mefistomelek yazar profili

mefistomelek kapak fotoğrafı
mefistomelek profil fotoğrafı
rozet
kendisi dondurmuş
karma: 3624 tanım: 37 başlık: 2 takipçi: 16
hey there i am using whatsapp

son tanımları


geceye bir şarkı bırak

sevdiğim -bazı- şeyleri paylaşmak beni çok mutlu ediyor. burası ve profilim sevdiğim şarkılarla dolu, sanırım normal sözlüğü yalnızca sevdiğim şarkıları paylaşmak için kullanıyorum.
baş ağrısından kıvrandığım hâlde aklıma gelince dinlemeden geçemediğim hatıralar hayal oldu en sevdiğim şarkılardan biriyse neden profilimde bulunmasın diye düşündüm.
ve

ilk yirmi saniye için on yüz bin milyon defa dinlemiş olabilirim. belki daha az.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

seni hayatımca sevdim
kulağıma hitap etmesi sebebiyle genellikle nefes'ten dinlemeyi tercih etsem de şarkının duygusunu öldürdüğüklerini düşündüğüm için en iyi versiyonunu dinleme ihtiyacı duyduğum zamanlar oluyor. en iyi versiyonu elbette tanju okan'a ait.
devamını gör...

smultronstallet

hakkında bir şeyler yazmak -aslında üzerine çok düşünmek- istemediğim ama bir yerlere de mutlaka not etmem gerektiğini hissettiğim ingmar bergman filmi. sevgili yönetmenin diğer filmleri de pek iç açıcı değil elbette; her filminden sonra stresten en azından birkaç tel saç kaybı yaşamış oluyorum. fakat bu film, şu zamana kadar izlediğim her şeyden çok daha farklı bir yerden yakaladı beni. nereden yakaladığını ben de tam çözemiyorum. ölüm ve yalnızlık temaları hayatımda ilk defa gerçek bir korku filmi etkisi uyandırdı bende.
bu kadar kâfi.
devamını gör...

allah’ın varlığının delilleri

oyumu awa ly'den yana kullanıyorum. böylesine muhteşem bir sesin başka bir açıklaması olamaz. abartıyor olduğuma dair geri bildirimler alsam da daha iyi bir sesle karşılaşmamış olduğumdan eminim. kulaklarım beni yanıltıyor olamaz.




gördüğünüz üzere allah var.
nilüfer'i de aynı sebepten delil olarak gösterebilirim.
düzenleme sebebi:
devamını gör...

hayal içinde akıp geçti ömr-ü derbederim

en iyi yorumu melihat gülses'e ait olan harika bir şarkı.

güne başlarken halı desenini daha dikkatli incelemek isteyenler için doğru bir tercih.
devamını gör...

le bonheur

muhteşem görüntüleriyle göz boyayan 1965 yapımı agnes varda filmi. göz boyuyor dediğime bakmayın, mutlu olmak için delirenlerin izlemesini tavsiye ederim.
güzel şeylere karşı doyumsuzluğumuzu anlatan bir film. sürekli olarak güzel olana ulaşmak için çırpınıp duruyor, elimizde avucumuzda bize ait ne varsa uğrunda heba ediyor, elde ettiğimizde de daha fazlasını istiyoruz. daha fazlasına ulaşmak için bize ait olan, bizi biz yapan bazı taraflarımızın yok olduğunun farkında mıyız? verdiğimiz kayıpları hatırlıyor muyuz, ya da onları hatırlamaya değer buluyor muyuz? kayba göre cevabı değişecek sorular bunlar ama eğer bir kişiyse kaybettiğimiz, hayatımızın her anında varlığını hissettiğimiz bir kişiyse bu; muhakkak hissedilir, bizim için artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz ve onun yokluğunun yarattığı boşluk doldurulamaz. böyle olmalıdır.
hayattaki en büyük gayesi mutluluğa erişmek olan insanlardan hep korkmuşumdur. filmin başkahramanı françois da tam olarak onlardan biri; mutluluğun daha fazlasına ulaşma arzusuyla sergilenen bencilliğin ve doyumsuzluğun çok iyi yansıtıldığı bir karakter. verdiği kayıp için kendini paralamasını istersin ama hayır; her ne kadar doldurmayacağı, yerlerinin ayrı olduğu ifade edilse de gidenin yerini dolduran başka biri zaten vardır. bu sebeple kısa süren bir durgunluk, yas için yeterli görülür. zaten mutluluk delisi kimselerin anlatıldığı bir evrende, mutsuzluğa dair herhangi bir detayın altı çizilemezdi. yine de insan, suçlu olduğunu bilen ve bundan az da olsa rahatsızlık duyan birini görmeyi arzuluyor. canhıraş bir feryat beklemiyor belki ama yitip gidenin arkasından hiç değilse bir yas tutulsun istiyor, masada toplanıp konuşulan tek konu çocukların ahvali olmasın istiyor.
istiyoruz ya yine de dediğim gibi bunların olması abes olurdu, ne de olsa filmin adı mutluluk. varda, mutluluğu öyle mutlak şekilde sunuyor ki, karakterlerin yas tutması kurduğu düzene haksızlık olurdu. bir parçanın eksilmesi, bütünün neşesini bozmuyor; sadece eksilen parçanın yerine bir yenisi ekleniyor ve cıvıl cıvıl olan hayat, kaldığı yerden tüm güzel renkleriyle akmaya devam ediyor.
devamını gör...

chilly scenes of winter

bir joan micklin silver filmi.
1979 yılında head over heels adıyla vizyona giren fakat orijinaline sadık kalınmayıp mutlu sona zorlanmasına sonrasında film ekibi tarafından itiraz edilmiş, neticede orijinal adıyla 1982'de tekrar kurgulanıp vizyona girmiştir. bana kalırsa charles'ın hayatın devam ettiğine dair bir aydınlanma yaşamasıyla sonuçlandığı için aslında bu hâliyle de mutlu sonla bitmiş. hem kavuşmak eziyet olurdu; en başta ikisine sonra izleyiciye.

bazı filmlerde karakterleri incelemekten filmin hikâyesine odaklanamıyorum. kimi zaman bu karakterleri çok şey vadettiği için; kimi zaman ise hiçbir şey vadetmediği hâlde yalnızca kendime yakın hissettiğim için inceliyorum. düşünüyorum da bu filmde her ikisi de var, bununla beraber yormayan bir film.
doğru bir ifade olur mu bilmiyorum fakat kusurlu kelimesini kullanmak durumundayım filmdeki ilişkiler için. anne oğul, romantik ilişki veya arkadaşlık ilişkileri; bütün olarak kusurlu. kusursuz olan bir şey yok zaten diyecek oluyoruz ama temeli yanlış olanına kusurlu denir, gerisi kusurlarıyla beraber normal olandır.
ne zaman kusurlu ilişkilerin ele alındığı bir yapım izlesem muhakkak ilişkiyi yaşayan taraflardan biri olarak buluyorum kendimi. yakın hissetmek değil bahsettiğim; karakteri izlerken, tüm güzel taraflarıyla ve ondan da belirgin olan kusurlarıyla bütün olarak kendimi görüyorum. bu, burada kalsın.

kusurlu ilişki diye bahsettiğim şey aslında tarafların psikolojik sorunları sebebiyle ortaya çıkan katlanılmaz toksikliği kastediyorum. burada romantik tarafta ilişki yaşamaya uygun olmayan bir kadın ile ilişki yaşamaya uygun olmayan bir erkeği izliyoruz.
her şey yolunda giderken, hiçbir şeyin yolunda olmadığına dair bazı hislerin dürtmesiyle bir anda bavulunu hazırlayıp gidebiliyor insan. boğulmuş hissedebiliyor, ruhu bedeninden çıkıp nefes alsın istiyor bazen, çözümü ise gitmekte buluyor. sonra yaptığına mantıklı bir gerekçe sunmak istiyor, hareketine anlam vermeye çalışıyor ama yok, bulamıyor. huzursuz eden hisler, yerini tuhaf bir pişmanlığa bırakıyor. o çokça bahsedilen kaçıngan bağlanma stili bu olsa gerek.
diğer taraftan; her şeyin yolunda olduğunu, kusurlarıyla güzelleşen bir ilişki yaşadığını zannederken bir anda terk edilebiliyor insan. bir gün gideceğini bildiği hâlde o an neden gittiğini anlamadığı için döneceğine dair umutları diri tutunca takıntılı bir ruh hastasına dönüşebiliyor. hayal ile gerçeği birbirine karıştırıp dış dünyadan ziyade kafasındaki dünyada yaşayınca "elinde ne var?" sorusuna çikolata veya sigara demek yerine umutlarını ya da hayal kırıklıklarını cevap olarak verebiliyor. yaşamın sıradanlığını oğlunun hayatını sabote ederek aşmaya çalışan, kontrol edilmeye muhtaç bir annesi varsa insanın, sağlıklı olma ihtimali pek düşük oluyor zaten.

çok hoşlandığım bir ifade değil ama ne derler bilirsiniz, çerezlik bir film.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

sevdiğim ne kadar türkçe şarkı varsa hepsini nilüfer'den de dinlemek mümkün olsun isterdim. olur belki, inanabilirim buna. ne de olsa inanmak, bir ihtimalin gerçekleşmesinin ön koşuluydu. bizim orada öyle diyorlar.
kim bilir neler verir hayat, kim bilir neler alır geri
aslında ortada bir hüzün yok fakat işte nilüfer'i dinleyince mış gibi oluyor.
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

bazen neden bu kadar çok konuştuğumuzu anlayamıyorum. herkes, hepimiz bir şeyler anlatmaya öyle açız ki cümlemiz bitmeden arkasında diğer cümle hemen çıkıveriyor ağzımızdan. işin kötü kısmı hepimiz aynı iştahla anlatıyoruz, karşı tarafı dinliyor gözükürken bile ne söyleyeceğimizi tasarlıyoruz uzun uzun, bir nefeslik aralık gördük mü hemen araya sıkıştırıyoruz cümlemizi. ben arada bir susuyorum, sadece susmak ve öylece durmak istiyorum. dinlemek de istemiyorum, öylece kalmak istiyorum. hayret verici bir durum sanırım, çünkü o anlarda beni kendime getirmeye çalışan insanlarla doluyor çevrem. iyi misin sorusu soruluyor, ne düşünüyorsun deniyor. elbette iyiyim, sadece öylece durmak istiyorum. bu kadar.
bugün üst kata çıkan bina yöneticisi kapıdan birinin girdiğini görünce yukarı çıkma ihtimalini düşünüp asansörü bekletti. ne yazık ki kapıdan içeri giren bendim ve sonradan öğrendim ki aynı kata çıkacaktık. susmak istediğim anlardan birine denk gelmişti, kimseyle konuşacak halim yoktu ve bu durumlarda nezaket kurallarını çöpe atıyorum. asansöre girip elimi kat seçme paneline uzattım, gideceğim kata çıkıyordu asansör. geri çekildim. sonra ortamdaki kişi sayısı birden çok olunca ortaya çıkan o önlenemez konuşma arzumuz yöneticiyi dürttü. fark ediyordum bunu. dördüncü kata mı gidiyorsunuz dedi. kaçıncı katta oturduğumu da biliyordu kat seçmek üzere elimi uzatıp geri çektiğimi de gördü ama yine de sormak istedi. evet anlamında başımı salladım yüzüne bakmadan. hangi dairede oturuyordunuz dedi, yüzüne bakıp kalakaldım. söyleyemedim. istemediğim hâlde yaptığım birçok şey var fakat konuşmak bunlardan biri değil, konuşmak istemediğimde kelimeler çıkmıyor ağzımdan. dayanamayıp daire numarasını da söyledi, burada mı oturuyorsunuz dedi. yine evet anlamında başımı salladım. dördüncü kata gelmiştik, bir şey söylemeden çıkıp evime yöneldim. adam iyi günler dedi, bu sefer yüzüne bakıp başımla teşekkür ettim. sonra arkamdan o da çıktı, normalde orta katların birinde oturuyor ama çatı katına gidecekmiş. çatı katı damlıyormuş da ona bakmaya gideceğim diye açıklama yaptı, arkam dönüktü ve yüzüne bakmadım. beni dilsiz zannetmiş olabilir, belki de salak zannetmiştir. ne belli? inanın umurumda değil. dışardan bakan biri tavrımı hoş görmez muhtemelen ama sorduğum ilk soru yüzüme bakılmadan hem de cümle kurmadan, beden diliyle cevaplanıyorsa muhatap seçtiğim kişi benimle konuşmak istemiyor diye düşünüp ikinci bir soru sormaya çalışmam. hele bunlar cevabını bildiğim sorularsa.
bence bazen susmak gerekir, konuşmak zorunda olmamak, arada bir dinlenmek. susmayacağız, bunu da biliyorum; ölene kadar çenemizden çekeceğimiz var.
devamını gör...

ismet özel

herhangi bir fikri olmadığı her hâlinden belli olan vasatın altı şair. aklından geçeni olduğu gibi ve büyük bir inançla
ne yazık ki bir değil bir sürü
devamını gör...

geceye bir türk sanat müziği şarkısı bırak

#3834313 melahat pars'ın yorumunu çok seviyorum, dinlemeyeli öyle uzun zaman olmuş ki görünce bi' mutlu oldum.

bu da bestesi ve güftesi yusuf nalkesen'e ait, zeki müren'den çok hoş bir eser içimde kim vardır.
devamını gör...

yazarların sevdikleri tablolar

pieter brueghel - children's games
(link: artsandculture.google.com/a...)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

en sevdiğim değildir kesinlikle, ilk beşte de yer almaz muhtemelen fakat bir gün canım tekrar uzunca yazı yazmak isterse hakkında kuracak cümlelerim olan bir tablo.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

sevda öyle müşkül ki

bestesi ve güftesi zeki duygulu'ya ait bu eseri daha önce defalarca dinlemiş olduğum hâlde gerçek güzelliğini mualla mukadder atakan yorumuyla idrak etmiştim.
neyse ki
devamını gör...

yazar iken çaylak olmak

yaklaşık otuz beş dakika önce bu başlığa "niçin çaylaklığı hor görüyorsunuz?" adlı şiirimi okumak üzere girdim ve yazmak üzere olduğum vakit beni yanlışlıkla yazar yaptılar. yanlışlıkla diyorum çünkü 2024 yılının haziran veya temmuz ayından beri çaylak olarak bulunuyorum burada, pek aktif olmadığım için yazar mertebesine yükselememiştim ve açıkçası bu durumdan çok memnundum. sevgili sözlük yönetimi, şimdi ise çaylaklığımın iadesini talep ediyorum. lütfen.
devamını gör...

yarım bırakılan kitabın taciz etmesi

(bkz: zeigarnik etkisi)
yedinci sınıfta türkçe öğretmenimin sınıfa getirip bir ders saati okuttuktan sonra sol ayağım adlı kitabı benden alması ve kaybetmesi sebebiyle de bir daha geri vermemesi ile hâlâ sürekli olarak kendini hatırlatması benim için en belirgin örnektir.
hayatımın seyrine etkisi olmayan fakat beni içten içe huzursuz eden küçük konuların varlığından hoşlandığım için bu yarım kalmışlığı tamamlamayı hiç düşünmedim, muhtemelen hiçbir zaman okumayacağım.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

güftesi ve bestesi muzaffer ilkar'a ait, afitap karacan'ın da çok güzel okuduğu gönlümün şarkısı adlı pek hoş eser:
devamını gör...

sözlük ölmüş

sözlük hakkında yapılan dedikodular arasında dile getirilme sıklığına bağlı olarak top beşte yer alan konu.
ölmüş demek yanlış olur ama yazdığım tanımın başlığını birkaç saat geçtikten sonra hâlâ solda gördüğümü fark ettiğimden beri bir baygınlık hâlinin söz konusu olduğunu en azından kendi adıma söyleyebilirim.
sözlük genel havası itibarıyla bana yaz mevsiminin boğucu sıcaklığını hatırlatıyor.
devamını gör...

yeter anne

ilk defa 2002 yılında atv televizyon kanalında yayımlanmış bir komedi dizisidir. orijinali nasıldır bilmem tabii fakat bundan daha fazla beğenmeyeceğimden eminim. bazı oyuncular dizi veya filmde değil de tiyatro sahnesinde performans sergiliyormuş gibi hissettirir, böylesi oyuncuları çok seviyorum. diziyi izlerken suna pekuysal ve toron karacaoğlu da bana öyle hissettiriyor ve bana göre dizinin en iyi tarafı bu iki oyuncunun bir arada olmasıdır.

dizi, hafızasını kaybetme eğilimi olan makbule (suna pekuysal) ile oğulları altan özkan uğur ve reha (ziya kürküt) arasındaki ailevi ve arkadaşları/komşularıyla ilişki durumlarını ele alır.

terapi yerine geçebilecek şeylerden biridir benim için. öyle güzel, öyle huzur veren ve öyle dinlendiren bir dizidir. izlerken gülmekten kimsenin karnına ağrılar girmez diye düşünüyorum ama arada tebessüm etmek garantili. hatta benim gibi suna pekuysal hayranı iseniz canlandırdığı karakterin yer yer sinir bozucu olması gözünüze batmaz ve dizi boyunca yüzünüzde gülücükler eksilmez.
izlemediyseniz akşam yemeği eşlikçiniz olsun.
devamını gör...

güne bir kedi bırak

koşunnn, istanbul'da kediler teklif ediyormuş. şu güzellikle uzaktan bakışıyorduk sonra bir anda pıtı pıtı gelip kucağıma oturdu?? hayatımda ilk defa yaşadım böyle bir şeyi ve ilk defa tattım bu hissi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ankara'da sevmeye çalışırken dayak yemeye alıştığım için o an şaşkınlıktan ve sevinçten ne yapacağımı bilemedim. hemen kalkacak zannettiğim için çabucak anı ölümsüzleştirmek için fotoğrafını çektim ama yarım saat boyunca öylece oturdu ve ben kaldırmasaydım kalkmaya niyeti de yoktu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çok duygusalım.
devamını gör...

rahatsız edici görseller

gırgıriye'de şenlik var'ın giriş sahnesi gibi hissediyorum. sözlükteki reklam yoğunluğu beni öyle coşturuyor ve cezbediyor(!)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ekleme: çok şeker bir film, hatırladığım için aklımı seveyim. tekrar izleyeceğim seriyi. cennet mahallesi (dizi) sevenlere de tavsiyedir.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim