mutfaktaki o sarı ışığın altında, ellerimdeki ince çizgilere bakıyorum. orta yaş, insanın kendi yüzüyle yabancılaştığı, aynadaki o kadına sen de kimsin diye sormaya korktuğu o tuhaf durakmış. gençken hayatın devasa bir nehir olduğunu ve bizim o nehirde istediğimiz yere kürek çekebileceğimiz sanırdım. oysa hayat, parmaklarımızın arasından akıp giden kumdan başka bir şey değilmiş.

istenilen gelecek, o çok uzaklarda parlayan ışıklı şehir gibi kaldı arkamda. ben o şehre giden yolu hiç bulamadım ya da bulduğumda kapılar çoktan yüzüme kapanmıştı. ıskalamak dedikleri şey, insanın canını en çok gece yarısı, her yer sustuğunda yakıyor. o hiç gidilememiş yolların, hiç giyilmemiş elbiselerin, hiç söylenmemiş sözlerin ağırlığı... göğüs kafesimin tam ortasında bir yerlerde, o ince sızı hiç dinmiyor.

içimdeki travmalar, kimsenin görmediği ama her adımda kendini hatırlatan eski, kırık bir kemik gibi... keşke, demekten dilim aşındı da, o keşkelerin bir tanesi bile geri gelip halimi hatırımı sormadı. pişmanlıksa insanın kendi kendini yediği o karanlık sofra.. kendi elimle kurduğum o hapishanenin gardiyanı da yine benim. kendime yazıklar olsun diyemeyip, sadece bir ah çekmek... insanın kendine duyduğu o sessiz öfke, en derin karanlıktan bile daha zifiriymiş.

yine de, başımı kaldırıp o gökyüzüne baktığımda, orada asılı duran o koca boşluk beni bir nebze rahatlatıyor. belki de bu hayat, sadece kaybetmeyi öğrenme sanatıdır. düş dediğin şey zaten uyanınca biten bir şaka, umut ise o şakaya inanma inadı belki de.. bazı sabahlar uyanınca, belki bugün farklı olur diye fısıldıyorum kendime, sonra yine aynı çaydanlığı ocağa koyuyorum.

bu hayat bizi yordu be evlat..! koyu gölgelerimizle barışmak, o derin yaraları artık kaşımamak gerektiğini öğrendik ama acısı hep orada, bir nöbetçi gibi bekliyor. biz sadece bu sızıyla yaşamayı, onu bir takı gibi boynumuzda taşımayı öğrendik.

şimdilerde öylece durup, akıp giden o nehrin kıyısında, hiç ulaşamadığımız o kıyıya el sallıyoruz. hepsi bu..

t:insanın kendi eliyle ıskaladığı o görkemli geleceğin enkazı başında, dindiği sanılan ama her gece yeniden sızlayan eski yaralarla baş başa kaldığı o sessiz ve karanlık bekleme salonudur.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kırık gölgeler durağı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim