yazar: yusuf atılgan
yayım yılı: 1959
yazarın ilk romanıdır. her türlü fikrin karşısında duran ve c olarak isimlendirilen mirasyedi bir adamı anlatır. c, gerçek mutluluğu sevgide arasa da ilişkileri yolunda gitmez.
yayım yılı: 1959
yazarın ilk romanıdır. her türlü fikrin karşısında duran ve c olarak isimlendirilen mirasyedi bir adamı anlatır. c, gerçek mutluluğu sevgide arasa da ilişkileri yolunda gitmez.
- yunus nadi roman ödülü (1958): ikincilik
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "onüçüncühikmet" tarafından 14.11.2020 21:44 tarihinde açılmıştır.
21.
ah be bu kitabı okuduğumda kıymetini bilememişim, şimdilerde okuduğum kitaplarda karakterleri bay c ye benzetiyor olmam hala kitabın bende etkisi olduğunu gösteriyor. bereket yeni üye olduğum kitap kulübümün listesinde var aylak adam… bir kez daha okuyacağım iyice sindireceğim ve farklı insanların yorumlarını dinleyeceğim. hiçbir şeye hiç bir yere ait olamamanın sancısını görüyoruz aylak adamda. okunulası hatta tekrar tekrar okunacak bir kitap. asla es geçmeyin
devamını gör...
22.
okurken hem sinirlenip hem sevmeden edemediğim o şahsına münhasır c karakterini edebiyat dünyasına kazandıran kitap.
sevgili olsan çekilmezsin ama insan senden hoşlanmadan da duramıyor c !
sevgili olsan çekilmezsin ama insan senden hoşlanmadan da duramıyor c !
devamını gör...
23.
bir zamanlar başladığım ama 10-15 sayfa okuyup kitaba kendimi kaptiramadigim için bırakmistim. hatta böyle karışık kitap mı yazılır kalemini öptüğüm diye de sövdüğümü hatırlıyorum. başlarda 2-3 farklı şeyi peşpeşe anlattığı için beyin emcuklemesi yaşamıştım . yorumlara bakınca tekrardan şevke geldim, büllüğü biraz sıkıp okuyayım tekrardan.
devamını gör...
24.
bir yusuf atılgan romanıdır. kentlinin varoluşsal sancılarını güzelce anlatır. 2019'un mart ayında okuduğum bu kitabı, bugün tekrar, psikoloji ve sanat dersim için okumaya başlayacağım. minik tatlı bir tevafuk diyelim.
devamını gör...
25.
tavsiyedir. başucunuza taliptir. gülümsemelerle okunur. akıcıdır, yormaz. iç dünyanızdaki pek çok düşünce seline ayna tutabilir. postmodernist olduğunu yazanlar görsem de aşka dair sayıltıların çoğunlukla modernist olduğunu, aylaklığın da modern zamanın iş hayatına karşı bir diyalektik oluşturduğunu düşünüyorum. postmodernizmin sürüklendiği nihilizmi romanda hatırlamıyorum.
devamını gör...
26.
aylak adam bir arayış romanı. c. onu ararken biz de kitap boyunca yapılan gözlemlerin arasında bir umut kırıntısı arıyoruz yaşama dair. sıradanlığı suratımıza çarpıyor kitap. fakat bunu tutunamayanlardan daha kompakt yalın ve keskin bir şekilde yapıyor. okurken yorulmuyorsunuz. akıp gidiyor. aslında kayda değer hiçbir olay yok. tutunamayanlar gibi epik bir tonda da anlatılan sahneler yok. bu kadar az malzemeyle ilgi çekici bir şey ortaya çıkarabilmenin sırrı tespitler ve gözlemlerde yatıyor. yabancıya benziyor. onu yarım bırakıp buna geçmiştim. ne tesadüf iki birbirine benzeyen romanı okumaya başlamışım aynı zaman diliminde. aylak adam daha samimi gelmişti bana. belki de c.'nin yüzünden bizden biri c. her ne kadar istisnai bir tip olsa bile. aynı sebeple bay c. meursaulta benzemiyor ama bir umut var onun içinde. onu bulacağına inanıyor. diğer ilgi çekici kısmı benim için sıradanlığa takılan lakaplardı. eli paketliler, müşteri olacak tipler, boyalı kadınlar... hiçbir şeye bağlanmayan bu adam hep dışarıda kalmak istiyor. elinde olsa kendi ülkesini kurar dediği gibi. c. 'nin aylaklık dediği şey istediğini yapabilmekten ziyade yapmama hürriyeti aslında. çalışmama, evlenmeme, akrabayı yolda görünce görmezden gelme, selam vermeme... aylaklık tam manasıyla öze dönme. ben de uyandırdıklarına gelelim. bir haftadır ben de aylak sayılırım. evden pek çıkmıyorum çeşitli bahaneler sunarak. çıktığım zamanlar turluyorum sokağı. boşvermişlik ruh halindeyim. yetiştirmem gereken tüm işler yarım. tamamlanmamış öyküler, çalışılması gereken dersler, planda kalmış projeler... c.'nin hayatı gibi eksik bir şeyler bende de bir süredir. okuma serüvenimle de ilgisi olduğunu düşünüyorum. c. çok basit sıradan bayağı görüyor hayatı. ben çok katmanlı olduğunu düşünüyorum. ikimiz de yoruluyoruz yaşamaktan. ben c. kadar olmasa da tabi. ama kitap sonunda birleştiğimiz nokta arayışın insan oldukça son bulmayacağı. tutamak aramak lazım yazarın dediği gibi. bir kitap film resim bunlardan herhangi birine tutunabilir. insanlar insanlara da tutunabilir. bir insana tutunmak en zorudur herhalde. c. bir kadına ona tutunmak istemişti. ama onu b.'yi fark etmedi bile. teknik bir inceleme yapmak isterdim hızla kendime getirmeseydim konuyu. fakat içimden geldiği gibi yazıyorum bu arayış romanlarını okuduktan sonra. sanırım özdeşleştirmekten vazgeçmeliyim kendimi. ama benim suçum değil ki bu yazarın mahareti. ne olursa olsun c. gibi dışarıdan bakmalıyım her şeye. uzaktan bakarsam belki daha nesnel bir şeyler yazarım şuraya.
devamını gör...
27.
kitabı okurken, hikayenin geçtiği yerlerde durup okuduğum kitaptır. hayatımın en keyifli deneyimlerinden biriydi sözlük. hem kitap muhteşem, hem de kafamı kaldırıp mimar sinan üniversitesi önünde c'nin beklediğini hayal etmek.
rüyalarda yaşıyoruz evet ama arada mutlu da ediyor.
rüyalarda yaşıyoruz evet ama arada mutlu da ediyor.
devamını gör...
28.
ailesinden kendisine hatrı sayılır bir miras kaldığı için boş gezenin boş kalfasıdır. o kadar boştur ki can sıkıntısından sokak isimlerinin nereden geldiğine merak sarar. evli barklı alışverişten evine giden erkeklere "eli poşetliler" ismini vermiştir. en büyük korkusu eli poşetlilerden biri olmaktır. ayak bileği öpmeye bayılır.
devamını gör...
29.
yusuf atılgan tarafından yazılan, ince bir kitaptır.
kitabın inceliğine aldanmayın; öyle her an her okuduğunuzda anlayabileceğiniz bir kitap değildir. "her kitabın bir zamanı vardır." iddiası, gerçekten bu kitap ile doğrulanmış bulunmaktadır. kitap gerçekten de, öyle diğer bazı kitaplar gibi ilk okumada anlaşılan ya da hayatın her dönemi ve aşamasında okununca keyif alınan, görece akıcı bir kitap olarak nitelendirilmesi güç bir kitaptır. okumayı denemekten vazgeçmeyin, elbet öyle bir an gelecek ki, bu an aylak adam'ı okumak için doğru an olacak. olmuyorsa çok da zorlamayın xd
kitabın inceliğine aldanmayın; öyle her an her okuduğunuzda anlayabileceğiniz bir kitap değildir. "her kitabın bir zamanı vardır." iddiası, gerçekten bu kitap ile doğrulanmış bulunmaktadır. kitap gerçekten de, öyle diğer bazı kitaplar gibi ilk okumada anlaşılan ya da hayatın her dönemi ve aşamasında okununca keyif alınan, görece akıcı bir kitap olarak nitelendirilmesi güç bir kitaptır. okumayı denemekten vazgeçmeyin, elbet öyle bir an gelecek ki, bu an aylak adam'ı okumak için doğru an olacak. olmuyorsa çok da zorlamayın xd
devamını gör...
30.
bazı kitaplar vardır, her okuyuşunuzda ilk defa okuyormuş gibisinizdir. daha önce fark etmediğiniz yeni bir yanını, yönünü fark edersiniz. sizi her seferinde yakalar bir yerinizden, okurken dünyayı unutursunuz.
aylak adam bunlardan biri değil benim için.
ilk okuduğumda nasıl çarpıldığımı hatırlıyorum. yeniden okuyuncaya kadar benim 'en'imdi bu roman.
yeniden okuduğumda birkaç saatte bitmişti. ve yaşadığım düş kırıklığı hala canımı yakıyor.
nedeni üzerinde epey düşündüm.
ilk okuduğumda, fazla romantik, hayal dünyasında yaşayan, hala ergenliğin sınırlarında yaşayan bir genç kızdım. bay 'c', düşlerimde yaşattığım, onun da 'beni' sürekli aradığını bildiğim ama kaderin bir türlü bizi birleştirmediğine inandığım hayali aşkımdı.
onu bir gün bulacağıma dair inanç bana yaşama gücü veriyordu.
burada durup yazarın bu kısa romanında gerçekleştirdiği o neredeyse kutsal başarıya bakalım.
(bakılacak)
yusuf atılgan üretken bir yazar değil.
onunla tanışmayı isterdim. konuşkan biri olduğunu düşünmüyorum. öylece susar, nbc filmlerindeki gibi 'uzaklar'ı seyrederdik. konuşmamıza gerek olmazdı, çünkü birbirimizi anlardık.
türk edebiyatının zirvesinde iki roman, yok ettiği bir roman -eşek sırtında saksağan-, yarıda kalmış bir son roman -canistan- ve orada burada yayımlanan bir avuç öykü.
68 yıl, bu mudur?
aylak adamın ta kendisidir yusuf atılgan. onu o kadar iyi anlıyorum ki, onun dişisi benim zaten.
bu sözlerimden hayatını bomboş geçirmiştir anlamını çıkartırsanız çok yanılırsınız.
büyük düşleri olan, hem akıllı hem yetenekli insanlar, 'gerekli' hırs ve çalışkanlığa sahip değillerse, ölüm bir süre sonra kapılarını çaldığında, hala yapacak binlerce işlerini düşünerek ölmek istemezler. bu konu epey acıklı. içi rahat ölmek ve huzursuz ölmek başlığı açılmalı.
yusuf atılgan mükemmelliyetçiliğin o zalim sınırlarında gezinirken daha zamanı olduğunu düşünmüştür, eminim.
yarım kalan canistan onun hayatının esintilerini belirgin bir biçimde taşırken aylak adamı da neredeyse otobiyografik bir roman olarak düşünüyorum. ve anayurt oteli tartışmasız türk edebiyatının en önemli 'on' romanından biridir. zebercet de yusuf atılgan'ın ta kendisidir dersek büyük haksızlık etmiş oluruz ama. yine de zebercet gibi bir karakteri yaratabilmek o karakterle belli bir iz düşümünde birleşmeyi de gerektirir.
romanlarında kullandığı dil ve anlatıma girersem bu yazının sonu da canistan gibi olur, yarım kalır.
bugün bu başlıkta okuyup oynadığım birkaç yazı da kesinlikle romanın dayandığı felsefe ve alt yapı açısından doyurucu bilgiler içeriyordu. özellikle oyladıklarımın okunmalarında yarar görüyorum. bu nedenle zaten yazılmış olanları bu yazıda yinelemeyeceğim.
şimdi sıra en başta yazdığımı yinelemekte.
aylak adam ikinci okunuşunda, artık romanın farklı kurgulanmasının ve bunun anlamayı da güçleştirmesinin etkilerini yitirdiği bir zaman diliminde aynı etkileyicilikte değilse, 'romantizm' kişinin öncelikleri arasında olmayı çoktan terk etmiştir.
hep merak etmişimdir, ilk okuyuşta, dinleyişte, görüşte sizin 'çarpıldığınız' ama başkalarının bırakın çarpılmayı, zerre kadar etkilenmediği 'eserler' ve durumlar listelense, listeye neler girerdi?
ya da tam tersi, insanlığın ortak akıl ve duygu durumuyla tam bir mutabakata vardıkları 'şeyler' neler olurdu?
amaç her daim 'güzel'i aramak değil midir?
aylak adam bunlardan biri değil benim için.
ilk okuduğumda nasıl çarpıldığımı hatırlıyorum. yeniden okuyuncaya kadar benim 'en'imdi bu roman.
yeniden okuduğumda birkaç saatte bitmişti. ve yaşadığım düş kırıklığı hala canımı yakıyor.
nedeni üzerinde epey düşündüm.
ilk okuduğumda, fazla romantik, hayal dünyasında yaşayan, hala ergenliğin sınırlarında yaşayan bir genç kızdım. bay 'c', düşlerimde yaşattığım, onun da 'beni' sürekli aradığını bildiğim ama kaderin bir türlü bizi birleştirmediğine inandığım hayali aşkımdı.
onu bir gün bulacağıma dair inanç bana yaşama gücü veriyordu.
burada durup yazarın bu kısa romanında gerçekleştirdiği o neredeyse kutsal başarıya bakalım.
(bakılacak)
yusuf atılgan üretken bir yazar değil.
onunla tanışmayı isterdim. konuşkan biri olduğunu düşünmüyorum. öylece susar, nbc filmlerindeki gibi 'uzaklar'ı seyrederdik. konuşmamıza gerek olmazdı, çünkü birbirimizi anlardık.
türk edebiyatının zirvesinde iki roman, yok ettiği bir roman -eşek sırtında saksağan-, yarıda kalmış bir son roman -canistan- ve orada burada yayımlanan bir avuç öykü.
68 yıl, bu mudur?
aylak adamın ta kendisidir yusuf atılgan. onu o kadar iyi anlıyorum ki, onun dişisi benim zaten.
bu sözlerimden hayatını bomboş geçirmiştir anlamını çıkartırsanız çok yanılırsınız.
büyük düşleri olan, hem akıllı hem yetenekli insanlar, 'gerekli' hırs ve çalışkanlığa sahip değillerse, ölüm bir süre sonra kapılarını çaldığında, hala yapacak binlerce işlerini düşünerek ölmek istemezler. bu konu epey acıklı. içi rahat ölmek ve huzursuz ölmek başlığı açılmalı.
yusuf atılgan mükemmelliyetçiliğin o zalim sınırlarında gezinirken daha zamanı olduğunu düşünmüştür, eminim.
yarım kalan canistan onun hayatının esintilerini belirgin bir biçimde taşırken aylak adamı da neredeyse otobiyografik bir roman olarak düşünüyorum. ve anayurt oteli tartışmasız türk edebiyatının en önemli 'on' romanından biridir. zebercet de yusuf atılgan'ın ta kendisidir dersek büyük haksızlık etmiş oluruz ama. yine de zebercet gibi bir karakteri yaratabilmek o karakterle belli bir iz düşümünde birleşmeyi de gerektirir.
romanlarında kullandığı dil ve anlatıma girersem bu yazının sonu da canistan gibi olur, yarım kalır.
bugün bu başlıkta okuyup oynadığım birkaç yazı da kesinlikle romanın dayandığı felsefe ve alt yapı açısından doyurucu bilgiler içeriyordu. özellikle oyladıklarımın okunmalarında yarar görüyorum. bu nedenle zaten yazılmış olanları bu yazıda yinelemeyeceğim.
şimdi sıra en başta yazdığımı yinelemekte.
aylak adam ikinci okunuşunda, artık romanın farklı kurgulanmasının ve bunun anlamayı da güçleştirmesinin etkilerini yitirdiği bir zaman diliminde aynı etkileyicilikte değilse, 'romantizm' kişinin öncelikleri arasında olmayı çoktan terk etmiştir.
hep merak etmişimdir, ilk okuyuşta, dinleyişte, görüşte sizin 'çarpıldığınız' ama başkalarının bırakın çarpılmayı, zerre kadar etkilenmediği 'eserler' ve durumlar listelense, listeye neler girerdi?
ya da tam tersi, insanlığın ortak akıl ve duygu durumuyla tam bir mutabakata vardıkları 'şeyler' neler olurdu?
amaç her daim 'güzel'i aramak değil midir?
devamını gör...
31.
okumuş olduğum en güzel, etkisinde kaldığım ve akılda kalıcı bir kitap. bu kitap sayesinde yeni bir "keşke" m ve "iyi ki" m oldu. okurken "keşke yusuf atılgan'ı daha önce okuldaydım." dedim ama aynı zamanda da "iyi ki şu an yusuf atılgan'ı okuyorum. daha önceden elime geceydi belki de okuduklarımdan hiçbir şey anlamayacak ve bir daha okumamak üzere aldığım yere geri koyacaktım." dedim. kitabın adından da anlaşılacağı üzere kendine "aylak adam" diyen baş karakterimizin olaylara karşı farklı bir bakış açısı sunması, dış dünyasındaki insanlar ile muhabbeti ve kendi kafasının içindeki ile olan konuşmasının iç içe anlatıldığı, her sayfada "acaba bu sayfada bahsedilen karakter kim?" diye düşündüğünüz (çünkü isim belirtmiyor.) o sayfada ilerledikçe kim olduğunu anladığınız, ister istemez karaktere büründüğünüz ve bazı yerlerinde aylak adama çok kızdığınız, bazı yerlerde ise fazlasıyla hak verip yaptığı seçimlerin önemini düşünüp okumaya devam ettiğiniz bir kitaptır. normalde gün içinde hiçbir işim yoksa dört yüz sayfalık kitabı rahatlıkla iki günde okurum fakat bu kitabı okumak istemiyorum. her yeni sayfasında durup düşündürüyor. keşke bu kadar kısa olmasaydı. kitabı okuduktan sonra aylak adam'ın gezdiği istanbul sokaklarında gezme isteğiniz oluşuyor. kitaba son sayfasının son cümlesinden başlayan bir insan olarak en vurucu sözü son cümleye sakladığını düşünüyorum.
devamını gör...
32.
gerçek aşkı arayan ve bir gün ansızın, hiçbir gayret göstermeden karşısına çıkıvereceğine inanan bir adam. hikayade bir şekilde hiç karşılaşmamaları ve birbirlerini teğet geçmelerini de sevdim. gerçek aşk diye bir şey yok demek ister gibi. aylak adamın öyle derin varoluşsal derdi olduğu hissi bana hiç geçmedi nedense. adam alabildiğine sıkılıyor sadece. cepte para var, kirayı düşünmüyor, akşam yemeğe soğan kırabilecekmi derdi yok. babasını sevmez ama nimetlerinden faydalanmaya devam eder. insanın aylak adam olabilmesi için bile finansal olarak özgür olması gerekiyor. kadın karakterinin evlilik ile ilgili yaptığı yorum hep ilgimi çekmiştir. kadınlar baba evinde bir türlü yalnız kalamadıkları için evlenir gibi bir şeydi.
dipnot: çalışmak insan avuntusudur gibi müg bir tespiti vardır. hakikaten de öyle. çalışırken her şeyi unutuyor insan..
dipnot: çalışmak insan avuntusudur gibi müg bir tespiti vardır. hakikaten de öyle. çalışırken her şeyi unutuyor insan..
devamını gör...
33.
büyük bir merakla okumaya başladığım ama benim için hayal kırıklığı olan bir kitap . yazar melissa p. 'nin erkek versiyonu gibi sürekli sevişme ve arzularını tüm detayları ile anlatmış.
devamını gör...
34.
birden fazla edebiyat ve eserlerden esinlenme gibi durur. biraz lermontov'un peçorin'i, biraz ecinnilerin stavrogin'i, biraz turgenyev'in bazarov'u, biraz dostoyevski'nin mişkini ve raskolnikov'unu görürüz bay c. de. ayrıca 19. asır fransız edebiyatından da benzer kurgu ve hikayeleri görürüz. öyle ki baş karakterler genelde bu eserlerde mirasyedi ve soyludur ve hikaye paris'in merkezinde geçer. yine yukarıda değinildiği gibi robert musil'in niteliksiz adam eseri de aylak adam'ın benzerlerindedir. ve elbette albert camus'nün yabancı isimli eserinden de esinlenmeler vardır.
tüm bunlar yusuf atılganı'ı ve romanını küçültür mü? hayır. esinlendiği fikir ve kurguyu güzel bir şekilde kaleme almış ve perde arkasına dönemin istanbul'unu gayet başarılı bir şekilde yerleştirmiştir. bu yönüyle edebiyatımız için aylak adam romanı önemli bir yer tutar. yine karakterin işlenmesi ve portresini yansıtmakta çok başarılıdır atılgan. hem dışa bakış, hem iç dünyaya yöneliş bakımından kendisinden sonraki türk edebiyatı klasiklerine de bir rehber olmaya başarmıştır.
yine de bu türün en önemli ve derin örnekleri türk edebiyatında değil batı edebiyatındadır. batı edebiyatındaki örnekleri okuduktan ve gördükten sonra türk edebiyatındaki benzer eserler ve nihayetinde aylak adam elbette biraz yüzeysel ve basit kalıyor. bu yüzden gerek yusuf atılgan ve gerekse onun yolunu takip eden oğuz atay beni çok etkilemiyor. burada belki de olaya türk edebiyatı şartlarında bakmak gerekiyor. yusuf atılgan ve eser(leri) türk edebiyatı özelinde klasik ve değerli olsa da, karşılaştırmalı olarak bakıldığında aynı duruma gelemiyor maalesef.
tüm bunlar yusuf atılganı'ı ve romanını küçültür mü? hayır. esinlendiği fikir ve kurguyu güzel bir şekilde kaleme almış ve perde arkasına dönemin istanbul'unu gayet başarılı bir şekilde yerleştirmiştir. bu yönüyle edebiyatımız için aylak adam romanı önemli bir yer tutar. yine karakterin işlenmesi ve portresini yansıtmakta çok başarılıdır atılgan. hem dışa bakış, hem iç dünyaya yöneliş bakımından kendisinden sonraki türk edebiyatı klasiklerine de bir rehber olmaya başarmıştır.
yine de bu türün en önemli ve derin örnekleri türk edebiyatında değil batı edebiyatındadır. batı edebiyatındaki örnekleri okuduktan ve gördükten sonra türk edebiyatındaki benzer eserler ve nihayetinde aylak adam elbette biraz yüzeysel ve basit kalıyor. bu yüzden gerek yusuf atılgan ve gerekse onun yolunu takip eden oğuz atay beni çok etkilemiyor. burada belki de olaya türk edebiyatı şartlarında bakmak gerekiyor. yusuf atılgan ve eser(leri) türk edebiyatı özelinde klasik ve değerli olsa da, karşılaştırmalı olarak bakıldığında aynı duruma gelemiyor maalesef.
devamını gör...
35.
ergenliğe yeni girmiş bir oğlan çocuğunun günlüğü kıvamında bir kitap.
insanlığın en büyük yanılgısı olan 'ben onun gibi olmayacağım' düşüncesine şiddetle bağlı olmasına rağmen yine de o'nun gibi olmaktan kaçamama hâli. birkaç iyi yorumu olsa bile genel olarak-çok üzgünüm ki zaman kaybı.
insanlığın en büyük yanılgısı olan 'ben onun gibi olmayacağım' düşüncesine şiddetle bağlı olmasına rağmen yine de o'nun gibi olmaktan kaçamama hâli. birkaç iyi yorumu olsa bile genel olarak-çok üzgünüm ki zaman kaybı.
devamını gör...
36.
post modern roman denilen roman türlerinden birisidir şu meşhur tutunamayanlar kitabının da post modern anlamda 1 numara olduğunu söylerler hani bildiğimiz roman türleri giriş gelişme sonuç şeklinde ilerler ancak bu türler bu geleneğe karşı çıkar hayat akışkandır her zaman sonun nasıl olacağını bilemeyiz gibi bi söylemleri vardır bu romanda bana sorarsanız tutunamayanlardan çok daha akıcı güzel bir romandır
devamını gör...
37.
nasıl güzel bir kitaptı bu.ilk defa bu tarzda bir eser okumuştum.okuyalı 3-4 sene oluyor bu arada.durağanlığa,karşı sıradanlığa karşı c ...
tutunamayanlar'ın da atasıdır bu kitap.
tutunamayanlar'ın da atasıdır bu kitap.
devamını gör...
38.
" yusuf atılgan "ın yazdığı ilk romandır.
" oğuz atay "ında hayran olduğu yazardır kendisi. yalnızlık, yabancılaşma temalı konular işlenen kitaptır. etkilendiğim, bağ kurduğum kitaptır. " c " karakterini kendime yakın bulmuştum tek fark o baba mirası yiyodu. iki kere başlayıp okuyamamıştım, son okuyuşumda
kitabı bitirdiğim gün ayrılık yaşadım. hatta benden ayrılmak isteyen kişiye kitabın son cümlesini söyleyerek veda etmiştim.
" oğuz atay "ında hayran olduğu yazardır kendisi. yalnızlık, yabancılaşma temalı konular işlenen kitaptır. etkilendiğim, bağ kurduğum kitaptır. " c " karakterini kendime yakın bulmuştum tek fark o baba mirası yiyodu. iki kere başlayıp okuyamamıştım, son okuyuşumda
kitabı bitirdiğim gün ayrılık yaşadım. hatta benden ayrılmak isteyen kişiye kitabın son cümlesini söyleyerek veda etmiştim.
devamını gör...
39.
yazan oldu mu bilmiyorum ama aynı zamanda yusuf atılgan'ın eşi serpil atılgan ile tanışmasına vesile olmuş kitap. serpil hanım bu kitaptan etkilenerek yusuf atılgan'a ulaşmaya çalışmış ve tanışmışlar.
devamını gör...
40.
yakın zamanda okuyup bitirdiğim ve keşke bitmeseydi dediğim kitaplardandı. bende yeni ufuklar açmış, c. hayata resmen bakış açımı değiştirmişti. gerek yazım diliyle gerekse c. gibi bir karakter sayesinde elimden bırakamadığım bir kitap olmuştu.
karakter o kadar aylaktır ki yazar, ona isim vermemiş sadece "c." demiştir. babadan kalma parası olan c. bir işte çalışmaz. "mesleğin ne?" diye sorarlarsa "aylakım ben." diye yanıtlar. ona göre aylak olmak da çok zordu, herkes yapamazdı aylaklığı.
"herkesin bir işi oluşu tuhaftı." diye düşünürdü. herkese ve her şeye "karşı" durur c. tekdüzeliği, sıradanlığı istemez ve karşı çıkar bu duruma. bir lokantanın kendisini "müşterisi" olarak görmesini bile istemez hatta. eğer öyle olursa oraya sürekli giden, oraya gitmeyi "alışkanlık" haline getiren birisi olmuş gibi olurdu çünkü.
c. aynı zamanda bir kızı seviyordu sevmesine de, alışkanlıklara ve tekdüzeliğe olan katlanamazlığı ile c. bu durumu ne kadar sürdürebilirdi ki acaba? her şeye karşı olmasıyla beraber toplumun da belirlediği gibi yaşamaya dayanamazlığı vardı c.'nin. öyleki sevdiğiyle buluştukları bir lokanya 1 den fazla kez geldi diye
"böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. bir yerleri olması kötüydü. sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı."
demekten kendini alamamıştı.
karakter o kadar aylaktır ki yazar, ona isim vermemiş sadece "c." demiştir. babadan kalma parası olan c. bir işte çalışmaz. "mesleğin ne?" diye sorarlarsa "aylakım ben." diye yanıtlar. ona göre aylak olmak da çok zordu, herkes yapamazdı aylaklığı.
"herkesin bir işi oluşu tuhaftı."
c. aynı zamanda bir kızı seviyordu sevmesine de, alışkanlıklara ve tekdüzeliğe olan katlanamazlığı ile c. bu durumu ne kadar sürdürebilirdi ki acaba? her şeye karşı olmasıyla beraber toplumun da belirlediği gibi yaşamaya dayanamazlığı vardı c.'nin. öyleki sevdiğiyle buluştukları bir lokanya 1 den fazla kez geldi diye
"böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. bir yerleri olması kötüydü. sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı."
devamını gör...