1.
geçen seneki sınıftan benimle birlikte alttan ders alan arkadaşlar var, bunlardan iki tane tanıdığım kızda zaten cafede ders çalışacakmış, neyse cafede falan oturduk,ders çalıştık, biraz dedikodu dinledim( flört falan yok sadece arkadaşız, flörtümsü arkadas ayağı falan değil, dunya ahiret bacım olurlar), hesabı kız ödemiş ya, hayır para da kabul etmedi. ısrar ediyorum ters yapıyor. hayır kendi yediklerimi ödeyeceğim yani tüm hesabıda değil. şu hayatta milletin arkadaşı birbirine hesap kitler, bana hesabı ödetmezler. bende salaklık, siparişi menüyü qr kod okutup ,kart şifresi giriyordu galiba, neyse sonraki zamanda veririm. hayır şimdi samimiyet derecesinide iyi ayarlamak istiyorum sonra arkadaşlık bozulsun istemiyorum.
devamını gör...
2.
tarz olarak pek memnun kalmasam da arada ödesinler. sömürü düzenine karşıyım. o paraları kazanmak için beynimin içinde at koşturan şirketleri bir ben bilirim nefret ettiğim iş günü mesailerini.
kolay kazanılmıyor. kendinizi kullandırmayın çocuklar. para yediriyorsak acısını gece çıkartalım. sap sap hesap ödeyip evlere dağılmayalım.
peşin seks güzel. taksit taksit yürümez o iş.
kolay kazanılmıyor. kendinizi kullandırmayın çocuklar. para yediriyorsak acısını gece çıkartalım. sap sap hesap ödeyip evlere dağılmayalım.
peşin seks güzel. taksit taksit yürümez o iş.
devamını gör...
3.
erkeğin ödemesi kadar normal.
arkadaşınız öyle bir şey yapmışsa siz başka sefere ödersiniz. direkt parayı vermek yerine o, şansı teperse direkt parayı verebilirsiniz.
arkadaşımla ona sözüm üzerine bölümün kantininde otururken başka sınıftan erkek arkadaşları(2) geldi. konuştular biraz onlar ayaktayken. sonra kız "isterseniz bize katılın, çok yer yok gibi duruyor." dedi. ben de sinirlendim çok yer yoksa geri gitsinler yani bana ne. ben arkadaşıma sinirli ve sert bakarken suskunluk olunca onlara baktım göz göze geldik, utandım çünkü katil edası bakışlarım yakalanmıştı. balıklama atlamamış olmalarına rağmen yine istifimi bozmadım "benlik bir sıkıntı yok zaten çok kalmayacağım." dedim. aşırı veya itici bir tutum görmediğim için bu da. görsem direkt "bizim konuşacağımız özel şeyler vardı o yüzden bize katılmayın." derdim açık ve net bir şekilde.
sonra birisi "sıkıntı yok derken bile büyük sıkıntı var der gibi." dedi diğerine, söz de kısıkça.
ona yandan ters bakıp "öyleyse sıkıntı vermeyin o zaman. ah pardon, kısıkça(!) dediğinize cevap verdim." deyip bu sefer dik dik bakmıştım.
"sıkıntı veresim geldi o yüzden oturacağım." deyip yan sandalyemden boş olanı çekince yapmacık sırıtarak"teşekkürler." deyip çantamı bıraktım. sonra diğerini çekti. bu sefer arkadaşımın masada duran çantasını koydum. "sağ olun, masa bir açıldı değil mi?" dedim yapmacık hayretle. arkadaşımın sağına ve soluna oturdular. arkadaşım "evet asra, güzel oldu." dedi. yüzü "böyle demezsem beni öldüreceğini biliyorum." der gibiydi.
sonrasında onlar konuşmaya başladı. ben telefonda e-kitap okuyorum. o "sıkıntı veresim geldi" diyen tip "ee asra, sen nerelisin?" deyince anlık ona bakıp önüme bakmaya devam ettim.
arkadaşım "kendisi-"
"zümrütçüm! (yeşil gözlerine istinaden) cevap vermek isteseydim derdim değil mi?" dedim gülümseyerek. sonra ona dönerken bayık ve gıcık yüz ifademle "yersiz merakınızı giderme zahmetine girmeyeceğim. ve adımı öğrenmeniz durumu samimi hâle getiriyorsa unutmanızı öneririm." dedim.
"ses tonun, konuşma şeklin siri'ye ve yüzündeki mimikler dahi seni robota benzetiyor."
"sormadan söylediğiniz yorum için teşekkürler. benimle iletişime girmezseniz sevinirim. ve sevinmezsem üzerim." derken son kısmı baskıladım. ortaya döndükten sonra "çarpıya bastıkça yüzlerce açılan bir sekmeyi kapattıktan sonra sözümü tutayım. ikimize kahve almaya gidiyorum züm." deyip cüzdanımı aldım.
yürürken baktım o gelip "benzetmen bile robotik." deyip güldü. yandan göz devirip önüme döndüm.
abladan nescafeleri istedim. bardağa döküp uzatırken kendisi 4 bardağın ücretini vermeye çalışıyor. "gözlerin mı bozuk, aldığın 2 kahveyi 4 şeklinde ödemeye çalışıyorsun da?"
"bozuk değil. öderken tam ödemek istedim."
"sözünü verdiğim nescafenin ve kendi içeceğimin parasını ödeme cüretini nereden buluyorsun?parası alınırsa nescafeleri üzerine içiririm." dedikten sonra ablaya normal sevimli ifademi takınıp "abla, verdiğim kahveleri onun parasından kesme. 4 tane ödemek istiyorsa başka 2 öğrenciye hatta kendine kahve ısmarla. ben benimkileri ödeyeceğim." deyince abla ona dönüp "ne yapayım?" diye sorunca "dediği gibi olsun. ya kendinize ya da başka 2 öğrenciye ısmarlayın."
"normalde bu kızların hoşuna gider, onları sevindirir. ah pardon robot(!)." deyince "ben gibi robotlar kendi paramızı harcamaktan hoşlanırız. ah sevindirici insan hem de gıcık versiyonundan(!) mümkünse sen beni sevindirmeye çalışma." derken parayı ödeyip onu beklemeden gidiyorum. kendi bekledi diye beklemek zorunda değilim. onu çağıran da ben değilim. zümrüt"ün önüne uzanıp bıraktıktan sonra oturdum.
kahveyi sıcak seviyorum diye 5 dk'da içip arkadaşımla göz göze gelip "bir daha baş başa olma dileğiyle, görüşürüz." dedikten sonra gıcık olmayana baş selamı verip çantamı alırken o "memnuniyetle robot." deyip güldü. ona dönüp "asıl memnuniyeti bulunduğum masaya bir daha oturamamanızla duyacağım." dedim ve çok bilmiş gibi gülüp gittim.
sonuç; bir daha oturmadı ama o abla arkadaşımla otururken bize 2 kahve bıraktı bir ara. "2 öğrenciye kahve ısmarlama olayındanmış." dedi ve gitti.
ilkte olayı anlayamadım. o zaman uykumu getiren bir dersten çıkmıştık. "züm, dedikleri ne iş?"
"bilmiyorum ki. ama güzel olmadı mı, bu mayışmadan sonra?" deyip sevimlice gülerken "kahve geldi ama içinde ne olduğunu biliyor musun? ayrıca ya seninki 3'ü ve benim ki 2'si 1 arada değilse?"
kahveyi kokladım. "benimki şekersiz gibi kokuyor, senin ki?
"ben ne anlarım kokusundan ya. kahve kokuyor benimki." dersten sonra yanık kokuyor seninki(!).
alıp kokladım "şekerli."
"züm! senin bu sinir bozucu arkadaşından bence." derken etrafa baktım. allah'ın cezası tam karşımda bana gülerek bakarken yakalandı. ona sinirle baktığımda gülümsemesi soldu ve yerini korku/tedirginlik aldı.
kahveyi aldım "abla yanlış masaya bırakmış. kahven. ve bu yanlışlık bir daha tekrarlanırsa yani içeceğimin parasını ödersen ne olurdu hatırlıyor musun?"
"üzerime içirirdin." dedi direkt. şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
"woo iyi hatırlıyorsun. sevindirici. içine tükürmedim, afiyet olsun." deyip masaya geçtim. bizim züm kahvenin yarısını içmiş. "bu çocuğun yolladığı kahveye bu kadar güveniyor musun cidden? içine zehir katsa kahvenin renginden ve baskın kokusundan pek belli olmaz?" deyince bir süre yüzüme baktı.
"inanmıyorum as, ciddisin."
"manyak mısın tabi ki de ciddiyim. elin çocuğu? el çocuğuna ne güveni ne inancı?"
"kendisi liseden arkadaşım. ve hiçbir zaman zehircilik oynamadı." dedi sesli gülerken.
"hm içme olayını biraz anlamlandırdı. ama gıcık bir tip. parasıyla konuşanları hatırlıyor musun?"
"asra kurallarından bilmem kaçıncı; insanda en çok ne varsa ondan daha çok konuşur. akıl ve karakterinden çok parasıyla konuşuyorsa bu akıl ve karakter yoksunu anlamına gelir. para en zengininde bile konuşma değerine sahip degildir. doğru mu öğretmenim?"
"10'dan 10 aferin."
"ama çok sert davranmıyor musun? sinir bozucu davrandı ama şakacı hâli de vardı. senin şakacı hâllerin bile dövmekten beter. olay ne bilmiyorum bak kahve yollamış. kafasından dökeceksin diye ödüm koptu."
"yoo, gayet dozunda davranıyorum. masaya 2 kişi oturdu. beni gıcık eden oydu. ve ilk kez görmesine rağmen öyle bir hadsizliği oldu. diğerine bir şey yaptım mı yok. çocuk sakin ve uslu oturmuştu. onun yüzünden biraz ona saygısızlığım oldu. o varken telefonla ilgilendim ama öbürüne sarmamak içindi. hani huzursuzluğu arttırmamak diyelim. kalkarken onu yok sayıp diğerine baş selamı verdim?
ve kahve olayında onu önceden uyardım. kafasına döksem haklıydım ama ne oldu? gelen kahveyi resmen ayağımla ona götürdüm. bundan haz etmedim. ama "tükürmedim." dedim bunu tükürdüm olarak algılasın veya midesi bulansın diye söyledim. ama midesiz gibi içiyor. hem de gördüm. hiçte boğazında kalacak gibi durmuyor keyifli. ne saçma çocuk." diye söylenmiştim.
onun dışında bir kere ben limonlu pop kek yerken masama meyve suyu bıraktı. "tadı böyle daha güzel olur." dedi. hiçbir şey demedim. ağzım doluydu diye ters ters baktım. "konuşamıyorsun." deyip seslice güldü. "bakışlarındaki karartı hayatıma işlemeden gidiyorum." dedi.
gitti başka masaya oturdu. aldığı vişneliydi belki güzel gidebilirdi ama gitmez. ben kantinden bir şeyler almasını bekliyorum. 5-10 dk sonra kendine ekmek arası ve ayran aldı. pipeti açıp batırdım. ekmeği ısırmaya yeltenince ayaklandım. meysudan ayranın içine boşalttım. "tadı böyle daha güzel gider(!)." deyip sonra "ah pardon konuşamıyorsun, hiç sorun değil ne demek. ama 3.'de en sevmediğin kıyafetlerden giymiş ol ve sıcakla gelme." deyip gittim. "güzel oldu." diye seslendi umursamadım. meyve suyunu da alıp atmadım. ayranı içemeyeceği için onu içsin. yemek ziyanından nefret ederim. yoksa bana ne.
3. 'de jelibon getirdi akıllıca. "yüzün çok yorgun ve umutsuz duruyor." dedi kötü hissetmiş gibi.
kafamı yasladığım elimle birlikte ona döndüm yavaşça. "öyle dururken ben de arttırmak için ekleneyim dedin galiba? onur belgesi alamıyorum. bu benim için önemliydi ve mümkünse benle konuşma. sıvı olmasa da seni bununla dövebilirim. ayrıca masama gelmekten vazgeç. yanlış anlaşılmak istemiyorum."
"onur belgesine mi takıldın, nasıl? zümrüt neredeyse sınıf birincisi olduğunu söyledi?"
"bana bak çocuk, beni dinlemiyor musun? benim için önemliydi diyorum. ve konuya sen yorum yapıyorsun. bunu senle konuşmayacağım. ayrıca ona zümrüt'ü ben diyorum sadece. bana özenme, kendine göre isim bul."
"anladım tamam, kusura bakma. durum cidden ciddi duruyor. jelibon kalsın bari?"
"abur cuburlar dışında bir şeyden konuşamıyorsun değil mi? sevmediğim insan türlerine benzeyip bana yakın olmaya çalışıyorsun. boşuna çabalıyorsun. kriterlerimde baya kararlıyım. ve sen ilkini yani en önemlisini karşılamıyorsun. ve bir daha benimle abur cubur ya da başka türden parasal konulara girersen sonu hiç iyi bitmeyecek. benden uzak dur züm'ün arkadaşı. daha adını da bilmiyorum. gördün mü, ilgilenmiyorum hiçbir şeyinle."
"abur cubur olayı ne alaka? kantinde sana başka türlü ne verebilirim ki?"
"bana bir şey verme zorunluluğuna niye giriyorsun? ben sana bir şey veriyor muyum?"
"başka türlü konuşamıyoruz çünkü."
"konuşmayalım da zaten. konuşmaya istekli gibi mi duruyorum?"
"hayır ama robot birini tanımak istemiştim. ısrarcı veya rahatsız edici olduysam özür dilerim."
"karşılıklı tanışabileceğin, karşılıklı konuşabileceğin birini tanımak iste. insanlardan pek haz etmiyorum. dedin ya robot, bir bakıma doğru. robotlar yalnız takılır. insanlar gibi çokça kişiye ihtiyaç duymazlar ya da hayatlarında çok kişi barındırmazlar vs. o kadar büyük sınıftan ve o kadar yer içinde sadece züm var. arkadaşlık için 1-2 kişi ile sınırlıyım. o yüzden arkadaş olmayacağız. tek, bana yetiyor. ve parasal üstünlük olayından hiç haz etmiyorum. bunu baştan anlamış olman lazımdı ama amacın farklıymış o yüzden takılmayacağım."
"tuhaf bir robotsun gerçekten. şu an canın sıkkın o yüzden çok uzatmak istemiyorum. dediklerini düşüneceğim."
"düşün ve kabul et. bir daha aynı konuşmayı gerçekleştirmeyelim."
"kesin bir şey diyemiyorum ama rahatsız etmeyeceğimden emin olabilirsin. olay her neyse canını sıkma. anlatacağın kadar önemli biri değilim madem en azından anlatabileceklerine anlat ve çözüme kavuş. görüşürüz."
konuşmak yerine baş selamı verdim. bunu icat edene çok teşekkürler.
sonra pandemi geldi ve bir daha ünv.'e gidemedim, bölüm evde bitti. yani son görüşme. tıp okuduğu için o devam etse de manyak, züm'den numaramı alıp yazmıştı. anında engellemiştim her yerden. bu çocuk ve konuşmaları beni geriyor. kendimi anlatmak için gayet açık ve dürüsttüm. neresinde zorlanıyor ki? arkadaş olmak için bu kadar zahmet fazla. ben olsam umursamazdım. insanlar niye bazen değil ki?..
bu arada hâlâ ismini bilmiyorum. gereksiz meraklık= sıfır.
züm ile sonra kestik. bu arada züm benden 2-3 yaş büyüktü. ama abla gibi olan bendim değil mi bu çoğu zaman böyle. bu çocuğu başıma o sardı diye bir ara ona triplenmiştim. "niye masaya davet ettin ki, biz yakınız onlar ve ben yakın değiliz. yabancıyız ve insanlara olan genel tavrımı biliyorsun?"
"biraz sosyalleş istedim sadece. hep benden veya kendinden bazen sıkılmıyor musun?"
"sevdiğim insanlarla dip dibe olsam bu bana sıkkınlık vermez. aksine ben sevdiklerimle vakit geçirmekten çok hoşnut duyarım. o yüzden ne senden ne de kendimden sıkılıyorum ama bu lafın üzerine senden sıkılma olayını düşüneceğim. belki sen benden sıkılıyorsundur?"
"saçmalama, sonuçta burası üniversite. bir nevi sosyallik? yani yeni arkadaş ve yeni çevre edinme."
"züm sosyalim zaten. hem kendimle hem de senle konuşuyorum, gezip tozuyoruz. kafeye gidiyoruz, 101 oynadık birkaç kez ee bunlar ne? ve ben geniş değil dar çevre seviyorum. yeni arkadaş edindim ve o benim çevrem daha ne?"
"anladım keçiii! ama 101 iki kişilik zevkli değil."
"çevre ve sosyallikten kastın okeye 3. ve 4. bulmak değil mi allah'ın cezası!" dedim kahkaha atarken.
"o kadar çevren varken 2 kişilik okeyle sınanmak? ah canım arkadaşım. kendi tarafından çok haklısın. tamam bak, anlaşacağım tipte 2 arkadaş getirebilirsin. ve ilkten bana bunu deseydin daha önceden hallederdik."
"haklısın ama bilmem, güzel vakit için çıkarken gergin ve sıkıntılı olmanı istemedim. yabancı olunca nasıl hissettiğini biliyorum."
"samimi ve içten insanlarla da nasıl hissettiğimi biliyorsundur. kafa dengi olanlara sıkıntı yaşamıyorum. ve düzgün arkadaş seçimi yaparsan bir sıkıntı olacağını sanmam. kendin gibi kızlar bul."
"evet. benim çevrede en çok sana uyum gösterecek benim. onun haricinde 2 arkadaşım var bir de ama onlardan biriyle kedi köpek oldunuz. onlarda yakın iki arkadaş. birini ararsam diğerine ayıp olur.."
"ayıp etme canım arkadaşım (!). arama, ayrıca 2 kişi ne harika ya. birini boğasım geliyor diğeriyle sadece aynı masada oturduk bu kadar. ha bir de baş selamı. sohbetin kalitesine (!) diyecek yoktu zaten. ve bu sinir bozucu olan bir şey yersek ödemeye kalkar. sonra ben artık sabredemem onu ya döverim ya da yiyecekleri üzerine yediririm vs. riske girecek misin? sorumluluk kabul etmiyorum ben."
"tamam, relaks. önden bilgilendirme yapacağım. asraya ben ısmarlıyorum diye ve sizi bir araya da getirmemiş oluyorum. tamam mı?"
"bu tırt için yalan söylemeye değmez. karttan ödersin. onsuzken öbüründe ben öderim? bilgilendirme geçmek istersen muhatap olmaması için geç. ve onunla karşı takımda olmak istiyorum. o yüzden ya sen ben, ya da o sessiz çocuk ben?"
"tamam. ikimiz olalım. hem beden dilimizi anlıyoruz. faydası olur."
"bir şey diyeceğim ama kızma. bu 2'den başka yok mu cidden? yani birini anlıyorum ama peçete misali bir çekerken öbürü dahil oluyor. sessiz çocuğun sevgilisi yok muydu? sevgilisiyle davet etsen öbürüsü laf etmez bence? hem o da kız ve çocuk normalse seçtiği kız çok anormal değildir?"
"fena bir ihtimal olmazdı ama o kızla ben sürtüşme yaşamıştım. ve araları limoni. hoş olmaz."
"bir şey mi yaptı? okey için çağırıp yolabiliriz istersen. tabi boyuta bağlı. hayırdır?"
"çok önemli değil. yolmayalım. kıskançlık yaptı sadece. kendince haklı ama liseden arkadaşlarım. kız da üniversiteden sevgilisi."
"iyy anladım. aşırıya kaçarsa bana söyle. bazıları cidden yolmalık davranıyor. hiç tahammül edemem. olayın senle ilgisi olmasa sonra belki benle olurdu. ay hiç gelemem züm. sinir bozucu çocuk daha iyi kalıyor. onu seçiyorum ama süremiz en fazla 2 saat?"
"tamam aso. hafta sonu öğleden sonra ayarlarız."
"tamam. sinir bozucu olan gelemem derse hiç ısrar etme. ayrıca son dakikalara yakın haber verelim ona bence. programına denk gelir belki. o da gelmek istemez. yalnız, uslu çocuğa haber verirken öbürü için ona kendin haber vereceğini söyle ki o demesin. bir de uslu tek gelirse onun sevgilisiyle arasının bozulma ihtimali daha çok gibi duruyor dediğine göre. üste tükürsem bıyık alta tükürsem sakal misali. neyse. sinir bozucuya da aynı anda haber ver. artık şans ne olursa benden gitti."
"sertsin, soğuksun ama bir kere gördüğün insanı düşünüyorsun. sen çok özel birisin as."
"sus kız, radyasyon beynimi yedi. hadi kapatıyorum. görüşürüz güzel göz..."
arkadaşınız öyle bir şey yapmışsa siz başka sefere ödersiniz. direkt parayı vermek yerine o, şansı teperse direkt parayı verebilirsiniz.
arkadaşımla ona sözüm üzerine bölümün kantininde otururken başka sınıftan erkek arkadaşları(2) geldi. konuştular biraz onlar ayaktayken. sonra kız "isterseniz bize katılın, çok yer yok gibi duruyor." dedi. ben de sinirlendim çok yer yoksa geri gitsinler yani bana ne. ben arkadaşıma sinirli ve sert bakarken suskunluk olunca onlara baktım göz göze geldik, utandım çünkü katil edası bakışlarım yakalanmıştı. balıklama atlamamış olmalarına rağmen yine istifimi bozmadım "benlik bir sıkıntı yok zaten çok kalmayacağım." dedim. aşırı veya itici bir tutum görmediğim için bu da. görsem direkt "bizim konuşacağımız özel şeyler vardı o yüzden bize katılmayın." derdim açık ve net bir şekilde.
sonra birisi "sıkıntı yok derken bile büyük sıkıntı var der gibi." dedi diğerine, söz de kısıkça.
ona yandan ters bakıp "öyleyse sıkıntı vermeyin o zaman. ah pardon, kısıkça(!) dediğinize cevap verdim." deyip bu sefer dik dik bakmıştım.
"sıkıntı veresim geldi o yüzden oturacağım." deyip yan sandalyemden boş olanı çekince yapmacık sırıtarak"teşekkürler." deyip çantamı bıraktım. sonra diğerini çekti. bu sefer arkadaşımın masada duran çantasını koydum. "sağ olun, masa bir açıldı değil mi?" dedim yapmacık hayretle. arkadaşımın sağına ve soluna oturdular. arkadaşım "evet asra, güzel oldu." dedi. yüzü "böyle demezsem beni öldüreceğini biliyorum." der gibiydi.
sonrasında onlar konuşmaya başladı. ben telefonda e-kitap okuyorum. o "sıkıntı veresim geldi" diyen tip "ee asra, sen nerelisin?" deyince anlık ona bakıp önüme bakmaya devam ettim.
arkadaşım "kendisi-"
"zümrütçüm! (yeşil gözlerine istinaden) cevap vermek isteseydim derdim değil mi?" dedim gülümseyerek. sonra ona dönerken bayık ve gıcık yüz ifademle "yersiz merakınızı giderme zahmetine girmeyeceğim. ve adımı öğrenmeniz durumu samimi hâle getiriyorsa unutmanızı öneririm." dedim.
"ses tonun, konuşma şeklin siri'ye ve yüzündeki mimikler dahi seni robota benzetiyor."
"sormadan söylediğiniz yorum için teşekkürler. benimle iletişime girmezseniz sevinirim. ve sevinmezsem üzerim." derken son kısmı baskıladım. ortaya döndükten sonra "çarpıya bastıkça yüzlerce açılan bir sekmeyi kapattıktan sonra sözümü tutayım. ikimize kahve almaya gidiyorum züm." deyip cüzdanımı aldım.
yürürken baktım o gelip "benzetmen bile robotik." deyip güldü. yandan göz devirip önüme döndüm.
abladan nescafeleri istedim. bardağa döküp uzatırken kendisi 4 bardağın ücretini vermeye çalışıyor. "gözlerin mı bozuk, aldığın 2 kahveyi 4 şeklinde ödemeye çalışıyorsun da?"
"bozuk değil. öderken tam ödemek istedim."
"sözünü verdiğim nescafenin ve kendi içeceğimin parasını ödeme cüretini nereden buluyorsun?parası alınırsa nescafeleri üzerine içiririm." dedikten sonra ablaya normal sevimli ifademi takınıp "abla, verdiğim kahveleri onun parasından kesme. 4 tane ödemek istiyorsa başka 2 öğrenciye hatta kendine kahve ısmarla. ben benimkileri ödeyeceğim." deyince abla ona dönüp "ne yapayım?" diye sorunca "dediği gibi olsun. ya kendinize ya da başka 2 öğrenciye ısmarlayın."
"normalde bu kızların hoşuna gider, onları sevindirir. ah pardon robot(!)." deyince "ben gibi robotlar kendi paramızı harcamaktan hoşlanırız. ah sevindirici insan hem de gıcık versiyonundan(!) mümkünse sen beni sevindirmeye çalışma." derken parayı ödeyip onu beklemeden gidiyorum. kendi bekledi diye beklemek zorunda değilim. onu çağıran da ben değilim. zümrüt"ün önüne uzanıp bıraktıktan sonra oturdum.
kahveyi sıcak seviyorum diye 5 dk'da içip arkadaşımla göz göze gelip "bir daha baş başa olma dileğiyle, görüşürüz." dedikten sonra gıcık olmayana baş selamı verip çantamı alırken o "memnuniyetle robot." deyip güldü. ona dönüp "asıl memnuniyeti bulunduğum masaya bir daha oturamamanızla duyacağım." dedim ve çok bilmiş gibi gülüp gittim.
sonuç; bir daha oturmadı ama o abla arkadaşımla otururken bize 2 kahve bıraktı bir ara. "2 öğrenciye kahve ısmarlama olayındanmış." dedi ve gitti.
ilkte olayı anlayamadım. o zaman uykumu getiren bir dersten çıkmıştık. "züm, dedikleri ne iş?"
"bilmiyorum ki. ama güzel olmadı mı, bu mayışmadan sonra?" deyip sevimlice gülerken "kahve geldi ama içinde ne olduğunu biliyor musun? ayrıca ya seninki 3'ü ve benim ki 2'si 1 arada değilse?"
kahveyi kokladım. "benimki şekersiz gibi kokuyor, senin ki?
"ben ne anlarım kokusundan ya. kahve kokuyor benimki." dersten sonra yanık kokuyor seninki(!).
alıp kokladım "şekerli."
"züm! senin bu sinir bozucu arkadaşından bence." derken etrafa baktım. allah'ın cezası tam karşımda bana gülerek bakarken yakalandı. ona sinirle baktığımda gülümsemesi soldu ve yerini korku/tedirginlik aldı.
kahveyi aldım "abla yanlış masaya bırakmış. kahven. ve bu yanlışlık bir daha tekrarlanırsa yani içeceğimin parasını ödersen ne olurdu hatırlıyor musun?"
"üzerime içirirdin." dedi direkt. şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
"woo iyi hatırlıyorsun. sevindirici. içine tükürmedim, afiyet olsun." deyip masaya geçtim. bizim züm kahvenin yarısını içmiş. "bu çocuğun yolladığı kahveye bu kadar güveniyor musun cidden? içine zehir katsa kahvenin renginden ve baskın kokusundan pek belli olmaz?" deyince bir süre yüzüme baktı.
"inanmıyorum as, ciddisin."
"manyak mısın tabi ki de ciddiyim. elin çocuğu? el çocuğuna ne güveni ne inancı?"
"kendisi liseden arkadaşım. ve hiçbir zaman zehircilik oynamadı." dedi sesli gülerken.
"hm içme olayını biraz anlamlandırdı. ama gıcık bir tip. parasıyla konuşanları hatırlıyor musun?"
"asra kurallarından bilmem kaçıncı; insanda en çok ne varsa ondan daha çok konuşur. akıl ve karakterinden çok parasıyla konuşuyorsa bu akıl ve karakter yoksunu anlamına gelir. para en zengininde bile konuşma değerine sahip degildir. doğru mu öğretmenim?"
"10'dan 10 aferin."
"ama çok sert davranmıyor musun? sinir bozucu davrandı ama şakacı hâli de vardı. senin şakacı hâllerin bile dövmekten beter. olay ne bilmiyorum bak kahve yollamış. kafasından dökeceksin diye ödüm koptu."
"yoo, gayet dozunda davranıyorum. masaya 2 kişi oturdu. beni gıcık eden oydu. ve ilk kez görmesine rağmen öyle bir hadsizliği oldu. diğerine bir şey yaptım mı yok. çocuk sakin ve uslu oturmuştu. onun yüzünden biraz ona saygısızlığım oldu. o varken telefonla ilgilendim ama öbürüne sarmamak içindi. hani huzursuzluğu arttırmamak diyelim. kalkarken onu yok sayıp diğerine baş selamı verdim?
ve kahve olayında onu önceden uyardım. kafasına döksem haklıydım ama ne oldu? gelen kahveyi resmen ayağımla ona götürdüm. bundan haz etmedim. ama "tükürmedim." dedim bunu tükürdüm olarak algılasın veya midesi bulansın diye söyledim. ama midesiz gibi içiyor. hem de gördüm. hiçte boğazında kalacak gibi durmuyor keyifli. ne saçma çocuk." diye söylenmiştim.
onun dışında bir kere ben limonlu pop kek yerken masama meyve suyu bıraktı. "tadı böyle daha güzel olur." dedi. hiçbir şey demedim. ağzım doluydu diye ters ters baktım. "konuşamıyorsun." deyip seslice güldü. "bakışlarındaki karartı hayatıma işlemeden gidiyorum." dedi.
gitti başka masaya oturdu. aldığı vişneliydi belki güzel gidebilirdi ama gitmez. ben kantinden bir şeyler almasını bekliyorum. 5-10 dk sonra kendine ekmek arası ve ayran aldı. pipeti açıp batırdım. ekmeği ısırmaya yeltenince ayaklandım. meysudan ayranın içine boşalttım. "tadı böyle daha güzel gider(!)." deyip sonra "ah pardon konuşamıyorsun, hiç sorun değil ne demek. ama 3.'de en sevmediğin kıyafetlerden giymiş ol ve sıcakla gelme." deyip gittim. "güzel oldu." diye seslendi umursamadım. meyve suyunu da alıp atmadım. ayranı içemeyeceği için onu içsin. yemek ziyanından nefret ederim. yoksa bana ne.
3. 'de jelibon getirdi akıllıca. "yüzün çok yorgun ve umutsuz duruyor." dedi kötü hissetmiş gibi.
kafamı yasladığım elimle birlikte ona döndüm yavaşça. "öyle dururken ben de arttırmak için ekleneyim dedin galiba? onur belgesi alamıyorum. bu benim için önemliydi ve mümkünse benle konuşma. sıvı olmasa da seni bununla dövebilirim. ayrıca masama gelmekten vazgeç. yanlış anlaşılmak istemiyorum."
"onur belgesine mi takıldın, nasıl? zümrüt neredeyse sınıf birincisi olduğunu söyledi?"
"bana bak çocuk, beni dinlemiyor musun? benim için önemliydi diyorum. ve konuya sen yorum yapıyorsun. bunu senle konuşmayacağım. ayrıca ona zümrüt'ü ben diyorum sadece. bana özenme, kendine göre isim bul."
"anladım tamam, kusura bakma. durum cidden ciddi duruyor. jelibon kalsın bari?"
"abur cuburlar dışında bir şeyden konuşamıyorsun değil mi? sevmediğim insan türlerine benzeyip bana yakın olmaya çalışıyorsun. boşuna çabalıyorsun. kriterlerimde baya kararlıyım. ve sen ilkini yani en önemlisini karşılamıyorsun. ve bir daha benimle abur cubur ya da başka türden parasal konulara girersen sonu hiç iyi bitmeyecek. benden uzak dur züm'ün arkadaşı. daha adını da bilmiyorum. gördün mü, ilgilenmiyorum hiçbir şeyinle."
"abur cubur olayı ne alaka? kantinde sana başka türlü ne verebilirim ki?"
"bana bir şey verme zorunluluğuna niye giriyorsun? ben sana bir şey veriyor muyum?"
"başka türlü konuşamıyoruz çünkü."
"konuşmayalım da zaten. konuşmaya istekli gibi mi duruyorum?"
"hayır ama robot birini tanımak istemiştim. ısrarcı veya rahatsız edici olduysam özür dilerim."
"karşılıklı tanışabileceğin, karşılıklı konuşabileceğin birini tanımak iste. insanlardan pek haz etmiyorum. dedin ya robot, bir bakıma doğru. robotlar yalnız takılır. insanlar gibi çokça kişiye ihtiyaç duymazlar ya da hayatlarında çok kişi barındırmazlar vs. o kadar büyük sınıftan ve o kadar yer içinde sadece züm var. arkadaşlık için 1-2 kişi ile sınırlıyım. o yüzden arkadaş olmayacağız. tek, bana yetiyor. ve parasal üstünlük olayından hiç haz etmiyorum. bunu baştan anlamış olman lazımdı ama amacın farklıymış o yüzden takılmayacağım."
"tuhaf bir robotsun gerçekten. şu an canın sıkkın o yüzden çok uzatmak istemiyorum. dediklerini düşüneceğim."
"düşün ve kabul et. bir daha aynı konuşmayı gerçekleştirmeyelim."
"kesin bir şey diyemiyorum ama rahatsız etmeyeceğimden emin olabilirsin. olay her neyse canını sıkma. anlatacağın kadar önemli biri değilim madem en azından anlatabileceklerine anlat ve çözüme kavuş. görüşürüz."
konuşmak yerine baş selamı verdim. bunu icat edene çok teşekkürler.
sonra pandemi geldi ve bir daha ünv.'e gidemedim, bölüm evde bitti. yani son görüşme. tıp okuduğu için o devam etse de manyak, züm'den numaramı alıp yazmıştı. anında engellemiştim her yerden. bu çocuk ve konuşmaları beni geriyor. kendimi anlatmak için gayet açık ve dürüsttüm. neresinde zorlanıyor ki? arkadaş olmak için bu kadar zahmet fazla. ben olsam umursamazdım. insanlar niye bazen değil ki?..
bu arada hâlâ ismini bilmiyorum. gereksiz meraklık= sıfır.
züm ile sonra kestik. bu arada züm benden 2-3 yaş büyüktü. ama abla gibi olan bendim değil mi bu çoğu zaman böyle. bu çocuğu başıma o sardı diye bir ara ona triplenmiştim. "niye masaya davet ettin ki, biz yakınız onlar ve ben yakın değiliz. yabancıyız ve insanlara olan genel tavrımı biliyorsun?"
"biraz sosyalleş istedim sadece. hep benden veya kendinden bazen sıkılmıyor musun?"
"sevdiğim insanlarla dip dibe olsam bu bana sıkkınlık vermez. aksine ben sevdiklerimle vakit geçirmekten çok hoşnut duyarım. o yüzden ne senden ne de kendimden sıkılıyorum ama bu lafın üzerine senden sıkılma olayını düşüneceğim. belki sen benden sıkılıyorsundur?"
"saçmalama, sonuçta burası üniversite. bir nevi sosyallik? yani yeni arkadaş ve yeni çevre edinme."
"züm sosyalim zaten. hem kendimle hem de senle konuşuyorum, gezip tozuyoruz. kafeye gidiyoruz, 101 oynadık birkaç kez ee bunlar ne? ve ben geniş değil dar çevre seviyorum. yeni arkadaş edindim ve o benim çevrem daha ne?"
"anladım keçiii! ama 101 iki kişilik zevkli değil."
"çevre ve sosyallikten kastın okeye 3. ve 4. bulmak değil mi allah'ın cezası!" dedim kahkaha atarken.
"o kadar çevren varken 2 kişilik okeyle sınanmak? ah canım arkadaşım. kendi tarafından çok haklısın. tamam bak, anlaşacağım tipte 2 arkadaş getirebilirsin. ve ilkten bana bunu deseydin daha önceden hallederdik."
"haklısın ama bilmem, güzel vakit için çıkarken gergin ve sıkıntılı olmanı istemedim. yabancı olunca nasıl hissettiğini biliyorum."
"samimi ve içten insanlarla da nasıl hissettiğimi biliyorsundur. kafa dengi olanlara sıkıntı yaşamıyorum. ve düzgün arkadaş seçimi yaparsan bir sıkıntı olacağını sanmam. kendin gibi kızlar bul."
"evet. benim çevrede en çok sana uyum gösterecek benim. onun haricinde 2 arkadaşım var bir de ama onlardan biriyle kedi köpek oldunuz. onlarda yakın iki arkadaş. birini ararsam diğerine ayıp olur.."
"ayıp etme canım arkadaşım (!). arama, ayrıca 2 kişi ne harika ya. birini boğasım geliyor diğeriyle sadece aynı masada oturduk bu kadar. ha bir de baş selamı. sohbetin kalitesine (!) diyecek yoktu zaten. ve bu sinir bozucu olan bir şey yersek ödemeye kalkar. sonra ben artık sabredemem onu ya döverim ya da yiyecekleri üzerine yediririm vs. riske girecek misin? sorumluluk kabul etmiyorum ben."
"tamam, relaks. önden bilgilendirme yapacağım. asraya ben ısmarlıyorum diye ve sizi bir araya da getirmemiş oluyorum. tamam mı?"
"bu tırt için yalan söylemeye değmez. karttan ödersin. onsuzken öbüründe ben öderim? bilgilendirme geçmek istersen muhatap olmaması için geç. ve onunla karşı takımda olmak istiyorum. o yüzden ya sen ben, ya da o sessiz çocuk ben?"
"tamam. ikimiz olalım. hem beden dilimizi anlıyoruz. faydası olur."
"bir şey diyeceğim ama kızma. bu 2'den başka yok mu cidden? yani birini anlıyorum ama peçete misali bir çekerken öbürü dahil oluyor. sessiz çocuğun sevgilisi yok muydu? sevgilisiyle davet etsen öbürüsü laf etmez bence? hem o da kız ve çocuk normalse seçtiği kız çok anormal değildir?"
"fena bir ihtimal olmazdı ama o kızla ben sürtüşme yaşamıştım. ve araları limoni. hoş olmaz."
"bir şey mi yaptı? okey için çağırıp yolabiliriz istersen. tabi boyuta bağlı. hayırdır?"
"çok önemli değil. yolmayalım. kıskançlık yaptı sadece. kendince haklı ama liseden arkadaşlarım. kız da üniversiteden sevgilisi."
"iyy anladım. aşırıya kaçarsa bana söyle. bazıları cidden yolmalık davranıyor. hiç tahammül edemem. olayın senle ilgisi olmasa sonra belki benle olurdu. ay hiç gelemem züm. sinir bozucu çocuk daha iyi kalıyor. onu seçiyorum ama süremiz en fazla 2 saat?"
"tamam aso. hafta sonu öğleden sonra ayarlarız."
"tamam. sinir bozucu olan gelemem derse hiç ısrar etme. ayrıca son dakikalara yakın haber verelim ona bence. programına denk gelir belki. o da gelmek istemez. yalnız, uslu çocuğa haber verirken öbürü için ona kendin haber vereceğini söyle ki o demesin. bir de uslu tek gelirse onun sevgilisiyle arasının bozulma ihtimali daha çok gibi duruyor dediğine göre. üste tükürsem bıyık alta tükürsem sakal misali. neyse. sinir bozucuya da aynı anda haber ver. artık şans ne olursa benden gitti."
"sertsin, soğuksun ama bir kere gördüğün insanı düşünüyorsun. sen çok özel birisin as."
"sus kız, radyasyon beynimi yedi. hadi kapatıyorum. görüşürüz güzel göz..."
devamını gör...
4.
kadın da öder erkek de. dönüşümlü ödersin. ya da biri yemek yedirdiyse diğeri kahve pastayı öder. karşılığını ödeyin mutlaka yarın öbür gün ayrılırsınız yüzünüze vururlar yiyiciye çıkar adınız.
ayrıca kimseye kendini enayi hissettirmeye hakkınız yok.
ayrıca kimseye kendini enayi hissettirmeye hakkınız yok.
devamını gör...
5.
ilk buluşmanın hesabını kız ödüyorsa o buluşma ya sondur ya da o kişi enişte olmayacaktır. sonraki buluşmalar da ödenen hesaplar da bence sıkıntı yok. kardeş kardeş beraber yiyip içmişler bir gün o diğer gün o . çok da şey yapmayın.
devamını gör...
6.
toplumsal normları takan biri değilim, özellikle maddi durumu iyi bir kadınsa neden olmasın, ayrıca beni tanıyorsa sevdiğim insanlara karşı paranın lafını yapmayacağımıda biliyordur.
devamını gör...
7.
hesabı kadının ödemesi gücüme gidiyor. aynı şekilde sömürücü ablalarımıza da sömürülmek gücüme gidiyor.
sanırım benim hep gücüme gidiyor.
sanırım benim hep gücüme gidiyor.
devamını gör...
8.
hesabı ödeyen kızla flört edilmez
sevgili falan olunduysa da olağanüstü durumlarda ödeyebilir ancak
yani senin paran burada nonconvertible bebeyim
sevgili falan olunduysa da olağanüstü durumlarda ödeyebilir ancak
yani senin paran burada nonconvertible bebeyim
devamını gör...
9.
ne olmuşkine?
devamını gör...
10.
kesene bereket der geçeriz. valla yemeği bazen eşim ısmarlıyor böylesi daha lezzetli oluyo.
devamını gör...
11.
parası varsa neden olmasın, sırayla olur bu işler..
devamını gör...