imaninsanıinsaneder yazar profili

imaninsanıinsaneder kapak fotoğrafı
imaninsanıinsaneder profil fotoğrafı
rozet
karma: 1462 tanım: 78 başlık: 135 takipçi: 16
hey there i am using whatsapp

son tanımları


bakara suresi 32. ayet

meali şerifi: "melekler: yâ rab! seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler. "
devamını gör...

entropi

evren, sonsuzdan gelip sonsuza gitseydi; entropinin sabit olması gerekirdi. oysa entropinin yani düzensizliğin giderek artması genel kabul görmüş bir fizik yasasıdır.

yani evrenin düzenli bir başlangıç noktası olmalıdır. eğer sonsuzdan gelseydi sonsuz zaman önceden şimdiye kadar en ufak bir düzen bile kalmazdı. ve sonsuz zaman önceki sonsuz düzeni de açıklamasız bırakırdı.

yani termodinamiğin ikinci yasası olan entropi, evrenin ezeli olamayacağını ve bir başlangıcı olduğunu düşünebilen herkese gösteriyor.

aslında bu kadar açıklamaya gerek bile yok ama çağımızın (bkz: kadim) ve (bkz: ezeli) yaratıcıyı inkâr eden çevreleri, tek bir ilahı reddetmek için sonsuz madde ve enerjiye (bkz: ezeliyet) ve ilahlık veriyor. ne yazık...
devamını gör...

hoş

kahrında hoş, lütfunda hoş

asıl olan, esas olan; allah u tealadır.
o ise bütün güzel isimlerin ve sıfatların sahibidir.
ezeli hazinelerini teşhir etmeyi murad ettiği için masiva vardır.
misalen; özelliklerinden birisi rezzak olmaktır.
muhtaç canlılar yaratır, sonra onları rızıklandırarak lezzet verir.
o halde bu ismin mükemmel bir şekilde tecelli edebilmesi için açlık kavramı gereklidir. eğer "açlık kötü bir şeydir" hükmedilerek yaratılmasaydı, rezzak isminin münteha ve azami tecellileri sergilenemeyecekti. bu ise açlıktan daha kötü bir şeydir. yani açlığı yaratmamak, yaratmaktan daha kötüdür. yaratıcı "mutlak iyi" olduğu için açlığı yaratmıştır.
açlık örneğinde olduğu gibi; hastalık, günah, ölüm, korku, üzüntü,azap gibi mahlukata arız olan şerler allah'ın "mutlak iyi" olmasının sonucudur.

bu girizgahtan sonra birkaç tesbit;

* musibet anında insanın kederini katlayacak şey; bu musibeti hak etmediğini düşünmesidir.

* bu ise nefsini temize çıkarmanın bir sonucudur. hz. muhammed (sav) bile günde 70 defa istiğfar ederken kimsenin kendini temiz, mukaddes sanması doğru değildir.

* başımıza ne gelirse gelsin, hz. yunus'u kendimize örnek alarak; allah'tan başka kuvvet sahibi olmadığını, allah'ın her türlü kusur ve eksiklikten uzak olduğunu tekrar etmeli ve musibete neden olan maddi manevi kusurlarımızı rabbimize itiraf ederek merhametini celbetmeliyiz.

* bela vereni buldun mu? o zaman o bela belalıktan çıkar.
- belayı gönderen allah mı? evet!
- o'nun gücü her şeye yeter mi? evet!
- isyan ve gaflet sonucu kusurlarımız var mı? evet!
- buna rağmen bize kendisini hatırlatmış mı? evet!
- dilerse affedebilir mi? evet!
- rahmeti gazabını geçmiş mi? evet!

tüm bu evetlerden dolayı diyebiliriz ki; eğer belayı allah'tan biliyor ve isyan etmeden razı geliyor hatta bu belayı o'na yakarışa bir vesile yapıyorsak, o bela belalıktan çıkar. hatta duruma göre lezzet bile verebilir.

seni bilmemekten gayrı yoktur ki kahrın,
rahmetini unutturmaktır asıl mahvın,
değil dünya, cennet hatta cehennem sathın,
bize kendini unutturma ya maruf...
affet, razı ol, ya rahim, ya atuf...
devamını gör...

iskandinav modeli

bismillahirrahmanirrahim

not: bu yazı hazırlanırken vikipedi'den faydalanılmıştır.

iskandinav ülkeleri refah alanında bir çok endekste hep ilk sıralarda yer almalarıyla ünlüler. onları bu seviyeye getiren özelliklerin tamamına "iskandinav modeli" deniyor. bu yazıda iskandinav modeli ile islamiyet arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları işleyeceğiz.

1. iskandinav modelinde, büyük ölçüde vergiyle finanse edilen bir sistemde ücretsiz eğitim ve evrensel sağlık hizmetleri gibi kamu hizmetlerine ek olarak ayrıntılı bir sosyal güvenlik ağı bulunuyor. islamiyette de zekat ile vakıflar ve beytül mal ile eğitim ve sağlık hizmetleri verilir.

2. güçlü mülkiyet hakları, sözleşme uygulaması ve genel olarak iş yapma kolaylığı. islamiyette de mülkiyet korunur. ticaret teşvik edilir. ahidleşme vardır.

3. kamu emeklilik planları. islam'da da nafaka uygulaması ve yoksullar için devlet himayesi vardır.

4. dünyadaki özgürlük anketi ve demokrasi endeksi'nde görüldüğü gibi yüksek düzeyde demokrasi . islamiyet de asr-ı saadet ve 4 halife dönemi şehadetiyle istişare, müsbet fikir ve ifade özgürlüğü ve şeriata uygun (insanın kendisine de zarar vermediği) bir hürriyeti tesis eder.

5. düşük yolsuzluk seviyeleri. [ 19 ] [ 16 ] transparency ınternational'ın 2022 yolsuzluk algılama endeksi'nde danimarka, finlandiya, norveç ve isveç, değerlendirilen 180 ülke arasında en az yolsuzluğa sahip ilk 10 ülke arasında yer aldı. hakiki islamiyette de devlet malı çalmak dünyevi ve uhrevi cezalarla tehdit edilmiştir.

6. yüksek sendika yoğunluğu ve toplu pazarlık kapsamı. 2019 yılında, izlanda'da sendika yoğunluğu %90,7, danimarka'da %67,0, isveç'te %65,2, finlandiya'da %58,8 ve norveç'te %50,4 idi. islamiyette sendika uygulaması yoksa da işçi hakları üzerinde durulur. ashabından helallik almak için kırbaç yemeyi göze alan peygamber kıssası gibi örneklerle hak davası meşruiyet zeminine oturur.

7- iskandinav ülkeleri ayrıca nispeten ilerici bir vergilendirme sistemine sahiptir; bu durum, cömert refah sistemleriyle birlikte onları dünyanın en az eşitsiz ülkeleri arasına sokmuştur. islamiyette de zekatlar ve vergiler kişinin ekonomik durumuna göre alınır.

8- birleşmiş milletler dünya mutluluk raporları, en mutlu ulusların kuzey avrupa'da yoğunlaştığını gösteriyor. iskandinav ülkeleri , finlandiya ve norveç'in en üst sıralarda yer aldığı 2018 dünya mutluluk raporu'nda ilk 10'da yer alıyor. islamiyette; doğru tevekkül, hoşgörü, kazaya rıza gibi yollarla huzur ve mutluluğu arttırır.
devamını gör...

takva

uslan ey nefsim!

neden bu isyanın!
neyine güveniyorsun!
tesadüf rüzgarlarının eseri olmadığını bil!
ve seni, hücrelerine kadar sanat, hikmet, ilim ve kudretle yaratanı düşün!
o, gözle görülmeyen fotonları gördüğü gibi senin her şeyini de bilir. elektronları bile başıboş bırakmayan rabbin seni başıboş bırakır mı?

küçük bir amirin, biraz sert ve tehditkar konuşsa günlerce canın sıkılır.
vatandaşı olduğun devlet, mesela elma yemeyi para cezasıyla tehdit etse bir daha elma kelimesini bile kullanmazsın.
yolda, iş yerinde, sokakta, evde kimseyi kızdırmamak için dikkat edersin.
peki neden allahın yasaklarını çiğneme konusunda bu kadar cüretkârsın.
o'nun kudretini mi bilmiyorsun.
yoksa izzetini mi haşa hafife alıyorsun.
yoksa şeytan seni rahmetiyle mi kandırıyor. halbuki cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracağını da söylemiştir o rahman.

insanlar seni hain bilsin istemezsin.
pis diye anılmak seni üzer.
kullar arasında, kötü biri diye hatırlanmamak için riyakarlık da yaparsın.
peki hangi cesaretle her şeyin yaratıcısının; fasık, zalim, hain, pis, cahil, kötü diye mühürlemesine yol açacak işlere girebiliyorsun.

şeytan senin düşmanındır: senin ahsen-i takvim sırrına erişememen, esfeli safiline düşmen için her şeyi yapar. o'nu kendine kılavuz kılma. düşmanını bil. her daim şerrinden allah'a sığın.

çok para karşılığında, belki dünya servetini tamamen verseler iki gözünü vermezsin. o halde onları ebedi kör edecek günahları işleme!

yazın hava biraz sıcak olduğunda gölgeye kaçarsın. o halde cehennemin bileti olan günahlardan da hemen takva kalesine kaç.

ölümü unutma. ne kadar aciz ve fakir olduğunu unutma.
"seni yaratanı düşün, kabre gireceğini bil, öyle hazırlan!"

allah seni takvaya muvaffak kılsın, lütfu ile ıslah etsin. amin.
devamını gör...

post hoc safsatası


post hoc ergo propter hoc, bir safsata çeşididir. bu ifade türkçeye "bundan sonra, demek ki bundan dolayı" şeklinde çevrilebilir. post hoc safsatası "peşpeşe gerçekleşen iki olaydan daha önce gelen daha sonrakinin sebebi olmalıdır" şeklinde geçersiz bir akıl yürütmeye dayanır. (vikipedi)



aslında allah'ı aradan çıkararak kurulan her sebep-sonuç ilişkisi bu mantıksal safsatanın bir türüdür. çünkü sebeplerin bir sonraki an'a geçecek kişisel bir güçleri yoktur. ve fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirleyen bir rabbe muhtaçtırlar. ama allahın koyduğu kanunlarla aynı sebeplere hep aynı sonuçları yaratması, bazı insanları sebeplerin etki sahibi olduğu safsatasına itmiştir.
devamını gör...

bayram şekeri

evde bayramdan kalma bir çikolatayı yerken inanılmaz bir lezzet aldım. elhamdülillah dedim, lezzet daha da arttı. sonra aklıma içeriğini araştırmak geldi.

çikolatanın içinde; kakao, süt, şeker, fındık, buğday unu, soya lesitini gibi birbirinden çok farklı coğrafyalarda, çok farklı iklimlerde yetişen birçok farklı besin var.

burada tevhide bir remiz var. birbirinden alakasız bu kadar farklı şeyin bir araya getirildiğinde bu kadar lezzetli olması ve bu lezzeti algılayacak donanımın bazı canlılarda bulunması tesadüf olamaz.

bu konuda serseri tesadüfün ve kör evrimin elinin uzanamayacağı noktalar var. çünkü her ne kadar önce tat alma duyusu evrimleşti deseler de ortada yeni bir tat yokken onu algılayacak donanımın evrimleşmesi veya bu mutasyonun faydasız olduğu için yaşama şansını arttırarak gelecek kuşaklara aktarılması mümkün değil.

ayrıca canlıların sindirim sistemine uygun besinlerin tatları ve bu besinlerin tatlarını algılayacak avcılardaki duyuların aynı anda evrimleşmesi gerekir ki bu kadar tesadüfe herhalde kimse ihtimal veremez.

evet doğada bir yardımlaşma var. bitkiler hayvanları beslerken, hayvanlar da bitkilerin çoğalmasını sağlıyor. ama bu tesadüfün oluşturabileceği bir durum değil. çünkü iki farklı canlı da birbirini tamamlayan evrimsel mutasyonun aynı anda gerçekleşmesini gerektiriyor. e bunun ihtimali de ancak bir rabbi, bir fatır'ı vacip kılıyor.

faydalı besinleri yaratan, onlara lezzet veren, ve bunlarla rahmetini hissettirerek kullarını şad eden allah'a hamdolsun.

not: çikolata gibi şekerli besinleri fazla tüketmek herkese zararlıdır. tadına bakıp elhamdülillah demek yeterlidir.
devamını gör...

hz. muhammed

imanımda düğümle,
yaşayıp öldüğümle,
bütün düşüklüğümle,
ellerini isterim senden.
ellerim pistir doğru, ne acı!
ama su akıtan parmak sende
su yıkar, temizler,
ellerindir yine kirlerimin ilacı...

karşına çıkmak isterim de,
bu sefih göz bakamaz ki gözlerine,
ama karanlıkları aydınlatan nur
senin gözlerinde...
lutfeyle, bu garibi de nur'a garkeyle...

sesini duymak isterim,
ama ya kardeşe seslenir gibi değil de
münafığa seslenir gibi konuşursan...
ya el an olduğu gibi emirlerine
sesinle bile kulak tıkarsam...
oysa bin yılları çınlatan ses senin!
kır kulağımın mührünü de,
o ötüşün bu garibi şad etsin!
devamını gör...

sorumluluk

namaz hassasiyeti olan birinin örneğin saat 13:30'da doktor randevusu olsa ne yapar. öğle namazını ezan okunduktan sonra kılıp kılamayacağını hesaplar. eğer kılıp yetişemeyecekse abdestli gidip ezandan sonra orada kılmayı düşünür. orası namaza uygun değilse muayenesini ikindiye yetişmeyecek şekilde bitirmeyi planlar.

veya takva ehli biri, sosyal hayatta meşru olmayan şehevi bir his uyandığında bunu tatmin etmeyi planlamaz. bu hisle mücadele eder. vesvese gibi göz ardı etmeye çalışır. iradesini ve muhakemesini kullanarak yenmeye uğraşır.

verdiğimiz bu iki örnekte olduğu gibi samimi bir müslüman rastgele yaşayamaz. (nefsini ıslah etmiş veya öldürmüş büyük evliyaların ilham-ı ilahi olan temiz hislerine uyması istisnadır.) samimi bir müslüman; hislerini, heveslerini, hormonlarını, reflekslerini, alışkanlıklarını, duygularını, isteklerini, amellerini, zamanını dahi planlamaya ve kontrol etmeye çalışır.

başarısız olduğunda ümitsizliğe düşmemeyi ve pes etmemeyi, başarılı olduğunda allah'ın lütfunu görüp kendinden bilmemeyi de öğrenmesi gerekir.

tüm bunlar için hayatın direksiyonuna geçmek gerekir. evet bu hayat bir imtihandır. biz bu imtihanda kendimizin koçu, antrenörü hatta satranç ustasıyız. üstad diyor ya: "dümenci neferi"... dümenci neferi ne yapar. tamam dümenin başındadır ama kaptan değildir, rotayı belirleyemez. veya "direksiyonu bırakayım da rüzgar ne tarafa eserse gemi o tarafa gitsin" diyemez. ona emredilen rotaya gemiyi sevk etmekle mükelleftir.

bu noktada z kuşağının neden beklenen dindar nesil görüntüsünü veremediği anlaşılıyor. çünkü hayatlarının direksiyonunu ele alma niyetleri yok. sorumsuz yetiştiler. anlık zevkleri tatmin etmeye programlanmış bir bilinçdeler. tabi anlaşılabilir çünkü gençler ve her kuşağın gençlik zamanı için bu yorum az çok yapılabilir. ama z kuşağı burada daha göze çarpıyor. çünkü el bebek yetiştiler. görev ve sorumluluk bilinçleri doğru ve sağlam bir şekilde inşa edilmedi. nisbeten bilinçli aileler de himmetlerini hep dünyaya verdiler. daha başarılı bir öğrenci olması için uğraştılar.

insana verilen cihazlarla hayvanlara verilenler kıyaslandığında insanın görevinin hayvan gibi sadece yeme içme ve heveslerini tatmin etme olmadığı anlaşılır. insan aklı sadece imanla rahat eder, kalp sadece allah sevgisiyle tatmin olur. nefis sadece islam ile terbiye olur. vesaire...

bugün bir karar vermemiz gerekiyor. kendi hayatımızın dümenine geçecek miyiz, geçmeyecek miyiz? veya dümeni kafamıza göre çevirip buz dağına mı çarpacağız yoksa allah'ın emirlerine uyup selamet sahiline mi yüzeceğiz?

allah bizleri ve akrabalarımızı imtihanını başarıyla verenlerden eylesin. amin...
devamını gör...

evrim teorisindeki açıklar

yeni bilgi

şempanze ile insan genomu arasındaki farklılıkların zannedilenden çok daha fazla olduğunu gösteren, nature dergisinde yayınlanmış bir makale hakkında.
devamını gör...

bağışlanmak


şeytanın mühim bir desisesi: insana kusurunu itiraf ettirmemektir. tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.
وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَل۪يلَةٌ
sırrıyla: nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. hazret-i yusuf aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlîşan,
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ى
dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? nefsini ittiham eden, kusurunu görür. kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. istiğfar eden, istiaze eder. istiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.


risale-i nur'dan

desise: hile, tuzak
istiğfar: allah'tan bağışlanma dilemek
istiaze: şeytandan allah'a sığınmak
enaniyet: benlik, ego
devamını gör...

hayırlı ramazanlar

- ne kadar nimetlerle donatıldığımızı fark etmemizi sağlayan
- kapsamlı bir şükrün anahtarı olan
- nefsimizi terbiye eden
- egomuzun büyüklük sanrılarını kıran
- kur'anın indirildiği ayda, "hoşgeldin" dercesine kur'an okumalarını arttıran
- ve yeme içmenin terkiyle kur'anı melekler gibi karşılamayı sağlayan
- dile, göze, kulağa, hayale de oruç tutturan
- her iyiliğin sevabının kat kat fazla yazıldığı

mübarek ramazan ayı hepimize hayırlar getirsin. cenab-ı hak azami istifade etmeyi nasip etsin
devamını gör...

risale-i nur

ingilizce ve almanca okuduğu halde daha iyi anlayabilmek için türkçe öğrenen ve okudukça hayran kalan bir hollandalı abimiz

siz de okumak için bu uygulamadan yararlanabilirsiniz. buradan
devamını gör...

abd'nin nicolas maduro'yu yakalaması

maduro'nun, ülkesinde belki yüzbinlerce düşmanı vardı ama hiçbiri başı boş olarak ona zarar veremedi. ama birkaç asker büyük bir kuvvete bağlılık sırrıyla esir almayı başardı.
gözle görülmeyen bir virüs de ilahi kudrete bağlılık sırrıyla koca insanı devirebilir.
şuursuz bulut rahmet olan yağmuru indirebilir.
kuru toprak milyonlarca çeşit bitkiye annelik edebilir.
çünkü başıboş değiller. her şeye gücü yeten bir yaratıcının emirlerine ilancılar...
(bkz: bismillah)
devamını gör...

oksijen

aşağıda örneklendireceğim üzere birçok farklı moleküle katılabilmektedir. öyle ki bu moleküllerin kimyasal ve fiziksel özellikleri birbirinden çok farklıdır. ve çok farklı işlevlerde bulunurlar.

bir filmde kahramanın önce savaşta mükemmel bir askerlik yaptığını sonra çok iyi plan kurduğunu sonra çok iyi müzik yaptığını vesaire futbolda, matematikte, resimde, doktorlukta... hepsinde çok yetenekli olduğunu izlesek, bu kadar da saçmalık olmaz deriz. oysa oksijen elementi, aşağıda bulunduğu bileşikleri okuduğunuzda ve bunların kullanıldığı farklı yerleri düşündüğünüzde o filmdeki kahramandan daha harika işler çıkarıyor. peki neden?

çünkü kendi gücüne dayanmıyor. onu işleten yaratıcısının emriyle "bismillah" diyerek hareket ediyor. bir cam parçası güneşe dayandığında onun ışığına, ısısına, renklerine bir yansıtıcı olduğu gibi o oksijen zerresi de rabbinin ilmine ve kudretine dayanarak boyundan büyük işlerin üstesinden geliyor.

oksijenin oluşturduğu moleküllerden örnekler:

oksijen gazı (o₂)
atmosferde soluduğumuz gaz.
iki oksijen atomundan oluşur
2. ozon (o₃)
üç oksijen atomundan oluşur.
stratosferde zararlı uv ışınlarını tutar.
3. su (h₂o)
iki hidrojen + bir oksijen atomu.
yaşam için temel molekül.
4. karbondioksit (co₂)
bir karbon + iki oksijen atomu.
hücresel solunum ve fotosentezde rol oynar.
5. karbonmonoksit (co)
bir karbon + bir oksijen atomu.
zehirli bir gazdır.
6. glikoz (c₆h₁₂o₆)
canlılarda enerji kaynağıdır.
fotosentez sonucu oluşur.
7. sülfürik asit (h₂so₄)
iki hidrojen, bir kükürt, dört oksijen.
güçlü bir asittir (akü asidi olarak bilinir).
8. nitrik asit (hno₃)
bir hidrojen, bir azot, üç oksijen.
gübre ve patlayıcı yapımında kullanılır.
9. silisyum dioksit (sio₂)
bir silisyum + iki oksijen.
kum ve kuvarsın temel bileşeni.
devamını gör...

sübhanallah

biz esas varlıklarız da bir varlığa da kusursuz diyoruz gibi değil.

esas olan kusursuz bir yaratıcı var ve bizi de o yarattı ve bize şah damarımızdan daha yakın ve o kusursuz demek gibi ...

insandaki en kuvvetli his aşk'tır. aşk ise maşukunu kusursuz bilmek ister. yani tesbih etmek ve bu tesbihin manasında derinleşmek, bu tasdiki sağlamlaştırmak, allah'a karşı olması gereken bu duyguyu başkalarına ve kendi egosuna doğrudan kaptırmamak için gerekli.

hem insan aciz öyleyse güçsüzlükten münezzeh olan rabbine secde etmekle rahatlayabilir.

hem insan fakir, öyleyse ihtiyaç ve noksandan münezzeh olan rabbine secde etmekle ferahlayabilir.

hem insan çok şeyle alakadar öyleyse her şeyin dizginini elinde tutan, şeriki(ortağı) olmayan rabbine secde etmekle huzur bulabilir.

hem insan kusurlu, hataları var öyleyse kusurdan münezzeh olan rabbine secde etmeli.

hem insan güzelliğe aşık o halde çirkinlikten münezzeh olan rabbini tanımakla ancak aşk duygusu rahata erebilir.

hem insanda vicdan var. o halde zulümden münezzeh olan merhametli ve adil rabbine imanla vicdanı tatmin olabilir.
devamını gör...

nurculuk

risale-i nur'da hz. ali ra. döneminde başlayan fitnelerin hikmetleri açıklanırken şöyle bir ifade kullanılır:


nasılki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar; fıtrî birer vazife başına geçer. öyle de: sahabe ve tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidadları tahrik edip kamçıladı; "islâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, islâmiyetin hıfzına koşturdu. herbiri, kendi istidadına göre câmia-i islâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemal-i ciddiyetle çalıştı. bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-i imaniyenin muhafazasına, bir kısmı kur'anın muhafazasına çalıştı ve hâkeza.. herbir taife bir hizmete girdi. vezaif-i islâmiyette hummalı bir surette sa'yettiler. muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. pek geniş olan âlem-i islâmiyetin aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi. fakat maatteessüf o güller ve gülistan içinde ehl-i bid'a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.
güya dest-i kudret, celal ile o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. o hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziye ile pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hâfızları, asfiyaları, aktabları âlem-i islâmın aktarına uçurdu, hicret ettirdi. şarktan garba kadar ehl-i islâmı heyecana getirip, kur'anın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı...
mektubat - 100


yani o karışıklıklar hamiyet ehline "islamiyet tehlikededir" fikrini verdiği için herkes islamın bir tarafını kurtarmaya çalıştı.

aynen öyle de 100 yıl kadar önce islam yine tehlikeye düştü. dünyayı kasıp kavuran ateizm vb felsefeler islam topraklarına giriş yaptı. ve hatta bu devlet eliyle bir parça desteklendi. işte o dönemde mesela şeyh süleyman hilmi tunahan efendi kur'anın ve hıfzın muhafazasına, mahmut efendi gibiler islami ilimlerin muhafazasına, kimisi tasavvufun muhafazasına çabaladı. ve saire... işte o dönemde said nursi ve çevresindekiler de kur'an ve islami gelenekte iman esaslarına yönelik delilleri çıkarmaya ve bunlarla müslümanları şuphelerden kurtarmaya çabaladılar. elbette her cemaatte bütün görevler bir parça vardır ama hepsinin de uzmanlaştığı bir alan vardır. o parçayı alıntılıyorum:


işte biz bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin (islam cemaatinin) efradındanız. ve hususî vazifemiz de, kur'anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi i'dam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferidden kurtarmaktır.
tarihçe-i hayat - 566


benim nurculuktan anladığım: risale-i nur'daki hakikatlerle imanını kuvvetlendirmeye çalışmak ve etrafındakilere de bu yolla hizmet etmektir.

estağfirullah
devamını gör...

said nursi


bu otuz sene zarfında pekçok mahkemeler ve ehl-i vukuflar(uzmanlar) tedkik(inceledikleri) ettikleri halde, ne nur risalelerinde ve ne de nur talebelerinde hiçbir suç bulamamışlar. yirmidört mahkeme "risale-i nur'da suç bulamıyoruz" dedikleri; dört mahkeme de kat'iyyen(kesinlikle) umum nur risalelerine beraet vererek kaziye-i muhkeme haline gelen kararlarıyla bütün kitabları, mektubları sahiblerine iade etmesi, benim bedelime muarızlara tam cevab veriyor. bana ihtiyaç kalmamış.

emirdağ-2

( parantez içindeki sözlük anlamları tarafımca eklenmiştir)
devamını gör...

dinler

tanım: din kavramının çoğulu

öğretmenler odası (hikaye)

halil öğretmenler odasına girdiğinde rahatlamıştı. 4 saattir ders anlatıyordu, yorulmuştu. dersinin olmadığı bu bir saati dinlenerek geçirmeyi düşünüyordu.

içeri girdiğinde köşede 2 öğretmeni sohbet ederken buldu. selam verip yanlarına oturdu. yeni çıkmış bir stand up gösterisi hakkında konuşuyorlardı.

- yani hocam bizimkiler de komik ama yerele hitap ediyor. esprileri kültürümüzle ilgili. mesela geçen yabancı bir şovmeni izledim. adam her yerde anlaşılacak espriler yapıyordu.
- aynen hocam oralar hem daha özgür. her konuya dalabiliyorlar. mesela ismini hatırlamadığım birisi neden ateist olduğunu açıklarken şey diyordu: dünyada bin tane tanrıya inanılıyor. siz 999 tanesini reddediyorsunuz. ben sadece sizden 1 tane fazlasını reddediyorum.

2 öğretmen kendi aralarında gülüştüler. halil çok bozulmuştu, onlar sohbete devam ederken biraz düşündü. sonra bir sessizlik anında o öğretmenlerden birine dönerek sordu:

- hocam sıradaki dersiniz hangi sınıfa?
- 7-a ' da hocam
- bence gitmeyin hocam, dedi halil
şaşırdı ve -neden, diye sordu diğer öğretmen.
"çünkü okulda 30 sınıf var. diğer öğretmenler 29 sınıfı terk edip 1 ine gidiyor. siz onlardan sadece 1 fazla sınıfa gitmemiş olacaksınız. hem tansiyon hastaları bundan sonra ilaç kullanmasın. çünkü dünyada diyelim 5000 ilaç var. ha 4999 tanesini içmeyi reddetmişsin ha 5000 tanesini de."

muhatap öğretmenler bir süre sessiz kaldı. sonra biri konuştu:

- hocam ne demek istediğinizi anladım biraz önceki tanrılar konusuna atıfta bulunuyorsunuz. yani ben inançlıyım ama şeytanın avukatlığını yaparsam benim hangi sınıfa görevlendirdiğim belli ortada resmi bir görevlendirme var. hem tansiyon hastalarının hangi ilacı kullanacağı da bir uzman tarafından belirleniyor. bence verdiğiniz örnek tam uymuyor bu yüzden.

halil cevap verdi:

- aslında hocam çok güzel uyuyor. çünkü 1400 yıl önce kâinatın sultan'ından bir elçi geldi. ve davetinin ulaştığı herkesi o sultan'a inanmak ve itaat etmekle görevlendirdi. hem ayrıca insanlığın kendisinin ve evrenin sırlarını anlayamama hastalığı vardı. 1400 yıl önce bir uzman geldi ve bu hastalığa karşı "islamiyet" adında bir ilaç sundu. günde 5 defa ezanlarla bu göreve çağrılıyoruz. ve aralarında imam gazali, mevlana, bediüzzaman gibi dahilerin olduğu binlerce uzman bizi bu "islamiyet" ilacına ikna etmeye çalışıyor. bu görev ve bu ilaç bize yazılı. başka görevler veya başka ilaçlar var diyerek reddedemeyiz.

- ama hocam diğer dinler de en az sizin kadar kendinden emin.

halil gülümseyerek cevap verdi:
- burada akıl ve kalp devreye giriyor hocam. islam'ın ilah anlayışı tevhid yani birlik var. hem samediyet yani hiçbir şeye muhtaç olmama var. hem sübhaniyet yani hiçbir noksan ve kusur olmamak var. bu evrene baktığımız zaman da yaratıcısının tek ve kusursuz ve ezeli olması gerektiği görülüyor. elbette ki davetin ulaşmadığı insanların durumu farklı ama bu davetin ulaştığı kişilerin bu davete uymaları gerekir.

- anlıyorum hocam ama evrene bakarsak yaratıcısının islam'ın tarif ettiği şekilde olması gerektiği konusu tartışılabilir.

o sırada teneffüsün bittiğini dersin başladığını gösteren zil çaldı. halil diğer öğretmene dönerek
- evet bu çok güzel bir konu olurdu ama sanırım sen derse gireceksin. ama bu konuda risale-i nur külliyatından 20. mektubu okumanızı tavsiye ederim. hem hz. muhammed'in peygamberliğini de ispatlayan 19. sözü de öneririm.

- okuyacağım hocam. sonra sizle daha detaylı görüşürüz.
-tamamdır hocam şimdilik iyi dersler, diye veda etti halil.

öğretmenler odası yavaş yavaş boşalıyordu.
devamını gör...

risale haber

sayesinde müslüman olduktan sonra ali adını alan rus vatandaşı andrey'den haberdar olduğum site.
buradan
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim