yazar: irfan saruhan
yıl: 2020
eserde sinop kapalı cezaevindeki her biri bambaşka suçlar işleyen mahkumların yaşantılarına tanıklık ediyoruz. yazar kitabını 80'li yıllarda yaşanmış gibi anlatmaktadır. her bir karakterin hüzün dolu hikayesi konu edinir.
yıl: 2020
eserde sinop kapalı cezaevindeki her biri bambaşka suçlar işleyen mahkumların yaşantılarına tanıklık ediyoruz. yazar kitabını 80'li yıllarda yaşanmış gibi anlatmaktadır. her bir karakterin hüzün dolu hikayesi konu edinir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "insan olun biraz" tarafından 27.11.2021 11:59 tarihinde açılmıştır.
1.
bir irfan saruhan kitabıdır.
çünkü herkesin bir hikayesi vardır. kim hayatını yazmaya kalksa roman olmaz ki bu dünya üzerinde? kimin kimsenin anlamayacağı derin bir acısı yoktur? kim, kimseye belli etmeden kanamaz ki en tenha zamanlarında? kim, anlatmak için yanıp tutuştuğu öyküsünü ruhunun bodrum katındaki rutubet kokusuna hapsetmemiştir.
roman, 1980’li yıllar mahkum edilmiş üç uzun gün içinde olup biten olayları anlatıyor ama seksenler o kadar çabuk geçip gidecek kadar basit yıllar değildir. hala seksenler güzellemesi yapan insanlar var, belki kendilerine göre haklı nedenleri de vardır. ama okuduklarım, izlediklerim ve yaşadıklarım bana gösterdi ki seksenler salya sümük bir nostaljiyi hak etmiyor.
sinop cezaevi ve istanbul genelevi arasında mekik dokuyan bir roman bu. romandaki herkesin bir hikayesi var. acı, somut varlığı ile bazen kitabın sayfalarını şişim şişim şişiriyor ama biz acıyı bal eğlediğimiz içindir ki okumadan edemiyoruz bu romanı.
ölüm, ihanet, inkar, tabancanın soğuk rengi, ter kokan çarşafların kahverengi cehennemi. hikayeler asla mutlu değil. sanki mutlu hikaye olmazmış gibi. mutluluk var olduğuna inandığımız tuhaf bir duygu.
benim de bir hikayem var. saçları dağılıyor yürürken, burnu kızarıyor rüzgar değdikçe, korunaklı gamzeleri var, çok uzak bir o kadar da yakın bir hikaye bu. mutlu bir hikaye. sinop cezaevini hiç görmedi. tabanca soğukluğu hiç uğramadı ona. sadece bir kaç kırgınlık, bile bile birkaç sözcüğünü ayrı yazdıran.
çünkü herkesin bir hikayesi vardır. kim hayatını yazmaya kalksa roman olmaz ki bu dünya üzerinde? kimin kimsenin anlamayacağı derin bir acısı yoktur? kim, kimseye belli etmeden kanamaz ki en tenha zamanlarında? kim, anlatmak için yanıp tutuştuğu öyküsünü ruhunun bodrum katındaki rutubet kokusuna hapsetmemiştir.
roman, 1980’li yıllar mahkum edilmiş üç uzun gün içinde olup biten olayları anlatıyor ama seksenler o kadar çabuk geçip gidecek kadar basit yıllar değildir. hala seksenler güzellemesi yapan insanlar var, belki kendilerine göre haklı nedenleri de vardır. ama okuduklarım, izlediklerim ve yaşadıklarım bana gösterdi ki seksenler salya sümük bir nostaljiyi hak etmiyor.
sinop cezaevi ve istanbul genelevi arasında mekik dokuyan bir roman bu. romandaki herkesin bir hikayesi var. acı, somut varlığı ile bazen kitabın sayfalarını şişim şişim şişiriyor ama biz acıyı bal eğlediğimiz içindir ki okumadan edemiyoruz bu romanı.
ölüm, ihanet, inkar, tabancanın soğuk rengi, ter kokan çarşafların kahverengi cehennemi. hikayeler asla mutlu değil. sanki mutlu hikaye olmazmış gibi. mutluluk var olduğuna inandığımız tuhaf bir duygu.
benim de bir hikayem var. saçları dağılıyor yürürken, burnu kızarıyor rüzgar değdikçe, korunaklı gamzeleri var, çok uzak bir o kadar da yakın bir hikaye bu. mutlu bir hikaye. sinop cezaevini hiç görmedi. tabanca soğukluğu hiç uğramadı ona. sadece bir kaç kırgınlık, bile bile birkaç sözcüğünü ayrı yazdıran.
devamını gör...
