bathory'nin bazı albümlerinde insanı bulunduğu zamandan ve mekandan koparan garip bir atmosfer var. özellikle blood fire death dinlediğim zaman başka bir yerdeymişim gibi hissediyorum.

başlarda bunun sadece albümün atmosferinden kaynaklandığını sanıyordum. sonuçta savaşlar, kuzey, paganizm, karanlık, eski zamanlar... insanın kafasında ister istemez bir görüntü oluşuyor...

ama a fine day to die başladığında olay biraz kontrolden çıkıyor... önce kendimi bi kuzey köyünün yakınında gibi hissediyorum. sonra ortam biraz daha netleşmeye başlıyor, önce sis, sonra ağaçlar, çamurlu leş gibi bi yol, uzakta birkaç ev bi derken bir bakıyorum ki isveç'te garip bir ahırın önündeyim

neden orada olduğumu bilmiyorum. daha kötüsü, yalnız da değilim... viking bi kocam var, biraz ileride baltayla odun kırıyor. ben ahırın önünde durmuş onu izliyorum...

hayatımda ilk defa kendime bu kadar ciddi bir şekilde “ben burada ne yapıyorum?” diye soruyorum. o sırada bathory çalmaya devam ediyor. şarkı bitiyor, ben hala ahırdayım.

sonra the golden walls of heaven başlıyor. kocam içeri girip “odunlar yetmez bu kış diyor.

ben hiçbir şey demiyorum. çünkü adam haklı...

bathory'nin atmosfer yaratmasını anlıyorum da bu biraz fazla... her dinleyişimde kuzeye gelin gidiyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bathory dinlerken kendini isveç'te bir ahırın önünde bulmak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim