bir
joan micklin silver filmi.
1979 yılında
head over heels adıyla vizyona giren fakat orijinaline sadık kalınmayıp mutlu sona zorlanmasına sonrasında film ekibi tarafından itiraz edilmiş, neticede orijinal adıyla 1982'de tekrar kurgulanıp vizyona girmiştir. bana kalırsa charles'ın hayatın devam ettiğine dair bir aydınlanma yaşamasıyla sonuçlandığı için aslında bu hâliyle de mutlu sonla bitmiş. hem kavuşmak eziyet olurdu; en başta ikisine sonra izleyiciye.
bazı filmlerde karakterleri incelemekten filmin hikâyesine odaklanamıyorum. kimi zaman bu karakterleri çok şey vadettiği için; kimi zaman ise hiçbir şey vadetmediği hâlde yalnızca kendime yakın hissettiğim için inceliyorum. düşünüyorum da bu filmde her ikisi de var, bununla beraber yormayan bir film.
doğru bir ifade olur mu bilmiyorum fakat kusurlu kelimesini kullanmak durumundayım filmdeki ilişkiler için. anne oğul, romantik ilişki veya arkadaşlık ilişkileri; bütün olarak kusurlu. kusursuz olan bir şey yok zaten diyecek oluyoruz ama temeli yanlış olanına kusurlu denir, gerisi kusurlarıyla beraber normal olandır.
ne zaman kusurlu ilişkilerin ele alındığı bir yapım izlesem muhakkak ilişkiyi yaşayan taraflardan biri olarak buluyorum kendimi. yakın hissetmek değil bahsettiğim; karakteri izlerken, tüm güzel taraflarıyla ve ondan da belirgin olan kusurlarıyla bütün olarak kendimi görüyorum. bu, burada kalsın.
kusurlu ilişki diye bahsettiğim şey aslında tarafların psikolojik sorunları sebebiyle ortaya çıkan katlanılmaz toksikliği kastediyorum. burada romantik tarafta ilişki yaşamaya uygun olmayan bir kadın ile ilişki yaşamaya uygun olmayan bir erkeği izliyoruz.
her şey yolunda giderken, hiçbir şeyin yolunda olmadığına dair bazı hislerin dürtmesiyle bir anda bavulunu hazırlayıp gidebiliyor insan. boğulmuş hissedebiliyor, ruhu bedeninden çıkıp nefes alsın istiyor bazen, çözümü ise gitmekte buluyor. sonra yaptığına mantıklı bir gerekçe sunmak istiyor, hareketine anlam vermeye çalışıyor ama yok, bulamıyor. huzursuz eden hisler, yerini tuhaf bir pişmanlığa bırakıyor. o çokça bahsedilen kaçıngan bağlanma stili bu olsa gerek.
diğer taraftan; her şeyin yolunda olduğunu, kusurlarıyla güzelleşen bir ilişki yaşadığını zannederken bir anda terk edilebiliyor insan. bir gün gideceğini bildiği hâlde o an neden gittiğini anlamadığı için döneceğine dair umutları diri tutunca takıntılı bir ruh hastasına dönüşebiliyor. hayal ile gerçeği birbirine karıştırıp dış dünyadan ziyade kafasındaki dünyada yaşayınca "elinde ne var?" sorusuna çikolata veya sigara demek yerine umutlarını ya da hayal kırıklıklarını cevap olarak verebiliyor. yaşamın sıradanlığını oğlunun hayatını sabote ederek aşmaya çalışan, kontrol edilmeye muhtaç bir annesi varsa insanın, sağlıklı olma ihtimali pek düşük oluyor zaten.
çok hoşlandığım bir ifade değil ama ne derler bilirsiniz, çerezlik bir film.
devamını gör...