drama / romantik
7 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

aytaç ağırlar'ın yazıp yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği, başrollerinde halil sezai paracıkoğlu ve melike güner'in yer aldığı 2010 yapımı türk filmidir. sonraki yıllarda ikincisi çekilmiştir.
üç erkek arkadaş, ergenlik dönemimizde, yan yana izlediğimiz ve sadece birbirimizden çekindiğimiz için ağlayamadığımız filmdir.
devamını gör...
--- alıntı ---

ben insanları arabaların camına vuran yağmur damlalarına benzetiyorum. bazen bir damla yavaşça aşağı doğru kayarken başka bir damlaya karışıp güçlenerek daha hızlı ilerler. ben de sana karıştım aşkım. insanlar acımasız, savurgan. hiçbir şeyin sonu gelmeyecekmiş gibi davranıyorlar. bir gün şoförün camı açabileceğini hiç düşünmüyorlar

--- alıntı ---
devamını gör...
aytaç ağırlar'ın yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı, baş rollerde halil sezai ve şafak pekdemir'in rol aldığı, 2010 yapımı türk sinema filmi. filmin 2. serisinde önceki filmde sevdiği kadını kaybeden metin karakterinin sonraki yaşamını konu eder.

30'lu yaşlardaki metin, televizyon showları için skeç yazarak hayatını sürdürmektedir. en büyük hayali senaryosunu yazdığı bir filmin çekilmesiyken yazdığı senaryolar hep reddedilmektedir. her gün gittiği barda bir gün duygu isimli bir kızla tanışır ve bu hayatında bir dönüm noktasıdır.
metin, sevdiği kadını, duygu'yu kaybettikten sonra uzun süreli bir yas dönemine girer. incir reçeli filmini çekmiştir ama hayata karşı hiçbir
arzusu kalmamıştır.

aytaç ağırlar'ın yazıp yönettiği ilk uzun metraj sinema filmi olan incir reçeli, 11 şubat'ta vizyona girdiğinde aradığı ilgiyi pek de bulamamıştı. ilk hafta sonunda 12.082 kişi tarafından izlenen film, dvd'sinin de çıkmasıyla beklenmedik bir ilgiyle karşılaştı.
üç günde 288 bin kişi tarafından izlendi. ilk filmi, 40 haftada 251 bin seyirciyle buluştu.

genç yaştaki izleyicilerin aşırı sahiplenmesinden dolayı zaman zaman alay konusu olsa da güzel filmdi.
devamını gör...
hani ortamda hoşlandigin kiz varken espri yaparsin ve tutar, sonra espriyi sakız gibi uzatirsin tepkiler igrenc bakışlara evrilir ya, heh işte öyle bir film.
olm 1 ne guzel tutmuş birak iyi analım seni niye ikinciyi cekip "yapacaginiz işi" dedirtiyorsunuz.
devamını gör...
yaz aşkım; hiç durmadan yaz. birbirlerini anlat onlara. birbirlerine değerek, dokunarak yaşayabilmenin güzelliklerini anlat .. birbirlerine karışmayı anlat .. yaşam savaşı içinde yaşamayı, yaşatmayı unuttuklarını anlat. sevişmeyi anlat onlara .. en zor anlarda bile hiç ayrılmamacasına tek vücut olabilmeyi anlat. yalnız yürümek zor, kolayını anlat. aç artık gözlerini aşkım .. söz veriyorum her şey çok güzel olucak .. ben sana karıştım aşkım .. artık daha güçlüsün ..

bi gün şöforün aniden camı açabileceğini anlat …
bana nefes alan hiç bir canlıyı sevme şansı vermediler, bende suyu sevdim. “can suyum” sendin “aşkım.”
devamını gör...
bu filmi izlediğimde televizyonun ses ayarlarında bir değişiklik yapılmıştı ben de tv benim değil diye karıştırmadım. zaten öylesine açtım ille de izle dediler diye bakıyorum öyle boş boş. arkadaş filmden çıt çıkmıyor sadece aşkım sesi bir de müzik çalarsa onun sesi geliyor. ben resmen bir zaman film öyle çekilmiş sandım. kafamda neler dönüyor ya dedim sanat filmi gibi olmuş bunu ben beğenirim bakarım ama bana önerenler mümkün değil izlemez kafamda deli sorular ama gene de ellemedim ayarları öyle hoşuma gitti. film bitti dedim ben şunun ayarını düzelteyim düzelttim baktım evet ayarlardan ses öyle modu değişik sesin o yüzden yalnızca müziği duyuyoruz. ama ben filmi öyle izledim konuşmaları duysaydım eminim sevmezdim :d
devamını gör...
çok güzel bir film bir sahnesinde mutfağına dadanan karıncalardan kurtulmak için her şeyi yapmasına rağmen kurtulamayınca pes edip hayatına devam etmişti. sevgilisinden ayrılıp evde bunalımlı bir anında karıncaların deliğine gözü ilişti ve karınca yuvasının bom boş olduğunu karıncaların bile gittiğini ve yalnızlığın her yerden geldiğini iyi göstermişti yönetmen.
devamını gör...
çoğu kişinin aksine beğenmediğim bir film. belki de büyük beklentilerle başladığımdan. kurgu güzel ama karakterler o kadar yapmacık ve rahatsız edici geldi ki güzel kısımları bile unutturdu bana. melike güner çok başarılı olduğunu düşündüğüm bir oyuncu ama bu filmde beni sadece şaşırttı. bir de üstüne başka bir partnerle 2. filmi yapmaları tuhaf.
devamını gör...
izlemeyeceğim diye tutturduğum ama artık ergenlerin "ağğğbiiiğğ çoohkkk romantiiğğkk" cümlelerine dayanamadığım için izlemiş bulunmaktayım. ben hayatımda bu kadar saçma, bu kadar ergence, bu kadar gereksiz bir film görmedim. aids'in böyle bir şey olmadığını biliyorsunuzdur umarım? kondomlu cinsel ilişki, öpüşme, sarılma, dokunma gibi durumlarda bulaşmayacağını da biliyorsunuzdur diye düşünüyorum. yani insanları ağlatalım diye bu kadar ısrar eden film sektörü bir bizim bir de hintlilerin.

metin senaryo yazıyor ama bak sen şu allah'ın işine ki bir türlü beğenmiyorlar. duygu da her allah'ın günü barlarda iç dur. öpüşmeye kork ama alkolu zemzem suyu gibi iç. aman ya rabbi ne kadar da düşünüyor kendini! bu kız evde yatıp kalkıyor sabahları ortadan kayboluyor, en çok incir reçelini seviyor falan. 25 yaşına kadar tedavi de olmuyor "insanlar ne der" diye düşündüğü için. doktorlar ne zamandan beri hastalarının hastalıklarını camiiden anons ediyor? siz bu filmi yazarken düşündünüz mü yani?

sonra bu metin duygu'yu takip ediyor, bakıyor evde yaşlı adam yatıyor. sanıyor ki duygu'nun eski manitası, kadını hasta yapan bu. adama bağırıp çağırıyor adam da orada ölmesin mi? e ölsün. metin'de kadına demez mi "demek olgun seviyorsun?" diye... sonra kadın gidiyor, ölüyor falan... amaaann klişe de klişe.

derseniz vakit kaybetmek istiyorum, izleyin derim. ben hem sövdüm hem güldüm. çok komikti. insan sevişemediği için neden bu kadar tribe girer ki kardeşim? ah ah çok gerideyiz.
devamını gör...
başrolde halil sezai ve melike güner'in olduğu 2010 yapımlı türk dram ve aşk filmi.

aids hastası duygu ve yazar metin'in beraberliklerini, yaşadıklarını, hastalığını konu edinir.
sevgilisinin aids olduğunu öğrenen adamın öfkesi ve intikam almak isteyişi, onu her gün biraz daha kaybetmesi, ona dokunamaması, sonunda ise onu kaybetmek zorunda kalışını anlatıyor.
konusu basit, oyunculuklar fena değil, deniz seki'nin müziği ise renk katmış.
izlemek isteyenler için güzel bir öneri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
insanı ağlamaktan helak olacak hale getiren hüzünlü film. sonrasında bir süre incir reçeli satışları patlamıştı diye hatırlıyorum, adamın duvara yapıştırdığı post-it'ler olay olmuştu. güzel filimdi kısacası.
devamını gör...
2011 yapımı komedi/dram türünde film.
filmi elbette daha öncesinde duymuştum, fakat konusunu hiç bilmiyordum.
ilk kez eşimle birlikte izledim.

romantik bir film. fakat benim için romantizm en ön planda olan bişey olmadığı için bana karakter aşırı itici geldi.
başrolümüz bir yazar. çeşitli skeçler yazıyor, ayrıca şansını senaryo yazarak da denemek istiyor. fakat bu konuda pek başarılı değil.

şimdi gelelim karakteri neden aşırı itici bulduğuma.
yazarın kapıcısı yazarın skeçlerini ve senaryolarını çok beğeniyor,
hatta onun çöpe attığı senaryoları bile tek tek topluyor.
belki bu hayatta onun yazdıklarına en çok değer veren kişi.
peki yazar ne yapıyor? ona küfür ediyor, hakaret ediyor, 1 gram dahi değer vermiyor.

yazarın bir arkadaşı var.
fotoğraf makinesi almış ve sağı solu çekmeye bayılıyor.
yazar depresyondayken onun yanında olmaya çalışıyor.
onu her zaman eğlendirmeye çalışıyor.
peki yazar ne yapıyor? ona da hakaret küfür.

onu seven ancak sevdiğini söyleyemeyen kızdan bahsetmiyorum bile.

yani yazar zaten kalpsiz, ruhsuz, duygusuz, öküzün teki.
post-it'e not yazmakla romantik olunmaz.
yazar hiç bir halt hak etmiyor.
sevgisiz, kalpsiz, aşırı itici bir karakter.
böyle bi insanı sevsen ne sevmesen ne?
böyle bir insan seni sevse ne seni sevmese ne?
devamını gör...
hayatımıza halil sezai gibi bir protein tabanlı oluşumu sokan, çok kötü ama çok kötü film. takip eden yıllarda sarhoş vokal ve akustik gitar ikilisinin kulaklarımıza uyguladığı insanlık dışı muamele normal hale gelmişti. canlı müzik bir beş yıl kadar işkence olarak ele alındı.
devamını gör...
oyuncu listesinde halil sezai, melike güner, mehmet selim akgül, sinan çalışkanoğlu, barbara lourens, batur belirdi, levent salih güleç, mustafa uzunyılmaz, nevin efe, hasan yalnızoğlu ve mertcan tekin gibi oyuncuların olduğu 2010 yapımı romantik/dram türündeki bu filmin yönetmenliğini ise aytaç ağırlar yapmıştır.

barda arkadaşı ile takılan bir adam gece herkesin çıktığı bir saatte sarhoş bir kızı oradan çıkarmak için çabalarken sarhoş haliyle evini bilmediğini anlayınca kendi evine götürür. kız ağzında sürekli sevişmek yok gevelemesi ile uyuya kalır ve adamda koltuğa geçip uyur sabah yüksek bir müzik sesi ile uyandırılır ve küçük notlar vardır evde. bu şekilde bir kaç gece devam ettikten sonra sevgili olmaya başlarlar kendilerince ama bir gün eve döndüklerinde adam sigara almayı unuttuğunu söyleyip geri döner ve kız evde hazırlık yaparken bir bardak yere düşer ve kırılır. kız kırık parçaları toplarken elini keser ve sessizce ortalığı temizledikten sonra ortadan kaybolur adam ise kıza sürpriz yapmak isterken kızın gelmeyeceğini anlayınca. kendi hayatına döner tekrar. bir gün metroda denk geldiklerinde ise tartışırlar ama fısıldayarak kız ise en sonunda yarı pozitif olduğunu yani aids olduğunu söyler yani kan ile bulaşan bir hastalığı vardır. öpüşme ile bile bulaşma riski vardır. metro bomboş olana kadar ikili orada kalır ve ikisi birlikte eve dönerler. tekrar mutlu bir ilişki vardır ama sadece bir evde kalırlar. adam bir gün kızın her gün evden çıkıp bir yere gittiğini gördüğünde onu takip edip gittiği yeri anlamaya çalışır ve bir iki gün yarım yamalak takipten sonra kızın bu hastalığı kaptığı adamı bulup onunla konuşmak ister ama adam son noktadadır ve konuşamamaktadır. ne kadar soru sorsa da cevap alamaz. oradan ayrılıp içip sarhoş olur ve bardan ayrılıp sahile gider. orada içmeye devam ederken kız gelir ve adam ile konuşunca kendisini takip ettiğini anlar. oturup iki kelam eder ama adam gördüğüm kişi senin için biraz olgun biri diye söylenince kız oradan gider ve adam bir daha kızı bulamaz. adam bir kaç gün sonra aynı eve gider ve hasta adamın kızın babası olduğunu öğrenince ise beyninden vurulmuşa döner. son söylediklerinin altında kalır. kız ortadan kaybolduğu içinde adam kendini eve kapatır. kız ile yaşadığı hayatta her kelimeyi notlara yazıp duvarlara asar. her detayı yazar bu günlerce böyle devam eder. en sonunda uykudayken bir notun düşmesi ile adamın gözüne güneş girer ve adam gidip notu yerine taktığın da notta kızın bir gün söylediği 'ölümsüz olmak isterdim' sözünü görür. bu adam yıllarca senaryo yazıp film yapmak için uğraşmıştır fakat hiçbiri kabul görmemiştir. bu hikayeyi yazmaya karar verip günlerce uğraştıktan sonra senaryoyu yazıp bitirir. senaryo kabul edilir ve filmi için çalışmalar başlar. bu sırada adam kız ile konuşan bir adamı görür ve ona kızı sorunca hastanede yattığını öğrenince koşarak yanına gider. son günlerinde olan kız adam ile salıncakta konuşa konuşa can verir. kısık sesi ile adama hayatına devam etmelisin temalı bir konuşma yapar ve gider.

filmi bilenler bilir bir hayli dram içeren bir film ve ağır bir konusu var. gerçekçilik katmak için çok uğraşılmış ve bana sorarsanız başarmışlar. sadece başlarda halil sezai'nin oyunculuğunda biraz durgunluk hissettim ama sonrası iyiydi. etkileyici bir film olduğu kesin ve izleme tavsiyesi kesinlikle veriyorum tabii izlemeyenler için. iyi seyirler.
devamını gör...
duygu'nun parmağını kesip yere damlayan kanını hunharca çamaşır suyuyla temizlediği an finalini belli eden filmdir...

bazı diyalogları hoştur. kalbe dokunur...
ama yine de klişe doludur...

ikincisi daha dolu bir filmdir...
ayrıca halil sezai'nin oyunculuğu da sesi gibidir, fena değildir...

filmin final bölümünde duygu'nun o ''hastayım'', ''bakın, nasıl da ölmek üzereyim'' i konuşma tonlamasına yansıtıcam diye ortaya saçma sapan bi'şey çıkarmasını görmezden gelemiyorum. bok gibi sahneydi...

ayrıca ''incir reçeli sendin aşkım?'' ne demek allah aşkına ya...
devamını gör...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hem incir reçeli hem de metin... travmaya sebep olmaması adına içine acı pul biber koymuşlar neyse ki...

metin, senaryoları satamayinca incir reçeli işine de girmiş olabilir, bilemiyorum.

hiç aklımda yokken şu kavanozu görmemle, incir reçeli filmi ve bana yaşattığı travmalar tetiklendi. neden örselemiyorum o zaman?

efendim, 2011'de vizyona giren aytaç ağırlar filmi. başrollerde halil sezai(metin) ve melike güner(duygu) var.

"bozuk saat bile günde iki defa doğru gösterir" anafikri ile bir iki işe yarar replik olsa da baştan sona klişelerce ve tıpkı incir reçeli gibi yapış yapış bir film. normal sözlük'ten sonra sevişememenin bu kadar dert olduğu başka bir alan sfsfsf.

halil sezai sarki söylerkenki, "her cümleyi aynı tonda seslendirmeliyim" taktiğini oyunculukta da kullanmış ve "her duyguyu aynı surat ifadesinde vereyim" diyerek izleyiciye bırakmış duygu durumunu. melike güner, "içimden oynamak geldi" hissiyatını sık sık yasatsa da dram sekanslarında yerli yerine oturmuş. yönetmen demiş ki "kızım sen sonbahar gibi bak sürekli, ben üzerine film çekeceğim". o kadar dram dram dram ki melike sadece öyle baksa, sahne ile örtüşecek sıfatı.

başrol metinleri kimse tarafından beğenilmeyen, sadece kapıcının çöpten alıp okuduğu hikayeleri yazarak hayat süren biri. kapıcıya da sürekli köpek çekiyor. gerçi sonra duygu'ya da köpek çekiyor dallama... tam bir dallama aslında. ne hikmestse, aslında adı hikmet bile degil, metin ama duygu yine de bu adamı seviyor. bu kişinin sevilecek bir yanı yok aslında duygu. bir tutam ömrün kalmış, onu da travmatik geçireyim ben bununla demişsin.

sonra metin, bir bar taburesi üstünde babasının öldüğü yaşta olmasa da, elinde trajedi kataloğu ile dolaşan duygu ile karşılaşıyor... burda bı ufak "heh, ne romantikler" derken, zenarist "wow wow wow haram" diyerek üzerimize ekşi ekşi trajedi kusuyor.

filmde diyaloglar o kadar ağır ilerliyor ki, zannedersin cumlenin başında bir çocuk doğsa, cümle bitince askere uğurlanacak.o kadar ağır. yönetmen de demiş ki, "mutlu sahne olmasın, ışığı da karartın, müzikleri de ağlatın, bu milletin a.."

sonuç olarak, incir reçeli,kapağı açıldığı anda yüzünüze yapış yapış bir kavanoz duygu yoğunluğu fışkırtıyor. izlerken bir kutu mendil ve bir kavanoz incir reçeli bitirme garantili.

benim o yıllarda birlikte çalıştığım kaptan da bunun farkında olacak ki, o dönem birlikte olduğu kadına teknede incir reçeli eşliğinde incir reçeli izlemişti. evet arkadaşlar, o zamanlar böyle düşüyordu. bu iki sersem evlendi de sonra.

neyse işte, bir sabah* tekneye geldim ki ne göreyim? salonda orta sehpa üzerinde boş bir incir reçeli kavanozu, yerlerde, yün ve beyaz halı üzerinde istiflenmis kırmızı gül yaprakları, armatör ve ailesi için hatıra olarak yapılmış toprak tabakların yunan usulü kırılmış parçaları, bir dağınıklık bir rüküşlük. cinlerim tepeme çıkmıştı.

kavanozu görünce o günü tekrar yaşadım. dünyanın en çirkef ve yalancı iki insanının duygu yoğunluğu ile teknenin anasını aglatmasi travmam tetiklendi.
devamını gör...
her yerinden klişe akan, cringe dolu, izlemesi zevkli bir film.
galata'da oturan bir dangalağın ne idüğü belirsiz bir bayan ile yollarının kesişmesini, birden bire çok yakın olmalarını vs anlatıyor. dangalağımız kendini çok kaptırır ve olanlar olur...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"incir reçeli (2011)" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim