1.
modern çağın en yaygın hastalığıdır. bizde ileri seviye mevcut.
dolaplarımız agzına kadar doludur ama ağzımızdan çıkan cümle değişmez:
“giyecek hiçbir şeyimiz yok.”
çünkü onlar eski hatalarımız, biz artık daha pahalı hatalar yapıyoruz.
“bunu neden aldın?” diye sorulunca hepimiz ayni savunmaya geçiyoruz: indirim vardı. bir alana bir bedavaydı. üç rengini aldık, çünkü ayırmak içimize sinmedi. zaten 6 aya böldüler öderken hissetmiyoruz bile.
“hissetmiyoruz” dediğimiz şey ay sonu topluca tokat gibi dönüyor, evlat acısı gibi koyuyor insana. içimi gösteren tranparan ama marka olan etek için deger miydi gerçekten?
alışveriş yaparken kendimizi zengin sanıyoruz, ekstre gelince nasıl öderiz derdine düşüyoruz
her “bu son” dediğimiz alışverişten sonra kargo takip numarasına bakarken yakalıyoruz kendimizi. kargocular bizim ruh halimizi “dağıtıma çıktı” diye bildiriyor. çoğu kargocuyla akraba gibiyiz nerdeyse, adamlar gelip
"ablacığım nasılsınız bile demiyorlar. iki gun once gördüğü bir insana bunu sormaları zaten mantıklı değil.
tüketim tuzağı dediğimiz şey aslında çok basit:
ihtiyacımız olmayan şeyleri, olmayan paramızla alıp, dolapta olmayan yerlere tıkıştırmak.
son evrede dolabı açıyoruz, kıyafet değil, toplu cesetler adeta. dolabı açmamızla üzerimize abanması bir oluyor. kıyafetler üzerimize çıkıyor ama yine de kargo gelince seviniyoruz ya. tam bir saçmalık.
çünkü bazı mutluluklar gerçekten sadece kapıya kadar geliyor. belki de bu yüzden böyle yapıyoruz.
bizi iyi tanıyın. biz çul çaput hastasıyız. kısa süreli mutluluk satın alıp, uzun süreli borç öderiz. yine de çul çaput almaktan vazgeçmeyiz.
dolaplarımız agzına kadar doludur ama ağzımızdan çıkan cümle değişmez:
“giyecek hiçbir şeyimiz yok.”
çünkü onlar eski hatalarımız, biz artık daha pahalı hatalar yapıyoruz.
“bunu neden aldın?” diye sorulunca hepimiz ayni savunmaya geçiyoruz: indirim vardı. bir alana bir bedavaydı. üç rengini aldık, çünkü ayırmak içimize sinmedi. zaten 6 aya böldüler öderken hissetmiyoruz bile.
“hissetmiyoruz” dediğimiz şey ay sonu topluca tokat gibi dönüyor, evlat acısı gibi koyuyor insana. içimi gösteren tranparan ama marka olan etek için deger miydi gerçekten?
alışveriş yaparken kendimizi zengin sanıyoruz, ekstre gelince nasıl öderiz derdine düşüyoruz
her “bu son” dediğimiz alışverişten sonra kargo takip numarasına bakarken yakalıyoruz kendimizi. kargocular bizim ruh halimizi “dağıtıma çıktı” diye bildiriyor. çoğu kargocuyla akraba gibiyiz nerdeyse, adamlar gelip
"ablacığım nasılsınız bile demiyorlar. iki gun once gördüğü bir insana bunu sormaları zaten mantıklı değil.
tüketim tuzağı dediğimiz şey aslında çok basit:
ihtiyacımız olmayan şeyleri, olmayan paramızla alıp, dolapta olmayan yerlere tıkıştırmak.
son evrede dolabı açıyoruz, kıyafet değil, toplu cesetler adeta. dolabı açmamızla üzerimize abanması bir oluyor. kıyafetler üzerimize çıkıyor ama yine de kargo gelince seviniyoruz ya. tam bir saçmalık.
çünkü bazı mutluluklar gerçekten sadece kapıya kadar geliyor. belki de bu yüzden böyle yapıyoruz.
bizi iyi tanıyın. biz çul çaput hastasıyız. kısa süreli mutluluk satın alıp, uzun süreli borç öderiz. yine de çul çaput almaktan vazgeçmeyiz.
devamını gör...