düşününce insanların sosyal medyada kendini beğendirme isteğinde bulunması size de garip gelmiyor mu? içi kan ağlarken internette mutlu görünmeye çalışan onlarca insan tanıyorum. tanımakla kalmayıp bu insanların mutluluktan beklentilerini de gözlemliyorum.
geçenlerde ismini vermek istemediğim bir dostumla sabah konuştuğumda ruhen yorgundu, kendini mutlu hissetmiyordu. bir süre dertleştik sohbet ettik. akşam bana tekrar yazdı ve mutluluğu mesajdan dahi anlaşılabiliyordu. ona gün içinde sabah mutsuzken nasıl şu an bu kadar mutlu olabildiğini sordum çünkü aniden bu kadar mutlu olabilme sebebini merak ediyordum. sosyal medyaya attığı fotoğrafın fazla like aldığını ve bu yüzden mutlu olduğunu söyledi.
yine geçenlerde ortaokuldan bir arkadaşımın youtube kanalı olduğunu ve bir süredir vlog paylaşımları yaptığını öğrendim. merak edip kanalını incelemeye koyuldum bir videosundaki şu cümleleri dikkatimi çekti. “arkadaşlar çok mutluyum şu aralar, sosyal medya hesaplarımdaki takipçilerim artıyor, beğenilerim artıyor.”
bu gözlemlediklerimde beni şu noktaya getirdi. bilimsel ve teknolojik gelişmeler bizi mutlu edebiliyor evet ve bunda gayet de başarılı oldukları aşikâr. fakat mutlu olmaya çalışırken aynı zamanda kendimizi tutsaklaştırdığımızın farkında mıyız? belki de mutluluğu yanlış yollarla arıyor, bulduğumuzu sandığımız mutluluk aslında bir tuzaktır…
yazıma hemen hemen hepimizin kullandığı ve kullanım sayısının durmaksızın arttığı sosyal medyayı kullanarak başladım. yanlış anlaşılmasın daha ağır ve süslü bir dille girebilirdim yazıya ama okumasını hedeflediğim kitle için yazımı basitleştirmeyi, basitleştirirken kaliteden taviz vermemeyi tercih ettim.
ilk olarak; mutluluğu hiçlikte arayacak kadar mutsuz muyuz?
evet hiçlik. kocaman bir hiçlik ve bilinmezlik bana göre sosyal medya. varlığından emin olamadığımız kullanıcıların yokluklarında etkilendiğimiz, hiçlik yüzünden zaman zaman kaygılanıp, bazen de hiçlikten mutluluk duyduğumuz bir platform. insanlar burada “insan” değil. bambaşka canlılara dönüşüyorlar. bu bilinmezlik havuzunda bizi mutlu edecek şeyler olduğu kadar, bizim mutsuz edecek de onca “şey” var.
işin çok daha üzücü kısmını farklı bir perspektiften sizlere sunmak istiyorum. hiç sosyal medya vasıtası ile başka birinin intiharına, ölümüne sebep olduğunuzu düşündünüz mü? ve bunu yaparken sosyal medyayı “mutlu olabilmek” amacıyla kullanıyordunuz…
ne saçmalıyorsun espinyel ! neden ya da nasıl birinin intiharına sebep olabilirim ki saçmalama.
düşünmüyorsun! senin izlerken güldüğün o videodaki kişi olduğunu düşün ve bir an için empati yap bu yazıyı okurken. binler, yüzbinler belki de milyonlar seni izleyip gülüyor alay ediyor. bunu yaptıkları şey belki de senin uzun süredir ciddiyetle hazırlandığın bir etkinlikteki başına gelen aksaklık belki de başlı başına o etkinlik. diğer insanlar seni izleyip gülerken, yolda gören kişiler seninle alay ederken psikolojinin nasıl olabileceğini düşün.
ve bu psikolojik baskıyı kaldıramadığını düşün…
gencecik yaşında, hayatının baharında. karanlık geleceğimizi aydınlatabilecek olan sen, artık karanlığa karışıyorsun…
işin en üzücü tarafı da ne biliyor musun? insanlar sen acı çekerken bu durumdan “mutlu oluyor.” nasıl bir halde olabileceğini düşünmeden, kişisel odaklı düşündükleri için bu halde olmana sebep oldular.
gördün mü! seni mutlu eden sosyal medya bir başkasının intiharına sebep oldu. bunu sen yaptın!
bilim insanları mutlu etmeye yetmemiştir gibi bir algı oluşmasın kesinlikle mutlu etmeye yeterlidir. burada sormamız gereken asıl soru bizim mutlu olabilmek için ne kadar çabaladığımız, mutluluktan ne beklediğimiz ve insanoğlunun ahlaksızlığı olmalıdır.
insan nasıl mutlu olur düşündünüz mü? sevdiği insanla baş başa verip gökyüzünü izlerken mi mutlu olur insan? sabah kalktığında yanında göreceği o güzel suratla mı mutlu olur?
yoksa insan kahvaltısını yaparken aldığı hissenin borsada değer kazandığını görünce mi mutlu olur?
annesine sarıldığında, arkadaşlarıyla piknikte, dostunu karşılamak için otogarda, uzun bir yolculuğa çıkmak için tren garında, sevdalısını görmek için çeşme başında, kız kulesini izlerken sahil kenarında…
belki de en başta bahsettiğim gibi yalan bir sanal dünyadır mutluluk?
sahiden mutluluk bunlardan hangisi?
mutlu olabilmek için bunlardan hangisini yapmalı insan?
bana kalırsa mutluluk diye bir şey yoktur ve bu saydıklarım size göre mutluluk sebebi olsa da bana göre bir mutluluk sebebi değildir. “mutluluk” denen olgu çok uzaklarda, görmek olanaksız.
benim fikrime göre insan mutlu olamaz sadece daha az acı çeker. bu saydığım etkinliklerden bazıları insana maneviyat olarak iyi gelmesi onu mutlu etmek için yeterli değildir. sadece acısını hafifletir onun daha az acı çekmesini sağlar. yani sonuç itibariyle insan yine mutlu olamaz.
mutluluk a noktasından yola çıkıp b noktasına ulaşmaya çalışmak gibi. nereden çıktığınız ve nereye ulaşacağınız belli değil. b noktasına ulaşabilirseniz tebrikler! mutluluk arayışını başarıyla geçtiniz ve artık da az acı ile yaşayacaksınız.
diğer bir açıdan değerlendirecek olursak, nasıl mutlu olabileceğimiz biliyor muyuz? her insanın mutluluktan beklentisi farklıdır. aynı şekilde filozoflarda mutluluğu kendilerine göre tanımlamıştır. kimisi mutluluğun öğrenilen bilgi ile doğru orantılı olduğunu söyler, kimisi mutluluğu hazlarında ve heveslerinde bulmaktadır, kimisi ise mutluluğun rahat bir yaşam ile elde edilebileceğini düşünür.
rahat bir yaşam nasıl olurdu ki? şu an içerisinde bulunduğumuz durumdan pek farklı olacağını düşünmüyorum. etrafımız sürekli makineler ve robotlarla dolu. her yer belli bir sisteme göre dizayn edilmiş. bu yaşantımızı kolaylaştırsa da fark edemediğimiz bazı sorunları da beraberinde getiriyor.


sabah uyandınız ve kahvaltı yapacaksınız. evden hızlıca çıkmanız lazım çünkü pek zamanınız yok. teknolojinin getirdiği bir avantaj ile karın doyurucu hapınızdan aldınız ve zamandan tasarruf ettiniz. (zamanı belli olmayan bir ileri tarihi tasvir ediyorum.) yolda çok trafik olduğunu görüp son teknoloji bir araba ile aniden havalanıp yolculuğa havadan devam ettiniz. o kadar kestirme oldu ki bu yol diğer insanlar henüz trafikten çıkamamışken siz herkesten önce iş yerine gelip patronunuzdan bir aferin aldınız.
şimdi mutlu musun?
kendini bununla mutlu hissettin hatta bu gelişmeler zamandan tasarruf etmeni sağladı fakat kaçırdığın bir nokta var. zamandan tasarruf ettiğini sanarken aslında zamanını düzgün planlayamıyorsun artık. eskiden daha erken kalkıyordun iş yerine yetişebilmek için. daha sağlıklıydın çünkü birçok basit işi makinenin yapmasını beklemiyor bu işleri sen yapıyordun.
şimdi daha mı iyi oldu?
son model teknolojileri kullanmana kesinlikle bir şey demiyorum ama bunu “yeterince” kullanmalısın. ne teknolojiden bir haber olmalıyız. nede teknolojinin tamamen tutsağı olmalıyız.
bizi mutlu ettiğine inandığımız teknoloji zaman zaman bizi en çok mutsuz eden şey de olmuyor mu? hep teknoloji dediğime bakmayın ne de olsa teknoloji bilimsel bir gelişmenin ürünüdür.
bu paragrafta kendimden örnek vereceğim. son 3 gündür telefonumu belirli saat aralıklarında uçak moduna alıp kendimi telefondan uzaklaştırıyorum. bunu neden mi yapıyorum sizlere açıklayayım, kendimi “anskiyete”den koruyorum:
pandemi hayatımızdaki tüm iletişim biçimlerini altüst etti. görüntülü görüşmelere olduğu kadar yazışmalı iletişime de bir o kadar bağımlı hale geldik. bu görüşmelerden kaçmak oldukça zor.
gurup konuşmaları kimileri için pandemiden önce de anksiyete unsuruydu. ancak pandemiden önce gurup yazışmaları yapmayanlar bile sosyal mesafe günlerinde aşırı sosyalleşmenin ceremesini çektiğini fark edip şaşırdılar.
böyle bir teknolojiye sahip olduğumuz için şanslıyız aslında. zoom, slack, whatsapp olmadan pandemi hiç olmadığı kadar yalnız bir deneyim olurdu bizler için. fakat içine dahil olunduğunda bir aracısızlık ve samimiyet hali yaratan bu platformlar aslında birer stres kaynağı.
strese sebep olmalarının nedeni ise gelen mesajların hepsinin gerçek zamanlı olarak okuma zorunluluğu. uzmanlara göre gelen mesajlara anında yanıt vermek anksiyeteye sebep oluyor. bize geriye düşmüşüz hissi yaratılıyor yazılı iletişimin ana iletişim biçimi haline gelmesinin bundaki payı da büyük.
oysaki pandemiden önce meşgul olduğumuzu söyleyerek veya bir bahane üreterek mesajdan ya da tüm bir sohbetten kaçınabilirdik. yorgunsanız ve sosyalleşmek istemiyorsanız söylemeniz yeterliydi.
psikiyatristler bu durumun yarattığı anksiyeteden kaçınmak için bildirimleri kapatmayı, konuşmaları sessize almayı veya gurup konuşmalarından bir süre uzaklaşmayı öneriyor.
uzmanlar bu durumun başkalarının duygularını incitebileceğini ama bazı kurallar koymanın şart olduğunu söylüyor. “buna ihtiyacınız olduğunu söyleyin.”
üstelik yazarak iletişim kurduğumuz zaman daha iyi tasarlayarak yazmamız gerekiyor çünkü mesajların yaklaşık yarısında istediğimiz duyguyu veya etkiyi yaratamamış olabiliriz.
yapılan çalışmalar gönderilen maillerde duygunun, sarkazmın vb. sadece %56’sının anlaşıldığını, bu rakamın sesli iletişimde %73’e ulaştığını gösteriyor.
gördünüz mü? bizi mutlu ettiğine inandığımız teknoloji nasıl da mutsuzluk kaynağınız olabiliyor. ya belirli sınırlamalarla birlikte teknolojiyi kullanıp mutlu olacaksınız, ya da sınırlandırma olmaksızın teknolojiyi kullanıp kendimizi mutlu olduğumuzla kandırıp aslında esaret altına sokacağız. buna karar verecek olan sizsiniz…
mutlulukla ilgili henry david thoreaou şöyle söylüyor: “mutluluk kelebek gibidir. siz yakalamaya çalıştıkça o kaçar. ne zaman ki dikkatinizi başka şeylere verirseniz, ancak o zaman gelip omzunuza konar.”
thoreau’nun ilkesine kulak verin ve hayatınızı “basitleştirin.” etrafınızdaki insanlara nazaran daha minimalist bir yaşantı sürmenizin size kaybettirdikleri daha fazla görünse de büyük bir yanılgı içerisindesiniz. aksine size kazandırdığı çok daha fazla şe var:
temizle!
kafanı “gereksiz düşüncelerden”, çevreni “gereksiz insanlardan”, evini “gereksiz eşyalardan” temizle. temizlik seni manevi olarak rahatlatıp mutlu olma adımlarını kolaylaştıracak, özetle mutlu olmana çok büyük yardımları olacak.


insanın mevcut imkanları ve mevcut bilimsel gelişmeler mutluluğu için fazlasıyla yeterlidir. fakat kendi kişisel menfaatlerine ve heveslerine yeniş düşen insanoğlu sahip olduğu en değerli hazineyi kaybetti; mutluluk…
bu hazine o kadar değerli ve bulunması zor bir hazine ki, insanlar ölüm onu yakalayana kadar bu hazineyi aramaya devam ediyorlar. bazıları bulduklarını sanıp, sahte hazine ile yetinirken; bazıları hazineyi bulmak uğruna anı kaçırıp sadece bu hedefe yöneliyor. bunları yapmak ne kadar doğru tartışılır fakat bilinen tek bir gerçeklik var. “mutluluk bitinceye kadar güzeldir ve her güzel masalın bir sonu vardır…”


-espinyel
devamını gör...
insanları mutlu eden şey, beyinde yaşanan dopamin patlaması, dopamin fırtınasıdır.

beyninize dopamin fırtınası yaratacak bir şeyler bulursanız ve yaparsanız, mutsuzluk diye bir şey yaşamazsınız.

öküz gibi, boş boş oturup miskinlik yaparsanız, beyniniz dopaminsizlikten ötürü mutsuzluk formuna kayacaktır.

mutlu olmanın bilimle alakası yoktur.
dağdaki çoban, sizden daha mutlu bir ömür geçirebilir.

inşirah suresi, 5 inci ayetten itibaren, allah bu konuda insanlara nasihatta bulunur.
5 - demek ki güçlükle beraber kolaylık vardır.
6 - evet, güçlükle beraber kolaylık vardır!
7 - o halde her işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş!
8 - hep rabbine yönel, o'na yaklaş !

yapmakta olduğunuz işi bitirince, kendinize yeni bir iş icat edin, yeni bir iş bulun ve beyninizi boş bırakmayın.
boş kalan beyin şeytanın malzemesi olur.
şeytan bu boş gezen kişileri çok kolay yoldan çıkartır.
yoldan çıkanın sonu da mutsuzluktur.
her iki dünyada da.

mutlu olmak için sürekli kendinizi meşgul edecek bir şeyler bulun.
hem yaptığınız, yarattığınız, vücuda getirdiğiniz eserin dopamin fırtınasını yaşarsınız.
çünkü bir şeyler var etmek insanı mutlu eder.
hem şeytandan korunursunuz.

nineleriniz, anneleriniz boşunamı binlerce saat dantel ördüler, örgü kazaklar, kaşkollar, çoraplar ördüler.
niye bu insanların mutsuzluk ve şeytanla işleri olmadı.

niye dedeleriniz elinde keserle, bel küreğiyle sürekli ; bahçede ve evin içinde dolaşıyor.
niye mutlu bu insanlar.

tefekkür edin, yani düşünün ve kendinize gelin.
devamını gör...
#1797183 mutlu olmanın bilimle alakası yoktur deyip ama entry'nin en başında mutlu olmanın beyindeki dopamin denen nörotransmitterle ilgili olduğunu söylemek... dopamini bilim insanları keşfettiğine göre mutlu olmanın bilimle kesinlikle bir ilgisi olmalı. bilime karşı bu kadar ön yargılı ve düşman olmak insanı ancak sığlığa taşır. anlam ve derinlikten yoksun olarak bazı ayetler paylaşıp onlardan örnekler vermeye çalışmak... ilginç... enteresan...

yalnız atlanılan bir nokta var: bir işi bitirip diğerine geçmek için önce insanın başında olan bir sürü belayı (milyon tane belayı: depresyon, fobiler, travmalar, fiziksel ve psikolojik şiddet, sosyoekonomik durum, sosyo-kültürel çevre vb...) atlatması gerekiyor. yaa ben bayılıyorum böyle insanların çok kolay bir hayat yaşadıklarını zannedip "boş duran insana şeytan musallat olur" diyen insanlara. kardeşim benim, canım kardeşim boş durmasının mesela o insanın elinde olamayabileceğini hiç düşündün mü mesela?

ve ayrıca boş duran bütün kardeşlerime sesleniyorum: boş durun ve boş durmaya da devam edin! çünkü boş durmak da bizim için öğretici olacaktır. boş duran ve boşluğa düşen insan kendini bulma yolunun belirli bir evresinde olan insandır.

daha da yazardım ama bir parça da olsa kendimi ifade etmiş olabileceğime inanıyorum.

ayrıca kur'an ayetlerinden örnek veren birisi hemen öncesinde de boş duran insanlar için "öküz" benzetmesi yapıyor. ne kadar ayıp... hassas olmayan bir insanın kur'anı anlamadığına inanıyorum. düşüncesiz, pervasız sözler söyleyen, insanları incitecek göndermelerde bulunan birisi kur'anı anlamamıştır diye düşünüyorum.
devamını gör...
bilimden ne anladığında bağlı olan soru.
devamını gör...
bilim olmasa şimdi avcı-toplayıcı toplum olarak duvarlara geyik resmi çiziyor olurduk. nokta.
devamını gör...
bir merak konusu.

2 üstteki yorumda mutluluğun bilimle ilgili olmaması konusuna 1 üst yorumda itiraz gelmiş ama bence itiraz etmek yersiz. orada anlatılmak istenen şey bence, bir yerlerde bilim yapılıyor diye mutlu olmamız gerekiyor diye bir kuralın olmaması. mutluluğun bilimsel süreçle izahına itiraz edildiğini düşünmüyorum. en azından ben böyle anladım.

şahsi olarak bilim beni mutlu eder çünkü sonuçta bilim insanıyım, işim bu ama herkesi mutlu etmesi pek mümkün değil. çıkıp açık havada, insan ve teknolojiden uzak şekilde dümdüz oturup mutlu olduğum da oluyor. ışte bu kısmın bilimle bir ilgisi yok.
devamını gör...
bilim, insanları tatmin eder, mutlu etmez, çünkü orada hayale yer yoktur, salt ve som gerçekler vardır. bilmek mutlu eder, bildiğini bilmek mutsuz.
devamını gör...
bence 70’tir.
devamını gör...
bilim gerçekleri açıklamayı amaçlar. olayların arka planını araştırır ve hiçbir görüşe bağlı kalmadan tamamen objektif bir biçimde araştırma süreçleri ilerler.

bunlar daha sonra bilgiyi ortaya çıkarır. doğan bilgilerin amacı insanları mutlu veya tatmin etmek değildir. merakı gidermektir. bir insan ancak bilimi seviyorsa bilim onu mutlu edebilir. bunun dışında çok fazla şey bilmek mutluluk değil daha çok sorgulama, kaygı ve beraberinde varoluşsal sancıları getirir. tabii ki bunlar bilimi seven bir insanın da kaderidir.

gerçekten mutlu olmak isteyen bir insanın kafası rahat olmalıdır. bir sözün de dediği gibi;
"cehalet mutluluktur." ne kadar çok şey bilirsek, farkındalığımız o kadar artar ve bu da kaygı ve mutsuzluğa sürükler.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bilim insanları mutlu etmeye yetmiş midir sorusu" ile benzer başlıklar

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim