yazar: sylvia plath
yayım yılı: 1965
yazarın intihar etmesinden 2 yıl sonra yayımlanan şiir kitabıdır.
yayım yılı: 1965
yazarın intihar etmesinden 2 yıl sonra yayımlanan şiir kitabıdır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "dionysos" tarafından 19.02.2025 01:57 tarihinde açılmıştır.
1.
sylvia plath’ın 1962 yılında yazmış olduğu ve ölümünden sonra 1965 yılında yayımlanmış olan şiir kitabıdır. bu şiirler, ölüm, yeniden doğuş ve kadın kimliği gibi temaları işler ve içinde yoğun imgeler, keskin bir dil ve duygusal derinlik barındırır. kitabın adı, plath’ın atının adından gelir ve aynı zamanda shakespeare’in fırtına isimli oyunundaki hava ruhu ariel’e de bir göndermedir. kitap, başlangıçta plath’ın kocası ted hughes tarafından düzenlenmiş ve yayıma hazırlanmış olsa da 2004 yılında slyvia plath'in düzenlemesine sadık kalınan bir versiyonu yayınlammıştır.
sylvia plath' in şiirlerini anlayabilmek için hayatına yakından bakmak gerekir. kendisi 11 şubat 1963 tarihinde, henüz 30 yaşındayken intihar ederek hayatına son vermiş olsa da bu, onun ilk intihar denemesi değildir. henüz gençlik yıllarında, 1953’te ilk kez intihar girişiminde bulunmuş ve ağır bir depresyon dönemi geçirmiş olup bu dönem, onun şiirlerinde ve otobiyografik romanı sırça fanus’ta da derin izler bırakmıştır. plath’ın şiirlerinde ölüm teması sıkça işlenir, özellikle ariel'deki şiirler, ölümün kaçınılmazlığı, intihar ve ölümle kurulan karmaşık ilişki üzerine yoğunlaşır.
plath’ın özel hayatı da eserlerine yansımıştır. ted hughes ile evliliğinden frieda ve nicholas adında iki çocuğu olmuş ancak evliliklerinde, kocasının başka bir kadınla ilişkisi nedeniyle büyük bir kriz yaşamış ve bu durum, plath’ın ruhsal durumunu daha da kötüleştirmiştir. plath, çocuklarını bırakarak intihar ettiğinde, çocukları frieda henüz iki, nicholas ise sadece bir yaşındadır. nicholas, 2009 yılında kendi hayatına son vererek annesinin kaderini tekrarlamıştır.
sylvia plath’ın ariel ve diğer eserleri, yalnızca edebi değil, aynı zamanda psikolojik ve biyografik açıdan da büyük bir öneme sahiptir. onun şiirleri, yaşadığı acıları, iç çatışmaları ve ölümle kurduğu karmaşık ilişkiyi yoğun bir duygusal dille yansıtır.
ariel'de derlenen şiirlerinden sevdiğim birkaç alıntıyı paylaşacağım.
"işte sen de geliyorsun, elinde bir fincan çay
bahardan bir çelenk içinde.
bu kan fıskiyesi şiirdir şiir,
hiçbir şey durduramaz onu.
sen bana iki çocuk uzatıyorsun, iki gül."
"dibi bilirim, diyor. en büyük kökümden bilirim onu:
seni korkutur.
ben korkmam ondan ben oraya gittim."
"her şeyin avucumda gitmesine göz yumdum, adıma ve adresime
inatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim.
en sevgili yakınlarımdan kopardılar beni.
yeşil plastik yastıkla el arabasında ürkmüş ve çıplak,
izledim durdum gözden kaybolmalarını çay takımımın,
çekmeceler dolusu çamaşırlarımın, kitaplarımın,
sonra başımın üstünden geçti su.
hiç çiçek istemedim, tek istediğim
yatmak, avuçlarım açık ve içim hepten kof.
ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz
huzurum öyle büyük ki afallarsınız."
"ölmek,
her şey gibi bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme."
sylvia plath' in şiirlerini anlayabilmek için hayatına yakından bakmak gerekir. kendisi 11 şubat 1963 tarihinde, henüz 30 yaşındayken intihar ederek hayatına son vermiş olsa da bu, onun ilk intihar denemesi değildir. henüz gençlik yıllarında, 1953’te ilk kez intihar girişiminde bulunmuş ve ağır bir depresyon dönemi geçirmiş olup bu dönem, onun şiirlerinde ve otobiyografik romanı sırça fanus’ta da derin izler bırakmıştır. plath’ın şiirlerinde ölüm teması sıkça işlenir, özellikle ariel'deki şiirler, ölümün kaçınılmazlığı, intihar ve ölümle kurulan karmaşık ilişki üzerine yoğunlaşır.
plath’ın özel hayatı da eserlerine yansımıştır. ted hughes ile evliliğinden frieda ve nicholas adında iki çocuğu olmuş ancak evliliklerinde, kocasının başka bir kadınla ilişkisi nedeniyle büyük bir kriz yaşamış ve bu durum, plath’ın ruhsal durumunu daha da kötüleştirmiştir. plath, çocuklarını bırakarak intihar ettiğinde, çocukları frieda henüz iki, nicholas ise sadece bir yaşındadır. nicholas, 2009 yılında kendi hayatına son vererek annesinin kaderini tekrarlamıştır.
sylvia plath’ın ariel ve diğer eserleri, yalnızca edebi değil, aynı zamanda psikolojik ve biyografik açıdan da büyük bir öneme sahiptir. onun şiirleri, yaşadığı acıları, iç çatışmaları ve ölümle kurduğu karmaşık ilişkiyi yoğun bir duygusal dille yansıtır.
ariel'de derlenen şiirlerinden sevdiğim birkaç alıntıyı paylaşacağım.
"işte sen de geliyorsun, elinde bir fincan çay
bahardan bir çelenk içinde.
bu kan fıskiyesi şiirdir şiir,
hiçbir şey durduramaz onu.
sen bana iki çocuk uzatıyorsun, iki gül."
"dibi bilirim, diyor. en büyük kökümden bilirim onu:
seni korkutur.
ben korkmam ondan ben oraya gittim."
"her şeyin avucumda gitmesine göz yumdum, adıma ve adresime
inatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim.
en sevgili yakınlarımdan kopardılar beni.
yeşil plastik yastıkla el arabasında ürkmüş ve çıplak,
izledim durdum gözden kaybolmalarını çay takımımın,
çekmeceler dolusu çamaşırlarımın, kitaplarımın,
sonra başımın üstünden geçti su.
hiç çiçek istemedim, tek istediğim
yatmak, avuçlarım açık ve içim hepten kof.
ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz
huzurum öyle büyük ki afallarsınız."
"ölmek,
her şey gibi bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme."
devamını gör...
2.
" uyandığın bu acı
senin değil... "
1932/ 1963 yılları arasında yaşayan amerikalı şair ve yazar sylvia plath imzalı eser; sarsıcı intiharının üzerinden 2 yıl geçtikten sonra, 1965 yılında yayınlanmış ve dilimize ise yusuf eradam tarafından çevrilmiştir.
itiraf şiiri veya itirafçılık adı verilen ve 1950'li, 1960'lı yıllarda bazı amerikalı şairler tarafından kullanılan şiir tarzının bir örneği niteliğinde bir eser olduğunu söylemek mümkün olacaktır.
şimdi ise kitap hakkında biraz konuşmakta fayda var;
bilindiği üzere sylvia plath hayatının büyük bir kısmını majör depresif bozukluk ile geçirmiş ve belki de iki küçük çocuğu var iken onu kafasını fırına sokup intihara götüren de vâroluşunu derinden etkileyen bu durumdur, majör depresif bozukluğuna sahip olmak onun hayatına olduğu kadar, yazdıklarına da olanca ağırlığıyla sirâyet etmiş gibidir.
bu şiirlerinin odak noktasında onun gözlemlerinin yansımalarını bulmak mümkün, derin bir huzursuzluk, neredeyse hiçbir şeyden memnun olmamak, ölümü arzulamak, her şeyden şüphe duymak, mutsuzluk, yalnızlık, anne olduktan sonra ruhunun geçirdiği dönüşüm, yaşamın istediği gibi olmaması, kurallara rest çeken bir yanının olması, yeniden doğma isteği, bazı şiirlerin işlediği temalardandır denilebilir.
kitaba dair beklentim daha üst düzeydeydi, beklediğim kadar iyi şiirler olduğunu kendi adıma söylemem zor, ama hiç etkileyici bulmadığımı da söylemem doğru olmaz,
bilindik bir şiir anlayışından ziyâde monolog tarzında ilerleyen ve itiraf ağırlıklı şiirlerdi diyebilirim.
seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bir tek feryadın yeter yataktan fırlamama.
ölmek, her şey gibi, bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme.
verdim gitti adımı
ve günlük elbiselerimi hemşirelere geçmişimi anestezi uzmanlarına
ve bedenimi cerrahlara.
kendimi yitirdim artık, bıktım çantalardan, bavullardan -rugan gece çantam
kara bir ilaç kutusu gibi,
kocam ve çocuğum
gülümsüyor aile fotoğrafından.
her şeyin avcumdan kayıp gitmesine
göz yumdum, adıma ve adresime inatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim.
en sevgili yakınlarımdan kopardılar beni.
günbatımlarının mezaliminden
canım öyle yandı ki.
uyandığın bu acı
senin değil.
uzamların kıskanarak yaslandığı
tek somutluk sensin.
bana hiç soluk kalmadı
cansız ve beş parasızım.
hiçbir şey yok aramızda.
senin ilk yeteneğin
her şeyden taş yapabilmektir.
yanıtlanamaz bir şey söylemeye
can atıyorsun.
her sabah karanlığın yerini onun yüzü alıyor.
bir başka yaşamda karşılaşmalıyız.
sesin kulağımda küpe.
karşılaşmayacağız bir daha...
senin değil... "
1932/ 1963 yılları arasında yaşayan amerikalı şair ve yazar sylvia plath imzalı eser; sarsıcı intiharının üzerinden 2 yıl geçtikten sonra, 1965 yılında yayınlanmış ve dilimize ise yusuf eradam tarafından çevrilmiştir.
itiraf şiiri veya itirafçılık adı verilen ve 1950'li, 1960'lı yıllarda bazı amerikalı şairler tarafından kullanılan şiir tarzının bir örneği niteliğinde bir eser olduğunu söylemek mümkün olacaktır.
şimdi ise kitap hakkında biraz konuşmakta fayda var;
bilindiği üzere sylvia plath hayatının büyük bir kısmını majör depresif bozukluk ile geçirmiş ve belki de iki küçük çocuğu var iken onu kafasını fırına sokup intihara götüren de vâroluşunu derinden etkileyen bu durumdur, majör depresif bozukluğuna sahip olmak onun hayatına olduğu kadar, yazdıklarına da olanca ağırlığıyla sirâyet etmiş gibidir.
bu şiirlerinin odak noktasında onun gözlemlerinin yansımalarını bulmak mümkün, derin bir huzursuzluk, neredeyse hiçbir şeyden memnun olmamak, ölümü arzulamak, her şeyden şüphe duymak, mutsuzluk, yalnızlık, anne olduktan sonra ruhunun geçirdiği dönüşüm, yaşamın istediği gibi olmaması, kurallara rest çeken bir yanının olması, yeniden doğma isteği, bazı şiirlerin işlediği temalardandır denilebilir.
kitaba dair beklentim daha üst düzeydeydi, beklediğim kadar iyi şiirler olduğunu kendi adıma söylemem zor, ama hiç etkileyici bulmadığımı da söylemem doğru olmaz,
bilindik bir şiir anlayışından ziyâde monolog tarzında ilerleyen ve itiraf ağırlıklı şiirlerdi diyebilirim.
seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bir tek feryadın yeter yataktan fırlamama.
ölmek, her şey gibi, bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme.
verdim gitti adımı
ve günlük elbiselerimi hemşirelere geçmişimi anestezi uzmanlarına
ve bedenimi cerrahlara.
kendimi yitirdim artık, bıktım çantalardan, bavullardan -rugan gece çantam
kara bir ilaç kutusu gibi,
kocam ve çocuğum
gülümsüyor aile fotoğrafından.
her şeyin avcumdan kayıp gitmesine
göz yumdum, adıma ve adresime inatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim.
en sevgili yakınlarımdan kopardılar beni.
günbatımlarının mezaliminden
canım öyle yandı ki.
uyandığın bu acı
senin değil.
uzamların kıskanarak yaslandığı
tek somutluk sensin.
bana hiç soluk kalmadı
cansız ve beş parasızım.
hiçbir şey yok aramızda.
senin ilk yeteneğin
her şeyden taş yapabilmektir.
yanıtlanamaz bir şey söylemeye
can atıyorsun.
her sabah karanlığın yerini onun yüzü alıyor.
bir başka yaşamda karşılaşmalıyız.
sesin kulağımda küpe.
karşılaşmayacağız bir daha...
devamını gör...
