imaninsanıinsaneder yazar profili

imaninsanıinsaneder kapak fotoğrafı
imaninsanıinsaneder profil fotoğrafı
rozet
karma: 1372 tanım: 71 başlık: 132 takipçi: 16
hey there i am using whatsapp

son tanımları


sorumluluk

namaz hassasiyeti olan birinin örneğin saat 13:30'da doktor randevusu olsa ne yapar. öğle namazını ezan okunduktan sonra kılıp kılamayacağını hesaplar. eğer kılıp yetişemeyecekse abdestli gidip ezandan sonra orada kılmayı düşünür. orası namaza uygun değilse muayenesini ikindiye yetişmeyecek şekilde bitirmeyi planlar.

veya takva ehli biri, sosyal hayatta meşru olmayan şehevi bir his uyandığında bunu tatmin etmeyi planlamaz. bu hisle mücadele eder. vesvese gibi göz ardı etmeye çalışır. iradesini ve muhakemesini kullanarak yenmeye uğraşır.

verdiğimiz bu iki örnekte olduğu gibi samimi bir müslüman rastgele yaşayamaz. (nefsini ıslah etmiş veya öldürmüş büyük evliyaların ilham-ı ilahi olan temiz hislerine uyması istisnadır.) samimi bir müslüman; hislerini, heveslerini, hormonlarını, reflekslerini, alışkanlıklarını, duygularını, isteklerini, amellerini, zamanını dahi planlamaya ve kontrol etmeye çalışır.

başarısız olduğunda ümitsizliğe düşmemeyi ve pes etmemeyi, başarılı olduğunda allah'ın lütfunu görüp kendinden bilmemeyi de öğrenmesi gerekir.

tüm bunlar için hayatın direksiyonuna geçmek gerekir. evet bu hayat bir imtihandır. biz bu imtihanda kendimizin koçu, antrenörü hatta satranç ustasıyız. üstad diyor ya: "dümenci neferi"... dümenci neferi ne yapar. tamam dümenin başındadır ama kaptan değildir, rotayı belirleyemez. veya "direksiyonu bırakayım da rüzgar ne tarafa eserse gemi o tarafa gitsin" diyemez. ona emredilen rotaya gemiyi sevk etmekle mükelleftir.

bu noktada z kuşağının neden beklenen dindar nesil görüntüsünü veremediği anlaşılıyor. çünkü hayatlarının direksiyonunu ele alma niyetleri yok. sorumsuz yetiştiler. anlık zevkleri tatmin etmeye programlanmış bir bilinçdeler. tabi anlaşılabilir çünkü gençler ve her kuşağın gençlik zamanı için bu yorum az çok yapılabilir. ama z kuşağı burada daha göze çarpıyor. çünkü el bebek yetiştiler. görev ve sorumluluk bilinçleri doğru ve sağlam bir şekilde inşa edilmedi. nisbeten bilinçli aileler de himmetlerini hep dünyaya verdiler. daha başarılı bir öğrenci olması için uğraştılar.

insana verilen cihazlarla hayvanlara verilenler kıyaslandığında insanın görevinin hayvan gibi sadece yeme içme ve heveslerini tatmin etme olmadığı anlaşılır. insan aklı sadece imanla rahat eder, kalp sadece allah sevgisiyle tatmin olur. nefis sadece islam ile terbiye olur. vesaire...

bugün bir karar vermemiz gerekiyor. kendi hayatımızın dümenine geçecek miyiz, geçmeyecek miyiz? veya dümeni kafamıza göre çevirip buz dağına mı çarpacağız yoksa allah'ın emirlerine uyup selamet sahiline mi yüzeceğiz?

allah bizleri ve akrabalarımızı imtihanını başarıyla verenlerden eylesin. amin...
devamını gör...

evrim teorisindeki açıklar

yeni bilgi

şempanze ile insan genomu arasındaki farklılıkların zannedilenden çok daha fazla olduğunu gösteren, nature dergisinde yayınlanmış bir makale hakkında.
devamını gör...

bağışlanmak


şeytanın mühim bir desisesi: insana kusurunu itiraf ettirmemektir. tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.
وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَل۪يلَةٌ
sırrıyla: nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. hazret-i yusuf aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlîşan,
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ى
dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? nefsini ittiham eden, kusurunu görür. kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. istiğfar eden, istiaze eder. istiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.


risale-i nur'dan

desise: hile, tuzak
istiğfar: allah'tan bağışlanma dilemek
istiaze: şeytandan allah'a sığınmak
enaniyet: benlik, ego
devamını gör...

hayırlı ramazanlar

- ne kadar nimetlerle donatıldığımızı fark etmemizi sağlayan
- kapsamlı bir şükrün anahtarı olan
- nefsimizi terbiye eden
- egomuzun büyüklük sanrılarını kıran
- kur'anın indirildiği ayda, "hoşgeldin" dercesine kur'an okumalarını arttıran
- ve yeme içmenin terkiyle kur'anı melekler gibi karşılamayı sağlayan
- dile, göze, kulağa, hayale de oruç tutturan
- her iyiliğin sevabının kat kat fazla yazıldığı

mübarek ramazan ayı hepimize hayırlar getirsin. cenab-ı hak azami istifade etmeyi nasip etsin
devamını gör...

risale-i nur

ingilizce ve almanca okuduğu halde daha iyi anlayabilmek için türkçe öğrenen ve okudukça hayran kalan bir hollandalı abimiz

siz de okumak için bu uygulamadan yararlanabilirsiniz. buradan
devamını gör...

abd'nin nicolas maduro'yu yakalaması

maduro'nun, ülkesinde belki yüzbinlerce düşmanı vardı ama hiçbiri başı boş olarak ona zarar veremedi. ama birkaç asker büyük bir kuvvete bağlılık sırrıyla esir almayı başardı.
gözle görülmeyen bir virüs de ilahi kudrete bağlılık sırrıyla koca insanı devirebilir.
şuursuz bulut rahmet olan yağmuru indirebilir.
kuru toprak milyonlarca çeşit bitkiye annelik edebilir.
çünkü başıboş değiller. her şeye gücü yeten bir yaratıcının emirlerine ilancılar...
(bkz: bismillah)
devamını gör...

oksijen

aşağıda örneklendireceğim üzere birçok farklı moleküle katılabilmektedir. öyle ki bu moleküllerin kimyasal ve fiziksel özellikleri birbirinden çok farklıdır. ve çok farklı işlevlerde bulunurlar.

bir filmde kahramanın önce savaşta mükemmel bir askerlik yaptığını sonra çok iyi plan kurduğunu sonra çok iyi müzik yaptığını vesaire futbolda, matematikte, resimde, doktorlukta... hepsinde çok yetenekli olduğunu izlesek, bu kadar da saçmalık olmaz deriz. oysa oksijen elementi, aşağıda bulunduğu bileşikleri okuduğunuzda ve bunların kullanıldığı farklı yerleri düşündüğünüzde o filmdeki kahramandan daha harika işler çıkarıyor. peki neden?

çünkü kendi gücüne dayanmıyor. onu işleten yaratıcısının emriyle "bismillah" diyerek hareket ediyor. bir cam parçası güneşe dayandığında onun ışığına, ısısına, renklerine bir yansıtıcı olduğu gibi o oksijen zerresi de rabbinin ilmine ve kudretine dayanarak boyundan büyük işlerin üstesinden geliyor.

oksijenin oluşturduğu moleküllerden örnekler:

oksijen gazı (o₂)
atmosferde soluduğumuz gaz.
iki oksijen atomundan oluşur
2. ozon (o₃)
üç oksijen atomundan oluşur.
stratosferde zararlı uv ışınlarını tutar.
3. su (h₂o)
iki hidrojen + bir oksijen atomu.
yaşam için temel molekül.
4. karbondioksit (co₂)
bir karbon + iki oksijen atomu.
hücresel solunum ve fotosentezde rol oynar.
5. karbonmonoksit (co)
bir karbon + bir oksijen atomu.
zehirli bir gazdır.
6. glikoz (c₆h₁₂o₆)
canlılarda enerji kaynağıdır.
fotosentez sonucu oluşur.
7. sülfürik asit (h₂so₄)
iki hidrojen, bir kükürt, dört oksijen.
güçlü bir asittir (akü asidi olarak bilinir).
8. nitrik asit (hno₃)
bir hidrojen, bir azot, üç oksijen.
gübre ve patlayıcı yapımında kullanılır.
9. silisyum dioksit (sio₂)
bir silisyum + iki oksijen.
kum ve kuvarsın temel bileşeni.
devamını gör...

sübhanallah

biz esas varlıklarız da bir varlığa da kusursuz diyoruz gibi değil.

esas olan kusursuz bir yaratıcı var ve bizi de o yarattı ve bize şah damarımızdan daha yakın ve o kusursuz demek gibi ...

insandaki en kuvvetli his aşk'tır. aşk ise maşukunu kusursuz bilmek ister. yani tesbih etmek ve bu tesbihin manasında derinleşmek, bu tasdiki sağlamlaştırmak, allah'a karşı olması gereken bu duyguyu başkalarına ve kendi egosuna doğrudan kaptırmamak için gerekli.

hem insan aciz öyleyse güçsüzlükten münezzeh olan rabbine secde etmekle rahatlayabilir.

hem insan fakir, öyleyse ihtiyaç ve noksandan münezzeh olan rabbine secde etmekle ferahlayabilir.

hem insan çok şeyle alakadar öyleyse her şeyin dizginini elinde tutan, şeriki(ortağı) olmayan rabbine secde etmekle huzur bulabilir.

hem insan kusurlu, hataları var öyleyse kusurdan münezzeh olan rabbine secde etmeli.

hem insan güzelliğe aşık o halde çirkinlikten münezzeh olan rabbini tanımakla ancak aşk duygusu rahata erebilir.

hem insanda vicdan var. o halde zulümden münezzeh olan merhametli ve adil rabbine imanla vicdanı tatmin olabilir.
devamını gör...

nurculuk

risale-i nur'da hz. ali ra. döneminde başlayan fitnelerin hikmetleri açıklanırken şöyle bir ifade kullanılır:


nasılki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar; fıtrî birer vazife başına geçer. öyle de: sahabe ve tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidadları tahrik edip kamçıladı; "islâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, islâmiyetin hıfzına koşturdu. herbiri, kendi istidadına göre câmia-i islâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemal-i ciddiyetle çalıştı. bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-i imaniyenin muhafazasına, bir kısmı kur'anın muhafazasına çalıştı ve hâkeza.. herbir taife bir hizmete girdi. vezaif-i islâmiyette hummalı bir surette sa'yettiler. muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. pek geniş olan âlem-i islâmiyetin aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi. fakat maatteessüf o güller ve gülistan içinde ehl-i bid'a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.
güya dest-i kudret, celal ile o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. o hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziye ile pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hâfızları, asfiyaları, aktabları âlem-i islâmın aktarına uçurdu, hicret ettirdi. şarktan garba kadar ehl-i islâmı heyecana getirip, kur'anın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı...
mektubat - 100


yani o karışıklıklar hamiyet ehline "islamiyet tehlikededir" fikrini verdiği için herkes islamın bir tarafını kurtarmaya çalıştı.

aynen öyle de 100 yıl kadar önce islam yine tehlikeye düştü. dünyayı kasıp kavuran ateizm vb felsefeler islam topraklarına giriş yaptı. ve hatta bu devlet eliyle bir parça desteklendi. işte o dönemde mesela şeyh süleyman hilmi tunahan efendi kur'anın ve hıfzın muhafazasına, mahmut efendi gibiler islami ilimlerin muhafazasına, kimisi tasavvufun muhafazasına çabaladı. ve saire... işte o dönemde said nursi ve çevresindekiler de kur'an ve islami gelenekte iman esaslarına yönelik delilleri çıkarmaya ve bunlarla müslümanları şuphelerden kurtarmaya çabaladılar. elbette her cemaatte bütün görevler bir parça vardır ama hepsinin de uzmanlaştığı bir alan vardır. o parçayı alıntılıyorum:


işte biz bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin (islam cemaatinin) efradındanız. ve hususî vazifemiz de, kur'anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi i'dam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferidden kurtarmaktır.
tarihçe-i hayat - 566


benim nurculuktan anladığım: risale-i nur'daki hakikatlerle imanını kuvvetlendirmeye çalışmak ve etrafındakilere de bu yolla hizmet etmektir.

estağfirullah
devamını gör...

kalabalık

kur'an-ı kerim'de mealen şöyle bir ayet vardır:

"böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı şahitler olasınız. peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. biz peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geri dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğini (kâbe'yi) kıble yaptık. bu, allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. şüphesiz allah, insanlara rauf(şefkatli) ve rahim (merhametli) dir" (el-bakara, 2/143).


ayrıca peygamberimiz de "ümmetim dalalet üzere ittifak etmez." buyurmuşlardır.

doğru, insanların çoğu hak yolunda değildir. çok nadir zamanlar dışında eğriler doğrulardan hep fazla olmuştur. ama bunu ve kur'andaki bu tarz ifadeleri islam ümmetinin büyük caddesi olan ehl-i sünnete karşı kullanmak doğru değildir.

"namazdan üşenenlere yaranacağım"
veya
"tesettürü inkâr edenlere yaranacağım"
veya
"tasavvuf adı altındaki irşad mekanizmasına savaş açanlara yaranacağım"
veya
"inkılap adı altında şeairi bozan malum şahsın taraftarlarına şirin görüneceğim" diye
hadisleri, sünneti işine geldiği kadarıyla inkâr edenler ise hz. muhammed'in ümmeti hakkındaki kur'andaki iltifatları yok sayıyorlar.

ayrıca başta verdiğimiz ayette olduğu gibi birçok ayette resul'e itaat emredilmiştir.

estağfirullah
devamını gör...

said nursi


bu otuz sene zarfında pekçok mahkemeler ve ehl-i vukuflar(uzmanlar) tedkik(inceledikleri) ettikleri halde, ne nur risalelerinde ve ne de nur talebelerinde hiçbir suç bulamamışlar. yirmidört mahkeme "risale-i nur'da suç bulamıyoruz" dedikleri; dört mahkeme de kat'iyyen(kesinlikle) umum nur risalelerine beraet vererek kaziye-i muhkeme haline gelen kararlarıyla bütün kitabları, mektubları sahiblerine iade etmesi, benim bedelime muarızlara tam cevab veriyor. bana ihtiyaç kalmamış.

emirdağ-2

( parantez içindeki sözlük anlamları tarafımca eklenmiştir)
devamını gör...

dinler

tanım: din kavramının çoğulu

öğretmenler odası (hikaye)

halil öğretmenler odasına girdiğinde rahatlamıştı. 4 saattir ders anlatıyordu, yorulmuştu. dersinin olmadığı bu bir saati dinlenerek geçirmeyi düşünüyordu.

içeri girdiğinde köşede 2 öğretmeni sohbet ederken buldu. selam verip yanlarına oturdu. yeni çıkmış bir stand up gösterisi hakkında konuşuyorlardı.

- yani hocam bizimkiler de komik ama yerele hitap ediyor. esprileri kültürümüzle ilgili. mesela geçen yabancı bir şovmeni izledim. adam her yerde anlaşılacak espriler yapıyordu.
- aynen hocam oralar hem daha özgür. her konuya dalabiliyorlar. mesela ismini hatırlamadığım birisi neden ateist olduğunu açıklarken şey diyordu: dünyada bin tane tanrıya inanılıyor. siz 999 tanesini reddediyorsunuz. ben sadece sizden 1 tane fazlasını reddediyorum.

2 öğretmen kendi aralarında gülüştüler. halil çok bozulmuştu, onlar sohbete devam ederken biraz düşündü. sonra bir sessizlik anında o öğretmenlerden birine dönerek sordu:

- hocam sıradaki dersiniz hangi sınıfa?
- 7-a ' da hocam
- bence gitmeyin hocam, dedi halil
şaşırdı ve -neden, diye sordu diğer öğretmen.
"çünkü okulda 30 sınıf var. diğer öğretmenler 29 sınıfı terk edip 1 ine gidiyor. siz onlardan sadece 1 fazla sınıfa gitmemiş olacaksınız. hem tansiyon hastaları bundan sonra ilaç kullanmasın. çünkü dünyada diyelim 5000 ilaç var. ha 4999 tanesini içmeyi reddetmişsin ha 5000 tanesini de."

muhatap öğretmenler bir süre sessiz kaldı. sonra biri konuştu:

- hocam ne demek istediğinizi anladım biraz önceki tanrılar konusuna atıfta bulunuyorsunuz. yani ben inançlıyım ama şeytanın avukatlığını yaparsam benim hangi sınıfa görevlendirdiğim belli ortada resmi bir görevlendirme var. hem tansiyon hastalarının hangi ilacı kullanacağı da bir uzman tarafından belirleniyor. bence verdiğiniz örnek tam uymuyor bu yüzden.

halil cevap verdi:

- aslında hocam çok güzel uyuyor. çünkü 1400 yıl önce kâinatın sultan'ından bir elçi geldi. ve davetinin ulaştığı herkesi o sultan'a inanmak ve itaat etmekle görevlendirdi. hem ayrıca insanlığın kendisinin ve evrenin sırlarını anlayamama hastalığı vardı. 1400 yıl önce bir uzman geldi ve bu hastalığa karşı "islamiyet" adında bir ilaç sundu. günde 5 defa ezanlarla bu göreve çağrılıyoruz. ve aralarında imam gazali, mevlana, bediüzzaman gibi dahilerin olduğu binlerce uzman bizi bu "islamiyet" ilacına ikna etmeye çalışıyor. bu görev ve bu ilaç bize yazılı. başka görevler veya başka ilaçlar var diyerek reddedemeyiz.

- ama hocam diğer dinler de en az sizin kadar kendinden emin.

halil gülümseyerek cevap verdi:
- burada akıl ve kalp devreye giriyor hocam. islam'ın ilah anlayışı tevhid yani birlik var. hem samediyet yani hiçbir şeye muhtaç olmama var. hem sübhaniyet yani hiçbir noksan ve kusur olmamak var. bu evrene baktığımız zaman da yaratıcısının tek ve kusursuz ve ezeli olması gerektiği görülüyor. elbette ki davetin ulaşmadığı insanların durumu farklı ama bu davetin ulaştığı kişilerin bu davete uymaları gerekir.

- anlıyorum hocam ama evrene bakarsak yaratıcısının islam'ın tarif ettiği şekilde olması gerektiği konusu tartışılabilir.

o sırada teneffüsün bittiğini dersin başladığını gösteren zil çaldı. halil diğer öğretmene dönerek
- evet bu çok güzel bir konu olurdu ama sanırım sen derse gireceksin. ama bu konuda risale-i nur külliyatından 20. mektubu okumanızı tavsiye ederim. hem hz. muhammed'in peygamberliğini de ispatlayan 19. sözü de öneririm.

- okuyacağım hocam. sonra sizle daha detaylı görüşürüz.
-tamamdır hocam şimdilik iyi dersler, diye veda etti halil.

öğretmenler odası yavaş yavaş boşalıyordu.
devamını gör...

risale haber

sayesinde müslüman olduktan sonra ali adını alan rus vatandaşı andrey'den haberdar olduğum site.
buradan
devamını gör...

evren

bismillahirrahmanirrahim

ateistler bu kâinatın tesadüfen oluşamayacağı konusunda köşeye sıkıştıklarında, sığındıkları argümanlardan biri de bu cümle oluyor:"belki farklı boyutta uzaylı bir çocuğun ev ödeviyiz, islam'ın yaratıcısına mecbur değiliz(haşa)!"

öncelikle üstad bu tarz vesveseler için çok güzel bir ilaç sunuyor. aynen alıntılamak istiyorum:

"
لَا عِبْرَةَ لِلْاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَل۪يلٍ
yani: "bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure; hem usûlü'd-din, hem usûlü'l-fıkhın kaide-i mukarreresindendir."
sözler - 278

evet bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur. yani mesela ben birine "karadeniz çok güzel gidip gezelim" desem, o da "belki yere batmıştır" dese saçmalık olur. evet bilmediğimiz bir yolla karadeniz yere batabilir. ama bu ihtimal bizim onun mevcut olduğuna dair yakinimize zarar vermez. aynen öyle de bu kâinatın tek, samed, ezeli, bâki bir rabbin eseri olduğuna sayısız alametler vardır. ateistlerin "bu da olabilir" dediği seçeneklerin ise hiçbir delili, işareti yoktur. öyleyse bu tarz ihtimaller inkara sebep olamaz.

bu kâinatın bir ilim ve irade sonucu yaratıldığını biraz tefekkür eden herkes kabul eder. sebeplerin aczinden başka, sonsuz ihtimaller içinde hep en doğru seçeneğin seçilmesi de tesadüfü matematiksel olarak imkansızlaştıyor.

şimdi o zaman bir tefekkür edelim:

1. bu kâinatta her şey birbiriyle bağlı yani "suyun kaldırma kuvveti"ni kim yarattıysa, insana o kuvveti kullanarak gemiler yapma imkanı veren zekayı da o yaratmıştır.

2. bu kâinatı yoktan var eden bir ilim ve irade ve yaratıcılık gücünün sahibi ezeli olmalıdır. kâinatta yer alan tekamül kanununa tabi değildir. evrende her şeyin bir ömrü vardır. oysa yaratıcı bunun dışında olmalıdır. ezeli ise o zaman ebedidir. ezeli ise o zaman varlığı hiç bir şeye bağlı değildir. ezeli ise hiçbir şeye muhtaç değildir. yani samed'dir. ev ödevi gibi sanrılardan münezzehtir.

3. yer yüzünde gördüğümüz ışığın güneşten geldiğini biliyoruz. güneş milyonlarca kilometre uzağa ışığını gönderir. güneş ise madde ile kaimdir. ve ışığı da maddi yollarla açıklanabilir. oysa bu kâinatın yaratıcısının tecellilerine gördüğümüz kadarıyla hiçbir şey engel olmuyor. madde, mana, ruh alemlerinde hükmü engelsiz geçiyor. yani allah'ın nuru için bir sınır yoktur. o halde nurennur olan allah'ın hükmünün dışında bir şey olamaz ki ona misil, benzer, ortak, denk, şerik olsun. o tektir, vahiddir, ehaddir.

4. ilk maddede dediğimiz gibi kâinatı yaratan zat insanın aklını ve kalbini de irade etmiştir. insana "nasıl, neden" gibi sorular veren o zat-ı zülcelalin o akla uygun cevaplar vermemesi, insanın kalbine hayret, muhabbet gibi duygular verenin kendini tanıttırmaması mümkün değildir.

5. insanlık tarihine baktığımızda bu sorulara en güzel cevap veren, bu duyguları en güzel mecralara sevk eden islamiyet'tir. bu ve bunlar gibi binlerce sebepten dolayı diyebiliriz ki:
"kainat ve yaratıcısı hakkında tek muteber kaynak islam ve kur'an, son öğretmen de hz. muhammed'dir.(sav)"

(bu manaları daha detaylı tefekkür etmek isteyenleri ikinci şua risalesini okumaya davet ediyorum.)

iman nimetinden dolayı allah'a hamd olsun.
devamını gör...

sigarayı bırakacaklara tavsiyeler

sigarayı bırakmaya yardımcı zikirler

ya baki entel baki
yani; şu anda gelen sigara içme isteği geçicidir oysa israf, sağlıksızlık ve pislik noktasında en azından mekruh belki de haram olan sigara içmemekle hasıl olan rıza-yı ilahi, allah'ın teveccühü ve iltifatı ve muhabbeti bakidir.

ayrıca sigara içersem duyacağım tatmin hissi de geçicidir oysa gazab-ı ilahi bakidir.

hasbünallahi ve nimel vekil

şu anda gelen sigara özlemiyle hasretini çektiğim hafif zevkten daha ulvi, daha parlak, daha güzel bir zevk allah'ı düşünmekte, tanımakta, sevmekte vardır.

allahümme salli ala seyyidina muhammed

allah'ım hayatı boyunca temizliğe ve hikmete riayet etmiş resulüne salat ve onun hürmetine de bize rahmet et ki bu pis işe bulaşmayalım.

رَبِّ اِنّ۪ى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
(hz. eyyüb aleyhisselamın duası)

ey rabbim benim hatalarım sonucu sigara tiryakiliği illetiyle büyük bir zarar bana dokundu. bu illet beni temiz cemaatlerden uzak tutuyor ve orucumu zorlaştırıyor. sen ise erhamürrahiminsin. beni kurtar. amin.

temizlik imandandır.
vücut ve sağlık emanettir.
devamını gör...

en iyi kitap okuma uygulamaları

biri için

bu uygulamada
>allah'ı tanıtan
>rızasına ulaşma yolunu gösteren
>kâinatın ve insanın yaratılış gayelerini, nerden gelip nereye gittiğimizi gösteren (bkz: kur'an-ı kerim) ve meali okunabilir.

ayrıca, kur'an-ı hakîm'i mana olarak tefsir eden, iman hakikatlerini mantıksal olarak ispatlayan, kader ve haşir gibi müşkül meseleleri izah eden, iman, ihlas, takva gibi değerler kazandıran risale-i nur da okunabilir.

uygulamada kelimeye basınca lügat manası çıkıyor. gerek kur'an ve gerek risale-i nur okurken kafanıza takılanları ise (bkz: sorularla islamiyet) ve (bkz: sorularla risale) sitelerinden araştırabilirsiniz.
devamını gör...

kürt

israil né hevale kurdaye (israil kürtlerin dostu değildir)

(ön not ve özür: her ne kadar ara sıra kürtçe okumalar yapsam da akademik bir eğitim almadığım için yazı perişan bir halde. ama ebnayı cinsimle önemli bir konu hakkında ana dilimde bir parça sohbet etmek istedim. yazının sonunda türkçeye tercümesi var. eleştirel yorumlara açığım. kusurumu allah affetsin)

der dora 33 sal bere bı dayıkaki kurmancra hatıme dıne. bav u diya xwe mı hılnejart. hema bexteyarım ku maleki müslüman de bum. kurdbune xwe da ji razıme. çünkü gelle kurd nav ümmete islame azayeki bı şeref u rumete. wek selhaddin, wek bediüzzaman sed hezaran sıddık u salih u şehit nav xwe de derxıstıne. mırovati u merdi ji naw gelle kurd ra giringe.

her tım jı dıle xwe de bo gelle xwe rındi u xweşi dıxwazım. disa jı birnakım ku gelle xwe mı hılnejart. her reng u her zıman ayeteki xwadeye.

metırsın! ez ser rojeve na peyıvım. bawer dıkım ku çebun ne serseriye. her tışt bı emre xwade çe dıbe. xwade ji rahim u kerim e.

ez ser hevalti u bırati bıpeyıvım. ere hevalti lazıme. hema hevaltiye rasti eve ku; roje kıyamete de ji, hetta ebede berdevam be. inşallah pıreki kurdan re ji, pıreki türk u ecem u ereb re ji, ser cihane milyar nivek heval u bıraye mın u rasti hene. u bı kereme xwade ew hevaltiya hetta ebede devam bıke inşallah.

gelle xwe hezkırın, ruheki fedai kışandın tışteki xweşe. hema her xwadiye aqıl u feğm dıhune ku netewperweriyeki agresif bo her gella hususan gelle kurd xetereye. çünkü em cirane xwe re tevlıhev bune. ser ew hali nişadperesti wek agıre ber barute bıdi xetereye.

we dawiye de medyaya ciwaki de henek insan ten peş mın. bın berruye hamiyete kurdbune de propagandayi israil dıkın. henek ehmake ji riya van dere.

raste, sedsalen ku derbaz bu; bo gelle kurd pır zor bu. pır eziyet u ihanet kışandın. hema ew pewajoye de aqıle cirane me té serı. mafen gelle kurd, mekamen heri jor da te bahskırın. pewajoyen hevidar devam dıkın. ser vi hali gere her ferda hamiyetkâr hêz bıde aşıti.

belé, israil daxuyaniya dıde ku; wek pışta kurda bıgre. hema ew listıke. dıxwaze ku dıjmına xwe yani ümmete islam nav xwe da şer bıke u hézen van bışke. samimi buya ji disa deste wan nedıhat gırtın. zira deste wan da xwina hezaran zarok hene.

gere gelle meyi kurden aqılmend, hışyar be! dua u bırati u alîkarîyen ebediyen milyar nivek müslüman bo âlifen israil ber nede. u diroka xwayi islami lekedar neke.

xwadeyi rahman re banga mın ewe ku: "mavuna ümmete muhammed re yekitiyeki bı rumet çéke! amin.

türkçesi:
yaklaşık 33 yıl önce kürt bir anneden doğdum. baba ve annemi ben seçmedim ama müslüman bir evde dünyaya geldiğim için bahtiyarım. kürtlüğümden de razıyım. çünkü kürtler islam ümmeti içinde şerefli ve onurlu bir azadır. selhaddin eyyubi ve bediüzzaman gibi yüzbinlerce sıddık, salih ve şehit çıkarmışlardır. insanlık ve mertlik de kürtler arasında çok değerlidir.

her zaman halkım için iyilik ve güzellik istiyorum. yine de biliyorum ki halkımı ben seçmedim. ve her dil ve her renk allah'ın bir ayetidir.

korkmayın, gündem hakkında konuşmayacağım. inanıyorum ki hiçbir olay tesadüfi değildir. her şey allah'ın emriyle olur. allah ise rahim ve kerim'dir.

ben arkadaşlık ve kardeşlik hakkında konuşacağım. evet dostluk lazımdır. ama gerçek dostluk odur ki; kıyamet gününde de hatta sonsuza kadar devam etsin. inşallah kürtlerin çoğuyla da, türk, arap ve farsların çoğuyla da, dünyada bir buçuk milyar insanla da böyle bir dostluğumuz ve kardeşliğimiz var. ve allah'ın keremiyle bu dostluk sonsuza kadar devam edecek inşallah.

milletini sevmek ve fedai bir ruh taşımak güzel bir şeydir. ama her akıl sahibi görür ki: agresif milliyetçilik her millet için özellikle kürtler için tehlikelidir. çünkü biz komşularımızla karışmışız. bu halde ırkçılık baruta ateş dökmek olur.

son zamanlarda sosyal medyada önüme bazı insanlar çıkıyor. kürtlük hamiyeti maskesi altında israil propagandası yapıyorlar. bazı ahmaklar da bu yolda gidiyor.

doğru, geçtiğimiz yüzyıl kürtler için çok zordu. çok eziyet ve ihanet çektiler. ama bu son süreçte komşularımızın aklı başına gelmeye başladı. kürtlerin hakları en üst makamlarda bahsedilir oldu. ümit veren süreçler devam ediyor. bu halde her hamiyet sahibinin barışa kuvvet vermesi gerekir.

evet, israil, kürtlere destek verirmiş gibi açıklamalar yapıyor. ama bu bir oyundur. düşmanlarının yani müslümanların kendi aralarında savaşmalarını ve güçlerinin kırılmasını istiyor. ama samimi olsalardı bile onların eli tutulmazdı. çünkü ellerinde binlerce çocuğun kanı var.

zeki kürtlerimiz uyanık olmalı! bir buçuk milyar müslümanın duasını, ebedi kardeşliğini ve desteğini, israil'in yemleri yüzünden terk etmemeli. ve islami tarihini lekelememeli.

rahman olan allah'tan niyazım şudur ki: "ümmet-i muhammed arasında onurlu bir birlik meydana getirsin." amin.
devamını gör...

şükür

afet hanım, kafasını kaldırıp peron numaralarını okumaya başladı. evet doğru peronda duruyordu. eşiyle ayrıldıktan sonra felsefe öğretmenliği yaparak okuttuğu, üniversiteye gönderdiği kızını bekliyordu.

birkaç dakika sonra otobüs göründü. otobüs yaklaştı, perona girdi ve durdu. kapı açılınca başta muavin olarak yolcular inmeye başladılar. sevinç ve heyecanla kızını beklerken bir anda dona kaldı. kızının başı örtülüydü. onlarca ihtimal geçti aklından. kızı hızlı adımlar ve mütebessim bir yüzle ona koştu. ellerine sarıldı, öptü ve kucakladı. o da sarıldı.

bir anda adet olarak sorulması gereken her şeyi unutmuştu. kızı yağmur başladı konuşmaya:
-nasılsın anne?
- iyiyim kızım teşekkür ederim sen nasılsın yolculuk nasıl geçti?
bu soruları sorarken aklı sadece kızının başındaki örtüdeydi. kendisi henüz 20 yaşında ateist olmuştu. kızını da yıllarca çağdaş bir şekilde yetiştirmeye çalışmıştı. aslında son aylarda bir gariplik seziyordu ama yine de yaşadığı şok büyüktü. şimdi bu halde görünce biraz da korkmuştu. bavulu alıp eve gittiler. yol boyunca hiç konuşmadılar. eve gelince artık dayanamayıp sordu:
- kızım bu ne hal? ne oldu sana?
- annecim çok güzel bir şey oldu. ben rabbimi ve onun elçisini tanıdım. başımda da onun emrini taşıyorum. sana telefonda yarım yamalak bahsetmek istemedim. beni bağışla.
- kızım ne diyeceğimi bilemiyorum. bunların eski masallar olduğunu sana defalarca anlatmıştım. nasıl olur da inanabilirsin diye hayret ediyorum.
- hayır annecim, din masal değil, evrenin hakikati. hatta zaman ihtiyarladıkça kur'an gençleşiyor. mesela senin kullandığın 'eski masallar' ifadesine benzer bir ifade kur'an'da müşriklerin iddiası olarak geçiyor. yani kur'an-ı kerim eski bir mitoloji değil devam eden bir davanın, hükmü devam eden ilancısı.
- inanamıyorum. benim kızım mı bunları söylüyor? neyse sakinleşmeye çalışıyorum. inancın elbette seni ilgilendirir. ama bu inanç insanı sıkan, sınırlayan bir inanç. seni mutsuz etmesinden korkuyorum.
- hiç endişelenme anneciğim. ben olabilecek en mesud halimdeyim. rabbimi tanıyorum. onun rahmetinin her şeyi kuşattığına inanıyorum. içimde sonsuz bir huzur var.

afet hanım bir süre sustu. sonra konuşmaya başladı:
- hayır izin vermiyorum. tamam istediğin şeye inanabilirsin. ama başını örtmene veya gidiyorsan herhangi bir tarikata, cemaate gitmene izin vermem.
- annecim sen benim adıma hürmete en layık insansın ama allah'ın emrinin olduğu bir konuda seni dinleyemem.
- nasıl yani? sana verdiğim onca emeği inkâr mı ediyorsun?
- hayır, asla. imanımla çelişmeyen her emrini yerine getiririm ve sana da ömrümün sonuna kadar bakarım.
- nankörsün.
- hayır anne! ben senin bana karşı şefkatini ve ikramlarını inkar etmiyorum. bunlar için teşekkür de ederim. ama seni ve beni yaratan, senin kalbine bana karşı şefkati yerleştiren rabbime nankörlük edemem.
- o şefkati biri vermedi. biyolojik süreçlerle oluştu.

yağmur, birden gülümsedi.

- annecim biyolojik süreçler böyle hikmetli ve rahmetli işleri yapamazlar. şuursuz maddelerden bu kadar hikmetli işlerin çıkması mümkün değil. bu işleri yapan perde arkasında biri var. beni her an binlerce rahmet tecellisiyle yaşatan biri var. ve ben "o"na şükür ediyorum.
- ne yani sebep-sonuç ilişkilerini de mi inkâr ediyorsun?
- bir bakıma evet. bir bakıma hayır. doğru, allah bu kâinata bazı adetler koymuştur. ama sonuçları yaratan kendisidir. anne sen daha iyi bilirsin zaman da bir boyuttur değil mi? peki şu andaki maddeleri bir sonraki ana taşıyan şey ne? nasıl uzayda ki boyutların bir sebebi varsa zamanın da bir sebebi olmalı. her an her şey yeniden yaratılır. sadece biz akışın içinde olduğumuz için farkında değiliz.

afet hanım söyleyecek bir şey bulamadı. kızının aklı başında tavrı ve cümleleri onu etkilemişti. sonra konuşmaya başladı:
- neyse sen duş al, üstünü değiştir. ben de biraz dinleneceğim.

odasına gitti. kızının söyledikleri aklından gitmiyordu. birden gözüne fotoğraf makinesi ilişti. birkaç yıldır doğa fotoğrafları çekmeye başlamıştı. manzaralara büyük bir hayranlık duyuyordu. ara sıra bu manzaraları verdiği için bir güce teşekkür etmek istediğini hatırladı. doğa'nın ne manzaraları hediye edecek kadar düşünceli ne de teşekkürü anlayacak kadar bilinçli olmadığına hayıflandı. kızının teşekkür ve şükür hakkında söylediklerini düşündü. kalktı kızının el çantasını açtı. orada ismini daha önce duyduğu "bediüzzaman said nursi"nin yazdığı "tabiat risalesi"ni gördü. açıp okumaya başladı.

( şükür risalesini okurken aklıma gelen bir hikaye. tabi hikaye hayali ama bazı hakikatlerin anlaşılmasına bir mirsad-ı tefekkür olabilir diye kaleme aldım.)
devamını gör...

türkiye nasıl düzelir sorunsalı

bismillah

her ne kadar bakmaktan kaçınsak da her gün maruz kaldığımız haberler, cemiyette yapılan dedikodular, irfan merkezi olan bu coğrafyada yaşanan türlü çeşit ahlaksızlığı gözler önüne seriyor.

oysa sosyal hayatın direği güzel ahlaktır. peygamberimiz de "din güzel ahlaktır." ve "ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim." buyurmuştur.

peki hem kendi nefsimizde hem sosyal hayatta baş gösteren kötü ahlakı nasıl güzelleştirebiliriz? galiba önce sorunun nereden kaynaklandığını bulmalıyız. burada bir hadis ve risale-i nur'dan bir alıntıya müracaat edeceğiz.

peygamberimiz (sav) "dünya muhabbeti bütün hataların başıdır." buyurmuştur. said nursi dünyanın üç yüzünden bahseder.

1. yüz: esma-i hüsnanın tecelligahı. bu yüz sevilmeye hatta aşka layıktır.
2. yüz: ahiretin tarlası. bu yüz de çalışmaya ve sevmeye layıktır.
3. yüz: dünyevi heveslere bakan yüzü. bu yüz nefrete ve tahkire layıktır. çünkü aldatır. elemlidir. bütün hataların da sebebidir.

evet kötü ahlak olan endişe, hırs, inat, haset, kibir gibi şeyler dünyayı doğru okuyamamaktan kaynaklanır.

bu konuda mektubat kitabında 9. mektubun "salisen" ile başlayan kısmını bütün psikologlar, hocalar, öğretmenler, ebeveynler, siyasetçiler okumalıdır. orada çok güzel bir ölçü veriliyor.

mesela "gelecek endişesi" hissinden bahsedersek: bu hissi dünyanın üçüncü yüzüne sarf etmek kişiyi harama sevk edebilir. risale-i nur'da "bütün ahlak-ı seyyienin menbaı" olarak zikredilen faiz, insanların gelecek endişesini yanlış yönetmesinden doğar. ve kapitalizmin "faiz" sistemi toplumlarda gelir adaletsizliğini arttırarak bir çok ahlaksızlığa da zemin hazırlar.

oysa "gelecek endişesi" büyük oranda ahiret için verilmiştir. kısa, geçici bu dünya için bu değerli hissi harcamak; elmas fiyatına cam almak gibidir. ve insanları faize, yolsuzluğa, rüşvete sevk edebilir.

mesela sokakta çocuklar anlık bir ego tatmini için akranlarının canına kıyıyorlar. medya ve müzik piyasasının ahlaksız rol modeller üretmesi yüzünden gençlerin bir kısmı kişiliklerini zorbalık, uyuşturucu ve zinayla kirletiyor. oysa "ene risalesi" ni anlasalar ve asıl kemallerinin kullukta olduğunu anlasalar, hem bu dünyada birkaç aptalın gözüne girmeye çalışmanın ne kadar ahmakça bir çaba olduğunu "tevhid" ve "ihlas" sırlarıyla anlasalar elbette bu hataları yapmazlardı.

işte her ahlaki özelliğe bu yönde bakılabilir.
inatçı mısın kardeşim? o zaman bu fani dünyanın zararlı ve aldatıcı şeyleri için değil, bâki alemin bâki işleri için inat et.
sevilmek ve onaylanmak mı istiyorsun? fanilerin, acizlerin ve aptalların değil, tüm kâinat kendi kemal ve cemaline duyduğu muhabbetin neticesi olan bir zat tarafından sevilmeye ve razı olunmaya çalış.
hırslı mısın? fani dünyanın gereksiz şeyleri için değil, büyük oranda ahiret için hırs ve azim göster.

bunlar gibi kuvvetli hisler allah ve ahiret hesabına terbiye edilirse "ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan eder. "(sözler)

mektubat'ı okurken kendi nefsime bir tefekkür olarak başladığım bu yazıyı bir dua ile bitirmek istiyorum:
"allahım güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdiğin habibin hürmetine bizim ve toplumumuzun ahlakını güzelleştir. ve o habibine ümmetinin her güzel ameli sayısınca salat u selam eyle. amin."
devamını gör...

rahman

geçenlerde sosyal medyada bir yazı gördüm. bir zat izlediği belgesellerden dolayı doğada vahşetin hüküm sürdüğü ve -haşa- muhteşem ve merhametli bir yaratıcının eseri olamayacağı sonucuna varmış.

mesele avcı-av olunca, size en bilindik av olan ceylanlar hakkında bir bilgi vereyim mi? av denince akla ilk gelen ve nerdeyse savunmasız olan ceylanlar fıtri ortamlarında ortalama 10 yıl, koruma altında ise ortalama 14 yıl yaşıyorlar. isteyen araştırabilir. 1-2 yıl eksik fazla yazan kaynaklar da vardı ama google üzerinden yaptığım araştırmadan edindiğim ortalama bilgi buydu.

bu bilgi bize ne diyor biliyor musunuz: koruma altında olan, yiyeceği hazır olan, veteriner kontrolünde olan ceylan sözümona "vahşi doğa"daki türdaşından yalnızca 3-4 sene fazla yaşıyor.

hadi bu bilgiyi değil de aradaki farkın 6 sene olduğunu söyleyen nadir kaynakları ele alalım. yine de ceylan gibi savunmasız bir canlı için avcılarla dolu bir ortam ile koruma ve gözetim altında olduğu bir ortam arasında bu fark yetersizdir.

hem diyelim ki dinsizliğin mevhum "vahşi doğa"sı hayvanların ömrünü kısaltmış olsun. yine de geçmiş elemi ve gelecek korkusu olmayan o canlıları senelerce rahatça yaşatan, doğduğu anda anne şefkati ve sütünü gönderen, rızıklandıran, göç rotalarını ilham eden bir rahmet inkâr edilebilir mi?

hem canlıların yaşadıkları sıkıntıların bir çok hikmeti var.
- hayat nurunu inkişaf ettirmek,(zira sıradan bir hayat yokluğa yakındır, sıkıntılarla tahrik edildikçe hayat vasıfları kazanır.)
- 1001 ismin tecellilerini tazelendirmek

gibi hikmetleri var.

diyelim ki bir sınıf öğretmeni bir sınıfı pikniğe götürse, çocuklar saatlerce eğlendikten yedikten içtikten sonra çocuklardan ikisi kavga etse ve sonra barışsa, o öğretmene "kötü yaptın" denilebilir mi? denilemez.

o halde hayvanları hiçten var eden, vücut giydiren, ruh veren ve birçok farklı nimeti tattıran rahman için birçok hikmete binaen verdiği ölüm için bir tenkidde bulunmak haksızlık olacaktır.

hayvanların tek bir hücresine bakarsanız bile muhteşem bir sanat ve hikmet ve rahmet görürsünüz. o halde koca hayvanlar alemini başıboş, vahşet içinde görmek bir gerçeğin kabulü değil, bakış açısının bozukluğudur.

yüzbinlerce çeşit hayvanı besleyen, giydiren, yaşatan umumi rahmeti görmeyip, çok hikmetli ölümlerinden dolayı bir vahşet ithamında bulunmak korkunç bir iftira ve psikolojik bir karamsarlık hastalığıdır.

yazıyı bitirirken yunus emre gibi deriz:

"sular dibinde mahi ile
sahralarda ahu ile
abdal olup ya hu ile
çağırayım mevlam seni"
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim