makinist yazar profili

makinist kapak fotoğrafı
makinist profil fotoğrafı
rozet
karma: 6565 tanım: 736 başlık: 366 takipçi: 81
Rüzgar eken fırtına biçer...

son tanımları | başucu eserleri


aşka karşılık gelen bir kelime yaz

bu kelime kesinlikle istisnadır.
aşk denilen şeyin tanımı budur aslında.
insanlar aşk ı hayranlık ile karıştırırlar genelde. bu yüzden aşk biter denir. aslında hayranlık biter. bu hayranlık bazen de takıntı boyutuna ulaşır. tabi o zamanda "kara sevda" deriz hemen. ama buda sadece takıntıdır aslında.

birde sevmek vardır. oda alışkanlıktır özünde. insanoğlu doğası gereği her şeye ve her duruma alışabildiği, adapte olabildiği gibi bolca vakit geçirdiği insanlara da alışır. kimi zaman huzur ve güven bulur onların varlıklarında. ama alışkanlıktır özünde. bu da aşk ile karıştırılır.

peki nedir gerçek aşk?

şöyle açıklayayım, gerçek aşk diye bir şey yoktur. çünkü aşk istisnadır.

istisna nedir peki; yok denilecek kadar az olan. o kadar az ki hatta sonuca dahi etki etmeyen.

dünyada 8 milyar insan arasından her şeyi ile sizi tamamlayacak insanı bulmak, aynı 8 milyar parçalı bir puzzle ın içinden birbirine tam uyan iki parçayı bulmak gibidir. istatiksel olarak mümkündür. ama o kadar azdır ki, gerçekleşme olasılığı istisnadır.

yok denilebilecek kadar azdır.

aşk da zaten yok olmaktır.
devamını gör...

hissedileni anlatamamak

kelimeler zaman içerisinde, insanların ne hissettiklerini birbirlerine aktarmak için oluşturdukları seslerdir.
bir çok duygu ve hissiyatı açıklamak için uygun kelimeler de mevcuttur.
insan her yerde insan olduğundan coğrafya fark etmeksizin, sever, üzülür, canı yanınca ağlar, mutlu olunca güler, vurunca kanar.
insan her yerde hisseder. fakat farklı kültürler bu hisleri anlatmak için farklı sesler geliştirmiştir.
mesela japonca da ki tsundere kelimesi, başlangıçta soğuk ve burnu havada davranışlar sergilerken, sonradan sevecen hale gelen karakter anlamındadır.
veya rusçada ki zemlak kelimesi, toprağımdan bir parçasın, özümden bir parçasın gibisinden bir anlam ifade eden bir sevgi sözcüğü olarak da kullanılır.
bir den fazla dil bilenler bunu çok iyi anlayacaktır. bir kelime gelir aklınıza ve onu tam anlamı ile çeviremezsiniz bildiğiniz diğer dillere. çünkü orada tam karşılığı yoktur onun.
tercümedeki en büyük sıkıntılardan da biridir bu.
zaten bu yüzden derler kültürü bilmenden dil öğrenilmez diye.
hatta mevlânâ celâleddîn-i rûmî'nin bir sözü vardır, "aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlar" şeklinde.

fakat ne olursa olsun bazı duygular vardı ki, ya kişi bilmiyordur o duyguya karşılık gelen kelimeyi, ya bildiği dillerde o duyguya karşılık bir kelime yoktur yada hala o duyguya karşılık bir kelime bulunamamıştır.
belkide o duyguların kaşifi sizsinizdir. evet belki de o duyguyu ilk kez yaşayan sizsinizdir ve buna karşılık çıkarabileceğiniz bir ses olmadığından anlatamıyorsunuzdur. belki de bu yüzden susuyor, bu yüzden ağlıyor, bu yüzden pes ediyorsunuzdur.
ama ya sizin suçunuz değilse.
ya siz yaşanmamış duyguların kaşifi iseniz.

aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlar...
devamını gör...

kimsenin işini doğru yapmaması

kimi zaman kurnazlıktan, kimi zaman üşengeçlikten, çoğu zaman beceriksizlikten, zaman zaman niteliksizlikten, bazense keyfinden ötürü insanların işlerini doğru düzgün yapmamalarıdır.

bir ürün almaya gidersiniz, elli kere sorarsınız özelliklerini, eve gidersiniz başka bir şey çıkar.

yemek söylersiniz elli kere soğansiz dersiniz, içinden soğan çıkar.

yanlardan az al dersiniz, pardon der kafasına göre keser.

bu fiyata hepsi dahil di mi dersiniz ay sonu ek ödeme çıkar.

çok canım yanıyor, bir ilaçla geçer mi dersiniz, emin misiniz dersiniz. benden iyi mi bilecen derler. beter ederler.

bütün evraklar bunlar dimi dersiniz. son anda bu evraklar eksik derler.

o fiyata dahil değildi derler, sen yalnış sipariş verdin derler, ben öyle söylemedim derler, bazen özür dilerler, genelde suç senin derler.

başkalarının hatalarını bir de düzeltmeye uğraşırsın, bu sefer yardımda etmezler. sürün isterler.

ınsanlar işte yine insanları yoran.

anlatsan da anlamazlar.
devamını gör...

nefret ile yaşayan insan

nefret ile yaşamak.

herkes den ve her şeyden nefret etmek. nefret ile dolu olmak.

olunabilecek en kötü haldir/ hallerdir.

nefret duyguların en kuvvetlisi, en güçlü olanıdır.

sadece nefret duyulan kişileri ve objeleri değil sahibini de tüketir.

kör eder insanı ve son nefeste dahi olsa pişmanlıktan başka bir şey getirmez.

şu kısacık hayatı yaşamanın onlarca yolu var iken hemde.

insanı her durumdan ve halden kurtaracak tek çözüm kök salmamaktır.

insan yerleştikçe, bağları kuvvetlenir ve kayıp edeceği şeylere sahip olur, onlara değer vermeye başlar.

ta ki değer verdiği şeyler ona sahip olana kadar.

çok da zeki değildir insan, zaman içinde bununla övünmeye bile başlar, "değerlerim var benim der".

halbuki zincirleri vardır artık. yaşamanın optimal yolu göç etmektir, göçebe bir yaşam sürmektir.

yerleşik hayat insanlığın doğasına aykırıdır. evet belki belirli süreler için olabilir ama bir ömür yerleşmek insanın doğasının dışındadır.

yanlış öğretildi bize hayat, yanlış yaşadık.

cahildik, rengine kandık.
devamını gör...

sanat para için midir sanat için mi sorunsalı

sanatın var olabilmesi için yaratıcılığın önünün kesilmemesi gereklidir.
sanat halk içindir dendiği zaman bu sanatın halkın anlayacağı seviyede icra edilmesi anlamına gelir.
bu da yaratıcılığın önüne engel koymaktır aslında. çünkü iş bu noktaya geldiğinde, sanat belirli algı sınırları içine hapsedilmiş olur.
halbuki sanat bazen sanatçının bile algısının dışında bir yapıya sahiptir. bir dışa vurum olduğundan, ifade ettiği duyguların anlaşılması için yüzyıllar süren bir tecrübenin, birikerek aktarılması gerekebilir.

günümüzde ise sanat halk için midir yoksa sanat için midir, sorunsalı anlamını yitirmiştir. bunun nedeni ise günümüz dünyasında anlamların yeniden tanımlanmasıdır.

post-modernist tüketim döneminde tartışılması gereken soru ise artık, "sanat para için midir, yok sanat için mi"

makiniste göre, sanat her zaman sanat için olacaktır.
devamını gör...

ölmekten değil yaşamaktan korkmak

ölüm ile ne zaman tanıştı ilk insan.
uyuduğunu sanığı arkadaşı bir daha uyanmadığında mı.
yoksa yüksekten düşen bir arkadaşı bir daha ayağa kalkmadığında mı. gerçekten bilebilir miyiz bunu.
peki ya ölüm korkusu ile ne zaman tanıştı. bunu bilebilir miyiz.
evet, tabi ki biliriz.
ölüm korkusu bizim yaradılış gereği beynimize işlenmiştir. hayatta kalma güdüsünün bir parçasıdır bu.
beden hayatta kalmaya programlıdır ve tehlikeli durumlarda kontrolü sürüngen beyin devralır. adrenalin salgılanmaya başlanır.
bazı vahşi hayvanlara verdiğimiz, bazı doğal afet durumlarına verdiğimiz refleks benzeri tepkiler bunun kanıtıdır.
insanoğlu varoluş gereği bir şekilde yaşamını sürdürmek ister ve istemsiz de olsa ölümden korkar.
peki bu kadar tutku ile bağlı olduğumuz yaşamdan, yaşamaktan ne zaman korkar olduk.
bu bizim doğamızın dışında bir davranıştır.
insan hayatta kalmak için avlanır, eker biçer, koşar, göç eder, savaşır ve sevişir.
günümüzde ki insan ise similasyona doğmuştur. kendi balonunun içinde yaşamaktadır. çünkü orası rahattır, güvenlidir.
balonun dışarısındaki dünya ise büyük ve korkutucudur.
normalde korku durumunda salgılanması gereken adrenalin alışılmışın dışına çıkıldığında da salğılanmaya başlar. heyecanlanır, panikler, önce avuç içleri sonra bütün vücudu terlemeye başlar, kaygılanmaya başlar. "ya huzurum kaçarsa", " ya terk ederse", "ya düzenim bozulursa", "ya benim kadar sevmezse", " ya başarısız olursam", "ya balonum patlarsa".
bir an önce o ufacık, sıcacık balonuna dönmek ister.
ve bu onun suçu değildir aslında. toplum mühendisleri ve pazarlamacıların emeğidir bu post modernist yapı.
yaşamaktan işte bunun için korkar insan. kendisi için oluşturulmuş balonun dışarısına çıkar ise başına kötü şeylerin gelebilme olasılığıdır aslında korkusunun sebebi.
kısacası yine hayatta kalma dürtüsüdür, ölüm korkusudur insanın yaşamaktan korkmasının sebebi.
yaşamak risk alanların işi.
devamını gör...

mavi ladin

sözlüğümüzün güzide dergisinde yayınlanan, tarafımca yazılmış hikayedir.

devamının gelmesi şahsım tarafından da umut edilmektedir.

dergi.kafasozluk.com/mavi-l...
devamını gör...

insanların sürekli bir şeyler istemesi

tanıdık, tanımadık herkesin, kimi zaman nezaket ile kimi zamansa zorla ve sürekli olarak sizden bir şey istemsi durumu.

yolda yalnız yürüyorsunuzdur, yanınızda aileniz, sevgiliniz, arkadaşınız vardır.
-abi bir lira ver, abi açım, bir şey söyleyebilir miyim, allah rızası için, vb...

aracınızda, kırmızıda bekliyorsunuzdur.
-peçete alır mısın abi, camı sileyim mi abi, para vermezsen aynayı kırarım, vb...

işe gitmişsinizdir ve dünden kalan işleri yetiştirmeye çalışıyorsunuzdur.
-müdür bey evrakları senin doldurmanı istedi, seninle alakası olmayan işler var ve senin yapman lazım hemde kendi işinmiş gibi severek ve isteyerek, vb...

eve gelmişsinizdir.
-ne zaman evleneceksin, ne zaman çocuk yapacaksın, ne zaman işe gireceksin, ne yemek yapacaksın, baba para ver, aşkım para ver, vb...

internete girmişsinizdir.
-gizlilik politikamızı kabul ediyor musunuz, kurabiye politikamızı kabul ediyor musunuz, kameranıza erişmemiz lazım, rehberinize erişmemiz lazım, resimlerinize erişmemiz lazım, sağda solda bilgilerinizi paylaşabiliriz haberiniz olsun, vb...

bir şey satın alacaksınızdır.
-onun fiyatı geçen ay öyleydi 20 bin daha vereceksin, öyle konuştuk ama şimdi böyle, ek ödemeleri sen yapacaksın, vb...

hayatı yaşarken istemeden de olsa insanlara temas edersiniz, belki bir arkadaşın arkadaşı, belki eski iş yerinden biri, belki komşu belki de uzaktan bir akraba.
-şu aralar çok sıkışığım borç verir misin, hiç insafın yok mu ne olur yardımcı olsan, bu ay biraz yardım eder misin, ölür müsün şunu bana versen vb...

halbuki sizin de vicdanınız vardır. sizde yardımcı olmak istersiniz. sizde savaşlar bitsin, kimse aç kalmasın, herkes mutlu mesut yaşasın istersiniz.

fakat gücünüz bunları anca kendinize sağlamaya yeter, yetmez.

siz 3 kuruş maaşa çalışırken kimse size açsınız diye bir lira vermez.

belki dara düşünce borç istemeye yüzünüz olmaz en yakınınızdan bile.

aldığınız üründe ufak tefek kusur çıkınca hakkınızı almayı bırak belki de borçlu çıkarırlar sizi. bu yüzden çabalamaktan da yorulmuşsunuzdur. öyle hatalı olarak kullanırsınız.

toplum hayatı kendi halinde yaşam süremeye çalışan insanlara göre değil.

zalim olmanız gerekiyor. talepkar olmanız gerekiyor.etliye sütlüye bulaşmadan yaşanmıyor malesef.

sabah evden çıkıp, akşam eve girdiğinizde kolunuz bacağınız yerinde ise, hala yaşıyor iseniz bu şanstan başka bir şey değil.
devamını gör...

kendini bu dünyaya ait hissetmemek

kişinin kendini belirli bir toprak parçasından veya bir bölgeden yada bir insan topluluğundan ziyade, bütün dünyaya ait hissedememesi durumu.

şöyle ki;

çok sıcak oldu mu duramayız, hemen serin yer ararız. bulamazsak ölürüz.
çok soğuk oldu mu hemen sıcak ararız, bulamazsak ölürüz.
dünya sular ile kaplıyken anca arıtılmış su içebiliriz, tuzlu suyu filan içemeyiz. içersek ölürüz.
vahşi doğaya çıplak atsan iki üç güne geberir gideriz. aslanıydı, yılanıydı, enfeksiyondu, vb...

bunların dışında bizim varlığımzda dünya için iyi değildir.

yaşadığımız her gün, daha da yaşanmaz hale getirmekteyiz dünyayı.

bunlar insan olarak ait hissetmeme nedenleri.

bir de birey olarak ait hissetmemek var.

insanalar en zalim varlıklardır. hayvanlar keyif için öldürmez. ya karnı açtır yada tehdit altındadır. öyle acı filan çektirmez öldürürken.

insan öyle mi. öldürmez de ölene kadar süründürür.

hatta en yakınına bile yapar bunu. sorumluluk yükler toplum insanın sırtına, beklentiler yükler ve sürekli bir şeyler ister ondan.

önce hayallerini ister, sonra arzularını, ardından onurunu, gururunu, sağlığını ve en sonda canını.

bu yüzdendir ki işte, bir insanın kendini ait hissetmemesi şu dünyaya.

en iyisini yine hayyam yapmış.
devamını gör...

tasoları üttürenler şimdi ne yapıyor sorunsalı

z kuşağı bilmez, bir dönemin en geçerli statü belirtisi olan tasoları.
bunların kazanmak kolay değildi öyle.
ya gidip cips paketlerini mıncıklayıp bakkal esnafını karşınıza alacaktınız.
yada sağlam bir taso oyuncusu olacaktınız.
tabi bu işin ticaretini yapanlarda vardı. kazandığı tasoları satanlar veya yaşı büyük olup alt sınıfların tasolarını dayak yolu ile alarak satan şebekeler.
parası olanlar bunlardan da taso temin edebilirdi.
ama ne olursa olsun bu işin sonu oyunda biterdi.
bazı çocuklar vardı, hiç oyun kaybetmezlerdi. ne yapar ne eder toplarlardı tasoları. onların geleceği ta o zamandan belliydi aslında.
bir de üttürenler vardı. onlara ne oldu acaba.
ilerleyen yıllar da da üttürmeye devam ettiler mi?
devamını gör...

aynı sayfayı defalarca okumak

öyle yazmıştı bana son mektubunda, son gönderdiğim mektubun, son sayfasının, son cümlesini defalarca okumuş.

bende aynı durumda bulmuştum kendimi ondan gelen son mektubu okurken. onunki kısaydı ama. sayfa da sayılmazdı aslında tekrar tekrar okuduğum.

tek bir kelime yazıyordu çünkü.

mektubu açmadan önce tahmin etmiştim zaten. çünkü yazdıklarıma karşılık verilebilecek başka bir şey yoktu. zarfın da şekli değişmişti biraz, daha iyi bilmesem su döküldüğünü zannederdim üzerine.

ama maalesef daha iyi biliyordum.

zarfı göz yaşları ile mühürlenmişti.
devamını gör...

jack of all trades master of none

millennials olarak da bilinen, y kuşağı hakkında yapılan yakıştırmadır.

"jack of all trades" elinden her iş gelen, her işten anlayan gibi pozitif bir anlam taşırken, daha sonraları gelen "master of none"eklemesi deyimin anlamını, her işten biraz anlayan ama hiç bir işin uzmanı olmayan şeklinde olumsuza çevirmiştir.

y kuşağı her ne kadar teknolojinin içine doğmuş olmasa da, teknoloji ile erken yaşta tanışmıştır. teknolojide aslında y kuşağı ile büyümeye başlamıştır denilebilir.
böyle bir geçiş döneminde yetiştikleri için, ne tam anlamı ile x kuşağının hayat görüşüne sahip olabilmiş, ellerinde ki bu imkanları nasıl kullanacakları hakkında geride bir örnek bulabilmiş, ne de yeni kurulan hiper rekabetçi düzende kendilerine yer bulabilmişlerdir.
z kuşağı bu düzene doğmuş bir nesil. kör olarak doğmuş bir insan ile sonradan kör olmuş bir insanın yaşantısı bambaşka olacaktır. x kuşağı ise düzenini çoktan kurmuş bir nesil. görülebilecek her şeyi gördükten sonra kör olan bir insan ile daha yeni gözlerini açmışken kör olan bir insanın yaşama entegresi de bambaşka olacaktır.

coğrafi, kültürel ve sosyoekonomik faktörlerden tabi ki de ayrışanlar olacaktır bu tanımdan fakat dünya genelinde beyaz yaka iş gücünün büyük bir kısımı, şu anda y kuşağı tarafından oluşturulmaktadır.

panik atak bu kuşakta kronikleşmiş ve anksiyete günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir.

bu yüzden yerinde bir yakıştırmadır aslında y kuşağı için söylenen bu deyim.

hayata dair bir çok şeyi bilirler ama nasıl yaşanacağını tam olarak öğrenebilmiş değiller.
devamını gör...

youtube kanalı önerileri

çocuklar için, pan masal dünyası.

devamını gör...

hayatın akışında kaybolmak

özünde mücadele olan bir zanaattir yaşamak.
kim olursa olsun, payına düşen mücadeleyi verir.
kimsinin payına biraz fazla düşer tabi, kimisinin payına biraz az.
payları dağıtan da hayattır zaten ve taahhüdüdür hiç bir zaman adil olmamak.

bazıları erken yorulur mücadelelerden, bazıları ise daha geç.
ama elbet yorulurlar.
geç yorulanların bir çapası vardır muhakkak, bir sabitleri. onlara kim olduklarını, nerede olduklarını hatırlatacak bir pusulaları muhakkak vardır.

erken yorulanların ise ne bir çapa atacak vakti olmuştur, ne de bir limanda duracak. ne haritaları kalmıştır ellerinde, nede bir pusula gönüllerinde.

sonu gelmeyen dalgalardan ve dinmeyen fırtınalardan,
yelkenleri yama, dümenleri rota tutmaz olmuştur.

erken yorulanlar kendilerini hayatın akışına bırakmış, hayat onların, onlar hayatın içinde kayıp olmuştur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim