yazar: mine söğüt
yayım yılı: 2022
yaşadığı olaylar sonrasında bacaklarını kesen efsun, hafıza kaybı yaşayan adnan, hayat kadını ve uyuşturucu bağımlısı hülya, ve evini terk edip giden anlatıcı musa... kitap, sokaktan geçerken rastladığımız fakat belki de farkında olmadığımız bu dört insanın bir araya gelerek hayatın zorluklarıyla baş etme çabasını aktarıyor.
yayım yılı: 2022
yaşadığı olaylar sonrasında bacaklarını kesen efsun, hafıza kaybı yaşayan adnan, hayat kadını ve uyuşturucu bağımlısı hülya, ve evini terk edip giden anlatıcı musa... kitap, sokaktan geçerken rastladığımız fakat belki de farkında olmadığımız bu dört insanın bir araya gelerek hayatın zorluklarıyla baş etme çabasını aktarıyor.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "scaremongering" tarafından 01.07.2022 16:00 tarihinde açılmıştır.
1.
mine söğüt'ün can yayınevi'nden çıkan son kitabı başkalarının tanrısı. lise yıllarımda madam arthur bey ve hayatındaki her şey ile tanıştığım ve beni çarpan yazar gergedan ile yaşadığım hayal kırıklığını başkalarının tanrısı ile beşe falan katladı.
yani gerçekten nereden başlasam bilemiyorum, haldır huldur başlıyorum. anlatıcı karakter bir sabah evden çıkıyor ve karısını ve çocuğunu bıraktığı eve asla dönmüyor. kendisini öldürecekken iki bacağı olmayan, tekerlekli sandalyede dilenen bir yaşlı kadınla (efsun) tanışıyor. kadın bunu alıyor bir kahveye götürüyor, hafızasını yitirmiş ahmet abi'nin kahvesine. burada sefil perişan yaşamaya başlıyorlar.
bir de hülya var, 10 yaşında sokaklara düşmüş ve babasının annesini katledişine tanık olmuş madde bağımlısı bir hayat kadını. efsun abla da bu arada bacaklarını kendisi kesmiş (aşık olduğu adam kendisini daha fazla başkalarına satmasın diye) emekli bir hayat kadını. nasıl? mükemmel tayfa değil mi?
anlatıcı karakter bu deli karıya (efsun'a) aşık oluyor. surların oralarda sevişirlerken bir bebek sesi duyuyorlar ve haydi bunu besleyelim diyorlar. böylece bebeği hülya'nın nüfusuna geçiriyorlar. bu arada dram bitmiyor, yaşadıkları kahve yıkılınca sokaklara düşüyorlar. ha bir de anlatıcı karakter efsun istedi diye gitmiş efsun'un eski sevgilisini öldürmüş ve cesedini köpeklere yedirmiş. işte kitap bu kadarcık şeyin etrafında dönüyor duruyor, mütemadiyen kendini tekrar ediyor. karakterlerimiz her saniye felsefe yapıyor, ruhumuz daralıyor. ama mine söğüt'ün hiç değilse akıcı bir kalemi var, dolayısıyla okumaya devam ediyoruz.
ya kitabın sonunda ne oluyor dersiniz? bir bakıyoruz ki her şey aslında rüyaymış. rüya evet.
ay hiç kusura bakmayın ama bana kalırsa bu, okuru aptal yerine koymaktır. daha kitabın ortasına gelmeden aklıma geldi böyle bir son ama "a yooo bu kadar da klişe bitirmez herhalde" dedim. ama mine hanım bu kadar da klişe bitirdi gerçekten.
benim cinlerimi tepeme fırlatan bir okuma deneyimi idi arkadaşlar.
dilerseniz sizler bakabilirsiniz.
yani gerçekten nereden başlasam bilemiyorum, haldır huldur başlıyorum. anlatıcı karakter bir sabah evden çıkıyor ve karısını ve çocuğunu bıraktığı eve asla dönmüyor. kendisini öldürecekken iki bacağı olmayan, tekerlekli sandalyede dilenen bir yaşlı kadınla (efsun) tanışıyor. kadın bunu alıyor bir kahveye götürüyor, hafızasını yitirmiş ahmet abi'nin kahvesine. burada sefil perişan yaşamaya başlıyorlar.
bir de hülya var, 10 yaşında sokaklara düşmüş ve babasının annesini katledişine tanık olmuş madde bağımlısı bir hayat kadını. efsun abla da bu arada bacaklarını kendisi kesmiş (aşık olduğu adam kendisini daha fazla başkalarına satmasın diye) emekli bir hayat kadını. nasıl? mükemmel tayfa değil mi?
anlatıcı karakter bu deli karıya (efsun'a) aşık oluyor. surların oralarda sevişirlerken bir bebek sesi duyuyorlar ve haydi bunu besleyelim diyorlar. böylece bebeği hülya'nın nüfusuna geçiriyorlar. bu arada dram bitmiyor, yaşadıkları kahve yıkılınca sokaklara düşüyorlar. ha bir de anlatıcı karakter efsun istedi diye gitmiş efsun'un eski sevgilisini öldürmüş ve cesedini köpeklere yedirmiş. işte kitap bu kadarcık şeyin etrafında dönüyor duruyor, mütemadiyen kendini tekrar ediyor. karakterlerimiz her saniye felsefe yapıyor, ruhumuz daralıyor. ama mine söğüt'ün hiç değilse akıcı bir kalemi var, dolayısıyla okumaya devam ediyoruz.
ya kitabın sonunda ne oluyor dersiniz? bir bakıyoruz ki her şey aslında rüyaymış. rüya evet.
ay hiç kusura bakmayın ama bana kalırsa bu, okuru aptal yerine koymaktır. daha kitabın ortasına gelmeden aklıma geldi böyle bir son ama "a yooo bu kadar da klişe bitirmez herhalde" dedim. ama mine hanım bu kadar da klişe bitirdi gerçekten.
benim cinlerimi tepeme fırlatan bir okuma deneyimi idi arkadaşlar.
dilerseniz sizler bakabilirsiniz.
devamını gör...
2.
öykü biraz demirtaş'ın devran'ının sıcak, lirik tarzını anımsattı ama, tarz olarak değil felsefi açıdan bakacak olursam, tanrı kavramına sosyolojik bir bakış yaratmayı amaçlamış diyebilirim.
devamını gör...
3.
okuduğum ilk mine söğüt kitabı. yazarın diğer kitapları arasında aşağı sıralarda kalmış çoğu okur için. biraz da bu yüzden buradan başlamak istedim, güzelleri sona kalsın mantığıyla.
aslında kitabın sonu hariç beğendim. yazarın üslubu çok güzel, akıcı, kendini okutan bir tarz.
spoiler içerir.
sokakta yaşayan bir grup insan etrafında dönen olayları okuyoruz, kitabın sonunda her şey rüya çıkmasa yaşananlar hiç de gerçekçi değil diye yorum yapacaktım da zaten rüyaymış... neden gerçekçi değil diyecektim? hülya'dan başlamak istiyorum. hiç gerçek bir bağımlı görmemiş mi acaba yazar? o çekilme dönemlerinde falan nasıl bir delirme halinde olduklarını bilmiyor mu? benim arkadaşımın kardeşi evdeki musluğu kırıp satmış mal alabilmek için. çocuk hapse girince tüm aile mutlu olmuş, en azından nerede ne yaptığı belli diye. böyle sokakta seks işçiliği yapan bir bağımlı bebeği bile satar o halde. hiç bağımlılık güzellemesi yapmayalım yani. bebeği alınca düzeliyormuş yav he he.
oh, rahatladım.
musa zaten hasta. efsun bambaşka bir boyut. uzun uzun yazamayacağım hiç. her şeye rağmen beğendim dememin sebebi kitapta çokça yapılan "başkalarının tanrısı" ve büyük şehirlerde insanların sokakta yaşayanlar yokmuş gibi davranması vurgusu oldu sanırım.
hiç aklımıza gelmiyor mu gerçekten başımıza felaketler yağarken inandığımız tanrının başkalarının tanrısı olabileceği?
aslında kitabın sonu hariç beğendim. yazarın üslubu çok güzel, akıcı, kendini okutan bir tarz.
spoiler içerir.
sokakta yaşayan bir grup insan etrafında dönen olayları okuyoruz, kitabın sonunda her şey rüya çıkmasa yaşananlar hiç de gerçekçi değil diye yorum yapacaktım da zaten rüyaymış... neden gerçekçi değil diyecektim? hülya'dan başlamak istiyorum. hiç gerçek bir bağımlı görmemiş mi acaba yazar? o çekilme dönemlerinde falan nasıl bir delirme halinde olduklarını bilmiyor mu? benim arkadaşımın kardeşi evdeki musluğu kırıp satmış mal alabilmek için. çocuk hapse girince tüm aile mutlu olmuş, en azından nerede ne yaptığı belli diye. böyle sokakta seks işçiliği yapan bir bağımlı bebeği bile satar o halde. hiç bağımlılık güzellemesi yapmayalım yani. bebeği alınca düzeliyormuş yav he he.
oh, rahatladım.
musa zaten hasta. efsun bambaşka bir boyut. uzun uzun yazamayacağım hiç. her şeye rağmen beğendim dememin sebebi kitapta çokça yapılan "başkalarının tanrısı" ve büyük şehirlerde insanların sokakta yaşayanlar yokmuş gibi davranması vurgusu oldu sanırım.
hiç aklımıza gelmiyor mu gerçekten başımıza felaketler yağarken inandığımız tanrının başkalarının tanrısı olabileceği?
devamını gör...
4.
bir mine söğüt kitabıdır.
mine söğüt'ün dünyasını seviyorum. onun insanları bizim gibi kendini şanslı sayacak durumda olanların yanlarından geçip gittiği insanlar. bakıp görmediklerimiz, görüp gözlerimizi kaçırdıklarımız, bakıp bakıp kendimizi şanslı saydıklarımız, ayıplama ihtiyacımızı giderip kibirden öldüklerimiz. mine söğüt'ün insanları bizim olmak istemediklerimiz. bizden uzak tanrıya yakın olsun desek de yakın olmasını istediğimiz yerden de fersah fersah uzaklara düşmüş olanlar.
kendi bacaklarını kendi elleriyle kesen emekli orospu, yeni dilenci orta yaşlı bir kadın, evini barkını, ailesini bir anda terk edip sokaklara düşen bir şair, hafızasını kaybetmiş şairane bir adam, eroin ve bilumum uyuşturucu için bedenini sermaye yapan bir kadın ve çöplükte bulunan ve her zaman gülmeyi başaran bir bebek.
bu beş kişinin sokaklarda, tekinsizlik içinde, anlamaya ve tanımaya, anlatmaya ve tanınmaya çalışarak hayatta kalma ve birbirlerini hayatta tutmaya uğraşma yolculukları.
beş kişinin peşinde başkalarının tanrısından artık medet ummayan insanların hikayesini kovalıyoruz. çünkü o tanrı asla kaybetmişlerin, kaybolmuşların, tutunamamışların tanrısı değil.
o başkalarının tanrısı.
mine söğüt'ün dünyasını seviyorum. onun insanları bizim gibi kendini şanslı sayacak durumda olanların yanlarından geçip gittiği insanlar. bakıp görmediklerimiz, görüp gözlerimizi kaçırdıklarımız, bakıp bakıp kendimizi şanslı saydıklarımız, ayıplama ihtiyacımızı giderip kibirden öldüklerimiz. mine söğüt'ün insanları bizim olmak istemediklerimiz. bizden uzak tanrıya yakın olsun desek de yakın olmasını istediğimiz yerden de fersah fersah uzaklara düşmüş olanlar.
kendi bacaklarını kendi elleriyle kesen emekli orospu, yeni dilenci orta yaşlı bir kadın, evini barkını, ailesini bir anda terk edip sokaklara düşen bir şair, hafızasını kaybetmiş şairane bir adam, eroin ve bilumum uyuşturucu için bedenini sermaye yapan bir kadın ve çöplükte bulunan ve her zaman gülmeyi başaran bir bebek.
bu beş kişinin sokaklarda, tekinsizlik içinde, anlamaya ve tanımaya, anlatmaya ve tanınmaya çalışarak hayatta kalma ve birbirlerini hayatta tutmaya uğraşma yolculukları.
beş kişinin peşinde başkalarının tanrısından artık medet ummayan insanların hikayesini kovalıyoruz. çünkü o tanrı asla kaybetmişlerin, kaybolmuşların, tutunamamışların tanrısı değil.
o başkalarının tanrısı.
devamını gör...
5.
kırmızı zaman kitabı ile çok benzeşen kitap. ondan baydı.
kısa özetini veriyorum;
sıradan bir hayatı varken evi terk edip sokaklarda yaşamaya başlayan adam, o adamın aşık olduğu former seks işçisi,kendi bacaklarını testereyle kesmiş yaşlı kadın, sokakta çıplak bulunmuş ve geçmişini hiç hatırlamayan adam, çöpte buldukları bebek ve devran piçi...
sonuç;
kesinlikle önermiyorum.
kısa özetini veriyorum;
sıradan bir hayatı varken evi terk edip sokaklarda yaşamaya başlayan adam, o adamın aşık olduğu former seks işçisi,kendi bacaklarını testereyle kesmiş yaşlı kadın, sokakta çıplak bulunmuş ve geçmişini hiç hatırlamayan adam, çöpte buldukları bebek ve devran piçi...
sonuç;
kesinlikle önermiyorum.
devamını gör...
