a-1'de görüldüğü üzere bir sarı deli, istediği gibi tüm dünyayı birbirine katabiliyor.

neyse metafora geri dönecek olursak, şirketler güçlü, evet ama 'devlet eşit değildir şirketler' bağıntısını unutmamak gerek. ancak büyük şirketlerin (amazon, google, exxon mobil v.s.) etkisini de es geçmeyelim. abd, lobicilerin en üst düzeyde iş gördükleri bir ülke. lobi faaliyetleri de siyaseti önemli ölçüde etkileyebiliyor. tabii ekonomi üzerinde de ciddi bir payları mevcut.

aynı zamanda seçim kampanyaları çok pahalı. hal böyle olunca şirketler ve zengin bağışçılar siyasette etkili olabiliyor. bu durum çoğu zaman “şirketler ülkeyi yönetiyor” algısını doğuruyor. bir başka cihetten bakarsak; abd, dünyanın en büyük şirketlerine ev sahipliği yapıyor.
küresel finans ve teknoloji üzerinde ciddi etkisi var. bu da dışarıdan bakınca: “devlet mi güçlü, şirketler mi?” sorusunu doğuruyor.

sonuca gelirsek: “amerika birleşik şirketleri” demek: şirket gücünü eleştiren bir bakış açısı ifadesi açısından doğru. ama birebir gerçeği tanımlayan bir ifade değil.

daha doğru ifade edecek olursak; “şirket etkisinin yüksek olduğu bir kapitalist demokrasi” daha doğru olur. burada 'kapitalist' kelimesinin altını çizdiğimi de ifade etmek istiyorum. hem kapitalist hem de medeni kelimesi aynı karede nasıl da sırıtıyor, ironi oluşturuyor değil mi?
devamını gör...

deprem

balıkesir sındırgı'da uzun süre fırtına oluşturduktan sonra bir müddet sakinleşti. fakat son günlerde dikkat çekici şekilde il il geziyor.

12 nisan 2026 – simav (kütahya) 4.9 büyüklüğünde
5 nisan 2026 – van (tuşba) 5.2 büyüklüğünde
4 nisan 2026 – van (yukarı gölalan civarı) ≈5.1 büyüklüğünde
26 mart 2026 – elazığ (sivrice / alıncık) 5.0 büyüklüğünde
21 mart 2026 - balıkesir (sındırgı) 4.0 büyüklüğünde
13 mart 2026 – tokat (erbaa / pınarbeyli) 5.6 büyüklüğünde
09 mart 2026 - denizli (buldan) 5.1 büyüklüğünde
06 mart 2026 - karadeniz açıkları 4.0 büyüklüğünde
06 mart 2026 - akdeniz açıkları 4.5 büyüklüğünde

özellikle denizli'de gerçekleşen deprem, büyük sayılabilecek önemli bir depremdi. çok üzerinde durulmadı. malum, dünyanın gündemi yoğun. bu kadar gezmesi ince bir korku oluşturmuyor değil. yine de büyük depremler yaşanmadan, fayların enerjini atılabiliyor olması güzel. memleketin özellikle eski tarihli yapılarında büyük depremleri kaldırabilecek sağlıklı bir durum yok zira.
devamını gör...

insan ulaştığının nankörüdür

güzel, haklı ve yerinde bir tanımlama. insan, tabiatı itibariyle gözü doymaz bir mahluk. önce erişmek ister, eriştikten sonra eriştiği o şey yavaş yavaş kıymetsizleşir ve yeni bir hedef belirlenir. keza belirlenen o hedef de bir süre sonra yerini yeni hedefe bırakır. eldekilerin kıymeti ise ancak kaybedildiğinde anlaşılır.
devamını gör...

fenerbahçe'ye gereken santrafor

mevcut santraforları düşününce ben bile iş yaparım diye düşünüyorum. nihayetinde bu adamlar da gol atmadan milyon eurolar alıyorlar, bence ben de gol atmadan para alabilirim. bu transferde aracılık edecek komisyoncu ve menajer arkadaşlara yüzde 50 vereceğime dair söz veriyorum. bitirelim şu işi!
devamını gör...

necmettin erbakan

büyük adamdır. cumhuriyet tarihinde işçi, memur ve emekliye oransal olarak en yüksek zammı veren başbakan, 54. hükümet (refahyol) döneminde (1996-1997) bizzat kendisidir. erbakan, 1996 yılında memur maaşlarına %100'den fazla (bazı kaynaklara göre %200'ü aşan) zamlar yaparak, maaşlarda rekor artışlar gerçekleştirmiştir. bağ-kur emeklisine %320, memurlara %200'ün üzerinde ve işçiye %100 oranında zamlar yapılmıştır. başbakanlığının ilk aylarında emekli ve memur maaşlarına yapılan yüksek zamlar, "havuz sistemi" sayesinde sağlanan kaynakla gerçekleştirilmiştir. hiçbir sorun sıkıntı da olmamıştır.

türkiye'nin sanayileşmesi ve teknolojik bağımsızlığı için "ağır sanayi hamlesi"ni başlatmış, yerli motor (gümüş motor), tank motoru tasarımları, siha vizyonu ve çip üretim girişimleri gibi kritik projelere öncülük etmiştir. 1950'lerde itü'de doçentlik yapan erbakan, yerli motor üretimi ve savunma sanayii teknolojilerinde öncü bir mühendisti. siyasetçi olarak da bu özelliğini muhafaza etmiştir.

erbakan'ın başlıca teknolojik katkıları:

gümüş motor (1956): türkiye'nin ilk yerli motor fabrikasının kurulmasına öncülük ederek tarım makineleri üretimine katkı sağladı.
alman leopard tankları: almanya'da motor tasarımı üzerine çalışmalar yürüterek leopard tanklarının motor tasarımına katkı sağladı.
ağır sanayi hamlesi: türkiye'nin kendi çimentosunu, demir-çeliğini ve makinesini üretmesi için ülke çapında fabrikalar kurmayı hedefledi.
savunma sanayii vizyonu: insansız hava araçları (siha) ve yüksek teknolojili savunma silahlarının yerli imkânlarla üretilmesi gerektiğini savunarak, 1990'lı yıllarda bu vizyonu ortaya koydu.
çip üretim girişimi: türkiye'yi bölgesel bir çip üssü yapmak için siemens ve philips gibi firmalarla işbirliği arayışlarında bulundu.
nükleer enerji: enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için nükleer enerji ve millî kalkınma hedeflerini savundu.

sonuç mu? darbe alışkanlığından bir türlü vazgeçemeyen 'asker görünümlü diktatör siyasetçiler' tarafından yolu kesilmiş, koltuğundan indirilmiştir. sonra ne mi oldu? 2 sene gibi kısa bir sürede 55, 56 ve 57. hükümetler olmak üzere tam 3 kere hükümet kuruldu ve ülke ağır bir ekonomik krize girdi.

bu darbecilerin var ya, yatacak yeri yok!
devamını gör...

gen testinde olmadık ırk çıkmak

muhtemelen kökenim, orta asya'ya dayanan ve balkanlarda uzun süre at koşturan kuman (ya da kıpçaklar) boyuna dayanıyor. en azından aile büyüklerinin soy ağacı oluşturma çalışmasının verilerine göre tahmin bu yönde. fakat bugün test yaptırsam, kökenim rum, ermeni v.s. çıksa benim için değişen hiçbir şey olmaz. bu topraklarda doğdum, bu toprakların bir parçasıyım ve kendimi oldum olası türk hissediyorum. ırkçılığın benim için bir anlamı yok. ama insanın hissettiği şeyler anlamlı ve özel. türklük de beni ben yapan en büyük değerlerden biri ve bu kafatasıma ya da dna'ma bağlı değil. gönlüme, yüreğime bağlı.
devamını gör...

1 lt motorinin 85 tl'yi aşması

2002 yılında net asgari ücretle yaklaşık 100 ila 127 litre arasında benzin alınabiliyormuş. o dönemde ortalama net asgari ücret yaklaşık 173-184 tl civarındayken, benzinin litre fiyatı ortalama 1,48 tl ila 1,50 tl seviyelerinde seyretmekteymiş. bu miktar, (şu an benzinin 65 lira olduğunu baz almamıza rağmen) günümüz alım gücüne göre oldukça düşük kalmaktadır. mevcut asgari ücretle 430 litre benzin alınabilmektedir.

bunu neden yazdım? eleştiriyi doğru yerden yapmak gerekir. yani alım gücünden bahsedersek doğru eleştiri yapıyoruz demektir. benzinin, mazotun fiyatından gidersek yanlış yere odaklanmış ve yanlış eleştiri yapmış oluruz. çünkü yakıt bazında alım gücü neredeyse her sene artmış vaziyette. doğalgaz ve elektrik fiyatları bugün, mevcut enerji krizleri içinde fahiş fiyatlarda değil. çünkü bu kalemler dışa bağımlı kalemler. araştırmadan, ezbere kurulan cümleler, siyasi ya da ideolojik fanatizmden başka bir şey ifade etmiyor. çözüm odaklı bir bakış açısı sunmuş olmuyoruz. aksine karalamak için atıp tutmuş oluyoruz.

burada en büyük sorun herkesin ana gider kalemi olan gıda ve kiralarda. gıdadaki enflasyon fahiş şekilde ilerliyor. keza kiralarda da aynı şekilde. işçinin, emeklinin, memurun en çok gol yediği yer burası. devletin, ya da iktidarın ya da iktidara aday olanların çözüm sunması gereken sorun bunlar. benzin ya da mazot değil. ezbere kurulan cümleler kişiyi gülünç duruma düşürüyor. biraz kapsamlı, detaylı, araştırarak bakmakta yarar var.

geçmiş yılların fiyatlamalarını da buraya bırakıyorum. yazdıklarımızın işkembeden olduğu düşünülmesin diye:

asgari ücretle alınabilen benzin (türkiye)
yıl asgari ücret (tl) benzin (tl/l) litre
2002 184 1.7 108
2003 226 1.8 125
2004 303 2.0 151
2005 350 2.3 152
2006 380 2.8 136
2007 419 3.1 135
2008 503 3.5 144
2009 546 3.7 147
2010 599 3.9 153
2011 658 4.3 153
2012 739 4.6 160
2013 803 5.0 160
2014 891 5.2 171
2015 1.000 4.9 204
2016 1.300 4.7 276
2017 1.404 5.1 275
2018 1.603 6.2 258
2019 2.020 6.5 310
2020 2.324 7.0 332
2021 2.825 8.5 332
2022 5.500 20 275
2023 11.402 35 325
2024 17.002 45 378
2025 22.104 55 402
2026 28.075 60 468
devamını gör...

lingustik kargaşa

yaygın kullanımı ile ifade edecek olursak dilsel kargaşa. iletişim sırasında dilin yanlış, belirsiz ya da farklı şekillerde anlaşılmasından doğan karışıklıkları ifade etmekle birlikte jest ve mimiksiz iletişimde kendini daha çok belli eder. bir türkiye klasiği olan lingustik karmaşa örneği vereyim mesela, anlamayan kimse olmaz: birazdan geliyorum! bu biraz ne kadar? bir saat mi? on dakika mı? yarım saat mi? asla bilinmez. cümleyi kuranın kendisi bile bilmiyor çoğu zaman*

biraz açacak olursak eğer:

anlam belirsizliği ya da karmaşası: bir kelimenin ya da cümlenin birden fazla anlam taşıması. misal "çocukları seviyorum" cümlesi. kendi çocuklarını mı kastediyor, yoksa genel itibariyle tüm çocukları mı seviyor? diye düşündürebilir.

yanlış yorumlama: dinleyenin, konuşanın kastettiğinden farklı bir anlam çıkarması.

çeviri sorunları: bir dilden başka bir dile aktarırken anlamın kayması ya da mecazlamalardan mütevellit tamamen farklı bir şekilde çevrilmesi.

kültürel farklar: aynı kelimenin farklı topluluklarda farklı çağrışımlar yapması.

gramer/ifade hataları: cümle yapısının bozuk olması nedeniyle anlamın karışması, kayması.

işin özeti, linguistik kargaşa dil yüzünden ortaya çıkan anlam karmaşasıdır.
devamını gör...

çocuklar duymasın haluk'un boynuzlandığı gerçeği

bir iddia. hadi bu iddianın, bilimsel olarak temellendirilmesinden ötürü saygı duyarak gündeme getirilmesini kabul ettik diyelim. fakat fıs fıs ismail noktasını kabul edemeyiz. meltem karakteri, yapısı itibariyle fıs fıs ismail'e günahını bile vermez. son derece sarhoş olsa bile bu ihtimal yüzde sıfır olarak değerlendirilir. işte o nedenle senaryo kurguna, bilimsel bir altyapı kazandırmandan mütevellit kanaatle 10 üzerinden 5 veriyorum. denemeye devam etmelisin.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim