olay tam olarak nedir bilmiyorum fakat sonradan ortaya çıkan video denk geldi, izledim.
annesi evde çocuğun babasına "çocuğa ne oldu?" diyor
baba "önüme çıktı ani fren yaptım çocuğun haline bak" diyor.
ülkece bir grubu, belirli bi kesimi, ırkı vs gerçekler tam olarak ortaya çıkmadan yaftalamaya, linçlemeye çok meraklıyız. suçu neyse çeksin iki taraf da ama kendi eliyle o hale getirdiyse çocuğu, zaten olay var diye ülkeyi galeyana getirmek de vicdan meselesi.
hiçbir tarafı savunmuyorum, çeksinler cezalarını. gerçekler er geç ortaya çıkar soruşturma sonucunda kamera kayıtlarıyla vs. beni asıl üzen ufaklığın geldiği hal. çocukları her türlü pislikten uzak tutmak en büyük mesele ama ne mümkün.
biriyle tanıştığınızda onunla ilgili iyi şeyler hissetmiyorsanız, belki yanılıyorumdur diye düşünüyorsanız düşünmeyin. hislerinize güvenin.
aksi çıktığını neredeyse hiç görmedim.
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlenizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz.
bende de sevmek.
ama yok olmuyor, sevgim mi bitti diyeceğim de sanmıyorum insanların sevilesi yanı kalmadı. yoksa kedileri neden bu kadar seveyim ki ya da küçük insanları
kadınları seviyoruz ve sevgiyle parçalıyoruz onları, evlere kapatıyor, yasaklarla kuşatıyor, sokaklarda gezmelerine izin vermiyor, dövüyor, bıçaklıyor, öldürüyoruz; ne kendimiz yaşayabiliyor, ne kadınları yaşatıyoruz; kadınlara duyduğumuz parçalanmış sevgiler hayatın bize sunmaya hazır beklediği her türlü mutlulukla, zevkle, keyifle aramızda büyük bir duvar gibi yükseliyor."
yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu...
demdir,
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs...
uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
çelik kadavrası korugan'ların.
ölünmüş, cânım, ölünmüş,
murad alınmış...
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
susmak ve beklemek, müthiş
genciz, namlu gibi,
ve çatal yürek,
barışa, bayrama hasret
uykulara, derin, kaygısız, rahat,
otuziki dişimizle gülmeğe,
doyasıya sevişmeğe, yemeğe...
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi.
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı, kınsız, uyanık,
ve genç bir mısrâdır filinta endam...
neden, neden alnındaki yıkkınlık,
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
nasıl da almış aklımı,
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdân,
dost, düşman söz eder kendi kavlince,
kınanmak, yiğit başına.
bu, ne ayıp, ne de yasak,
öylece bir gerçek, kendi halinde,
belki, yaşamama sebep...
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, karanlık...
ve zehir - zıkkım cigaram.
gene bir cehennem var yastığımda,
ufak tefek birkaç şey* dışında hiçbir şeyi saklamıyorum artık.
kullanabileceğim bir şeyse tepe tepe kullanıyorum, değilse zaten yitip gidiyor bir yerde.
böyle hatıralar geçmişe bağımlı hale getiriyor, yıllarca taşınamaz.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.