1.
boş, gereksiz işler.
devamını gör...
2.
menşur iran-türk karşımı muhabbetçi şair,beleş alemi çok severdi , felsefesi nerede beleş oraya yerleş felsefesi idi ,bir anda sinan oğan geldi aklıma..
ye kebabı iç şarabı olayı kay sakiye olayı.
fuzuli'yi bir gün bursa'ya davet ederler , şairimiz beleş bulur da affeder mi hop bursa.
yolda mırıldanır; ,
' ey fuzuli fuzuli,bir an için çıkıyorsun gurbete yiyeceksin kebabı koyacaksın davul gibi g.te. (evliya abimiz gibi g.tçü idi divan şairimiz , genç sakinin doldurmasını severdi, kadehini)
bursa'da karşılanır hemen aleme dalınır alemde şarkılar türküler söylenir fuzuli abimiz şiir okur saki ile oynaşır şarap-afyon-enfiye biraz fazla kaçınca ,kafa dumanlanır olay toplu olayına devrişir artık kim kim kime tokmak sallarsa kim kimin davulunu patlatırsa alem budur aman saki doldur . fakat o arada fuzuli'nin davulda patlatılır karambolden ,olsun alemde olur böyle işler sakide arada şişler.
sabah olur fuzuli uyanır uyanmasına ama mabadda hafif sızlama vardır çaktırmaz delikanlılığa toz kondurmaz.
sabah işkembe-kelle paça ile ayıkılır sonra yola çıkılır ve fuzuli abimiz yine mırıldanır.
' ey fuzuli fuzuli bir an için dönüyorsun gurbetten yedin kebabı içtin şarabı ama oldun davul gibi g.tten ' der. hayıflanma çabasız kalır ,olsun padişahımız var olsun...
osmanlı torunları çok sever padişahının şairini ,bayılırlar, kudüm eşliğinde fuzli'den şiirler okurlar ,sonrasını bilemem ..
padişahım çok yaşa...
ye kebabı iç şarabı olayı kay sakiye olayı.
fuzuli'yi bir gün bursa'ya davet ederler , şairimiz beleş bulur da affeder mi hop bursa.
yolda mırıldanır; ,
' ey fuzuli fuzuli,bir an için çıkıyorsun gurbete yiyeceksin kebabı koyacaksın davul gibi g.te. (evliya abimiz gibi g.tçü idi divan şairimiz , genç sakinin doldurmasını severdi, kadehini)
bursa'da karşılanır hemen aleme dalınır alemde şarkılar türküler söylenir fuzuli abimiz şiir okur saki ile oynaşır şarap-afyon-enfiye biraz fazla kaçınca ,kafa dumanlanır olay toplu olayına devrişir artık kim kim kime tokmak sallarsa kim kimin davulunu patlatırsa alem budur aman saki doldur . fakat o arada fuzuli'nin davulda patlatılır karambolden ,olsun alemde olur böyle işler sakide arada şişler.
sabah olur fuzuli uyanır uyanmasına ama mabadda hafif sızlama vardır çaktırmaz delikanlılığa toz kondurmaz.
sabah işkembe-kelle paça ile ayıkılır sonra yola çıkılır ve fuzuli abimiz yine mırıldanır.
' ey fuzuli fuzuli bir an için dönüyorsun gurbetten yedin kebabı içtin şarabı ama oldun davul gibi g.tten ' der. hayıflanma çabasız kalır ,olsun padişahımız var olsun...
osmanlı torunları çok sever padişahının şairini ,bayılırlar, kudüm eşliğinde fuzli'den şiirler okurlar ,sonrasını bilemem ..
padişahım çok yaşa...
devamını gör...
3.
malatya'da bir cadde ismi. evet.
devamını gör...
4.
tekniği bâki'den zayıftır.
türkçe'nin daha saf bir halini kullanmaya gayret eder ve bu da aruzu kullanımında onu dezavantajlı kılar. kendisi de bunu belirtmiştir.
büyük şair, büyük edip. bayat boyundandır.
türkçe'nin daha saf bir halini kullanmaya gayret eder ve bu da aruzu kullanımında onu dezavantajlı kılar. kendisi de bunu belirtmiştir.
büyük şair, büyük edip. bayat boyundandır.
devamını gör...
5.
büyük türk şairidir onun ismine ithaf edilmiş bir şehir vardır azərbaycanda qarabağın füzuli şehri türkçe farsca ve arapça divan yazmıştır ünlü hikaye leyla ile mecnunu ilk kez türkçe yazan şairimizdir şiirlerinin bazılarının açıklamasını bilmeden anlamak tam anlamıyla mümkün değil.
canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dil,
ne niza eyleyelim o ne senindir ne benim.
canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dil,
ne niza eyleyelim o ne senindir ne benim.
devamını gör...
6.
"yedi ulu ozan" arasında yer alan fuzulî'nin baba adı süleyman ve kendisinin asıl adı da mehmet olduğu bir çok kayıttan anlaşılmaktadır. (5) doğum tarihi hakkında 1480-1495 veya 1504 gibi tarihler arasında tereddüt edilirken, ölüm tarihi olarak gösterilen (m.1556) tarih de araştırmacı yazarların tereddütleri yoktur.
doğum yeri olarak; kerkük, musul, kerbelâ, bağdat, hille ve necef'te geçtiği ve bir taun (veba) salgınına yakalanarak, kerbelâ'da hakk’a yürüyüp bu şehirde defnedildiği (1556) fuzulî'yi araştıranlarca kabul edilmektedir.
fuzulî, önce babası süleyman'dan daha sonra da rahmetullah adlı bir hocadan ilim öğrendiği ve çok iyi yetiştiği kabul edilir. edebî yönde gelişmesi de, azeri şairi habibînin (1470-1520?) etkisi olmuş ve üç dilde (farsça, arapça ve türkçe) şiir yazacak kadar ileri bir dil bilgisine sahip olmuştur. yazdığı düz yazılarda dahi şairliğin izlerini görmek mümkündür.
kur'anı ezbere bilen ve "yol" olarak, "isna aşeriye'yi (oniki imama bağlılık) yolunu seçen fuzulî'nin bağlı bulunduğu bir tarikat adı net olarak bilinmiyor ama, "ali murtaza'ya ve pâk soyuna" duyduğu aşk ve muhabbet onun, "vahdet-i vücut" ilkesine inanan bir inanış ile, ilim şehrinin kapısına giden bir "yolcu” olduğunu kolayca anlamış oluyoruz.
fuzulî, "hadikatüssuada" (saadete ermişlerin bahçesi) adlı eserinde tüm peygamber ve resûllerin hakk ve hakikat uğruna çektikleri çileleri ve ödedikleri bedelleri anlatır ve kerbelâ çölünde susuz ve mecalsiz bırakılıp hunharca şehit edilen hz. hüseyin'in çektiği çile ve hakk yolunda ödediği bedel ile karşılaştırır. hiçbir peygamberin ve nebinin bu yolda katlandığı çile ve ödediği bedel, hz. hüseyin'in katlandığı çile ve ödediği bedel ile kıyaslanamayacağını hatırlatır... çünkü insan inancı uğrunda; ibrahim gibi "nar"a atılmayı, zekeriya gibi hızar ile biçilmeyi, isa gibi çarmıha gerilmeyi musa ve muhammed mustafa gibi ilden il'e sürülmeyi göze alabilir. ama, 72 yakınını ve canı kadar sevdiği dostları zalimin zulmü altında ve kahr okunun açtığı yaralardan akan kanlar içerisinde görmek ve böylesi bir vahşet saçan zulüme tahammül edebilmek, ancak hz. hüseyin'e mahsus bir meziyet olduğunu kendisine has bir dille anlatır fuzulî hazretleri.
safevî devletinin hükümdarı şah ismail 1508 de bağdat'ı ele geçirdiğinde, fuzulî, dini ve edebî ilim üzerine kendisini yetiştirmiş genç bir şair idi. şah ismail, horasan yakınlarında özbek hanı şeybek'i yenmesi üzerine, ona, beng-ü bade (şarap ve afyon) mesnevisini yazdı. kendisi gibi tasavvuf şairi olan şah ismail fuzuli'yi taltif edip değer verdi.
kanuni sultan süleyman (1494-1566) bağdat-ı ele geçirdiği (1534) fuzulî, bu fetih için de övgüler içeren kasideler yazdı. bu övgüleri kanunî'yi etkiledi ve kendisine evkaf gelirinden günde dokuz akçe maaş bağlandı...
fuzulî'yi daha sağlığında uzak diyarlara kadar ününü yayan, siyasilere yazdığı övgü kasidelerinden ziyade; hz. hüseyin ve kerbelâ vahşeti hakkında yazdığı duygulu şiirler ve hakk ile bâtılın savaşındaki mezalimin zulmünü hak ettiği şekilde vermesi "fuzuli" adını, taşkent'ten istanbul'a, kahire'den kırım ve belgrad'a kadar duyurmuş oldu. fuzuli'nin "hadikatüssuada" sını okuyan (müslüm-gayri müslüm) tüm insanlar, peygamber nesline yapılan bu vahşi zulümün aslını öğrenmiş oldular. emevî ve abbasi yönetimlerinin bu pâk soya karşı takındıkları insanlık dışı tavrın, asıl nedeninin "hakk ve batıl", "zalim ve mazlum" savaşı olduğunu anlayan insanlar, hz. peygamber'in ümmetine emanet ettiği ehlibeyti'ne yakından tanıyıp yanlış bildiklerinden kurtuldular.
böylece fuzulî, ehlibeyte yapılan zulmün üzerine örtülen perdeyi aralamış oldu... 14 asırdan beri emevî ve abbasî zulmünün aslını bilmeyenler "hadikatüssuada"yı okuyunca, "karanlık çağın" kalıntıları olan uydurma "hadislerin" ilimsiz-irfansız felsefenin pençesinden kurtulmuş oldular.
fuzulî "beng-ü bade" (afyon-şarap) eserinden iran şahı şah ismail ile osmanlı padişah'ı ıı. beyazıd (1447-1512)ın arasındaki siyaseti ve politik mücadeleyi işleyerek, şah ismail'e itaf etmiştir. beg-ü bade, birçok araştırmacı tarafından ele alınıp incelenmiş, yeni baskıları yapılmıştır. ayrıca 1943'de hüsnü lugal ve o. beşer tarafından almancaya çevrilmiştir.
leylâ ve mecnun (destan-ı leylî vü mecnun ). klasik türk edebiyatının mesnevi alanındaki en güzel ürünü sayılır. bu eserin son ve dikkatli bir basımını necmettin halil onan hazırladı (1955). fuzuli'nin bu eserine dayanarak, 1907'de azeri sanatçısı üzeyir hacıbeyli'nin yazdığı leylâ ve mecnun operası, şairin yakın zamanlarda türk illerinde devam eden etkisini gösterir. fuzuli ünlü bir arap aşk hikâyesine dayanan ve arap, fars edebiyatlarından başka türk edebiyatında da 30 kadar şair tarafından ele alınmış olan bu konuyu canlı, samimi ve etkili bir şekilde işlemiştir.
doğum yeri olarak; kerkük, musul, kerbelâ, bağdat, hille ve necef'te geçtiği ve bir taun (veba) salgınına yakalanarak, kerbelâ'da hakk’a yürüyüp bu şehirde defnedildiği (1556) fuzulî'yi araştıranlarca kabul edilmektedir.
fuzulî, önce babası süleyman'dan daha sonra da rahmetullah adlı bir hocadan ilim öğrendiği ve çok iyi yetiştiği kabul edilir. edebî yönde gelişmesi de, azeri şairi habibînin (1470-1520?) etkisi olmuş ve üç dilde (farsça, arapça ve türkçe) şiir yazacak kadar ileri bir dil bilgisine sahip olmuştur. yazdığı düz yazılarda dahi şairliğin izlerini görmek mümkündür.
kur'anı ezbere bilen ve "yol" olarak, "isna aşeriye'yi (oniki imama bağlılık) yolunu seçen fuzulî'nin bağlı bulunduğu bir tarikat adı net olarak bilinmiyor ama, "ali murtaza'ya ve pâk soyuna" duyduğu aşk ve muhabbet onun, "vahdet-i vücut" ilkesine inanan bir inanış ile, ilim şehrinin kapısına giden bir "yolcu” olduğunu kolayca anlamış oluyoruz.
fuzulî, "hadikatüssuada" (saadete ermişlerin bahçesi) adlı eserinde tüm peygamber ve resûllerin hakk ve hakikat uğruna çektikleri çileleri ve ödedikleri bedelleri anlatır ve kerbelâ çölünde susuz ve mecalsiz bırakılıp hunharca şehit edilen hz. hüseyin'in çektiği çile ve hakk yolunda ödediği bedel ile karşılaştırır. hiçbir peygamberin ve nebinin bu yolda katlandığı çile ve ödediği bedel, hz. hüseyin'in katlandığı çile ve ödediği bedel ile kıyaslanamayacağını hatırlatır... çünkü insan inancı uğrunda; ibrahim gibi "nar"a atılmayı, zekeriya gibi hızar ile biçilmeyi, isa gibi çarmıha gerilmeyi musa ve muhammed mustafa gibi ilden il'e sürülmeyi göze alabilir. ama, 72 yakınını ve canı kadar sevdiği dostları zalimin zulmü altında ve kahr okunun açtığı yaralardan akan kanlar içerisinde görmek ve böylesi bir vahşet saçan zulüme tahammül edebilmek, ancak hz. hüseyin'e mahsus bir meziyet olduğunu kendisine has bir dille anlatır fuzulî hazretleri.
safevî devletinin hükümdarı şah ismail 1508 de bağdat'ı ele geçirdiğinde, fuzulî, dini ve edebî ilim üzerine kendisini yetiştirmiş genç bir şair idi. şah ismail, horasan yakınlarında özbek hanı şeybek'i yenmesi üzerine, ona, beng-ü bade (şarap ve afyon) mesnevisini yazdı. kendisi gibi tasavvuf şairi olan şah ismail fuzuli'yi taltif edip değer verdi.
kanuni sultan süleyman (1494-1566) bağdat-ı ele geçirdiği (1534) fuzulî, bu fetih için de övgüler içeren kasideler yazdı. bu övgüleri kanunî'yi etkiledi ve kendisine evkaf gelirinden günde dokuz akçe maaş bağlandı...
fuzulî'yi daha sağlığında uzak diyarlara kadar ününü yayan, siyasilere yazdığı övgü kasidelerinden ziyade; hz. hüseyin ve kerbelâ vahşeti hakkında yazdığı duygulu şiirler ve hakk ile bâtılın savaşındaki mezalimin zulmünü hak ettiği şekilde vermesi "fuzuli" adını, taşkent'ten istanbul'a, kahire'den kırım ve belgrad'a kadar duyurmuş oldu. fuzuli'nin "hadikatüssuada" sını okuyan (müslüm-gayri müslüm) tüm insanlar, peygamber nesline yapılan bu vahşi zulümün aslını öğrenmiş oldular. emevî ve abbasi yönetimlerinin bu pâk soya karşı takındıkları insanlık dışı tavrın, asıl nedeninin "hakk ve batıl", "zalim ve mazlum" savaşı olduğunu anlayan insanlar, hz. peygamber'in ümmetine emanet ettiği ehlibeyti'ne yakından tanıyıp yanlış bildiklerinden kurtuldular.
böylece fuzulî, ehlibeyte yapılan zulmün üzerine örtülen perdeyi aralamış oldu... 14 asırdan beri emevî ve abbasî zulmünün aslını bilmeyenler "hadikatüssuada"yı okuyunca, "karanlık çağın" kalıntıları olan uydurma "hadislerin" ilimsiz-irfansız felsefenin pençesinden kurtulmuş oldular.
fuzulî "beng-ü bade" (afyon-şarap) eserinden iran şahı şah ismail ile osmanlı padişah'ı ıı. beyazıd (1447-1512)ın arasındaki siyaseti ve politik mücadeleyi işleyerek, şah ismail'e itaf etmiştir. beg-ü bade, birçok araştırmacı tarafından ele alınıp incelenmiş, yeni baskıları yapılmıştır. ayrıca 1943'de hüsnü lugal ve o. beşer tarafından almancaya çevrilmiştir.
leylâ ve mecnun (destan-ı leylî vü mecnun ). klasik türk edebiyatının mesnevi alanındaki en güzel ürünü sayılır. bu eserin son ve dikkatli bir basımını necmettin halil onan hazırladı (1955). fuzuli'nin bu eserine dayanarak, 1907'de azeri sanatçısı üzeyir hacıbeyli'nin yazdığı leylâ ve mecnun operası, şairin yakın zamanlarda türk illerinde devam eden etkisini gösterir. fuzuli ünlü bir arap aşk hikâyesine dayanan ve arap, fars edebiyatlarından başka türk edebiyatında da 30 kadar şair tarafından ele alınmış olan bu konuyu canlı, samimi ve etkili bir şekilde işlemiştir.
devamını gör...
7.
devamını gör...
8.
safevi yanlısı olduğu için devletçe kendisinden bir yüz çevirme durumu olmuştur. bu, maaşını tahsil edememe-kendisine zorluk çıkarma hadisesinin kökenindeki neden budur.
devamını gör...