1.
dolaylı ya da kasten veya zorbalıkla dikte etme. kabullenmeye zorlama, maddi manevi çıkar sağlama amacıyla empoze etme.
antitez üretme/sunma hakkı vermez.. aksini yapan ışidcidir pkklıdır teröristtir fetöcüdür.
dayatma din
dayatma eğitim
dayatma bilim
dayatma fikir
dayatma ideoloji
dayatma eğlence
dayatma evlilik
dayatma zorunluluk
dayatma iktidar
dayatma muhalefet
dayatma kölelik
antitez üretme/sunma hakkı vermez.. aksini yapan ışidcidir pkklıdır teröristtir fetöcüdür.
dayatma din
dayatma eğitim
dayatma bilim
dayatma fikir
dayatma ideoloji
dayatma eğlence
dayatma evlilik
dayatma zorunluluk
dayatma iktidar
dayatma muhalefet
dayatma kölelik
devamını gör...
2.
t: bireyin gelişimine ve ilerleyişine ket vuran, toplum tarafından uygulanan işkence türlerinden biri.
terry eagleton şöyle diyor: "post-romantikler olarak bizler, duygularla uzlaşımların (konvansiyon) farklı şeyler olduğunu düşünürüz. bize göre gerçek hisler toplumsal formların yapmacıklığını bir kenara atıp kalbimizden ne geçiyorsa onu söylemeyi gerektirir. ama milton ya da günümüzde batılı olmayan kültürlerde yaşayan pek çok insan böyle düşünmüyor muhtemelen."*
eagleton'ın bahsettiği konu, o anki oluşan durum üzerine olan duygunuzu içinden geldiği gibi dışarıvurma özgürlüğü. fakat dayatmalar bunun önünde engeldir. örnek iki olay üzerinden gidersek:
toplumun sizin ölümüne üzüleceğinizi düşündükleri birinin cenazesinde olduğunuzu farz edin. sizden beklenen davranışlar ve tutumlar teselli yahut yardım amaçlı oradan oraya usulca koşuşturmanız ve üzgün olduğunuzu belli eden bir surat takınmanız. oysaki siz "rahmetli de iyi klark çekerdi, aynalar kırılırdı ehehe" diyerek dalgaya vurup gülmek istiyorsunuz. bunu yaparsınız ne olur? kötü bir imaj çizersiniz tabii ki. "insanları üzmeye ne gerek var, dalgamıza bakalım" diye bir düşünce bence dışlanma korkusunun süslenmiş halidir.
diğer kurgu: yine toplum müesseselerinin en zıkkımlarından biri olan akrabalarınızın içinde olduğunuzu düşünün. bir adet zıpır velet, herkes seviyor, oysaki siz sevilecek hiçbir yanı yok, diye düşünüyorsunuz. ama sizden beklenen şu: ilgileniyormuş gibi davranmak, seviyormuş gibi yapmak. yapmazsanız muhtemelen mizantropist yaftası yiyeceksiniz. bu durumda da imaj çizdirmemek için yapılan eylemler, yani seviyormuş gibi yapmak ve ilgileniyormuş gibi yapmak, dışlanmama istencidir.
bireyselliğiniz toplumsallığa yenildi.
peki terry amca bunu ne üzerinden okuyor? o dışlanma demiyor tabii ki, o benim düdüklemem. fekaat o da -miş gibi yapma durumundan bahsediyor john milton'ın edward king anısına yazdığı şiir üzerinden:
"şimdi bir kez daha siz defneler, bir kez daha
siz kahverengi mersinler, açmışsınız yapraklarınızı hiç
kurumayan..." şeklinde başlıyor. eagleton özetle diyor ki "ortada samimiyetsiz bir durum da olabilir" yani milton bunu hiçbir üzüntü hissetmeden kaleme almış da olabilir. riyakarlığın getirdiği sahtekarlık yani bir nevi. tabii ki niyeti bilemeyiz. yine de eagleton iyi yandan bakıp şu sonuca ulaşıyor milton'ın şiiri hakkında: "lycidas milton'ın king'in ölümü karşısında duyduğu üzüntünün ifadesi değil, o üzüntüdür. duruma uygun, sorumluluğunu bilen, usulünce bir ağıttır. burada bir samimiyetsizlik söz konusu değil; en azından sabah karşılaştığımızda aklımda sizin nasıl bir sabah geçireceğinizden daha önemli meseleler olmasına rağmen size iyi sabahlar dilememden daha büyük bir samimiyetsizlik yok ortada."*
terry eagleton şöyle diyor: "post-romantikler olarak bizler, duygularla uzlaşımların (konvansiyon) farklı şeyler olduğunu düşünürüz. bize göre gerçek hisler toplumsal formların yapmacıklığını bir kenara atıp kalbimizden ne geçiyorsa onu söylemeyi gerektirir. ama milton ya da günümüzde batılı olmayan kültürlerde yaşayan pek çok insan böyle düşünmüyor muhtemelen."*
eagleton'ın bahsettiği konu, o anki oluşan durum üzerine olan duygunuzu içinden geldiği gibi dışarıvurma özgürlüğü. fakat dayatmalar bunun önünde engeldir. örnek iki olay üzerinden gidersek:
toplumun sizin ölümüne üzüleceğinizi düşündükleri birinin cenazesinde olduğunuzu farz edin. sizden beklenen davranışlar ve tutumlar teselli yahut yardım amaçlı oradan oraya usulca koşuşturmanız ve üzgün olduğunuzu belli eden bir surat takınmanız. oysaki siz "rahmetli de iyi klark çekerdi, aynalar kırılırdı ehehe" diyerek dalgaya vurup gülmek istiyorsunuz. bunu yaparsınız ne olur? kötü bir imaj çizersiniz tabii ki. "insanları üzmeye ne gerek var, dalgamıza bakalım" diye bir düşünce bence dışlanma korkusunun süslenmiş halidir.
diğer kurgu: yine toplum müesseselerinin en zıkkımlarından biri olan akrabalarınızın içinde olduğunuzu düşünün. bir adet zıpır velet, herkes seviyor, oysaki siz sevilecek hiçbir yanı yok, diye düşünüyorsunuz. ama sizden beklenen şu: ilgileniyormuş gibi davranmak, seviyormuş gibi yapmak. yapmazsanız muhtemelen mizantropist yaftası yiyeceksiniz. bu durumda da imaj çizdirmemek için yapılan eylemler, yani seviyormuş gibi yapmak ve ilgileniyormuş gibi yapmak, dışlanmama istencidir.
bireyselliğiniz toplumsallığa yenildi.
peki terry amca bunu ne üzerinden okuyor? o dışlanma demiyor tabii ki, o benim düdüklemem. fekaat o da -miş gibi yapma durumundan bahsediyor john milton'ın edward king anısına yazdığı şiir üzerinden:
"şimdi bir kez daha siz defneler, bir kez daha
siz kahverengi mersinler, açmışsınız yapraklarınızı hiç
kurumayan..." şeklinde başlıyor. eagleton özetle diyor ki "ortada samimiyetsiz bir durum da olabilir" yani milton bunu hiçbir üzüntü hissetmeden kaleme almış da olabilir. riyakarlığın getirdiği sahtekarlık yani bir nevi. tabii ki niyeti bilemeyiz. yine de eagleton iyi yandan bakıp şu sonuca ulaşıyor milton'ın şiiri hakkında: "lycidas milton'ın king'in ölümü karşısında duyduğu üzüntünün ifadesi değil, o üzüntüdür. duruma uygun, sorumluluğunu bilen, usulünce bir ağıttır. burada bir samimiyetsizlik söz konusu değil; en azından sabah karşılaştığımızda aklımda sizin nasıl bir sabah geçireceğinizden daha önemli meseleler olmasına rağmen size iyi sabahlar dilememden daha büyük bir samimiyetsizlik yok ortada."*
devamını gör...
3.
sadece yalnız ve bir yakınızın arkadaşı olduğu için ilgi gösterdiğiniz insanın planladığı bir organizasyona, yine o yakınınız tarafından katılmaya zorlanmanız durumudur.
katılamayacağınızı kalp kırmadan anlatmaya çalışsanız da; sizin gösterdiğiniz anlayışı, yakınınızın size gösterememesi ise basiretsizliktir ama bu başlığın altında yeri yoktur.
katılamayacağınızı kalp kırmadan anlatmaya çalışsanız da; sizin gösterdiğiniz anlayışı, yakınınızın size gösterememesi ise basiretsizliktir ama bu başlığın altında yeri yoktur.
devamını gör...
4.
bir tür mobbing
devamını gör...
5.
fiziksel olan dayamanın zihinsel olanı.
devamını gör...