sa beyler bayanlar toplanın, bugün size hayatımda bir nesneye verdiğim en büyük, en felsefi, psikolojik dengesini altüst eden ayarı anlatıyorum. liseliler bilmez, buralar eskiden hep yaşanmışlık kokardı.
saat akşam 9 civarı. işten gelmişim, pestilim çıkmış, gözlerimden uyku akıyor. üstümde ince bir yağmurluk var. yağmurluğu çıkardım, dolaptan o meşhur mavi plastik askıyı çektim. askı dediysem öyle marangoz elinden çıkmış marjinal ahşap askılardan değil. kuru temizlemecinin bedavaya verdiği, dokunsan eğilen fukara askısı.
yağmurluğu askıya geçirdim, dolabın demirine asıcam. tam bıraktım... pat. yerde.
neyse dedim, yorgunluğuma verdim. yağmurluğu tekrar kaldırdım, askıyı düzeltip bir daha astım. tam arkamı döndüm pat. yine yerde.
üçüncü kez denerken bu ipne askı ne yaptı biliyor musunuz? kendi kancasını yandaki takım elbise askısına taktı, sarsıntıdan 4 tane ütülü gömleği birden halının üstüne düşürdü. gardırobun içi bir anda ikinci el pazarına döndü.
o an odadaki oksijen seviyesi düştü. odadaki lambanın ışığı hafiften cızırdayarak kısıldı. ben, yağmurluk, gömlekler ve o askı... göz göze geldik.
sakin olmaya çalışarak askıyı dolaptan çıkardım. karşıma aldım, tam göz hizama getirdim. askı bana o bükük haliyle öyle bir bakıyor ki, sanki sen kimsin de bana 3 kiloluk mont yüklüyorsun der gibi bir havalarda.
derin bir nefes aldım ve aynen şunları söyledim: bak ulan ucuz plastik kırıntısı. sen hammadden itibarıyla bir çöp bile olamamış, hurdalık artığı bir gariptin. fırından yeni çıkmış ekmek poşetinin bağlama teli olmaktan son anda kurtulup buraya gelmişsin, kendini gardırobun ceo'su mu sandın?
askı sessiz. zira kendisi plastikten müteşekkil bir cansız varlık ama hissettiğini biliyorum. devam ettim. senin bu hayatta tek bir görevin vardı lan. yerçekimine 3 saniye karşı koyup şu montu tutmak. onu bile başaramıyorsun. ben bu evde kira ödüyorum, faturayı ödüyorum, senin şu gardıroptaki varlığın tamamen benim insafıma kalmış. sen kimin mekanında kime ağırlık yapıyorsun?
sonra askının o ince kancasını parmağımla hafifçe büktüm, tam gözünün içine bakarak noktayı koydum. seni zamanında bir pantolon tutsun diye bükmüşler, şimdi bana dik duruş sergiliyormuş gibi havalara girme. sen en fazla gardıropta yer kaplarsın, benim hayatımda değil.
o an askının metal yorgunluğu yaşadığını gözlerimle gördüm. o kadar sert bir ayardı ki moleküllerine ayrılacaktı az daha.
yağmurluğu aldım, koltuğa fırlattım. askıyı da dolabın en altındaki, hani tek çorapların kaybolduğu o karanlık dipsiz delik var ya, işte oraya fırlattım.
1 haftadır gardırobun kapağını her açtığımda diğer ahşap askıların kenara çekilip saygıyla selam durduğunu hissediyorum. bu da böyle ibretlik bir anımdır.
devamını gör...
hakkettiğini almış. darısı annenin kafamıza attığı terlikte.
devamını gör...
ona sordular mı askılık olmak ister misin diye?
yavrim evladım benim minikcik askılık..
çok üzüldüm ben seni evlat edinecem ananı babanı tanımayacaksın hiç senlen 8 sezon atraksiyonlu dizi çıkartırız he askılıkım? seni ünlü yapacam.

askıda kalanlar olacak dizinin adı, ben seni çekip çikaracam bu hayattan bebeyyim bena yaşlanınca bak yeter hemi.
devamını gör...
ayarı yiyen askının hazin sonu, ibretlik bir hikaye...

ben de dolabımdaki askılara bu hikayeyi okudum. korkudan altlarına sıçtılar.
devamını gör...
evlat edindiğin askılığın menajerliğini üstlendim. * onu meşhur edeceğim, merak etme. gazozcu amcalardan, magazin basınından, hatta gerekirse pazar günleri kurulan bit pazarındaki tekstilcilerden bile onu kendi askım gibi koruyacağım. yaşlılığın garanti altında, hadi yine iyisin.*

“askıda kalanlar” dizisinin senaristi, namıdiğer aptal isimli yazar, bu hikaye için öyle bir para istedi ki bir an askılığı satıp prodüksiyona yatırım yapmayı düşündüm. ama olsun, kalemi kuvvetli…. 50 bölüm cepte. ilk sezon askılığın çocukluğu, ikinci sezon ergenliği, üçüncü sezon da neden sürekli boş bırakıldığı üzerine psikolojik dram düşünüyoruz. bütün platformlar şimdiden kapıyı çaldı ama ben prensip olarak önce sözlükte yayınlayacağım.

o değil de sözlükteki diğer askılıklar fena halde kıskanıyor. “neden bizim ayağımıza böyle bir şans gelmedi?” diye kendi aralarında homurdanıyorlar. biri çıkıp “ben yıllardır mont taşıyorum, benim neyim eksik?” demiş. diğeri “ben üç kışlık palto, iki yağmurluk ve bir şemsiye taşıdım, hala keşfedilmedim” diye isyan etmiş.

sakin olun sevgili askılıklar… herkesin hikayesi aynı anda yazılmıyor. bazılarınıza sadece mont taşımak düşüyor, bazılarınıza ise başrol…

bizimki başrol…

hem de askıda kalanlardan değil, askıda kalıp sonunda yürüyenlerden…
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kıyafet askısına verdiğim ibretlik ayar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim