1.
arzularından, tutkularından sıyrıldığında sana kalan muhteşem sen..
devamını gör...
2.
kişinin öz varlığı, egosu.
devamını gör...
3.
insanın yarattığı en tehlikeli yalandır.
devamını gör...
4.
psikoloji alanında nobel ödülü almış dr.kahnemanın "fast and slow thinking" kitabını şiddetle tavsiye ederim..şimdi kahneman amca diyor ki. benliğimiz ikiye ayrılır. bir tanesi yaşamı deneyimleyen benliğimizdir, bir tanesi de bunu hatırlayan benliğimizdir.
onun alıntısından gerçekten zevk alıyorum:
"garip görünse de, ben hatırlayan benliğim ve hayatımı sürdüren deneyimleyen benlik bana bir yabancı gibi geliyor."
onun alıntısından gerçekten zevk alıyorum:
"garip görünse de, ben hatırlayan benliğim ve hayatımı sürdüren deneyimleyen benlik bana bir yabancı gibi geliyor."
devamını gör...
5.
bizi biz yapan, kişiliğin temel taşının toprağı.
devamını gör...
6.
yanılgısına düştüğümüzde evrenle uyumumuzu yerle yeksan ederiz ve kendi içimizde hapsolup kalırız.
devamını gör...
7.
''beni alakadar eden'' anlamında kısa kelime.
''benlik bir durum yoksa çıkıyorum''
''benlik bir durum yoksa çıkıyorum''
devamını gör...
8.
kişinin kendini algılama şeklidir. olumsuz benlik kazanımında kişi kendinden memnun değildir. olumlu benlik geliştiren insanlar ise psikolojik sağlamlık kazanırlar. sözgelimi, yüzünde sivilce çıkan biri dünyaları yıkarken düşüp kolunu inciten birisi alması gereken önlemleri düşünmeye başlamıştır bile. genel olarak 2 yaşında gelişmeye başlar ve ölünceye dek bir çan eğrisi gibi önce artıp sonra azalarak değişime uğrar. ilk 6 yaş kritiktir. bu nedenle anne baba tutumları kişinin benliğinin oluşmasında çok büyük bir rol oynamaktadır.
devamını gör...
9.
insanın ruhsal yapılanmasındaki üç yapıdan biri, nam-ı diğer ego.
diğer ikisi id ve süperegodur. ego kişiyi iç ve dış baskılardan ve değişkenlerden koruyarak stabilşteyi sağlar. ruhumuzun derisi gibidir.
diğer ikisi id ve süperegodur. ego kişiyi iç ve dış baskılardan ve değişkenlerden koruyarak stabilşteyi sağlar. ruhumuzun derisi gibidir.
devamını gör...
10.
olduğunu zannettiğin sahte kişiye ''ben'ya da 'benlik' denir.
başkası tarafından konulan ismin, ait olduğun söylenilen içine doğduğun milletin, hazır bulduğun dininin ve dilinin bir araya getirdiği şeydir.
milyonlarca kişiyle aynı şeyleri arzulaman, bir çoklarının korktuğu şeylerden senin de korkman, 'benim düşüncelerim' dediğin ne varsa bir yerlerde görüp beynine yerleştirmiş olman, kimlik kartın, iş yerindeki konumun 'ben böyleyim' deyip de zamanla ya da bir tecrübe sonrasında değişen özelliklerin, doğru düzgün hatırlayamadığın geçmişin, planlar yaptığın ön göremediğin geleceğin. sahip olduğunu düşündüklerin. korumak için kavga ettiğin değer yargıların, doğruların ve yanlışların, işte bütün bunların oluşturduğu o özel ve biricik olduğunu zannettiğin gerçekte çok sıradan ve durağan kişiye 'ben' ya da 'benlik' denir.
'benliğin' yukarıdaki noktalardan ötürü sınırları vardır, 'ben' kişisi olduğunu sandığı kişiyle sınırlıdır. insan ne kadar güçlü bir benlik duygusuna sahipse gerçek doğasına da o kadar uzaktır ve aynı derecede dar bir kapana kısılmıştır.
kişi dünyayı benliğinin ona gösterdiği şekliyle algılar ve anlar, bu nedenle herkes dünyayı diğerinden daha farklı halde görür. insanlık aynı gezegende yaşamasına rağmen kişilerin tek tek algıladığı dünya bambaşkadır. bu nedenle herkes kendi dünyasında yapayalnızdır.
başkası tarafından konulan ismin, ait olduğun söylenilen içine doğduğun milletin, hazır bulduğun dininin ve dilinin bir araya getirdiği şeydir.
milyonlarca kişiyle aynı şeyleri arzulaman, bir çoklarının korktuğu şeylerden senin de korkman, 'benim düşüncelerim' dediğin ne varsa bir yerlerde görüp beynine yerleştirmiş olman, kimlik kartın, iş yerindeki konumun 'ben böyleyim' deyip de zamanla ya da bir tecrübe sonrasında değişen özelliklerin, doğru düzgün hatırlayamadığın geçmişin, planlar yaptığın ön göremediğin geleceğin. sahip olduğunu düşündüklerin. korumak için kavga ettiğin değer yargıların, doğruların ve yanlışların, işte bütün bunların oluşturduğu o özel ve biricik olduğunu zannettiğin gerçekte çok sıradan ve durağan kişiye 'ben' ya da 'benlik' denir.
'benliğin' yukarıdaki noktalardan ötürü sınırları vardır, 'ben' kişisi olduğunu sandığı kişiyle sınırlıdır. insan ne kadar güçlü bir benlik duygusuna sahipse gerçek doğasına da o kadar uzaktır ve aynı derecede dar bir kapana kısılmıştır.
kişi dünyayı benliğinin ona gösterdiği şekliyle algılar ve anlar, bu nedenle herkes dünyayı diğerinden daha farklı halde görür. insanlık aynı gezegende yaşamasına rağmen kişilerin tek tek algıladığı dünya bambaşkadır. bu nedenle herkes kendi dünyasında yapayalnızdır.
devamını gör...
11.
karakter parçalarımızın dış dünya ve iç yaşantımızın durumuna göre belirli parçaların bir süreliğine bir araya gelmesidir. içinde bulunduğumuz ortam, insanlar ve duygu durumumuz bu parçaların değişiminde en önemli etkenlerdir.
devamını gör...
12.
ama biz kalıpları seçtik asırlarca , etiketleri..
benliğe eziyet ettik saygısızca.
rededilen benlik ,aydınlanmanın temeli..
benliğe eziyet ettik saygısızca.
rededilen benlik ,aydınlanmanın temeli..
devamını gör...
13.
14.
bana uyan da demektir. tam benlik gibi mesela.
devamını gör...
15.
ene'ye(ben, benlik) hitap:
zannediyorsun ki biz sana allah'ı ispat ederken sebepleri sırayla geçip bir ilk sebep olarak allah'ı işaret ediyoruz. hayır! biz arada senin gösterdiğin sebeplerin harici ve hakiki bir kuvvet ve etki sahibi olduğunu da kabul etmiyoruz. mesela ağacın kökünden dallarına suyu taşıyanın adezyon ve kohezyon olduğunu söylüyorsun. biz diyoruz ki kohezyon özelliğini su damlalarına, adezyon özelliğini kuru oduna veren bir rab(terbiye edici) lazım.
ne kadar aptalsın ki; bir, tek ilahın zatının özellikleri olan isim ve sıfatlarıyla ezeliyetini kabul etmiyorsun ama sonsuz maddenin hepsine ayrı ayrı özellikler atfederek bir nevi ilahlık verebiliyorsun. maddeleri sürekli aynı şekilde ve özelliklerde gördüğün için o özellikleri onların malı zannediyorsun. böylece o özellikleri sonucu, o maddeleri etki sahibi olarak varsayıyorsun.
senin bu zırvanın kökeni enaniyet(benlik) duygunu yanlış anlamandan kaynaklanıyor. sen sadece sıfatları sonsuz olan yaratıcıyı tanımak için oransal olarak küçük özellikler emanet edilmiş bir cetvelsin. nasıl ilkokul çocuğuna "sonsuz" kavramını anlatmak için bir sayı doğrusu çizilip bir kaç sayı işaret edilip, sayı doğrusunun sonsuza gittiği söylenir. sen de öylesin. evet bir mantığın var. ama bu mantık, kâinatta azami bir şekilde tecelli eden yaratıcının mutlak hikmetini anlamak için var.
sen kendinin ve fiillerinin yaratıcısı değilsin. sadece niyetle onlara sahip olan bir cüz'i irade sahibisin. oysa sonucu yaratan yine allah'tır. kendini kendine sahip zannettiğin için her şeyi kendine sahip zannediyorsun. bu da sebeplere bir ilahlık vermene sebep oluyor.
şunu anla: ne sen, ne de diğer sebepler bir kuvvet ve özellik sahibi değilsiniz. sadece allah'ın hakiki varlığını anlamak ve sonsuz ve kapsayıcı özelliklerini kavramak için yaratılmışsınız. bu yüzden enaniyeti bırak. kul olduğunu bil. eğer tek bir ilahı kabul etmezsen her şeye bir ilahlık vermek zorunda kalırsın. her şeye kul olan bir firavun olursun.
allah bizi ihsan ettiği bütün kuvve ve latifelerimizle sırat-ı müstakime hidayet eylesin. amin.
zannediyorsun ki biz sana allah'ı ispat ederken sebepleri sırayla geçip bir ilk sebep olarak allah'ı işaret ediyoruz. hayır! biz arada senin gösterdiğin sebeplerin harici ve hakiki bir kuvvet ve etki sahibi olduğunu da kabul etmiyoruz. mesela ağacın kökünden dallarına suyu taşıyanın adezyon ve kohezyon olduğunu söylüyorsun. biz diyoruz ki kohezyon özelliğini su damlalarına, adezyon özelliğini kuru oduna veren bir rab(terbiye edici) lazım.
ne kadar aptalsın ki; bir, tek ilahın zatının özellikleri olan isim ve sıfatlarıyla ezeliyetini kabul etmiyorsun ama sonsuz maddenin hepsine ayrı ayrı özellikler atfederek bir nevi ilahlık verebiliyorsun. maddeleri sürekli aynı şekilde ve özelliklerde gördüğün için o özellikleri onların malı zannediyorsun. böylece o özellikleri sonucu, o maddeleri etki sahibi olarak varsayıyorsun.
senin bu zırvanın kökeni enaniyet(benlik) duygunu yanlış anlamandan kaynaklanıyor. sen sadece sıfatları sonsuz olan yaratıcıyı tanımak için oransal olarak küçük özellikler emanet edilmiş bir cetvelsin. nasıl ilkokul çocuğuna "sonsuz" kavramını anlatmak için bir sayı doğrusu çizilip bir kaç sayı işaret edilip, sayı doğrusunun sonsuza gittiği söylenir. sen de öylesin. evet bir mantığın var. ama bu mantık, kâinatta azami bir şekilde tecelli eden yaratıcının mutlak hikmetini anlamak için var.
sen kendinin ve fiillerinin yaratıcısı değilsin. sadece niyetle onlara sahip olan bir cüz'i irade sahibisin. oysa sonucu yaratan yine allah'tır. kendini kendine sahip zannettiğin için her şeyi kendine sahip zannediyorsun. bu da sebeplere bir ilahlık vermene sebep oluyor.
şunu anla: ne sen, ne de diğer sebepler bir kuvvet ve özellik sahibi değilsiniz. sadece allah'ın hakiki varlığını anlamak ve sonsuz ve kapsayıcı özelliklerini kavramak için yaratılmışsınız. bu yüzden enaniyeti bırak. kul olduğunu bil. eğer tek bir ilahı kabul etmezsen her şeye bir ilahlık vermek zorunda kalırsın. her şeye kul olan bir firavun olursun.
allah bizi ihsan ettiği bütün kuvve ve latifelerimizle sırat-ı müstakime hidayet eylesin. amin.
devamını gör...
