geceye bir kitap alıntısı bırak
başlık "afrodizias" tarafından 30.01.2024 00:45 tarihinde açılmıştır.
21.
einmal ist keinmal," diyor tomas kendi kendine. sadece bir kere olan şey, diyor alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır. yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.
milan kundera
(bkz: varolmanın dayanılmaz hafifliği)
devamını gör...
22.
"çok şey vardı anlatılacak, o yüzden sustum.
birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
sen duydun mu sustuklarımı?"
oğuz atay - tutunamayanlar (kitap)
birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
sen duydun mu sustuklarımı?"
oğuz atay - tutunamayanlar (kitap)
devamını gör...
23.
24.
“tahammül sınırım çoktan aşıldığından beri insanlarla daha az görüşmeye, hislerimi açmamaya ve tuğla tuğla duvar örmeye başladım. beni sıkıntıya sokacak insanları ve durumları elimin tersiyle ittim, pişman değilim.”
sabahattin ali
sabahattin ali
devamını gör...
25.
soğuk savaş döneminde gölgesine sığınılan abd ise sadece ekonomiyi ve uluslararası ilişkileri değil, magazin ve moda dergilerini de ayakta tutan ilham kaynağı, rol modelidir. kırkların ikinci yarısından başlayarak gündelik hayat, kentler, özellikle de istanbul, amerikan kültürünün etkisiyle dönüşürken, bu dönüşümün en büyük destekçisi gazete ve dergiler olacaktır. ellilerde amerikan hayat tarzını temsil eden popüler figürler kentleşme, mimari ve dekorasyon üslupları, moda, popüler kültür ürünleri, sosyalleşme mekânları ve biçimleri basının ana malzemesidir.
günümüz magazin ve cemiyet hayatı muhabirliğinin önceli sayılabilecek beyoğlu muhabirliği bu dönemde altın çağını yaşamaktadır. muhafazakâr yazarların yozlaşmanın membaı olarak gördükleri ve anadolu’nun en batı noktası sayılabilecek beyoğlu, son telgraf dergisi yazarı ali rauf akan tarafından, daha 1946’da şöyle tarif ediliyordu: “beyoğlu, paris parfümleri, holivut robları, arjante kürkler, pırlantalar içinde pırıl pırıl ışıldayan, fakat ipek çamaşırlarının altındaki frengi yaralarından irin sızan, teni kir kokan göz aldatıcı bir aşüfteyi andırmaktadır.”
ellilere gelindiğinde demokratlar, beyoğlu ile sulh imzalayacaklar ve bu durum basında da karşılık bulacaktır. türkiye yayınevi, kırklar ve ellilerin gözde bir yayınevi olarak, amerikan kültürünü kendine en fazla yakıştıran mecralardandır. oktay akbal, türkiye yayınevi’nin dergilerinde gazetecilik mesleğine başlayan bir yazardır. anılarında, türkiye yayınevi sahibi kemal bilbaşar’ın hollywood âlemine ilgisini anlatır. bilbaşar, amerikan dergilerinden yırttığı sayfaları akbal’a vererek, bunlara birer hikâye uydurmasını talep eder. ayrıca, beyoğlu sinemalarında oynayan mr. moto, charlie chan gibi popüler hollywood filmlerini izleyip bunları uzun birer hikâye hâlinde kaleme almasını da beklemektedir yazardan.
öte yandan, ikinci dünya savaşı sonrasında tüm dünyada refah seviyesi yavaş yavaş yükselmiş, savaş yıllarının yarattığı kasvet, acı, umarsızlık yerini barışçıl ve huzurlu bir dünya özlemine bırakmış; bunun etkisiyle de sınırlar arasında hareketlilik artmıştır. bu iyimserlik türkiye’ye de sirayet etmiş, cemiyet hayatı canlanmıştır. gelen-giden muhabirliği, diplomatik muhabirlik, mehafil-i ecnebi muhabirliği olarak da anılan beyoğlu muhabirliğinin ilgi alanına, istanbul’a gelen yabancı diplomatlar, siyasetçiler, işadamları, yıldızlar, sanatçılar girer. beyoğlu muhabiri iyi okullarda okumuş, en az bir yabancı dili ve oturmayı, kalkmayı bilen kişiler arasından seçilir. öyle ki, bu kalifiye elemanların bir kısmı mesleklerinin olgunluk çağında gazete ve dergilere yönetici olmuşlardır: abdi ipekçi, necati zincirkıran, hıfzı topuz, izzet sedes, metin toker, kayhan sağlamer...
beyoğlu muhabirlerinin haber kaynakları başlangıçta çiçek palas, sirkeci ve meserret otelleridir. bunlara sonradan tokatlıyan, park otel, londra oteli, bristol, pera palas, degüstasyon, rejans, markiz ile asmalımescit’teki meyhaneler eklenir. ancak, beyoğlu muhabirliği için istanbul’da beş yıldızlı hilton oteli’nin açılması bir milat sayılabilir. amerikan hayat tarzını lüks ve konforla donatarak temsil eden otel, 1955’te istanbul’da açılır. basın mensuplarının otelin müdavimi olacakları başından bellidir. otel yönetimi, açılış gününden itibaren bir basın bürosu kurmuş ve beyoğlu muhabirlerini burada ağırlamıştır.
gösterişli açılışın en sansasyonel yanı, beyoğlu muhabirlerinden ilhan demirel’in, nam-ı diğer piç ilhan’ın çektiği, hollywood yıldızı terry moore’u iç çamaşırıyla gösteren fotoğraftır. milliyet gazetesinin ilk sayfasında hatırı sayılır yer bulan bu fotoğraf, sonraki günler de yankılar yaratır. hilton ailesi’nin öfkesi ve moore’un geçirdiği sinir krizi birçok gazeteye haber olur.
hilton oteli’nin açılışı, ülkenin yeni bir dünyanın eşiğine geldiğinin de göstergesi olarak okunur basında. buna sevinen de vardır, eleştiren de. hürses, 11 haziran 1955 tarihindeki nüshasında bu açılışı, “türk-amerikan dostluğunun ve işbirliğinin en güzel abidelerinden biri” olarak görür. yine hürses’ten takip edecek olursak, mini mini valimiz fahrettin kerim gökay şöyle taçlandırmıştır bu açılışı: “bugün türkiye’nin ayı ve güneşi ile amerika’nın yıldızları bir arada bulunuyor. eski dünya yeni dünyayı kucaklıyor.”
hilton’un istanbul silueti içindeki duruşuna ihtiyatlı yaklaşanlar da vardır. akşam*i’dan şevket rado, 7 temmuz 1955 tarihli yazısında, otelin hizmet vereceği kesimin elit tabaka ile sınırlı olacağını öngörür ve tesisin büyük bir ihtiyaca cevap vermekle birlikte, benzer yeni otellerin yapılmasıyla, bu türden konforlu ve itibarlı mekânların daha geniş kitleye ulaşacağını söyler.
ister eleştirilsin, isterse övülsün, hilton’un istanbul’daki varlığı göz ardı edilemez ve kimileri için ilham verici bir dönüşüme işaret eder; otel, olumlu ya da olumsuz bir referans noktası hâline gelir.
devamını gör...
26.
"her yerde çok fazla acı var ve biz, görmezden geliyoruz."
devamını gör...
27.
bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır. tolstoy, anna karanina .
devamını gör...
28.
''ne bilginler geldi, neler buldular! mumlar gibi dünyaya ışık saldılar... hangisi yarıp geçti bu karanlığı? birer masal söyleyip uykuya daldılar.''
-semerkant-
-semerkant-
devamını gör...
29.
"dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. doğan her bebek, havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. yaşıyor olmak savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. savaş bitmiştir.”
-waldo sen neden burada değilsin
-waldo sen neden burada değilsin
devamını gör...
