#ödüllü filmler
drama / gerilim / bilim kurgu / romantik
9.5 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

1997 yapımı, başrollerini ethan hawke, uma thurman ve jude law'ın paylaştığı bilim kurgu tarzı filmdir.


aynı zamanda genetik bilimine ilgisi olan kişilerin izleyebileceği bir filmdir.
devamını gör...
filmde kardeş bebeklerin birinin genetiği ile oynanıyor. dıger bebeğe göre daha özellikli büyüyor. muthiş bir sahnesi var. hemşire bebegin topugundan aldığı kan ile genetik haritasını yorumluyor.

örn :
muhtemel kalp hastalığı olasılığı %90
muhtemel ölüm yaşı 36 vs vs.
devamını gör...
tasarlanmış çocukların olduğu gelecekte freeman çifti doğal şekilde çocuk sahibi olmayı tercih eder ve ilk çocukları vincnet bir kalp rahatsızlığı ile doğar. gözü korkan freeman çifti ikinci çocuklarını tasarlarlar. bu arada büyüyen vincent uzaya ilgi duyar ve bir gün uzaya gitmeyi ister lakin kalp hastalığı bunu imkansız kılar. o da gayriresmi işlere başvurur ve uzaya gitmek için yeterli donanımlara sahip birinin kan ve idrarını kullanarak onun yerine geçer ve bir şirkette işe girer. şirkette bir cinayet işlenir ve suçluyu aramak için vincent'ın kardeşi görevlendirilir. ilk başlarda abisinin olduğunu anlamasa da daha sonraları onu tanır ve kavga ederler fakat küçük kardeş abisini ele vermez. neticede katil müdür çıkar ve vincent bir ekiple uzaya gider. giderken ise şu muhteşem sözcükleri söyler: ''
derler ki vücudumuzdaki her atom bi zamanlar bir yıldız parçasıymış belkide evimden ayrılmıyorum  belkide eve gidiyorum.''.
kanıtlanmış imkansızlıklar karşı verilen bir savaş ve kazanılan bir mücadele. uzaya gitmede ısrar eden vincent doktorların gidemez demesine rağmen gitti çünkü amacında ısrar etti. bu film bende azmin ne kadar kuvvetli bir olgu olduğu hissini uyandırır çünkü imkansız diye bir şey yoktur, yapmak istemediklerimiz vardır. siz yapmayı istediğiniz sürece her şey imkanlıdır.
devamını gör...
gattaca, enteresan bir film. öncelikle wikipedia ve imdb'ye göre gişede ciddi zarar etmiş. 36 milyon dolarlık bütçe, 12 milyon dolar gibi bir hasılat... elbette bu gibi şeylerde pr ve bununla angaje olan pazarlama türünden hamleler de etkin olabiliyor. şuna kalıbımı basarım ki bu film 2000'lerin başlarında çıksaydı filmin bütçesi epey daha fazla olurdu ama gişede de zarar etmezdi en azından. jude law, gattaca'da henüz bir dünya yıldızı sayılmazdı. film için çok dev paralar almış olamaz. ethan hawke tahminimce çok büyük paralar almıyordur zaten. yani orta çapta bir yıldız sayılabilir. uma thurman da aynı şekilde. bunların üçü de yıldız elbette ama law, en parlakları oldu zamanla, bana göre.

o kadar "yıldız" muhabbeti yaptım. filme gelelim. yıldızları yakından görmek için her şeyini verebilecek başkarakterimiz (hawke) maalesef ki içine doğduğu distopik dünyada bu şansa sahip değildir, genetik sebeplerle. ama kendi şansını kendi yaratmak için akılalmaz bir işe kalkışır. "mükemmel" abisini kıskanmak gibi bir durumu yok gibidir ama vincent dezavantajını elemine edebilecek bir fırsat buluyor burada. filmin en beğendiğim taraflarından biri dramatik yönü oldu. tüm o sinemasal numaraların arkasında çok sağlam bir drama izliyoruz burada ve akıllara kazınan pek çok sahnesi var filmin. vincent'ın kardeşiyle, irene ile, dr. lamar ile (artık uzaya çıkabilmesine gıdım kala - onunla olan son sahne) olan sahneleri gerçekten de etkiliyor. görsel efektlere sırtını dayayan bilim kurgulardan değil yani gattaca. bu bakımdan da makul bütçeli bir yapım olmasının olası dezavantajlarını dramatik kuvvetiyle rahatlıkla ekarte ediyor.

filmin "havası" can sıkıcı bir distopya atmosferini yansıtsa da bu konuda çok ileri gitmiyor yapım ve daha çok insan ilişkilerine, tutkularına, arzularına, hayal kırıklıklarına, umutlarına... yani bizi biz yapan şeylere odaklanarak ilerliyor. sekanslar çok iyi "adımlamalarla" açılımlandırılmış ve bu da yapımın izlenebilirlik kalitesini "top class" seviyesine çıkartmış. en azından bir izleyici olarak benim fikrim bu yönde. merak ettiricilik konusunda yapım sınıfı geçiyor bence. yani, "şimdi ne olacak?!", "vincent bu durumdan kendini sıyırabilecek mi?!" falan dedim ben sürekli. (elbette ki içimden. heheh.)

bizim tv'lerimiz bunu 90'larda verdiyse de ben denk gelmemişim; hatta 2010'dan sonra izlemişimdir ben gattaca'yı ilk defa. gerçekten etkilendim. gişede gümlemişse bile zamanla hakkı verilmiş bir yapım olsa gerek bu zira imdb'de aldığı rating sayısı ve puanı gayet yüksek. bu, belki de daha önemli aslında sanatsal bazda. örneğin dark city filmi her sene hayranlarına hayran katarak çeyrek asırdır konuşulan bir film olmayı sürdürebiliyor ama gişede deli gibi başarılı olan birçok filmi seneler hatta zaman zaman aylar sonra kimse konuşmuyor bile. ha, "ekmek kapısı" olarak bakarsak durum farklılaşır lakin bu sektördeki insanlar ahmak değil. yani birçok projeyle ilgileniyorlar ve akıllı olanları kimi işlerinde maddi kimilerinde ise sanatsal olarak kendini tatmin edecek işler yaparak dengelerini bulabilirler.

kaldı ki bu, yönetmen andrew niccol'un ilk filmi. sonrasında da sinema için az ama öz iş yapmış adam. şöyle bir bakıyorum; truman show'un senaryo yazarlığı, lord of war'u hem yazıp hem de yönetmek ve aynı zamanda bu iki dev işin de prodüktörlüğünü yapmak... vallahi etkileyici.

gattaca'nın, üzerinde titizlikle çalışılan bir yapım olduğu kanısındayım. karşımızda net olarak sinematik bir başarı portresi duruyor. henüz izlemediyseniz mutlaka bir göz atın derim.

8.5/10
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim