2015 yapımı kısa film, sevdiğini kaybeden yaşlı adamın ruh halini konu almaktadır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 15.12.2025 23:50 tarihinde açılmıştır.
1.
senaryosu tayfur aydın tarafından yazılan ve aynı ismin yönetmen koltuğunda oturduğu 14 dakikalık kısa film; öyküsünün ise türk yazar yavuz ekinci'ye ait olduğu bilgisi verilmiş ve 2015 yılında yayınlanmıştır.

karısını kaybetmiş ve kaldığı yer olsa da aslında karısının mezarından başka gidecek yeri olmayan bir ihtiyârın hikâyesi konu ediniliyor.
filmimizde hiç diyalog yok, monolog da yok ama davranışlardan yola çıkarak anlam yüklemek mümkün.
kederli bir insan olduğu her hâlinden belli, oğlu, gelini ve torunu ile birlikte yaşıyor, bazen tütününü çıkardığı görülüyor ama içmekten vazgeçiyor, karısının mezarına gittiği günlerde ise derin bir acı çektiği anlaşılıyor, karısının mezarını düzenliyor, yabanî ot falan varsa onları koparıyor, mezarının kaybolmaması için elinden geleni yapıyor, çünkü o mezarda evlâdından sonra en sevdiği kişi yatıyor...
derken bir gün taşınmaya karar verdiklerini görüyoruz, eşyalar yüklendikten sonra oğlunun eline kazma verip kendisi de küreği alıyor ve mezarlığın yolunu tutuyorlar...
bir daha dönmemek üzere gittikleri için mezarda yatanı da yanlarına almanın bir yolunu buluyorlar ve filmin sonuna doğru yaklaşılıyor.
ölümden veya ölmekten korkum yok ama benim için irkiltici bir kısa filmdi, ilerleyen mezarlık sahneleri rahatsız edici olduğu kadar, düşündürücüydü de.
veda etmek ve kalbine gömmek gibi konular üzerine düşündüren bir yanı yok değildi,
en sevdiğin insanı ya da ona dair şeyleri yanına almadan gitmenin zorluğunu da hatırlatan, vurgulayan bir kısa filmdi.
film bize şu soruyu sorduruyor;
gördüğümüz mezarlar mı bize daha çok acı verir yoksa kalbimiz mi?
çünkü galiba en büyük mezarlık insanın kalbi ve kalbine gömdükleridir...

karısını kaybetmiş ve kaldığı yer olsa da aslında karısının mezarından başka gidecek yeri olmayan bir ihtiyârın hikâyesi konu ediniliyor.
filmimizde hiç diyalog yok, monolog da yok ama davranışlardan yola çıkarak anlam yüklemek mümkün.
kederli bir insan olduğu her hâlinden belli, oğlu, gelini ve torunu ile birlikte yaşıyor, bazen tütününü çıkardığı görülüyor ama içmekten vazgeçiyor, karısının mezarına gittiği günlerde ise derin bir acı çektiği anlaşılıyor, karısının mezarını düzenliyor, yabanî ot falan varsa onları koparıyor, mezarının kaybolmaması için elinden geleni yapıyor, çünkü o mezarda evlâdından sonra en sevdiği kişi yatıyor...
derken bir gün taşınmaya karar verdiklerini görüyoruz, eşyalar yüklendikten sonra oğlunun eline kazma verip kendisi de küreği alıyor ve mezarlığın yolunu tutuyorlar...
bir daha dönmemek üzere gittikleri için mezarda yatanı da yanlarına almanın bir yolunu buluyorlar ve filmin sonuna doğru yaklaşılıyor.
ölümden veya ölmekten korkum yok ama benim için irkiltici bir kısa filmdi, ilerleyen mezarlık sahneleri rahatsız edici olduğu kadar, düşündürücüydü de.
veda etmek ve kalbine gömmek gibi konular üzerine düşündüren bir yanı yok değildi,
en sevdiğin insanı ya da ona dair şeyleri yanına almadan gitmenin zorluğunu da hatırlatan, vurgulayan bir kısa filmdi.
film bize şu soruyu sorduruyor;
gördüğümüz mezarlar mı bize daha çok acı verir yoksa kalbimiz mi?
çünkü galiba en büyük mezarlık insanın kalbi ve kalbine gömdükleridir...
devamını gör...
