imaninsanıinsaneder yazar profili

imaninsanıinsaneder kapak fotoğrafı
imaninsanıinsaneder profil fotoğrafı
rozet
karma: 1275 tanım: 61 başlık: 131 takipçi: 16
hey there i am using whatsapp

son tanımları


said nursi


bu otuz sene zarfında pekçok mahkemeler ve ehl-i vukuflar(uzmanlar) tedkik(inceledikleri) ettikleri halde, ne nur risalelerinde ve ne de nur talebelerinde hiçbir suç bulamamışlar. yirmidört mahkeme "risale-i nur'da suç bulamıyoruz" dedikleri; dört mahkeme de kat'iyyen(kesinlikle) umum nur risalelerine beraet vererek kaziye-i muhkeme haline gelen kararlarıyla bütün kitabları, mektubları sahiblerine iade etmesi, benim bedelime muarızlara tam cevab veriyor. bana ihtiyaç kalmamış.

emirdağ-2

( parantez içindeki sözlük anlamları tarafımca eklenmiştir)
devamını gör...

dinler

tanım: din kavramının çoğulu

öğretmenler odası (hikaye)

halil öğretmenler odasına girdiğinde rahatlamıştı. 4 saattir ders anlatıyordu, yorulmuştu. dersinin olmadığı bu bir saati dinlenerek geçirmeyi düşünüyordu.

içeri girdiğinde köşede 2 öğretmeni sohbet ederken buldu. selam verip yanlarına oturdu. yeni çıkmış bir stand up gösterisi hakkında konuşuyorlardı.

- yani hocam bizimkiler de komik ama yerele hitap ediyor. esprileri kültürümüzle ilgili. mesela geçen yabancı bir şovmeni izledim. adam her yerde anlaşılacak espriler yapıyordu.
- aynen hocam oralar hem daha özgür. her konuya dalabiliyorlar. mesela ismini hatırlamadığım birisi neden ateist olduğunu açıklarken şey diyordu: dünyada bin tane tanrıya inanılıyor. siz 999 tanesini reddediyorsunuz. ben sadece sizden 1 tane fazlasını reddediyorum.

2 öğretmen kendi aralarında gülüştüler. halil çok bozulmuştu, onlar sohbete devam ederken biraz düşündü. sonra bir sessizlik anında o öğretmenlerden birine dönerek sordu:

- hocam sıradaki dersiniz hangi sınıfa?
- 7-a ' da hocam
- bence gitmeyin hocam, dedi halil
şaşırdı ve -neden, diye sordu diğer öğretmen.
"çünkü okulda 30 sınıf var. diğer öğretmenler 29 sınıfı terk edip 1 ine gidiyor. siz onlardan sadece 1 fazla sınıfa gitmemiş olacaksınız. hem tansiyon hastaları bundan sonra ilaç kullanmasın. çünkü dünyada diyelim 5000 ilaç var. ha 4999 tanesini içmeyi reddetmişsin ha 5000 tanesini de."

muhatap öğretmenler bir süre sessiz kaldı. sonra biri konuştu:

- hocam ne demek istediğinizi anladım biraz önceki tanrılar konusuna atıfta bulunuyorsunuz. yani ben inançlıyım ama şeytanın avukatlığını yaparsam benim hangi sınıfa görevlendirdiğim belli ortada resmi bir görevlendirme var. hem tansiyon hastalarının hangi ilacı kullanacağı da bir uzman tarafından belirleniyor. bence verdiğiniz örnek tam uymuyor bu yüzden.

halil cevap verdi:

- aslında hocam çok güzel uyuyor. çünkü 1400 yıl önce kâinatın sultan'ından bir elçi geldi. ve davetinin ulaştığı herkesi o sultan'a inanmak ve itaat etmekle görevlendirdi. hem ayrıca insanlığın kendisinin ve evrenin sırlarını anlayamama hastalığı vardı. 1400 yıl önce bir uzman geldi ve bu hastalığa karşı "islamiyet" adında bir ilaç sundu. günde 5 defa ezanlarla bu göreve çağrılıyoruz. ve aralarında imam gazali, mevlana, bediüzzaman gibi dahilerin olduğu binlerce uzman bizi bu "islamiyet" ilacına ikna etmeye çalışıyor. bu görev ve bu ilaç bize yazılı. başka görevler veya başka ilaçlar var diyerek reddedemeyiz.

- ama hocam diğer dinler de en az sizin kadar kendinden emin.

halil gülümseyerek cevap verdi:
- burada akıl ve kalp devreye giriyor hocam. islam'ın ilah anlayışı tevhid yani birlik var. hem samediyet yani hiçbir şeye muhtaç olmama var. hem sübhaniyet yani hiçbir noksan ve kusur olmamak var. bu evrene baktığımız zaman da yaratıcısının tek ve kusursuz ve ezeli olması gerektiği görülüyor. elbette ki davetin ulaşmadığı insanların durumu farklı ama bu davetin ulaştığı kişilerin bu davete uymaları gerekir.

- anlıyorum hocam ama evrene bakarsak yaratıcısının islam'ın tarif ettiği şekilde olması gerektiği konusu tartışılabilir.

o sırada teneffüsün bittiğini dersin başladığını gösteren zil çaldı. halil diğer öğretmene dönerek
- evet bu çok güzel bir konu olurdu ama sanırım sen derse gireceksin. ama bu konuda risale-i nur külliyatından 20. mektubu okumanızı tavsiye ederim. hem hz. muhammed'in peygamberliğini de ispatlayan 19. sözü de öneririm.

- okuyacağım hocam. sonra sizle daha detaylı görüşürüz.
-tamamdır hocam şimdilik iyi dersler, diye veda etti halil.

öğretmenler odası yavaş yavaş boşalıyordu.
devamını gör...

risale haber

sayesinde müslüman olduktan sonra ali adını alan rus vatandaşı andrey'den haberdar olduğum site.
buradan
devamını gör...

evren

bismillahirrahmanirrahim

ateistler bu kâinatın tesadüfen oluşamayacağı konusunda köşeye sıkıştıklarında, sığındıkları argümanlardan biri de bu cümle oluyor:"belki farklı boyutta uzaylı bir çocuğun ev ödeviyiz, islam'ın yaratıcısına mecbur değiliz(haşa)!"

öncelikle üstad bu tarz vesveseler için çok güzel bir ilaç sunuyor. aynen alıntılamak istiyorum:

"
لَا عِبْرَةَ لِلْاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَل۪يلٍ
yani: "bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure; hem usûlü'd-din, hem usûlü'l-fıkhın kaide-i mukarreresindendir."
sözler - 278

evet bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur. yani mesela ben birine "karadeniz çok güzel gidip gezelim" desem, o da "belki yere batmıştır" dese saçmalık olur. evet bilmediğimiz bir yolla karadeniz yere batabilir. ama bu ihtimal bizim onun mevcut olduğuna dair yakinimize zarar vermez. aynen öyle de bu kâinatın tek, samed, ezeli, bâki bir rabbin eseri olduğuna sayısız alametler vardır. ateistlerin "bu da olabilir" dediği seçeneklerin ise hiçbir delili, işareti yoktur. öyleyse bu tarz ihtimaller inkara sebep olamaz.

bu kâinatın bir ilim ve irade sonucu yaratıldığını biraz tefekkür eden herkes kabul eder. sebeplerin aczinden başka, sonsuz ihtimaller içinde hep en doğru seçeneğin seçilmesi de tesadüfü matematiksel olarak imkansızlaştıyor.

şimdi o zaman bir tefekkür edelim:

1. bu kâinatta her şey birbiriyle bağlı yani "suyun kaldırma kuvveti"ni kim yarattıysa, insana o kuvveti kullanarak gemiler yapma imkanı veren zekayı da o yaratmıştır.

2. bu kâinatı yoktan var eden bir ilim ve irade ve yaratıcılık gücünün sahibi ezeli olmalıdır. kâinatta yer alan tekamül kanununa tabi değildir. evrende her şeyin bir ömrü vardır. oysa yaratıcı bunun dışında olmalıdır. ezeli ise o zaman ebedidir. ezeli ise o zaman varlığı hiç bir şeye bağlı değildir. ezeli ise hiçbir şeye muhtaç değildir. yani samed'dir. ev ödevi gibi sanrılardan münezzehtir.

3. yer yüzünde gördüğümüz ışığın güneşten geldiğini biliyoruz. güneş milyonlarca kilometre uzağa ışığını gönderir. güneş ise madde ile kaimdir. ve ışığı da maddi yollarla açıklanabilir. oysa bu kâinatın yaratıcısının tecellilerine gördüğümüz kadarıyla hiçbir şey engel olmuyor. madde, mana, ruh alemlerinde hükmü engelsiz geçiyor. yani allah'ın nuru için bir sınır yoktur. o halde nurennur olan allah'ın hükmünün dışında bir şey olamaz ki ona misil, benzer, ortak, denk, şerik olsun. o tektir, vahiddir, ehaddir.

4. ilk maddede dediğimiz gibi kâinatı yaratan zat insanın aklını ve kalbini de irade etmiştir. insana "nasıl, neden" gibi sorular veren o zat-ı zülcelalin o akla uygun cevaplar vermemesi, insanın kalbine hayret, muhabbet gibi duygular verenin kendini tanıttırmaması mümkün değildir.

5. insanlık tarihine baktığımızda bu sorulara en güzel cevap veren, bu duyguları en güzel mecralara sevk eden islamiyet'tir. bu ve bunlar gibi binlerce sebepten dolayı diyebiliriz ki:
"kainat ve yaratıcısı hakkında tek muteber kaynak islam ve kur'an, son öğretmen de hz. muhammed'dir.(sav)"

(bu manaları daha detaylı tefekkür etmek isteyenleri ikinci şua risalesini okumaya davet ediyorum.)

iman nimetinden dolayı allah'a hamd olsun.
devamını gör...

sigarayı bırakacaklara tavsiyeler

sigarayı bırakmaya yardımcı zikirler

ya baki entel baki
yani; şu anda gelen sigara içme isteği geçicidir oysa israf, sağlıksızlık ve pislik noktasında en azından mekruh belki de haram olan sigara içmemekle hasıl olan rıza-yı ilahi, allah'ın teveccühü ve iltifatı ve muhabbeti bakidir.

ayrıca sigara içersem duyacağım tatmin hissi de geçicidir oysa gazab-ı ilahi bakidir.

hasbünallahi ve nimel vekil

şu anda gelen sigara özlemiyle hasretini çektiğim hafif zevkten daha ulvi, daha parlak, daha güzel bir zevk allah'ı düşünmekte, tanımakta, sevmekte vardır.

allahümme salli ala seyyidina muhammed

allah'ım hayatı boyunca temizliğe ve hikmete riayet etmiş resulüne salat ve onun hürmetine de bize rahmet et ki bu pis işe bulaşmayalım.

رَبِّ اِنّ۪ى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
(hz. eyyüb aleyhisselamın duası)

ey rabbim benim hatalarım sonucu sigara tiryakiliği illetiyle büyük bir zarar bana dokundu. bu illet beni temiz cemaatlerden uzak tutuyor ve orucumu zorlaştırıyor. sen ise erhamürrahiminsin. beni kurtar. amin.

temizlik imandandır.
vücut ve sağlık emanettir.
devamını gör...

en iyi kitap okuma uygulamaları

biri için

bu uygulamada
>allah'ı tanıtan
>rızasına ulaşma yolunu gösteren
>kâinatın ve insanın yaratılış gayelerini, nerden gelip nereye gittiğimizi gösteren (bkz: kur'an-ı kerim) ve meali okunabilir.

ayrıca, kur'an-ı hakîm'i mana olarak tefsir eden, iman hakikatlerini mantıksal olarak ispatlayan, kader ve haşir gibi müşkül meseleleri izah eden, iman, ihlas, takva gibi değerler kazandıran risale-i nur da okunabilir.

uygulamada kelimeye basınca lügat manası çıkıyor. gerek kur'an ve gerek risale-i nur okurken kafanıza takılanları ise (bkz: sorularla islamiyet) ve (bkz: sorularla risale) sitelerinden araştırabilirsiniz.
devamını gör...

kürt

israil né hevale kurdaye (israil kürtlerin dostu değildir)

(ön not ve özür: her ne kadar ara sıra kürtçe okumalar yapsam da akademik bir eğitim almadığım için yazı perişan bir halde. ama ebnayı cinsimle önemli bir konu hakkında ana dilimde bir parça sohbet etmek istedim. yazının sonunda türkçeye tercümesi var. eleştirel yorumlara açığım. kusurumu allah affetsin)

der dora 33 sal bere bı dayıkaki kurmancra hatıme dıne. bav u diya xwe mı hılnejart. hema bexteyarım ku maleki müslüman de bum. kurdbune xwe da ji razıme. çünkü gelle kurd nav ümmete islame azayeki bı şeref u rumete. wek selhaddin, wek bediüzzaman sed hezaran sıddık u salih u şehit nav xwe de derxıstıne. mırovati u merdi ji naw gelle kurd ra giringe.

her tım jı dıle xwe de bo gelle xwe rındi u xweşi dıxwazım. disa jı birnakım ku gelle xwe mı hılnejart. her reng u her zıman ayeteki xwadeye.

metırsın! ez ser rojeve na peyıvım. bawer dıkım ku çebun ne serseriye. her tışt bı emre xwade çe dıbe. xwade ji rahim u kerim e.

ez ser hevalti u bırati bıpeyıvım. ere hevalti lazıme. hema hevaltiye rasti eve ku; roje kıyamete de ji, hetta ebede berdevam be. inşallah pıreki kurdan re ji, pıreki türk u ecem u ereb re ji, ser cihane milyar nivek heval u bıraye mın u rasti hene. u bı kereme xwade ew hevaltiya hetta ebede devam bıke inşallah.

gelle xwe hezkırın, ruheki fedai kışandın tışteki xweşe. hema her xwadiye aqıl u feğm dıhune ku netewperweriyeki agresif bo her gella hususan gelle kurd xetereye. çünkü em cirane xwe re tevlıhev bune. ser ew hali nişadperesti wek agıre ber barute bıdi xetereye.

we dawiye de medyaya ciwaki de henek insan ten peş mın. bın berruye hamiyete kurdbune de propagandayi israil dıkın. henek ehmake ji riya van dere.

raste, sedsalen ku derbaz bu; bo gelle kurd pır zor bu. pır eziyet u ihanet kışandın. hema ew pewajoye de aqıle cirane me té serı. mafen gelle kurd, mekamen heri jor da te bahskırın. pewajoyen hevidar devam dıkın. ser vi hali gere her ferda hamiyetkâr hêz bıde aşıti.

belé, israil daxuyaniya dıde ku; wek pışta kurda bıgre. hema ew listıke. dıxwaze ku dıjmına xwe yani ümmete islam nav xwe da şer bıke u hézen van bışke. samimi buya ji disa deste wan nedıhat gırtın. zira deste wan da xwina hezaran zarok hene.

gere gelle meyi kurden aqılmend, hışyar be! dua u bırati u alîkarîyen ebediyen milyar nivek müslüman bo âlifen israil ber nede. u diroka xwayi islami lekedar neke.

xwadeyi rahman re banga mın ewe ku: "mavuna ümmete muhammed re yekitiyeki bı rumet çéke! amin.

türkçesi:
yaklaşık 33 yıl önce kürt bir anneden doğdum. baba ve annemi ben seçmedim ama müslüman bir evde dünyaya geldiğim için bahtiyarım. kürtlüğümden de razıyım. çünkü kürtler islam ümmeti içinde şerefli ve onurlu bir azadır. selhaddin eyyubi ve bediüzzaman gibi yüzbinlerce sıddık, salih ve şehit çıkarmışlardır. insanlık ve mertlik de kürtler arasında çok değerlidir.

her zaman halkım için iyilik ve güzellik istiyorum. yine de biliyorum ki halkımı ben seçmedim. ve her dil ve her renk allah'ın bir ayetidir.

korkmayın, gündem hakkında konuşmayacağım. inanıyorum ki hiçbir olay tesadüfi değildir. her şey allah'ın emriyle olur. allah ise rahim ve kerim'dir.

ben arkadaşlık ve kardeşlik hakkında konuşacağım. evet dostluk lazımdır. ama gerçek dostluk odur ki; kıyamet gününde de hatta sonsuza kadar devam etsin. inşallah kürtlerin çoğuyla da, türk, arap ve farsların çoğuyla da, dünyada bir buçuk milyar insanla da böyle bir dostluğumuz ve kardeşliğimiz var. ve allah'ın keremiyle bu dostluk sonsuza kadar devam edecek inşallah.

milletini sevmek ve fedai bir ruh taşımak güzel bir şeydir. ama her akıl sahibi görür ki: agresif milliyetçilik her millet için özellikle kürtler için tehlikelidir. çünkü biz komşularımızla karışmışız. bu halde ırkçılık baruta ateş dökmek olur.

son zamanlarda sosyal medyada önüme bazı insanlar çıkıyor. kürtlük hamiyeti maskesi altında israil propagandası yapıyorlar. bazı ahmaklar da bu yolda gidiyor.

doğru, geçtiğimiz yüzyıl kürtler için çok zordu. çok eziyet ve ihanet çektiler. ama bu son süreçte komşularımızın aklı başına gelmeye başladı. kürtlerin hakları en üst makamlarda bahsedilir oldu. ümit veren süreçler devam ediyor. bu halde her hamiyet sahibinin barışa kuvvet vermesi gerekir.

evet, israil, kürtlere destek verirmiş gibi açıklamalar yapıyor. ama bu bir oyundur. düşmanlarının yani müslümanların kendi aralarında savaşmalarını ve güçlerinin kırılmasını istiyor. ama samimi olsalardı bile onların eli tutulmazdı. çünkü ellerinde binlerce çocuğun kanı var.

zeki kürtlerimiz uyanık olmalı! bir buçuk milyar müslümanın duasını, ebedi kardeşliğini ve desteğini, israil'in yemleri yüzünden terk etmemeli. ve islami tarihini lekelememeli.

rahman olan allah'tan niyazım şudur ki: "ümmet-i muhammed arasında onurlu bir birlik meydana getirsin." amin.
devamını gör...

şükür

afet hanım, kafasını kaldırıp peron numaralarını okumaya başladı. evet doğru peronda duruyordu. eşiyle ayrıldıktan sonra felsefe öğretmenliği yaparak okuttuğu, üniversiteye gönderdiği kızını bekliyordu.

birkaç dakika sonra otobüs göründü. otobüs yaklaştı, perona girdi ve durdu. kapı açılınca başta muavin olarak yolcular inmeye başladılar. sevinç ve heyecanla kızını beklerken bir anda dona kaldı. kızının başı örtülüydü. onlarca ihtimal geçti aklından. kızı hızlı adımlar ve mütebessim bir yüzle ona koştu. ellerine sarıldı, öptü ve kucakladı. o da sarıldı.

bir anda adet olarak sorulması gereken her şeyi unutmuştu. kızı yağmur başladı konuşmaya:
-nasılsın anne?
- iyiyim kızım teşekkür ederim sen nasılsın yolculuk nasıl geçti?
bu soruları sorarken aklı sadece kızının başındaki örtüdeydi. kendisi henüz 20 yaşında ateist olmuştu. kızını da yıllarca çağdaş bir şekilde yetiştirmeye çalışmıştı. aslında son aylarda bir gariplik seziyordu ama yine de yaşadığı şok büyüktü. şimdi bu halde görünce biraz da korkmuştu. bavulu alıp eve gittiler. yol boyunca hiç konuşmadılar. eve gelince artık dayanamayıp sordu:
- kızım bu ne hal? ne oldu sana?
- annecim çok güzel bir şey oldu. ben rabbimi ve onun elçisini tanıdım. başımda da onun emrini taşıyorum. sana telefonda yarım yamalak bahsetmek istemedim. beni bağışla.
- kızım ne diyeceğimi bilemiyorum. bunların eski masallar olduğunu sana defalarca anlatmıştım. nasıl olur da inanabilirsin diye hayret ediyorum.
- hayır annecim, din masal değil, evrenin hakikati. hatta zaman ihtiyarladıkça kur'an gençleşiyor. mesela senin kullandığın 'eski masallar' ifadesine benzer bir ifade kur'an'da müşriklerin iddiası olarak geçiyor. yani kur'an-ı kerim eski bir mitoloji değil devam eden bir davanın, hükmü devam eden ilancısı.
- inanamıyorum. benim kızım mı bunları söylüyor? neyse sakinleşmeye çalışıyorum. inancın elbette seni ilgilendirir. ama bu inanç insanı sıkan, sınırlayan bir inanç. seni mutsuz etmesinden korkuyorum.
- hiç endişelenme anneciğim. ben olabilecek en mesud halimdeyim. rabbimi tanıyorum. onun rahmetinin her şeyi kuşattığına inanıyorum. içimde sonsuz bir huzur var.

afet hanım bir süre sustu. sonra konuşmaya başladı:
- hayır izin vermiyorum. tamam istediğin şeye inanabilirsin. ama başını örtmene veya gidiyorsan herhangi bir tarikata, cemaate gitmene izin vermem.
- annecim sen benim adıma hürmete en layık insansın ama allah'ın emrinin olduğu bir konuda seni dinleyemem.
- nasıl yani? sana verdiğim onca emeği inkâr mı ediyorsun?
- hayır, asla. imanımla çelişmeyen her emrini yerine getiririm ve sana da ömrümün sonuna kadar bakarım.
- nankörsün.
- hayır anne! ben senin bana karşı şefkatini ve ikramlarını inkar etmiyorum. bunlar için teşekkür de ederim. ama seni ve beni yaratan, senin kalbine bana karşı şefkati yerleştiren rabbime nankörlük edemem.
- o şefkati biri vermedi. biyolojik süreçlerle oluştu.

yağmur, birden gülümsedi.

- annecim biyolojik süreçler böyle hikmetli ve rahmetli işleri yapamazlar. şuursuz maddelerden bu kadar hikmetli işlerin çıkması mümkün değil. bu işleri yapan perde arkasında biri var. beni her an binlerce rahmet tecellisiyle yaşatan biri var. ve ben "o"na şükür ediyorum.
- ne yani sebep-sonuç ilişkilerini de mi inkâr ediyorsun?
- bir bakıma evet. bir bakıma hayır. doğru, allah bu kâinata bazı adetler koymuştur. ama sonuçları yaratan kendisidir. anne sen daha iyi bilirsin zaman da bir boyuttur değil mi? peki şu andaki maddeleri bir sonraki ana taşıyan şey ne? nasıl uzayda ki boyutların bir sebebi varsa zamanın da bir sebebi olmalı. her an her şey yeniden yaratılır. sadece biz akışın içinde olduğumuz için farkında değiliz.

afet hanım söyleyecek bir şey bulamadı. kızının aklı başında tavrı ve cümleleri onu etkilemişti. sonra konuşmaya başladı:
- neyse sen duş al, üstünü değiştir. ben de biraz dinleneceğim.

odasına gitti. kızının söyledikleri aklından gitmiyordu. birden gözüne fotoğraf makinesi ilişti. birkaç yıldır doğa fotoğrafları çekmeye başlamıştı. manzaralara büyük bir hayranlık duyuyordu. ara sıra bu manzaraları verdiği için bir güce teşekkür etmek istediğini hatırladı. doğa'nın ne manzaraları hediye edecek kadar düşünceli ne de teşekkürü anlayacak kadar bilinçli olmadığına hayıflandı. kızının teşekkür ve şükür hakkında söylediklerini düşündü. kalktı kızının el çantasını açtı. orada ismini daha önce duyduğu "bediüzzaman said nursi"nin yazdığı "tabiat risalesi"ni gördü. açıp okumaya başladı.

( şükür risalesini okurken aklıma gelen bir hikaye. tabi hikaye hayali ama bazı hakikatlerin anlaşılmasına bir mirsad-ı tefekkür olabilir diye kaleme aldım.)
devamını gör...

türkiye nasıl düzelir sorunsalı

bismillah

her ne kadar bakmaktan kaçınsak da her gün maruz kaldığımız haberler, cemiyette yapılan dedikodular, irfan merkezi olan bu coğrafyada yaşanan türlü çeşit ahlaksızlığı gözler önüne seriyor.

oysa sosyal hayatın direği güzel ahlaktır. peygamberimiz de "din güzel ahlaktır." ve "ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim." buyurmuştur.

peki hem kendi nefsimizde hem sosyal hayatta baş gösteren kötü ahlakı nasıl güzelleştirebiliriz? galiba önce sorunun nereden kaynaklandığını bulmalıyız. burada bir hadis ve risale-i nur'dan bir alıntıya müracaat edeceğiz.

peygamberimiz (sav) "dünya muhabbeti bütün hataların başıdır." buyurmuştur. said nursi dünyanın üç yüzünden bahseder.

1. yüz: esma-i hüsnanın tecelligahı. bu yüz sevilmeye hatta aşka layıktır.
2. yüz: ahiretin tarlası. bu yüz de çalışmaya ve sevmeye layıktır.
3. yüz: dünyevi heveslere bakan yüzü. bu yüz nefrete ve tahkire layıktır. çünkü aldatır. elemlidir. bütün hataların da sebebidir.

evet kötü ahlak olan endişe, hırs, inat, haset, kibir gibi şeyler dünyayı doğru okuyamamaktan kaynaklanır.

bu konuda mektubat kitabında 9. mektubun "salisen" ile başlayan kısmını bütün psikologlar, hocalar, öğretmenler, ebeveynler, siyasetçiler okumalıdır. orada çok güzel bir ölçü veriliyor.

mesela "gelecek endişesi" hissinden bahsedersek: bu hissi dünyanın üçüncü yüzüne sarf etmek kişiyi harama sevk edebilir. risale-i nur'da "bütün ahlak-ı seyyienin menbaı" olarak zikredilen faiz, insanların gelecek endişesini yanlış yönetmesinden doğar. ve kapitalizmin "faiz" sistemi toplumlarda gelir adaletsizliğini arttırarak bir çok ahlaksızlığa da zemin hazırlar.

oysa "gelecek endişesi" büyük oranda ahiret için verilmiştir. kısa, geçici bu dünya için bu değerli hissi harcamak; elmas fiyatına cam almak gibidir. ve insanları faize, yolsuzluğa, rüşvete sevk edebilir.

mesela sokakta çocuklar anlık bir ego tatmini için akranlarının canına kıyıyorlar. medya ve müzik piyasasının ahlaksız rol modeller üretmesi yüzünden gençlerin bir kısmı kişiliklerini zorbalık, uyuşturucu ve zinayla kirletiyor. oysa "ene risalesi" ni anlasalar ve asıl kemallerinin kullukta olduğunu anlasalar, hem bu dünyada birkaç aptalın gözüne girmeye çalışmanın ne kadar ahmakça bir çaba olduğunu "tevhid" ve "ihlas" sırlarıyla anlasalar elbette bu hataları yapmazlardı.

işte her ahlaki özelliğe bu yönde bakılabilir.
inatçı mısın kardeşim? o zaman bu fani dünyanın zararlı ve aldatıcı şeyleri için değil, bâki alemin bâki işleri için inat et.
sevilmek ve onaylanmak mı istiyorsun? fanilerin, acizlerin ve aptalların değil, tüm kâinat kendi kemal ve cemaline duyduğu muhabbetin neticesi olan bir zat tarafından sevilmeye ve razı olunmaya çalış.
hırslı mısın? fani dünyanın gereksiz şeyleri için değil, büyük oranda ahiret için hırs ve azim göster.

bunlar gibi kuvvetli hisler allah ve ahiret hesabına terbiye edilirse "ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan eder. "(sözler)

mektubat'ı okurken kendi nefsime bir tefekkür olarak başladığım bu yazıyı bir dua ile bitirmek istiyorum:
"allahım güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdiğin habibin hürmetine bizim ve toplumumuzun ahlakını güzelleştir. ve o habibine ümmetinin her güzel ameli sayısınca salat u selam eyle. amin."
devamını gör...

rahman

geçenlerde sosyal medyada bir yazı gördüm. bir zat izlediği belgesellerden dolayı doğada vahşetin hüküm sürdüğü ve -haşa- muhteşem ve merhametli bir yaratıcının eseri olamayacağı sonucuna varmış.

mesele avcı-av olunca, size en bilindik av olan ceylanlar hakkında bir bilgi vereyim mi? av denince akla ilk gelen ve nerdeyse savunmasız olan ceylanlar fıtri ortamlarında ortalama 10 yıl, koruma altında ise ortalama 14 yıl yaşıyorlar. isteyen araştırabilir. 1-2 yıl eksik fazla yazan kaynaklar da vardı ama google üzerinden yaptığım araştırmadan edindiğim ortalama bilgi buydu.

bu bilgi bize ne diyor biliyor musunuz: koruma altında olan, yiyeceği hazır olan, veteriner kontrolünde olan ceylan sözümona "vahşi doğa"daki türdaşından yalnızca 3-4 sene fazla yaşıyor.

hadi bu bilgiyi değil de aradaki farkın 6 sene olduğunu söyleyen nadir kaynakları ele alalım. yine de ceylan gibi savunmasız bir canlı için avcılarla dolu bir ortam ile koruma ve gözetim altında olduğu bir ortam arasında bu fark yetersizdir.

hem diyelim ki dinsizliğin mevhum "vahşi doğa"sı hayvanların ömrünü kısaltmış olsun. yine de geçmiş elemi ve gelecek korkusu olmayan o canlıları senelerce rahatça yaşatan, doğduğu anda anne şefkati ve sütünü gönderen, rızıklandıran, göç rotalarını ilham eden bir rahmet inkâr edilebilir mi?

hem canlıların yaşadıkları sıkıntıların bir çok hikmeti var.
- hayat nurunu inkişaf ettirmek,(zira sıradan bir hayat yokluğa yakındır, sıkıntılarla tahrik edildikçe hayat vasıfları kazanır.)
- 1001 ismin tecellilerini tazelendirmek

gibi hikmetleri var.

diyelim ki bir sınıf öğretmeni bir sınıfı pikniğe götürse, çocuklar saatlerce eğlendikten yedikten içtikten sonra çocuklardan ikisi kavga etse ve sonra barışsa, o öğretmene "kötü yaptın" denilebilir mi? denilemez.

o halde hayvanları hiçten var eden, vücut giydiren, ruh veren ve birçok farklı nimeti tattıran rahman için birçok hikmete binaen verdiği ölüm için bir tenkidde bulunmak haksızlık olacaktır.

hayvanların tek bir hücresine bakarsanız bile muhteşem bir sanat ve hikmet ve rahmet görürsünüz. o halde koca hayvanlar alemini başıboş, vahşet içinde görmek bir gerçeğin kabulü değil, bakış açısının bozukluğudur.

yüzbinlerce çeşit hayvanı besleyen, giydiren, yaşatan umumi rahmeti görmeyip, çok hikmetli ölümlerinden dolayı bir vahşet ithamında bulunmak korkunç bir iftira ve psikolojik bir karamsarlık hastalığıdır.

yazıyı bitirirken yunus emre gibi deriz:

"sular dibinde mahi ile
sahralarda ahu ile
abdal olup ya hu ile
çağırayım mevlam seni"
devamını gör...

risale-i nur

şirk ithamını çok sık görüyorum. iki alıntı paylaşacağım:

"ey insan! kur'anın desatirindendir ki, cenab-ı hakk'ın masivasından hiçbir şeyi ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. hem sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. çünki mahlukat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukıyet nisbetinde de birdirler."
lemalar - 114

meselâ bir zîhayat, cüz'î bir şifası veya bir rızkı veya bir hidayeti için cenab-ı hak'tan başkasına hakikî minnettar olmak ve başkasına perestişkârane medh ü sena etmek, rububiyetin azametine dokunur ve uluhiyetin kibriyasına ilişir ve mabudiyet-i mutlakanın haysiyetine dokundurur, celalini müteessir eder.
şualar - 19

yani mabudiyetten uzaklık noktasında ben de, sen de, üstadım da üstadımız olan hz. muhammed de (sav) eşitiz. ve, rızık, şifa ve hidayet gibi şeyler için allah'tan başka kimseye hakiki minnettar olmamak lazım. şimdi bu yazdıklarım risale-i nur'da en çok anlatılan tevhid ana fikrinin parçaları.

hiç tevhide bu kadar dikkat eden biri ve etrafında toplanan(içinde yüzbinlerce alim olan bir topluluk) şirk ile suçlanabilir mi? sebeplere, vasıtalara, vesilelere hakiki bir kudret atfeder mi? vesileleri -haşa- cenab-ı hakka şerik sayar mı?

belki de (belliki de) sorun bu suçlamayı yapanların bakış açısında.

allah hepimizi sırat-ı müstakime, tahkiki imana, hakiki tevhide, tam ihlasa, daimi takvaya, iffete, hikmete, şecaate hidayet eylesin. amin
devamını gör...

yol

kaldır başını, bak kuşa, güneşe!
nedendir acaba atomda neşe?
tesadüf karışamaz bunca işe,
vahdettir diye haber aldım mantıktan!

imanım, her oluş "hak" ile vâki!
doyuran o'dur da perdedir sâki,
ama bir cüz-i irade vermiş tâ ki,
ayrılsın ebu cehil, ebu bekir sıddıktan

önümüzde iki yol başında nebi,
bir yol aldatıcıdır zehirli bal gibi.
diğerinde nurla bulursun rabbi,
doğru yolu seç ki ayrılasın zındıktan

günah dediğin lekedir kalbe,
ümidini tut meşrudur tövbe,
ıslah edene dek nefsi döv be!
nasiplenirsin takva denen sandıktan!
devamını gör...

risale-i nur

risale-i nur'u ilk okumaya başladığım zamanlar mahkeme savunmalarının kur'an tefsiri olan risale-i nur'lara dahil edilmesini anlayamamıştım. dini yayınlara baskının olmadığı şimdiki gibi bir zamanda tekrar tekrar bu bahisleri okumak neden gerekir diye düşünüyordum.

sonra hayatımın dağınık dönemlerinde sosyal medya ve ekşi sözlük gibi ifsad merkezleriyle irtibatlı olunca üstad ve risale-i nur hakkında o dönemin savcılarının itirazlarının devam ettiğini gördüm.

haşa, said nursi dini kullanmış, cemiyet kurmuş, siyasete bulaşmış, kur'an'da kendinden bahsedildiğini söylemiş, deccal hakkındaki hadisler vb konular gibi itirazlar o dönemde de sorulmuş ve cevaplanmış.

şualar'da şu ifade geçiyor: "nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muarızlara ders vermek mesleği..." evet nur'un mesleği muhtaçlara hatta muarızlara bile ders vermeyi gerektiriyor. bu yüzden risaleler mahkeme savunmalarını içererek talebelerini muarızlarla dolu ortamlarda bile savunma yapabilecek bir donanıma kavuşturuyor.

evet bu kısımlar gerekli ve okunmalı ama tefsir sayılır mı? evet çünkü hasbünallahi ve nimel vekil tarzı bir çok ayete yer veriliyor. ve kur'andaki peygamberlerin ve peygamberimizin sıkıntılarıyla ilgili kısımları ve artı olarak mekke dönemi, hudeybiye anlaşması gibi sıkıntılı süreçleri manen ve asrımıza uygun bir biçimde davranış modellemesi olarak tefsir ediyor.

yani özetlersek müdafaalar:
- üstad ve risale-i nur hakkındaki itirazları cevaplamak
- saldırı altında uygun tavrı öğretmek
- muarızlara karşı doğru üslubu göstermek gibi görevler üstleniyor.

hapishane mektuplaşmaları ise;

- sıkıntılı süreçlere doğru bakış açısını yaşanmış olaylar üzerinden göstermek
- teselli metodunu öğretmek
- tesanüd, sıdk ve ihlasın ehemmiyetini göstermek

gibi görevler üstleniyorlar. ve kur'anın ve yaşayan kur'an olan peygamberimizin hayatının bir kısmını gerçek hayat hikayeleriyle tefsir ediyorlar.

(latif bir tevafuk: bu yazıyı 14. şua olan afyon müdafasını okurken yazmaya niyetlendim. öğle arası odada yalnız yazmaya başladıktan bir süre sonra iş arkadaşlarım geldiler ve içlerinden birinin üniversiteyi okuduğu şehir olan afyon hakkında konuşmaya başladılar. inşallah bir alamet-i makbuliyettir diye kaydetmek istedim.)
devamını gör...

tevhid

tevhid, ihlas suresinde de belirtildiği üzere ezeli, ebedi, dengi olmayan, tek bir allah'a inanmaktır. eğer bu iman terkedilirse sebeplerin, kanunların, hatta zerrelerin hepsine ezeliyet, hakimiyet gibi ilahi sıfatlar verilmek zorunda kalınır ki bu da bilimsel olarak da imkansızdır.

allah'ın, kâinatın ve insanın kemalatı ancak tevhid ile bilinebilir. örneğin dalında bize tebessüm eden bir elmayı sebeplere verirsek allah'ın rahmeti bilinemez. sebepler sadece perdedir. o elmayı ikram eden allah'ın rahmetidir.

işte bu örnekte olduğu gibi ancak allah'ı bir ve tek kudret sahibi olarak bilirsek o'nun isim ve sıfatlarını kabul edebiliriz.

kâinatın kıymeti de tevhid ile açığa çıkar. evreni tesadüf oyuncağı derecesinden samed olan allah'ın bir mektubu, bir sarayı, ahiret tarlası haline getiren şey tevhiddir.

insanı da aynı şekilde en aciz en zavallı canlı konumundan, yaratıcının hitabına mazhar, ebede namzet ve arza halife yapan sır tevhiddir.

işte şirk bu yüzden çok büyük bir zulümdür. çünkü şirk ile allah'ın tüm isim ve sıfatları gizlenir, kemalatı tahkir edilmiş olur. kâinat ve insan değersizleşir, sahipsizleşir. hüsna yani en güzel olarak nitelenen allah'ın isimleri şirkle inkâr edilir. bu yüzden şirk affedilmez bir günahtır.

hem şirk bir saçmalıktır. çünkü aciz insan hükümdarları bile ortağa müsaade etmezken, kudreti sonsuz olan allah elbette kendi yarattıklarını kendine ortak yapmaz.

ayrıca allah'ın sıfatları sınırsızdır. ıtlak ve ihataya sahiptir. bir ortağı olursa bu sınırsız bir özelliğe sınırsızlığı devam ederken bir sınır koymak gerekir ki bu da çelişki olur.

hem allah'ın kemali de şirke müsaade etmez. çünkü ortaklık bizim gibi acizlerin işidir. oysa allah tüm kemal sıfatlara sahip olmakla beraber tüm isimlerine de azami surette sahiptir.

hem kâinat ayrılık kabul etmez bir bütündür. bir zerreyi yaratan kimse kâinatın tümünü yaratan da o'dur.

örneğin herkesin rastgele çizdiği bir kağıtta genel bir hikmetten bahsedemeyiz. çünkü genel bir hikmet olabilmesi için bütün çizgilerin aynı amaca hizmet etmesi gerekir. bu da tek bir akıl ile olur. bu yüzden kâinatta görülen hikmet, rahmet gibi gerçeklikler yaratıcının bir'liğini gözler önüne seriyor.

yani kâinat "lâilahe illallah" der. bu ilanı reddederek şirke düşenler allah'a, kâinata ve insana büyük bir hakarette bulunmuş olurlar. bu günahı ise ancak cehennem temizler.

(risale-i nur'dan ikinci şua okyanusundan kalbime damlayanlar - herkesi mutlaka risalenin kendisini okumaya davet ediyorum.)
devamını gör...

allah

allah cemil'dir. bütün güzellikler o'nun güzelliğinin ancak bir gölgesi olabilir. belki bulunduğumuz bu alemde allah'ın güzelliğini görmek için önce mevcudatın güzelliğini fark etmek gerekiyor. mesela bir çiçek güzeldir. bahar güzeldir. şefkat güzeldir. uzay güzeldir. atomaltı güzeldir. biyolojinin incelediği canlıların iç yapısı güzeldir. mesela dna'nın çalışma şekli hayret verici derecede güzeldir. yağmur güzeldir. kar güzeldir. yemekler güzeldir. tatlar gibi güzel kokular da güzeldir. işte böyle böyle kâinat birbirine sarılı gül gibi güzelliklerle çevrilmiştir. biraz daha ilerlersek iman daha güzeldir. allahı tanımak ve sevmek en güzelidir.

bu kadar güzellikleri yaratanda bir kendini tanıtma ve sevdirme isteği olması gerekir. zira bu kadar güzel yarattığına göre o da sever. işte bu sevgiye, ikrama, rahmete, güzelliğe sevgi ile karşılık vermek gerektir.

insan sanatlarının genelde önceden hazır bir modeli vardır. oysa allah yoktan, hiçten yaratandır. demek ki bu kadar güzellikler o'nun zatından, kendisinden kaynaklanması gerekmektedir. mahiyeti bizce meçhul olsa da o'nun sonsuz ve kudsi bir güzelliği olduğuna buradan varabiliriz.

ayrıca güzelliklerin kökeni vücuttur. yani varlıktır. kötülüklerin, çirkinliklerin kökeni ise ademdir, yokluktur. burada yokluğu iyiliğin olmaması olarak anlayabiliriz. öyleyse vacib ve ezeli bir vücudun sahibi olan allah sonsuz güzeldir.

ayrıca allah insana daima merhamet edeceğini söylüyor. türümüze gönderdiği kitapta 114 defa "bismillahirrahmanirrahim" diyor. dua edene cevap vereceğini ifade ediyor. ayrıca sevdiğimiz diğer insanlara da şefkat ediyor. bu dünyada imtihan gereği zorluklar verse de kat kat fazlası güzelliği ahirette vermekle telafi ediyor.

öyle bir hikaye anlatılır ki: "hz. isa (as) havarileriyle dolaşırken bir gün perişan bir köpek görürler. havarilerden herbiri kötü bir özelliğini söylerken isa aleyhisselam dişlerinin ne kadar güzel olduğunu söyler."

risale-i nur'da da deniliyor ya: "güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır." bu yüzden her şeyin güzel cihetine bakmayı, güzel yönünü düşünmeyi, her şeyde allah'ın rahmetini seyretmeyi alışkanlık haline getirmek gerektir.

rivayetlerde dünyanın bin sene mutlu hayatının cennetin bir saatine, cennetteki bin senenin ise allah'ın cemalini temaşa etmenin bir saatine denk geldiği söylenir. allah bizi cennette cemaliyle müşerref olanlardan eylesin. amin.

(4. şua okyanusundan kalbime damlayanlar)
devamını gör...

secde

#3841720
devamını gör...

mauro icardi

icardi bize ne anlatır?

ne yazık ki dönem dönem futbolla ilgileniyorum. bazen oluyor ki yıllarca kimin şampiyon olduğunu bile bilmiyorum. ama bazen de sıradan maçları bile izlerken buluyorum kendimi. 2015-2023 arası futbolla çok ilgilenmediğim bir dönemdi örneğin. ama sonra bir şey oldu. arkadaşlarım watsapp durumlarında bir futbolcuyu bir şarkıyla beraber sık sık paylaşmaya başladılar. sosyal medya bu futbolcunun ismiyle çalkalanıyordu. stadyumda onbinlerce, televizyon başında milyonlarca erkek, başka bir erkeğe, son derece tutkuyla, "aşkın olayım" diyordu.

allah affetsin bu son 2-3 senedir ben de sürüye kapılıp bir nebze futbolu takip etmeye başladım. ama son dönemde allah'ın lütfu sayesinde nur'ları daha fazla okumaya başlayınca taraftarlık psikolojisinin saçmalığı dikkatimi çekmeye başladı.

düzeni anlatmaya gerek yok. dünya üzerinde milyarlarca insan, kendilerine reel hiçbir faydası olmayan kulüpleri kimliklerinin bir parçası haline getiriyor. hatta bu kulüplerin çoğunun bir ideolojisi, davası, ideali bile yok. sonra bu kulüplerine milyonlarca euro karşılığında hizmet eden futbolculara adeta tapıyorlar. futbolcuların gönlünü etmek için tribün şovları hazırlıyorlar. hatta olur da kulübe faydası olur diye hakemleri etki altına almak için hafta boyu birbirlerini yiyorlar.

ahirzaman gerçekten garip. doğru, futbol yine birçok şeye göre masum kalıyor ama taraftarlık psikolojisinin ahlakı nasıl bozduğunu uzun uzun inceleyebiliriz.

ama bu yazıda konuşmak istediğim konu futbol değil, icardi olayı... taraftarlar özellikle formda olduğu zaman stadyuma önceden onun için geliyor. ısınma sırasında özel tezahürat yapıyor. gol attığında ona özel hazırlanmış şarkıya eşlik ediyor. maç sonu tribüne çağırıp tekrar tezahüratlar yapılıyor. sosyal medyada sevindirmek için sürekli destek mesajları, yorumları yapılıyor. editler hazırlanıyor.

vel hasılı kelam tek özelliği, topu diğer insanlara göre kaleye biraz daha yüksek oranda sokmak olan, bu yeteneğini kullanma karşılığında dünya kadar para alan adama bir de teşekkür babında bu kadar şovlar yapılıyor. hem de taraftarlar bunu tekellüfsüz, içten gelerek yapıyorlar.

işte bu noktada aklıma "secde hakikati" geliyor. mesele hayranlıksa; 1001 ismi kâinatta tecelli eden, galaksilerden atomlara kadar sanatlı yaratan, lezzet olarak balı, koku olarak gülü, hikmet olarak mantığı, fiziği ve matematiği yaratan ve kâinatı buna göre dizayn eden, bülbüle sesi, kediye sevimliliği, aslana heybeti veren vesaire say say bitmez kemal ve cemalin sahibi olan bir zat'a hiç o emretmeseydi bile başımızı kaldırmadan secde etmek layık olmaz mıydı?

mesele fayda görmekse, bizi yoktan var eden, türlü organ, duygu ve cihazla donatan, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi çevremize serpiştiren, sevdiklerimizi yaratan, ve kendisine iman etmeyi ve kendisini tanımaya başlamayı nasip eden, cenneti vaad eden rahmanürrahim olan zat'a bütün gün secde etsek yine az değil mi?

bazen denir ya "allah'ın ibadetimize ne ihtiyacı var". evet allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. ama allah'a ibadet etmek bizim için bir fıtrat borcudur. en gereksiz şeylere bile hayranlık secdesi eden insanoğlunun her güzellik ve kemal'in mutlak sahibi olan allah'a hayranlıkla, tesbihle, şükürle, istiğfarla ibadet etmesi o insanın yaratılışının(fıtratının) bir gereğidir.

peygamber efendimiz bile hakkıyla allah'ı tanıyamadığını, ibadet edemediğini itiraf etmiştir. yine de şu duayı edelim ki: "allah bize hakkıyla ibadet etme niyeti ve yolculuğu nasib eylesin. amin."
devamını gör...

eğitim sistemi

tanım: eğitimde uygulanan yöntemler

bismillahirrahmanirrahim

risale-i nur'da da birçok defa ifade edildiği üzere doğu ile batının en önemli farklarından biri doğunun dine bağlılık oranında terakki etmesidir. evet, islam, müntesiplerine iki cihanın saadetini temin edecek hakikati camidir.

şu bir gerçektir ki dini bağları yüksek bir genç ailesine, vatanına, insanlığa daha hayırlı olur. geçici dünyevi menfaatleri değil uhrevi, ebedi faydaları düşünür.

risale-i nur çok kıymetli bir kaynaktır. böyle kıymetli bir kaynağın fetö elinde nasıl bir kuvvete medar olduğu görülmüştür. topluma düşen fetö istismar ettiği için nur'lardan küsmek değil, risale-i nur'u güvenilir ellerle buluşturmaktır.

yapay zekaya, "ilkokuldan itibaren risale-i nur kaynak alınarak müfredatı hazırlanan ve iman hakikatlerini aklen isbatlarıyla açıklayan, bilime imani bakış açısı kazandıran, dünyevi gelişmeye ahiret hesabına teşvik eden; "hakikat bilgisi" dersi konulmasının faydaları neler olur?" sorusunu yönelttim. aldığım cevabı aynen aktarıyorum:

"merhaba! ilkokuldan itibaren *risale-i nur kaynaklı*, iman hakikatlerini akli ve bilimsel temellere dayandırarak anlatan *"hakikat bilgisi"* dersi konulmasının bazı muhtemel *faydaları* şunlar olabilir:

*1. inanç ve akıl uyumu:*
iman esaslarının sadece ezber değil, *akli ve mantıki delillerle* anlatılması; çocukların *sorgulayan aklını tatmin eder*, din-bilim çatışmasını önler.

*2. gençlerde anlam arayışına cevap:*
modern çağda gençlerin yaşadığı *anlam boşluğu ve kimlik krizi*, doğru temellendirilmiş bir inanç eğitimiyle giderilebilir.

*3. ahlaki ve manevi gelişim:*
risale-i nur’un temelinde yer alan *ihlâs, doğruluk, sabır, şefkat, kardeşlik* gibi erdemler çocuk yaşta verildiğinde, bu değerler karakterin bir parçası haline gelebilir.

*4. bilime karşı ilgiyi arttırma:*
risale-i nur, *kainatı bir kitap gibi okuyarak allah’ı tanıma* metodu sunduğu için bilimsel gözleme ve meraka dayalı bir öğrenmeyi teşvik eder.

*5. dinî bilgilerin sevdirilmesi:*
korku yerine *sevgi ve hikmet temelli* bir yaklaşımla imanî bilgilerin verilmesi, çocuklarda *dine karşı sevgi* uyandırır.

*6. toplumsal barış ve hoşgörü:*
empati, affetmek, nefis muhasebesi gibi değerler işlenirse, bireyler arası çatışmaların azalmasına katkı sunabilir.

*7. materyalist fikirlere karşı koruma:*
(chatgpt'nin cevabı bitti)

evet bu faydaların sağlanacağına risale-i nur'u anlayarak okumuş herkes şahitlik eder.

tabi doğrudan risale-i nur okutulmasının daha faydalı olacağını savunanlar da var ama risale-i nur kaynak alınarak hazırlanmış, güncel türkçe kullanımına mutabık bir müfredatın daha faydalı olacağını düşünüyorum. ümmetin ihtilafı rahmettir. inşaallah sonuçta en hayırlı olan seçenek bulunur ve halk ve idareciler nezdinde de karşılık bulur.
devamını gör...

kur'an-ı kerim

kendisinden kur'an-ı mübin olarak bahseden kitap.

bazı dinsizler buradaki "mübin" (açık, açıklayan) ifadesini hadisleri, tefsirleri kur'an'a aykırı göstermek ve bu yolla kur'ana saldırmak için kullanıyorlar.

şimdi yine size kur'an'dan bir örnek vereyim. hadid süresi 3. ayette allahu teala kendisinden "el zahir" olarak bahsetmektedir. bu isim özet olarak "aşikar olan" anlamına gelir. oysa insanların bir çoğu için cenab-ı hak aşikar değildir. bu kur'an indiği dönemde de böyleydi. o halde -haşa- bu isimlendirme yanlış mı? -haşa. elbette yanlış değil. çünkü cenab-ı hak gerçekten el zahir'dir. bütün yaratılmışlarda isimleri okunabilir. sanatı, kudreti, hikmeti, ilmi vs. görünebilir. bazı insanların görememesi ve akdes olan zatının hakikatinin bilinememesi bu ismi yanlış kılmaz.

aynen öyle de kur'an mübin'dir. yani apaçık'tır. ayetler kâinatı, hakikati ve birbirlerini açıklarlar. ama aynı zamanda kur'an insanı bilmedikleri konusunda peygambere ve ilim sahiplerine de yönlendirmiştir. mesela apaçık bir şekilde defalarca insanları evren üzerine düşünmeye, tefekkür etmeye davet etmiştir. yani şimdi kur'an ayetlerinde işaret edilen yaratılış mucizelerini daha derin ve geniş incelemek için bilime başvurmak kur'anın apaçıklığını zedelemez. çünkü kendisi emretmiştir. aynı şekilde kur'anın hikmet, ibadet gibi kısımlarını daha iyi anlamak için hadislere ve tefsirlerde bakmak da kur'anın mübiniyetine(açıklığına) halel getirmez. çünkü emreden kendisidir. (nahl süresi 43. ayet)

yani kısaca kur'anın hadis, tefsir ve bilim yoluyla daha iyi anlaşılması kur'an-ı mübin ifadesine ters değildir.
devamını gör...

hz. muhammed

filozoflar tarihin akışını farklı fikirlerle açıklamaya çalışmıştır. kimine göre güç istenci esastı, kimine göre ise diyalektik. elbette batıl da olsa her fikirde bir dane-i hakikat bulunur. ama hiçbir maddeci teori hz. muhammed'in(sav) yaptığı devrimi açıklamaya yetmez. yapay zekaya hz. muhammed'in davetine uyan mekkelilerde nasıl bir değişim olduğunu sordum. cevabı şöyleydi:

" hz. muhammed’in gelişiyle birlikte mekke’de müslüman olan kişilerde derin manevi ve toplumsal değişimler yaşanmıştır. bu değişimler şu şekilde özetlenebilir:

1. *tevhit inancı*: putperestlikten vazgeçip tek allah’a iman etmeye başladılar. bu, düşünce yapılarında köklü bir dönüşümdü.

2. *ahlaki yükseliş*: yalan, haksızlık, zina, faiz, alkol gibi kötü alışkanlıkları terk ettiler. doğruluk, merhamet, adalet ve sabır gibi erdemler benimsendi.

3. *toplumsal eşitlik*: kabilecilik ve sınıf ayrımcılığı zayıfladı. kölelerle, zenginlerle aynı safta namaz kılmak gibi eşitlik anlayışı gelişti.

4. *kadına bakış değişti*: kız çocuklarının diri diri gömülmesi gibi uygulamalar yasaklandı. kadınlara hak ve değer verilmeye başlandı.

5. *dayanışma ve kardeşlik*: müslümanlar arasında güçlü bir yardımlaşma ve kardeşlik bağı oluştu. özellikle medine’ye hicretten sonra bu daha da güçlendi.

6. *sabır ve direniş*: mekke döneminde baskı ve işkencelere karşı sabır, sebat ve imanla direndiler.

bu dönüşüm, bireysel bir manevî değişimden çok, zamanla tüm toplumun değerlerini dönüştüren bir sürece yol açtı."
(chatgpt'nin cevabı bitti)

işin ilginç tarafı bu değişimler bir anda oldu. bilinir ki bedeviler medenilere göre daha mutaassıp, adetlerine daha bağlıdır. ama hz. muhammed cahiliye karanlığı içindeki bir toplumu 23 yıl içinde adeta dönüştürmeyi başardı. hem de bunu bazen sadece birkaç cümleyle, bazen sadece bir bakışla yaptı.

misal vermek gerekirse hz. ömer(ra.) islam'dan önce öz kızını diri diri toprağa gömen, helvadan yaptığı puta tapan bir insandı. peygamberin bir tebessümü onu adaletin simgesi haline getirdi.

bediüzzaman hz. muhammed'in peygamberliğini kabul etmeyenlere o'nun 23 yılda yaptığı devrimi 100 tane filozofla yüz yılda yapmaya çalışmalarını söylüyor.

malumdur ki yıkmak yapmaya göre çok kolaydır. peygamberimizin inşa ettiği tevhid, iman, eşitlik, huzur, ibadet, kardeşlik gibi değerler bir inşa gerektiren işler olduğu için daha zordur. ama o bunu başarmıştır.

elbette ki o zat bunu tek başına yapmamıştır. bu durum ilahi bir davetin temsilcisi olmasından kaynaklanmıştır. peygamberimizin yaptığı devrim tek başına bir mucizedir. tek başına peygamberliğinin isbatıdır.

"her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür."

(lemaat okyanusundan kalbime damlayanlar)
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim