yazar: yusuf atılgan
yayım yılı: 1959
yazarın ilk romanıdır. her türlü fikrin karşısında duran ve c olarak isimlendirilen mirasyedi bir adamı anlatır. c, gerçek mutluluğu sevgide arasa da ilişkileri yolunda gitmez.
yayım yılı: 1959
yazarın ilk romanıdır. her türlü fikrin karşısında duran ve c olarak isimlendirilen mirasyedi bir adamı anlatır. c, gerçek mutluluğu sevgide arasa da ilişkileri yolunda gitmez.
- yunus nadi roman ödülü (1958): ikincilik
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "onüçüncühikmet" tarafından 14.11.2020 21:44 tarihinde açılmıştır.
1.
oğuz atay tutunamayanlar romanını bu kitaptaki bir paragraftan etkilenerek yazmıştır. hatta kitabı yazdıktan sonra yusuf atılgan'a bir mektup yazmış fakat cevap alamamıştır.
bunu yusuf atılgan'ın kendi ağzından anlattığı bir söyleşisi yüklüydü youtube'da fakat bulamadım şu an, bulunca editlerim.
bunu yusuf atılgan'ın kendi ağzından anlattığı bir söyleşisi yüklüydü youtube'da fakat bulamadım şu an, bulunca editlerim.
devamını gör...
2.
19 yaşımda tam da "ben kimim? hayatımla ne yapıyorum?" diye sorguladığım bir anda okumuştum bu kitabı. doğru zaman mı desem yanlış zaman mı bilemiyorum fakat beni iyice varoluşsal sancılara sokarak daha fazla düşünmeme sebep olmuştu. bu varoluşsal sancıların sonunda kim olduğumu bulmaya biraz daha yaklaşmış hissetmiştim o zaman için.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
devamını gör...
3.
okurken sıkılıp bunaldığım ender kitaplardan birisidir. ya ben bu kadar içsel sancılanmaya dayanamıyorum ya da yine bende başka bir sorun var. ciddi anlamda okurken bir hevesle başlamıştım ancak bence yazarın anayurt oteli isimli kitabı bu kitabından daha başarılı.
devamını gör...
4.
sürekli ertelediğim ama sonunda okuduğum ve beğendiğim bir yusuf atılgan kitabı. baş kahraman gibi boş boş gezinip aylaklık yapmak ister miydim; aslında evet... 3 günlük dünya zaten anasını satayım, emekli olup gezelim dediğimiz yaşta kazandığımız parayı bozulan sağlığa harcayacağız. neyse bence bazıları için güzel bir şans bu aylaklık...
devamını gör...
5.
ilk okuyuşum da; 28 yaşının tedirginliğini ve aylak aylak gezişini anlayamadığım ama bulunduğu yerlerde sanki daha önce önemli bir şeyler olmuş ya da sonrasında olmaya gebe bir his yaratışını ve geçip gittiği yollarda öylesine alakasız görünen insanların belki de hayatındaki o en önemli kişi olduğu hissi ve onu kestirememesini aynen kendim içinde hissettiğim bir zamana denk gelmişti.
ilk okuyuşumda ona bazen hak versem de tamamen anlayamamış, bazen saçmaladığını bile düşünmüştüm ve gerçekten zorlaya zorlaya bitirmiştim. ikinci okuyuşum ise hem onu anlıyordum hem de bir oturuşta bitirecek kadar hızlı akıp gitmişti.
okunmalı.. kendi iç sesinden bir şeyler bulabilir herkes, bence hepimizin atılgan'ın bahsettiklerini yaşadığımız bir zamanı var. belki kitaptan önce belki sonra.. kitabı önce okuduysak onu anlamak zor. ama anlaşamasak bile uzun uzun anlatan birini dinleyebilmek de önemli. bence bu kitabı hemfikir olmayıp onu anlamamasına rağmen sıkılsa da bitiren insanlar; dinlemeyi ve anlamayı deneyebilen insanlar.
devamını gör...
6.
içdünya çözümlemeleri ile (bkz: tekilkonuşma)ları sevsem de kötü bulduğum roman. yazım dilinde bir sorun yok ancak işelenen konu gerçeklikten uzaktı (ya da bayağılaşmıştı).
okunabilir tek yanı ise çocukluğunda yaşadığı kulak travmasıydı, geriye kalan çatışmalar sığ.
okunabilir tek yanı ise çocukluğunda yaşadığı kulak travmasıydı, geriye kalan çatışmalar sığ.
devamını gör...
7.
aylaklık ama öyle bir aylaklık değil bu. flaneurlük. sürekli arayış içinde. bay c topluma hatta kendine bile yabancılaşmış bir karakter. bay c neden bay c? çünkü toplumun a'sı olmak istemiyor, b'si gibi hissetmiyor. toplumun ta c'si, sosyal normların dışında bir 3. kişi gibi hissediyor. sosyal normlara bir karşı çıkış var. babaya benzememe çabası var. aslında kişiliğinin, bu karşı çıkışlarının ipuçlarını çocukluğunda buluyoruz. bir gün babasını, annesi yerine koyduğu teyzesinin bacaklarını okşarken görüyor. babası kulağını çekip yırtıyor. bir daha kadınların bacaklarına dokunamıyor. ayrıca kulaklarını beğenmemesi, ara ara kulağına dokunma tiki de bu olayın izleri bana göre. teyzesinde çocukken hissettiği şefkatin arayışında bir yandan da. şaşı bir kadının kucağına yatıp o şefkati hissetmeye çalışıyor tekrar. çünkü teyzesi küçükken onu kucağına aldığında kendisine bakarken teyzesinin gözlerini şaşı olarak görüyordu. odipal bir durumu var. daha her bir cümlesi her bir paragrafı farklı yönlerden ele alınabilecek bir eser.
devamını gör...
8.
yusuf atılgan'ın tarzını ve hissettirmek istediği bilinç karmaşasını başlarda hazmetmek zor olsa da zamanla akıcı bir okuma sağlayan kaliteli bir kitaptır.
c.'de gördüğüm şey onun çocukluk travmasıyla karışık oedipus kompleksinin, c.'nin yaşam tarzını ve yaşama bakış açısını ne denli belirlediğiydi. c., pek ortalıkta görünmeyen, göründüğü zaman da sıkıcı bir sessizliğin sebebi olan, şefkatin ve huzurun kaynağı olan c.'nin teyzesini kendisinden uzaklaştıran babasını sevmiyordu. kulak olayı da cabası. c.'nin aylaklığının sebebi bana göre babasıydı. bu aylaklık, frank underwood'un babasının mezarına işemesinin c.'nin yaşam tarzında karşılığıydı. c.'ye ne iş yaparsın diye sorduklarında bir keresinde "aylakım ben, çalınmış paraları yerim." demişti. topluma karşı izleyici tavrını, yabancılığını ve hoşnutsuzluğunu da göz önüne alırsak babasından kaynaklı bu aylaklık c.'nin işine geliyordu.
belirsizliğin içinde türlü senaryolar kurup "nedir bana acı çektiren? ne istiyorum? kimim ben?" sorularını aşmış bay c.; her şeyin farkındaydı, kim olduğunu ve ne istediğini çok iyi biliyordu. belirsizliğin ne denli acı çektirici olduğunu bilirim, midem bulanır belirsizlikten. bay c. bana kesinliğin daha acı çektirici olduğunun çıkarımını yapmamı sağladı. insanların tutunduğu unsurları gülünç bulan c.; bir kurguya, bir arzuya tutunmuştu. c, ayşe'nin günlüğünde 23 temmuzun yanına yazılmış "onu seviyorum" cümlesini okuduğunda içinden "yalan! beni sevseydin o günün 23 temmuz olduğunu bilmezdin" demişti. yusuf atılgan'ın aşka bakış açısı mıdır yoksa insanlarda sık rastlanılan şu arzuya ve kurguya bilinçsizce düşkünlüğe dikkat çekmek istemesi midir bilinmez. oscar wilde ne güzel söylemiş; "hayatta iki türlü trajedi vardır: biri istediğini elde edememek, diğeriyse istediğini elde etmektir."
c.'de gördüğüm şey onun çocukluk travmasıyla karışık oedipus kompleksinin, c.'nin yaşam tarzını ve yaşama bakış açısını ne denli belirlediğiydi. c., pek ortalıkta görünmeyen, göründüğü zaman da sıkıcı bir sessizliğin sebebi olan, şefkatin ve huzurun kaynağı olan c.'nin teyzesini kendisinden uzaklaştıran babasını sevmiyordu. kulak olayı da cabası. c.'nin aylaklığının sebebi bana göre babasıydı. bu aylaklık, frank underwood'un babasının mezarına işemesinin c.'nin yaşam tarzında karşılığıydı. c.'ye ne iş yaparsın diye sorduklarında bir keresinde "aylakım ben, çalınmış paraları yerim." demişti. topluma karşı izleyici tavrını, yabancılığını ve hoşnutsuzluğunu da göz önüne alırsak babasından kaynaklı bu aylaklık c.'nin işine geliyordu.
belirsizliğin içinde türlü senaryolar kurup "nedir bana acı çektiren? ne istiyorum? kimim ben?" sorularını aşmış bay c.; her şeyin farkındaydı, kim olduğunu ve ne istediğini çok iyi biliyordu. belirsizliğin ne denli acı çektirici olduğunu bilirim, midem bulanır belirsizlikten. bay c. bana kesinliğin daha acı çektirici olduğunun çıkarımını yapmamı sağladı. insanların tutunduğu unsurları gülünç bulan c.; bir kurguya, bir arzuya tutunmuştu. c, ayşe'nin günlüğünde 23 temmuzun yanına yazılmış "onu seviyorum" cümlesini okuduğunda içinden "yalan! beni sevseydin o günün 23 temmuz olduğunu bilmezdin" demişti. yusuf atılgan'ın aşka bakış açısı mıdır yoksa insanlarda sık rastlanılan şu arzuya ve kurguya bilinçsizce düşkünlüğe dikkat çekmek istemesi midir bilinmez. oscar wilde ne güzel söylemiş; "hayatta iki türlü trajedi vardır: biri istediğini elde edememek, diğeriyse istediğini elde etmektir."
devamını gör...
9.
türk modern edebiyatının yapı taşlarındandır. c. ise türk edebiyatının kimliksiz karakterlerinin öncüsüdür.
bu romana gereken önemin verilmediğini düşünsemde son zamanlarda daha bir göz önünde olmaya başladığı da söylenebilir.
bu romana gereken önemin verilmediğini düşünsemde son zamanlarda daha bir göz önünde olmaya başladığı da söylenebilir.
devamını gör...
10.
başlığı görünce altını çizdiğim cümleleri tekrar okuduğum ve bitmesiyle yine içimde aynı burukluğu bırakan kitap.c... karakterinin kendim olabileceğini dahi düşünmüş olmakla beraber muhtemelen karşılaşsak 3 gün sonra birbirimizden soğuyacağımızı da biliyorum. ikimizde olmayanları başkasında arayıp ayrılınca birbirimizi sinema önünde bekler,bi döngüye girerdik. bununla birlikte habitata gram faydamız olmaz,her şeyi eleştirir durur adım atamazdık.ben niye bi kitap karakterine bu kadar bağlandım onu da anlamadım, c... lar bağlanmaz çünkü
devamını gör...
11.
” aylak olmak dünyanın en güç işiydi.”
zannedilir ki aylak olmak kolaydır, zamanını boşa harcamak, hiçbir şeyle meşgul olmamak, çalışacak bir işe sahip olmamak… oysa aylak adam’ı okuyanlar bilir, aylak olmak zordur, hele de zengin değil de paralıysanız. yapılacak çok iş vardır. mesela gidip yemek yediğiniz lokantalada müşteri olmamak, sokak isimlerini araştırmak, karşınızda oturan insanlara bir geçmiş uydurmak ve b.yi bulabilmek…
c iseniz eğer b.yi bulmak daha zordur çünkü bilmeseniz de hep bir adım önündesinizdir onun. size her gelişinde bacaklarını da getiren kadınlar vardır hayatınızda, düzen isteyen, dahası sizi anladığını sandıkça yanılan kadınlar…ve insanlar ” dökme kalıplarına uydurmadan sizi rahat edemezler.”
eğer c. iseniz ve bir babanız varsa geçmişte kalmış olması gereken, hayat zordur ziyadesiyle, zorlar sizi yaşamak. kulağınız kaşınır biteviye. kadınlarının bacaklaından korkarsınız, gözlerine bakarsınız en çok. c.yi bulmaktır umudunuz ve c.de size daha yakın birini.
“yoksa her şey benim olmadığım yerlerde benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” diğer bir soru takılır zihninize tam soru işaretinin çengelinden.
insanların kurtuluşu için sizin bulduğunuz yollardan biri de sinemadır, tıpkı sesinizin yankılandığı bu yerin sakinleri gibi. dersiniz ki yusuf atılgan’ın kaleminden;
” çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarının düşünen kişi değil. ama beş on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleri ile onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar. bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar.”
ve bilirsiniz “siz sevilmez, sen sevilir” ve bilirsiniz karıncalar bilmeden severler ve adako’yu ve kuyaro’yu tanırsınız, ve isimlerin insanların en alakasız yanları olduğunu öğrenirsiniz…
ve b.yi ararsınız yine, yanınızdan geçerken bile, çarpıştığınızda bile…
ve ” ah, zehra…”
zannedilir ki aylak olmak kolaydır, zamanını boşa harcamak, hiçbir şeyle meşgul olmamak, çalışacak bir işe sahip olmamak… oysa aylak adam’ı okuyanlar bilir, aylak olmak zordur, hele de zengin değil de paralıysanız. yapılacak çok iş vardır. mesela gidip yemek yediğiniz lokantalada müşteri olmamak, sokak isimlerini araştırmak, karşınızda oturan insanlara bir geçmiş uydurmak ve b.yi bulabilmek…
c iseniz eğer b.yi bulmak daha zordur çünkü bilmeseniz de hep bir adım önündesinizdir onun. size her gelişinde bacaklarını da getiren kadınlar vardır hayatınızda, düzen isteyen, dahası sizi anladığını sandıkça yanılan kadınlar…ve insanlar ” dökme kalıplarına uydurmadan sizi rahat edemezler.”
eğer c. iseniz ve bir babanız varsa geçmişte kalmış olması gereken, hayat zordur ziyadesiyle, zorlar sizi yaşamak. kulağınız kaşınır biteviye. kadınlarının bacaklaından korkarsınız, gözlerine bakarsınız en çok. c.yi bulmaktır umudunuz ve c.de size daha yakın birini.
“yoksa her şey benim olmadığım yerlerde benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” diğer bir soru takılır zihninize tam soru işaretinin çengelinden.
insanların kurtuluşu için sizin bulduğunuz yollardan biri de sinemadır, tıpkı sesinizin yankılandığı bu yerin sakinleri gibi. dersiniz ki yusuf atılgan’ın kaleminden;
” çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarının düşünen kişi değil. ama beş on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleri ile onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar. bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar.”
ve bilirsiniz “siz sevilmez, sen sevilir” ve bilirsiniz karıncalar bilmeden severler ve adako’yu ve kuyaro’yu tanırsınız, ve isimlerin insanların en alakasız yanları olduğunu öğrenirsiniz…
ve b.yi ararsınız yine, yanınızdan geçerken bile, çarpıştığınızda bile…
ve ” ah, zehra…”
devamını gör...
12.
robert musil 'in niteliksiz adam' ından esinlenilen parçaları olduğunu düşündüğüm ki bu gayet normal bir durum hatta oblomov u da unutmamak lazım güzel, başarılı ve okunası bir kitaptır.
devamını gör...
13.
yusuf atılgan'ın okuduğum ilk eseriydi. kitap ilk başta beni çok yordu ama ilerleyen sayfalarda aşırı keyifle okudum. betimlemeler mükemmeldi. kitabın konusu hakkında bilgi vermem gerekirse; yabancılaşma ve yalnızlığı anlatan çağdaş türk edebiyat'ı içinde önemli bir yere sahiptir.
"kadınsız hikaye tuzsuz aşa benzer " en sevdiğim alıntılardan biri oldu.
"kadınsız hikaye tuzsuz aşa benzer " en sevdiğim alıntılardan biri oldu.
devamını gör...
14.
harika bir kitaptır. insan okumaktan kendini alamaz biraz sabredip kitabın akışına kendinizi bırakmanız yeterli. benim için bu kitap hayata farklı bir pencereden bakmak demektir .
devamını gör...
15.
(bkz: yusuf atılgan) tarafından yazılmış, benim için türk edebiyatının belki de en değerli romanı. başucu kitabım. kitap kalabalıklar içindeki yalnız adam olan c'yi, c'nin varoluş sancısını, arayışını, bulamayışını, hayatı ti ye alışını, yaşamı saçma buluşunu anlatıyor. belki de yusuf atılgan üstad biraz kendini anlatıyor bu romanında. yusuf atılgan'ı genç denilebilecek bir yaşta kaybettik. o ki sadece 3 romanı vardır edebiyatımızda. (bkz: anayurt oteli) ki sinemaya ve tiyatroya da uyarlanmıştır, bir diğeri ise (bkz: canistan) dır. aylak adam kendine ve topluma yabancılaşmış bir karakter. o kadar yabancılaşmış ki ismi bile yok. yazar kendisinden c diye bahsediyor. bu yabancılaşma bize yine alber camus ve onun felsefesini hatırlatıyor. yine jean-paul sartre'nin varoluşçu felsefesine de bir çok gönderme mevcut. varoluşçu psikoterapi eğitimi sırasında dönem sonu ödevi olarak aylak adam kitabını varoluşçuluğa göre analiz edin diye bir ödev olduğunu bile duymuşluğum var.
kitaba dönecek olursak; kitap dört bölümden oluşuyor. bunlar: kış, ilkyaz, yaz ve güz. yazarın üslubu tam anlamıyla nev-i şahsına münhasır. uzunca betimlemeler, git geller ( bir kahramanın iç sesi ile konuşurken birden 3. kişi ağzından konuşmaya başlıyor) ilk bölümde özellikle c'nin arayışı, yalnızlığı, var olma sancısı ile biraz okuyucuyu boğuyor. eğer belli yaşantılarınız varsa, siz de o varoluş sancılarından geçtiyseniz c ile özdeşlik kurabiliyor ve kitabın içinde kayboluyorsunuz. c ile birlikte o köhne meyhanede su bardağında kırmızı şarap içiyor, ağzınızda şarap ve sigara kokusunu hissediyorsunuz. c'nin gayet entelektüel bir de çevresi var aslında. ressam arkadaşlar, entelektüel sohbetler her şey gayet iyi gibi görünüyor. ama bir şey eksik. o... kitabın başından sonuna kadar o'nu arıyor c. şöyle başlar kitap:
birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi
ve de şöyle biter
sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.
yani tüm kitap aslında bir arayış. ancak asıl mesele şu. c'nin aradığı şey sanki bir kadınmış gibi bahsedilse de kitapta asıl aranan şey anlam. yaşamın anlamı var mı? neden yaşıyoruz? yaşamak ne kadar saçma bir şey. neden var olduk? yaşamın amacı ne? gibi anlam odaklı ve varoluşsal sorulara cevap arıyor c. kitabı okurken bu gözle okumakta fayda v ar. yine yeniden her büyük yazar ve eserde olduğu gibi bu kitapta da varoluşçuluğu buram buram hissediyoruz.
teşekkürler aylak adam, teşekkürler yusuf atılgan. böyle bir eseri bizlere bıraktığınız için..
kitaba dönecek olursak; kitap dört bölümden oluşuyor. bunlar: kış, ilkyaz, yaz ve güz. yazarın üslubu tam anlamıyla nev-i şahsına münhasır. uzunca betimlemeler, git geller ( bir kahramanın iç sesi ile konuşurken birden 3. kişi ağzından konuşmaya başlıyor) ilk bölümde özellikle c'nin arayışı, yalnızlığı, var olma sancısı ile biraz okuyucuyu boğuyor. eğer belli yaşantılarınız varsa, siz de o varoluş sancılarından geçtiyseniz c ile özdeşlik kurabiliyor ve kitabın içinde kayboluyorsunuz. c ile birlikte o köhne meyhanede su bardağında kırmızı şarap içiyor, ağzınızda şarap ve sigara kokusunu hissediyorsunuz. c'nin gayet entelektüel bir de çevresi var aslında. ressam arkadaşlar, entelektüel sohbetler her şey gayet iyi gibi görünüyor. ama bir şey eksik. o... kitabın başından sonuna kadar o'nu arıyor c. şöyle başlar kitap:
birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi
ve de şöyle biter
sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.
yani tüm kitap aslında bir arayış. ancak asıl mesele şu. c'nin aradığı şey sanki bir kadınmış gibi bahsedilse de kitapta asıl aranan şey anlam. yaşamın anlamı var mı? neden yaşıyoruz? yaşamak ne kadar saçma bir şey. neden var olduk? yaşamın amacı ne? gibi anlam odaklı ve varoluşsal sorulara cevap arıyor c. kitabı okurken bu gözle okumakta fayda v ar. yine yeniden her büyük yazar ve eserde olduğu gibi bu kitapta da varoluşçuluğu buram buram hissediyoruz.
teşekkürler aylak adam, teşekkürler yusuf atılgan. böyle bir eseri bizlere bıraktığınız için..
devamını gör...
16.
düşündüğümde kendimi çok salak hissettiğim anıyı yaşatan kitap. lise ikide kütüphaneden alıp okumaya başlamıştım. okulda edebiyat hocası sınıfa girdiğinde hep sıranın altına gizlemeye çalışırdım isminden dolayı sgusgusghuxud. hoca da eğilip bakmaya çalışıyordu jvsjvxjvdbjc. ne kadar utanç verici salak bir anı olarak kafamda kalsa da aylak adam o yaşımda beni etkileyen ve hala zihnimde yer edinen muhteşem bir eser. tekrar okumak için fırsat gözlüyorum.
devamını gör...
17.
en sevdiğim kitaptır. cidden hayatıma, kişiliğime, yaşantıma etki etmiş bir kitaptır. bende farkındalık oluşturdu bu kitap, bazı şeyleri yoluna koymamı sağladı. yusuf atılgan iyi ki bu şaheseri yazmış, bize armağan etmiş. okumayan herkese şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
18.
nickimden de anlaşılacağı üzere okuduğum en çarpıcı kitaptır. biraz uzun bir şey olacak hadi hayırlısı.
bay c. maddi bakımdan sıkıntısız biridir ve bir şeyler aramaktadır. kendisine anlam katacak bir şeyler. ona varoluşunu atfedecek bir uğraş. bu yüzden onu sık sık sokakta, sinemada, sergilerde boş boş vakit geçirirken buluruz. oyalanmaktadır. hep arar, arar ve arar.
spoi alert*
asla bulamayacaktır aradığını bay c. her seferinde aradığı şeye teğet geçer. ''...eğer o sokağa girseydi onunla karşılaşacaktı...''. bu arayışın açıklamasını romanın sonuna doğru açıklamasını yapar. tutamak sorunu der buna. tutmağı olmayan insan devrilir. kimi mevkisine tutunur, kimi parasına, kimi gücüne. fakat bay c. başka bir şey aramaktadır. ona dokunabileceği, sevebileceği bir kadın. bu arama ise romantik bir arama değildir. kendisine bir varoluş sebebi aramaktadır bay c. . ona tekrardan varoluşunu hissettirebilecek bir insan.
-bence- burada aradığı şeyi bulamamasından daha ilginci hep ona teğet geçmesidir. ironiktir her şey. anlamsızdır. toplumun bireye atfettiği bütün değerler, hatta hayatın ta kendisi absürttür, trajikomiktir. birey yalnızlık içinde yaşar, yaşar ve yaşar. bay c. de bu durumdadır. bay c. hiç kimsedir. yoldan geçen bir adam, trafikte korna bastığın biri ya da ekmek sırasında önünde durandır. hiç kimsenin hiçbir şeyidir.
romanın sonunda ise -bence çok güzel bir bitişti- bay c. bulamayacağının farkına varır. kimse onu anlamayacaktır, hiçliği kabullenmiştir artık. ''...sustu, konuşmak gereksizdi. biliyordu, anlamazlardı.''
bay c. maddi bakımdan sıkıntısız biridir ve bir şeyler aramaktadır. kendisine anlam katacak bir şeyler. ona varoluşunu atfedecek bir uğraş. bu yüzden onu sık sık sokakta, sinemada, sergilerde boş boş vakit geçirirken buluruz. oyalanmaktadır. hep arar, arar ve arar.
spoi alert*
asla bulamayacaktır aradığını bay c. her seferinde aradığı şeye teğet geçer. ''...eğer o sokağa girseydi onunla karşılaşacaktı...''. bu arayışın açıklamasını romanın sonuna doğru açıklamasını yapar. tutamak sorunu der buna. tutmağı olmayan insan devrilir. kimi mevkisine tutunur, kimi parasına, kimi gücüne. fakat bay c. başka bir şey aramaktadır. ona dokunabileceği, sevebileceği bir kadın. bu arama ise romantik bir arama değildir. kendisine bir varoluş sebebi aramaktadır bay c. . ona tekrardan varoluşunu hissettirebilecek bir insan.
-bence- burada aradığı şeyi bulamamasından daha ilginci hep ona teğet geçmesidir. ironiktir her şey. anlamsızdır. toplumun bireye atfettiği bütün değerler, hatta hayatın ta kendisi absürttür, trajikomiktir. birey yalnızlık içinde yaşar, yaşar ve yaşar. bay c. de bu durumdadır. bay c. hiç kimsedir. yoldan geçen bir adam, trafikte korna bastığın biri ya da ekmek sırasında önünde durandır. hiç kimsenin hiçbir şeyidir.
romanın sonunda ise -bence çok güzel bir bitişti- bay c. bulamayacağının farkına varır. kimse onu anlamayacaktır, hiçliği kabullenmiştir artık. ''...sustu, konuşmak gereksizdi. biliyordu, anlamazlardı.''
devamını gör...
19.
çok etkilendim en yakın zamanda rahat bir kafa ile okumak için can atıyorum. bay c o kadar bizden bir karakterdi ki sonu çoğu kişinin hoşuna gitmese de gayet normal ve iyi bağlanmış olduğunu düşünüyorum ve aylaklık gerçekten zor bir işmiş*).
devamını gör...
20.
türk edebiyatında yusuf atılgan ın yeri apayrıdır aylak adamın arayışı bunalımları varoluş sancıları kadınlar hayat ölüm anlam can sıkıntısı yaşamın tekdüzeliği
her şey ve hiçbir şey
ınsanları yalan söylerken dinlemeyi severim der çünkü o zaman olmak isteyip de olamadikları insanı anlatırlar
ıstanbuldan kaçıp bir dönem çiftçilik yapar anayurt oteli diğer kitabıdır zebercet isimli karakteriyle zihnimde capcanlı yaşıyor
her şey ve hiçbir şey
ınsanları yalan söylerken dinlemeyi severim der çünkü o zaman olmak isteyip de olamadikları insanı anlatırlar
ıstanbuldan kaçıp bir dönem çiftçilik yapar anayurt oteli diğer kitabıdır zebercet isimli karakteriyle zihnimde capcanlı yaşıyor
devamını gör...
