1.
koleksiyoner hazinesi olan hede. lego için özel olarak geliştirilmiş bu cad programı, hâlâ render, katalog oluşturma ve alışveriş entegrasyonu bakımından kendi kulvarında zirvede diyebilirim. elbette aksi görüşlere saygım sonsuz zira beni de zaman zaman canımdan bezdirdiği yerler olmadı değil. uzun bir aradan sonra sopwith camel ve f-22 raptor gibi iki ayrı çağın temsilcisini bir araya getirerek hibrit bir tasarıma girişmek -ne salak saçma ilgi alanlarım varmış lan benim- aklıma düşünce neden sözlükte ilk tanımını da ben yazmayayım dedim. tanımın sonuna bebeğimin* fotoğrafını koyacağım inşallah üşenmezsem.* hatta belki vaktim olursa, bu hibrit tasarım üzerinden örnekle gidip 'hangi parça neden seçildi, hangi detay niye değiştirildi' gibi şeyleri tek tek açıklarım ama önce biraz bricklink’in kulaklarını çınlatalım.
bu arada, bilmiyorum buralarda takılıyor musun ama star wars temalı tavla legosu tasarlayan architurk kardeşim; senin ruhun da en az benimki kadar yamuk, eminim. takipteyim.
şimdi gelelim bls'ye; son zamanlarda ilgimi çeken özel bir bricklink designer program (bdp) etkinliği olmasa da, bricklink studio hâlâ dijital lego tasarımına adım atmak isteyenler için kıymetli bir mecra. hele ki cebinde binlerce parçalık ucs millennium falcon alacak kredi kartı limiti olmayanlar için, ilaç gibi geliyor desem yeridir. tasarımlarını dijitalde oluşturmak, hem parçaları organize etmek hem de koleksiyonlar için ürün geliştirmek açısından büyük kolaylık da sağlıyor. gerçi ülkemizdeki gümrük yönetmeliği rezaleti sağ olsun, pratikte verimli sayılmaz ama orası ayrı bir hikâyenin konusu.
arayüz, ilk başta biraz korkutabilir çünkü adobe illustrator ile nasa kontrol paneli yasak aşk yaşamış gibi sanki ama birkaç saatlik kurcalamayla alışılabiliyor ki beş yıl öncesine nazaran daha iyi bir arayüze sahip olduğu söylenebilir. kısayollar işe yarıyor, kişiselleştirme imkânı da var zaten. fare tekerleğiyle döndürme gibi detaylar da oldukça pratik. yine de dürüst olayım; özellikle küçük technic pinleri yerleştirirken sinir krizi ile s***ler eşiği arasında dolandırıyor insanı zaman zaman. bazen parçayı tutup yerine koymak, bilgisayarı duvara fırlatma isteğiyle birlikte filizleniyor hassas kalbimde ama hakkını yemeyeyim, parça kütüphanesi geniş ve dijitalde olduğun için renk seçenekleri neredeyse sınırsız. tek sıkıntı dediğim gibi esnek parçalar. hortum, zincir gibi bileşenleri şekillendirmek hâlâ biraz çileli ama yeni güncelleme ile hallederler diye umut ediyorum. yoksa cidden elle bunu nasıl büküyorum kardeşim? dedirten can sıkıcı bir noktada kalıyor. ldcad kullanıp burun kıvıranlar olabilir ve haksız da sayılmazlar.
gelelim render’a. studio’nun en büyük kozlarından biri açık ara. parçaları yerleştiriyorsun, sonra tek tıkla kaliteli bir render alıyorsun ve o an dünyada her şey biraz daha güzel oluyor. en azından birazcık... ama burada da küçük bir not düşmek lazım zira donanımınız güçlüyse şahane, değilse render sırasında fan sesiyle evdeki kedi panikle kaçıyor, öyle diyeyim. salondan uçak kalkıyor gibi bir his... bekleme süresi boyunca kahve molası zorunlu, hatta iki kahve önerilir. buna rağmen talimat oluşturma kısmı efsane. kendi modelinin adım adım yapım rehberini oluşturmak çocuk oyuncağı. bazı karmaşık modellerde sıralama kısmı sabır testi gibi hissettirse de, lego tasarımcılarının maaşlarını hak ettiklerini o anda anlıyorsun. en azından ben hepsini bağrıma basmak istiyorum bazen. sosyal yönü de var tabii. tasarımları paylaşmak eğlenceli ama keşfedilme algoritması hâlâ bok gibi çalışıyor gerçekten. ben ucube şeyler yaptığım için paylaşmıyorum ama içimde küçük bir tasarım gurusu var. olduğunu iddia ediyorum en azından.
belki bir gün detaylı bir kullanım kılavuzu yazarım bricklink studio için ama o şanlı gün bugün değil çünkü şu an kırk derece ateşim var ve memleket derdi ağzıma tükürdü. o yüzden şimdi gelelim asıl meseleye: hibrit tasarımlar.
bu yazıda anlattığım -ve hâlâ yapım aşamasında olan- sopwith camel–f-22 raptor birleşimi model bu çabanın ne ilk ne de son kurbanı. sana da geleceğim bismarck... hibrit tasarımlarda önemli olan şey sadece estetik değil, daha inovatif yaklaşmak gerekiyor. yani aynı zamanda işlevsellik, orijinallik ve sadakat arasında doğru dengeyi kurmak lazım. tam da bu noktada parça seçiminin ustalığı devreye giriyor tabii. neyin nereden geldiğini, neden o şekilde yerleştirildiğini anlayarak hem teknik bir bütünlük, hem de duygusal bir bağ kurmak mümkün. crimson mirage bu denemenin bir sonucu diyebiliriz aslında. aşk çocuğu dediğimiz cinsten, hehe. tam da bu yüzden her tuğlasında hem bir çağın izini hem bir başka çağın hayalini taşıyor ama sadece taşıyor yani, yoksa çok da çekici görünmüyor şimdilik. bir de bana böbrek sattıracak muhtemelen. böbreğimin yerinde olmasının tek sebebi genel boykot sahiden. tişikkirlir bişkinim.
bu sadece örnek, isteyen mekanik hibrit tasarımını bunu baz alarak yapabilir. şimdi, crimson mirage için her şey gövdeyle başladı diyebiliriz. sopwith camel’in kısa ama kalın silindirik yapısı ana temeli oluşturuyor ancak retro gövde, modern bir çizgi kazanmak adına f-22’nin keskin omurgasına benzeyecek şekilde yukarıdan düzleştirilmeliydi ki bu parça seçimi konusunda aslında kolaylık da sağladı. bu vesileyle altı biraz kavisli kaldı ama üst çizgi raptor’un dokusunu koruyarak orijinale bağlılık da yaratmış oldu. kokpit kısmı ise tamamen f-22 zaten. zira açılı ve tek kişilik cam kubbe böyle çağ farkına sahip tasarımlarda güzel bir geçiş bölümü işlevi görüyor. aslanım benim. neyse, alt gövdeyle üst kokpit arasında geçişi sağlayan ara bloklar hem estetik bir köprü işlevi görüyor hem de yapısal bir destek ünitesi oldu da denilebilir. bunun için yaratıcılık kullanın, öze sadık kalma derdine düşülmez burada.
gövdenin ön kısmı pervane için geniş bırakılmalıydı bu tasarım özelinde çünkü retro karakteri korumak adına camel’in burun yapısı hem modele entegre etmek için daha zahmetsiz -yok ya, düşününce raptor daha zahmetsiz olurmuş- ve estetik hem de metalik plakaları biraz bastırıyor dokusu itibari ile. pervanenin hemen arkasındaki radar izlenimi veren plakalardan bahsediyorum. renk geçişlerinde patchwork değil, zarif bir geçiş daha makul olur ki iki tasarımın rengini mi dengelersiniz yoksa yeni bir renk paleti mi oluşturursunuz bilemem onu. gelelim işin en büyülü kısmına. gövde iskeleti tamamlandıktan sonra parça sayısı hızla yükselmeye başlıyor öncelikle. raptor’dan esinle kenarlara eğim kazandırılıp yan kaplamalar da camel’in kaburga iskelet hissini vermesi için daha çıkıntılı yapılabilir/yapılmalı/ yapsam güzel olur. arka kokpit hizasında radar yuvası benzeri boşluklar bırakıldığı zaman gövdenin genel formu artık daha uzun ve daha tok hâle gelmiş oluyor ki bu tam istediğimiz dengeli tasarım.
kanat yapısında camel’in çift katmanlı -biplane- sistemini öze uygunluk açısından yine daha imza bir seçim ki güncellenerek -üst kanat, f-22’ye selam duracak şekilde delta formunda geniş ve hafif eğimli hâlde. alt kanat ise camel’a sadık kalınarak daha kısa ve düz- kanat uçlarına hem yapısal, hem de estetik küçük bloklar eklenmesiyle daha kalifiye duruyor. iki kanat arasında strut destek direkleri adamı çiğ çiğ yer bu arada. kuyruk kısmına geldiğimizde işler iyice ilginç hâle geliyor tabii. camel’in dik rudder yüzeyi ve f-22’nin çift dikey stabilizatörleriyle birleşen bir yapı kurularak biraz toparlanabilir hâle geliyor. eğimi, açısı, simetrisi ve yüzey detayları dengeli dağıtılabilir iki tasarım arasında. söyle böyle, blabla. yoruldum açıkçası. tasarım sürecinde yapay zekadan yardım alabilirsiniz bu arada. aşamalandırarak uygun öneri veriyor.
sevgiyle, bir şeyle neyse artık onunla kalın çünkü yoruldum. elminster the blabla keyifli okumalar diler.
bu arada, bilmiyorum buralarda takılıyor musun ama star wars temalı tavla legosu tasarlayan architurk kardeşim; senin ruhun da en az benimki kadar yamuk, eminim. takipteyim.
şimdi gelelim bls'ye; son zamanlarda ilgimi çeken özel bir bricklink designer program (bdp) etkinliği olmasa da, bricklink studio hâlâ dijital lego tasarımına adım atmak isteyenler için kıymetli bir mecra. hele ki cebinde binlerce parçalık ucs millennium falcon alacak kredi kartı limiti olmayanlar için, ilaç gibi geliyor desem yeridir. tasarımlarını dijitalde oluşturmak, hem parçaları organize etmek hem de koleksiyonlar için ürün geliştirmek açısından büyük kolaylık da sağlıyor. gerçi ülkemizdeki gümrük yönetmeliği rezaleti sağ olsun, pratikte verimli sayılmaz ama orası ayrı bir hikâyenin konusu.
arayüz, ilk başta biraz korkutabilir çünkü adobe illustrator ile nasa kontrol paneli yasak aşk yaşamış gibi sanki ama birkaç saatlik kurcalamayla alışılabiliyor ki beş yıl öncesine nazaran daha iyi bir arayüze sahip olduğu söylenebilir. kısayollar işe yarıyor, kişiselleştirme imkânı da var zaten. fare tekerleğiyle döndürme gibi detaylar da oldukça pratik. yine de dürüst olayım; özellikle küçük technic pinleri yerleştirirken sinir krizi ile s***ler eşiği arasında dolandırıyor insanı zaman zaman. bazen parçayı tutup yerine koymak, bilgisayarı duvara fırlatma isteğiyle birlikte filizleniyor hassas kalbimde ama hakkını yemeyeyim, parça kütüphanesi geniş ve dijitalde olduğun için renk seçenekleri neredeyse sınırsız. tek sıkıntı dediğim gibi esnek parçalar. hortum, zincir gibi bileşenleri şekillendirmek hâlâ biraz çileli ama yeni güncelleme ile hallederler diye umut ediyorum. yoksa cidden elle bunu nasıl büküyorum kardeşim? dedirten can sıkıcı bir noktada kalıyor. ldcad kullanıp burun kıvıranlar olabilir ve haksız da sayılmazlar.
gelelim render’a. studio’nun en büyük kozlarından biri açık ara. parçaları yerleştiriyorsun, sonra tek tıkla kaliteli bir render alıyorsun ve o an dünyada her şey biraz daha güzel oluyor. en azından birazcık... ama burada da küçük bir not düşmek lazım zira donanımınız güçlüyse şahane, değilse render sırasında fan sesiyle evdeki kedi panikle kaçıyor, öyle diyeyim. salondan uçak kalkıyor gibi bir his... bekleme süresi boyunca kahve molası zorunlu, hatta iki kahve önerilir. buna rağmen talimat oluşturma kısmı efsane. kendi modelinin adım adım yapım rehberini oluşturmak çocuk oyuncağı. bazı karmaşık modellerde sıralama kısmı sabır testi gibi hissettirse de, lego tasarımcılarının maaşlarını hak ettiklerini o anda anlıyorsun. en azından ben hepsini bağrıma basmak istiyorum bazen. sosyal yönü de var tabii. tasarımları paylaşmak eğlenceli ama keşfedilme algoritması hâlâ bok gibi çalışıyor gerçekten. ben ucube şeyler yaptığım için paylaşmıyorum ama içimde küçük bir tasarım gurusu var. olduğunu iddia ediyorum en azından.
belki bir gün detaylı bir kullanım kılavuzu yazarım bricklink studio için ama o şanlı gün bugün değil çünkü şu an kırk derece ateşim var ve memleket derdi ağzıma tükürdü. o yüzden şimdi gelelim asıl meseleye: hibrit tasarımlar.
bu yazıda anlattığım -ve hâlâ yapım aşamasında olan- sopwith camel–f-22 raptor birleşimi model bu çabanın ne ilk ne de son kurbanı. sana da geleceğim bismarck... hibrit tasarımlarda önemli olan şey sadece estetik değil, daha inovatif yaklaşmak gerekiyor. yani aynı zamanda işlevsellik, orijinallik ve sadakat arasında doğru dengeyi kurmak lazım. tam da bu noktada parça seçiminin ustalığı devreye giriyor tabii. neyin nereden geldiğini, neden o şekilde yerleştirildiğini anlayarak hem teknik bir bütünlük, hem de duygusal bir bağ kurmak mümkün. crimson mirage bu denemenin bir sonucu diyebiliriz aslında. aşk çocuğu dediğimiz cinsten, hehe. tam da bu yüzden her tuğlasında hem bir çağın izini hem bir başka çağın hayalini taşıyor ama sadece taşıyor yani, yoksa çok da çekici görünmüyor şimdilik. bir de bana böbrek sattıracak muhtemelen. böbreğimin yerinde olmasının tek sebebi genel boykot sahiden. tişikkirlir bişkinim.
bu sadece örnek, isteyen mekanik hibrit tasarımını bunu baz alarak yapabilir. şimdi, crimson mirage için her şey gövdeyle başladı diyebiliriz. sopwith camel’in kısa ama kalın silindirik yapısı ana temeli oluşturuyor ancak retro gövde, modern bir çizgi kazanmak adına f-22’nin keskin omurgasına benzeyecek şekilde yukarıdan düzleştirilmeliydi ki bu parça seçimi konusunda aslında kolaylık da sağladı. bu vesileyle altı biraz kavisli kaldı ama üst çizgi raptor’un dokusunu koruyarak orijinale bağlılık da yaratmış oldu. kokpit kısmı ise tamamen f-22 zaten. zira açılı ve tek kişilik cam kubbe böyle çağ farkına sahip tasarımlarda güzel bir geçiş bölümü işlevi görüyor. aslanım benim. neyse, alt gövdeyle üst kokpit arasında geçişi sağlayan ara bloklar hem estetik bir köprü işlevi görüyor hem de yapısal bir destek ünitesi oldu da denilebilir. bunun için yaratıcılık kullanın, öze sadık kalma derdine düşülmez burada.
gövdenin ön kısmı pervane için geniş bırakılmalıydı bu tasarım özelinde çünkü retro karakteri korumak adına camel’in burun yapısı hem modele entegre etmek için daha zahmetsiz -yok ya, düşününce raptor daha zahmetsiz olurmuş- ve estetik hem de metalik plakaları biraz bastırıyor dokusu itibari ile. pervanenin hemen arkasındaki radar izlenimi veren plakalardan bahsediyorum. renk geçişlerinde patchwork değil, zarif bir geçiş daha makul olur ki iki tasarımın rengini mi dengelersiniz yoksa yeni bir renk paleti mi oluşturursunuz bilemem onu. gelelim işin en büyülü kısmına. gövde iskeleti tamamlandıktan sonra parça sayısı hızla yükselmeye başlıyor öncelikle. raptor’dan esinle kenarlara eğim kazandırılıp yan kaplamalar da camel’in kaburga iskelet hissini vermesi için daha çıkıntılı yapılabilir/yapılmalı/ yapsam güzel olur. arka kokpit hizasında radar yuvası benzeri boşluklar bırakıldığı zaman gövdenin genel formu artık daha uzun ve daha tok hâle gelmiş oluyor ki bu tam istediğimiz dengeli tasarım.
kanat yapısında camel’in çift katmanlı -biplane- sistemini öze uygunluk açısından yine daha imza bir seçim ki güncellenerek -üst kanat, f-22’ye selam duracak şekilde delta formunda geniş ve hafif eğimli hâlde. alt kanat ise camel’a sadık kalınarak daha kısa ve düz- kanat uçlarına hem yapısal, hem de estetik küçük bloklar eklenmesiyle daha kalifiye duruyor. iki kanat arasında strut destek direkleri adamı çiğ çiğ yer bu arada. kuyruk kısmına geldiğimizde işler iyice ilginç hâle geliyor tabii. camel’in dik rudder yüzeyi ve f-22’nin çift dikey stabilizatörleriyle birleşen bir yapı kurularak biraz toparlanabilir hâle geliyor. eğimi, açısı, simetrisi ve yüzey detayları dengeli dağıtılabilir iki tasarım arasında. söyle böyle, blabla. yoruldum açıkçası. tasarım sürecinde yapay zekadan yardım alabilirsiniz bu arada. aşamalandırarak uygun öneri veriyor.
sevgiyle, bir şeyle neyse artık onunla kalın çünkü yoruldum. elminster the blabla keyifli okumalar diler.

devamını gör...