kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fabio lione ve alex staropoli'den sonra nihayet detaylı bir tanımını girebilme moduna girebildiğim üstün kompozitördür; bu üçü italyan senfonik power metal grubu rhapsody of fire'ın* en önemli elemanlarıydı ama rhapsody'nin besteleri dendiğinde kanımca en önde gelen topluluk elemanı turilli'den başkası değildi. peki ben neden en son luca'nın başlığını açıyorum? çünkü cinsim... diye yanıtlardım normalde. evet, öyleyimdir gerçekten ama diğer taraftan da bu müzisyen için yazabileceğim tanım diğerlerinden daha özenilmesi gereken bir şey olmalıydı ve bu yüzden de böyle geniş bir zamanımı ve full konsantrasyonumu ayırabileceğim bir zamanı kulladım ve nihayet bulabildim. fabio lione de asasında çok kalifiye bir şarkıcıdır, benim 1 numaramdır hatta ve il canto del vento parçasında da şahit olabileceğimiz gibi gayet süper besteler yapabilmektedir ama "kompozitör" dendiğinde luca turilli apayrı bir seviyede, hatta bence metal müziğin gördüğü en iyi kompozitördür luca.

turilli'den kompozitör olarak bahsetsem de kendisi rhapsody'nin elektrogitaristiydi de aynı zamanda ama yani bir michael romeo gibi aşmış bir virtüöz falan olduğunu düşünmüyorum kendisinin. geçmişte gitaristliğine gömerdim de ben açıkçası ama kendisine has bir stili ve gitar sound'u olduğunu yadsımak da pek adilce gelmiyor bana artık. bir de eskiden bir yerlerde okuduğuma göre luca, gitarı eline epey geç bir yaşta almış ilk olarak ve bu da işte müthiş, baş döndürücü bir gitarist olmamasında etkin rol oynamış olabilir. neyse, bunlar detay. kendisi o kadar iyi bir bestekar ki hakikaten dışkı gibi gitar çalıyor bile olsaydı müthiş senfonik kompozisyonlarıyla gene de metal müziğin gördüğü en özel isimlerden biri olurdu kanısındayım. bir çellist olan babasını neredeyse bebekken kaybeden turilli, babasının klasik müziğe olan tutkusunu miras almıştır ve bunu da metal müziğe cidden de harikulade entegre etmiştir. bence zaten o ve staropoli'nin şarkı yazımı ortaklığıyla şekillenmiş olan rhapsody, en iyi senfonik power metal grubu olmuştur. yani nightwish'in senfonik bazda bir rhapsody kadar sofistike ve rafine olduğunu düşünmüyorum, therion da senfonik metalin öncüsü olsa da bir power metal grubu değil sonuçta...

1997 tarihli legendary tales adlı rhapsody albümüyle metal müziğe laps diye dalan rhapsody cidden de henüz bu ilk albümüyle sert çocukların domine ettiği metal dünyasına ağırlığını koymaya başlamıştı ki burada da turilli'nin müthiş besteciliğinin payı da elbette devasaydı. belki de tümden koymuştu bile hatta... köklü power metal gruplarına baktığımızda; helloween, blind guardian, kamelot gibi birçok topluluğun esas başyapıtlarını ilk albümlerinde veremediklerini görürken rhapsody ise birçoklarına göre en iyi eserini daha ilk albümü olarak yaratmıştı bile. açıkçası benim açımdan legendary tales, bir sonraki albümleri symphony of enchanted lands ve grubun adı rhapsody of fire olduktan sonraki ilk albümleri, 2006 tarihli triumph or agony'den sonra gelir ama bunlarla birlikte dawn of victory kendi tarzlarında ayrı ayrı mükemmel başyapıtlardır. bu belki de soel'in benim 90'lar sonlarında grupla tanıştığım albüm olmasıyla, yani ilk göz ağrım olmasıyla da doğrudan alakalı olabilir ve ola ki toplulukla ilk albümleriyle tanışsaydım belki de favori rhapsody albümüm bu olurdu. her neyse... staropoli ve turilli işte grubun müziğinin arkasındaki sihirbazlardı ve bence bir kompozitör olarak archmage olanı turilli idi.

mesela bu ilk albümlerindeki rage of winter parçasına bir bakalım (ki başlığını açmıştım):



tipik bir power metal şarkısı değil kesinlikle zira o ihtişamlı orkestrasyonlar, senfonik ögeler... ama diğer taraftan da power metal sound'unu sevenlere fazla karmaşık gelmeyecek bir denge de gözetilmiş ki işte iyi müzisyenlerin sırlarından biri de "dinleyicileri kaybetmemek"tir. illüzyonist iseniz kaybedebilirsiniz tabii ama. haha. öhöm, neyse... şarkı ilerledikçe aslında sofistikeleşiyor da ve birçok çılgın fikirle dolu ve bu tür bir kompozisyonel deneyselliğin ardındaki kişinin de turilli olduğundan neredeyse hiç şüphem yok. staropoli'nin de çok katkısı olmuştur muhakkak ama ikilinin yolları ayrıldıktan sonra ayrı ayrı çıkardıkları ürünlere fokuslandığımızda aslında bu tarz bir yaklaşımı/felsefeyi içkinleştirmiş olanının turilli olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz bana göre.

ve gene ilk albümlerindeki land of immortals'a bakalım ki grubun en önemli klasiklerindendir:



burada biraz daha tipik bir power metal hitiyle karşılaşsak da gene de folklorik dokunuşlu senfonik yönü de şarkıya süper bir boyut katıyor ki zaten ara bölümlerinde safkan senfonik yaklaşımın domine ettiği bir kısmı da var şarkının.

şimdi de ikinci albümleri olan symphony of enchanted lands'e gelelim. albümdeki eternal glory şarkısı...



bakın, bu sizi hiç uğraştırmayacak. şarkının girişi ve ilk bölümü zaten turilli'nin senfonik müzik üretmede nasıl bir deha olduğunu akıllara kazıyor. bu, benim akıllı telefonumun zil sesidir hatta. hem çok beğeniyorum hem de cidden telefon çaldığında her ortamda duyabileceğim bir yapıda şarkı. yani kırpmakla falan uğraşmama da gerek olmadı zira girişinden itibaren bir zil sesi olmaya çok uygun ve bu senfonik girişinin uzunluğu da tam zil sesi melodisi yapmalık. haha. neyse... bu şarkının girişinde biraz daha karanlık bir şeyler görsek de işte sonra aydınlıkla birlikte epiklik falan da katmışlar ve mükemmel bir iş çıkmış ortaya. elbette staropoli ve lione başta olmak üzere diğer grup elemanları da çöp kovasına atmıyorum ama işte burada kompozisyonlara odaklanırsak bu konuda da aslan payı turilli'ye ait.

şimdi de aynı albümden the dark tower of abyss'e gelelim...



buranın girişi ve solo bölümünde net bir vivaldi etkisi olsa da işte yani gene de harika bir senfonik ustalıkla karşılaşıyoruz, turilli'nin arkasında olduğu. albüm kitapçığında buradaki vivaldi esinlenmesinden bahsetmiş midir turilli bilemiyorum ama sanırım en kötü sorulsa bunu saklamazdı. yani birçok başka şarkısındaki senfonik bağlamdaki ustalık ve yetkinliğini düşündüğümüzde kendisinin, ve vivaldi gibi tüm dünyaca bilinen bir bir kompozitörün eserlerinden bir şeyler araklasa bunun nasılsa ortaya çıkacağından hareketle, bunu vivaldi'ye bir saygı duruşu gibi görmemiz daha yerinde olur sanki.

bir sonraki albümleri, 2000 tarihli dawn of victory'nin ise sadece intro'sunu paylaşayım. yani zaten bundan sonra sadece 1 rhapsody albümünden daha parça verip kendisinin solo projelerine geçeceğim. yoksa bu yazı birmezdi. hahaha.

lux triumphans



valla bunda uzun uzun anlatabileceğim bir şeyler yok ama bir tane de epik intro koyayım dedim, turilli'nin senfonik üstatlığının daha iyi anlaşılabilmesi adına. süper bir çalışma bu da elbette.

aradaki birkaç albümlerini atlıyorum ve grubun benim için özel olan son albümü, 2006 tarihli triumph or agony'ye geçiyorum şimdi. bu albümü epey uzun bir yazıyla da tanıtmıştım sözlükte. bu albümden de dark reign of fire parçasını seçtim; yani bu sefer de tersi, albümün son çalışması...



ihtişamlı girişiyle anında dinleyicisini etkisi altına alan bir şarkı bu da elbette. o epik korolarla birlikte muhteşem orkestrasyonuyla da parlıyor şarkı ki işte bu gibi şeylerde alkışlarımız hep turilli'ye gidiyor. gitsin de zaten. adam bunları kompoze edebilmek için aylarca tam bir nerd edasıyla eve/stüdyoya kapanıyor. yani öyle yenetenekliyim ağbii, senfonik müzikleri döşeyiveririm diye bir şey yok. cidden bir albümünün kompozisyonları için minimum 6 ay çok yoğun olarak çalışıyor diye biliyorum turilli. bu arada bu dark reign of fire'ın ilerilerine gelirseniz christopher lee'nin konuşmalarını da duyacaksınız ki zaten o da bir rhapsody hayranıydı. onlarla düet bile yaptı: (bkz: the magic of the wizard's dream)

şimdi de sanatçının luca turilli, yani kendi adıyla çıkardığı albümlerine gelelim... bu şekilde de 1999 ve 2006 arasında çıkardığı 3 tane full-length, bir tane de ep albümü var kendisinin. bunlardan bir tek son albümü the infinite wonders of creation'ı pek tutmadığımı hatırlıyorum ama bir daha dinlemem iyi olabilir belki zira dinleyeli asırlar oldu... belki de aynı sene, bana göre en iyi rhapsody of fire albümlerinden biri olan triumph or agony'yi çıkardığından, o solo albümünün üzerine yeterince, dilediği gibi eğilememiştir, kim bilir...

luca turilli'nin ilk albümü king of the nordic twilight'tan throne of ice şarkısı:



sanatçının luca turilli adıyla çıkardığı albümlerin de rhapsody of fire'ınkilerden tarz olarak inanılmaz farklarının olduğunu söyleyemem. ve bu yazıda turilli'nin kompozitörlüğüne, bilhassa da senfonik müzik babındaki bestecilik kalitesine odaklandığımdan da bu interlüd tadındaki parçayı seçtim örnek olarak. yoksa albümde yine senfonik pasajlarla süslü birçok şarkı var ama işte rhapsody'den öyle çeşitli parçalar paylaştığım için böyle bir, luca'nın yine senfonik bazdaki yetkinliğini vurgulayan interlude'unu seçtim.

ama hemen ardından da aynı albüme ismini veren epik şarkıyı da paylaşayım dedim. bunda da yine luca'nın tüm bestecilik hünerlerini görebilirsiniz.



yazı artık kimsenin okumayacağı bir hale gelmesin diye (ki gelmiş bile olabilir, haha) tüm solo albümlerinden şarkı paylaşmayayım diyorum turilli'nin. ama ikinci full length albümü prophet of the last eclipse'ten war of the universe'ü paylaşmasam da olmazdı.



burada luca'nın, o yazının gerilerinde bahsettiğim vivaldi'ye öykünmesi kadar olmasa da yine klasik etkilenimlerinin özgünlüğüyle karşı karşıya geldiği bir durumdan bahsedebiliriz belki. yine de müthiş besteciliğini gözler önüne seren bir parça olduğunu düşünüyorum wotu'nun, üstadın. ve artık nihayet tanımın sonlarına doğru geliyoruz...

rhapsody of fire başlığında bahsetmişimdir herhalde... işte staropoli ve turilli, iki ayrı rhapsody'den devam ettiler sonrasında. hatta turilli bir de abartıp lione ile bir rhapsody daha kurdu. rhapsody'lerden geçilmiyordu yani ortalık. haha. ben bunlardan luca turilli's rhapsody'ye geçeceğim son olarak zira burada turilli'nin senfonik temelli kompozitörlüğünü daha da ileri ve profesyonel noktalara taşıdığını düşünüyorum. yanlış anlaşılmasın, üstte bahsettiklerimi de çok değerli görsem de turilli, bu projesinde farklı bir sound kullandı, artık staropoli ile birlikte iki besteci değillerdi, yani kompoze aşamalarını tek başına halletti albümlerindeki ve karşımıza cidden bazı nefis ötesi örnekler çıktı. bunların bazılarını, gişe bombası bir filmde soundtrack parçası olarak koysan sırıtmaz, ki öylesi film müziklerinin bile çoğundan daha fazla beğenilir diye düşünüyorum. zaten daha 90'larda bile kendi tarzlarına "epik sinematik hollywood metal" diyen bir rhapsody vardı karşımızda ve işte buna ben biraz gülüyordum o zamanlar ama turilli'nin bu kendi rhapsody'siyle bunu cidden başarabildiğini görmek de yüzümde bir tebessüm oluşturmuyor değil.

dark fate of atlantis ile girelim olaya ki luca da bu yeni macerasını bize bu single'ıyla tanıtmıştı ilk olarak.



bu, elbette bir metal şarkısı ve baştan sona tam bir senfoniklik beklememek gerekir. ama işte full-force senfonikleşildiği kısımları da var parçanın ve sonuna kadar dinlerseniz oralarda siz de büyülenebilirsiniz bence. baştan sona da senfoniklik ihtiva ediyor parça elbette ama kimi kısımlarında "bu kadarı da metal müziğe fazla" dedirtebiliyor. vokallerde de benim 2 numaralı favori vokalistim alessandro conti var ki bu da en azından benim dinleme keyfimi ikiye katlıyor. valla 1 ve 2 numaralı vokalistlerimin italyan olması ve turilli ile çalışması... bilemiyorum, tesadüfse de tesadüftür, değilse de değildir. ama tablo bu. haha. neyse, işte turilli'nin bu ayrı rhapsody'sinin müzikal anlayışını mükemmel yansıtan bir şarkı, üste bağlantısını koyduğum dark fate of atlantis.

son olarak da luca turilli's rhapsody'nin ikinci ve son full-length albümü olan prometheus (symphonia ıgnis divinus)'tan bir parça paylaşarak nihayet bu upuzun yazıma noktayı koyacağım.

prometheus:



bir önceki şarkının "full-force senfonik" olduğu kısımlar ortalarında veya sonlarına doğru geliyordu galiba ve epey karanlıktı. prometheus ise zaten "ben film müziklerinden fırladım" dercesine, tam gaz ve safkan senfonik bir girişe sahip ve cidden de müthiş bir şarkı ve öyle karanlık da sayılmaz. turilli'nin üstün kompozitörlüğünü, hatta bana göre bu alanda metal müzikteki eşsizliğini de belgeliyor diyorum ve hepinize iyi geceler diliyorum. veya günün hangi saatinde okursanız bu yazımı, iyi o zamanlar. kaç kişi bu yazıyı baştan sona okur, onu da bilemiyorum gerçi. neyse, 3 kişi olsun, bizim olsun. *

şunu da eklemem lazım ama ya. yani 20 yaşında falan kanser atlatmış biri olduğu için luca turilli, bu projesini de sonlandırması ve görünürde başka bir müzikal projesinin olmaması beni biraz endişelendirmedi değil. 90'lardan beri kendisinin müziğe bunun gibi bir ara verdiğini de hiç hatırlamıyorum, hep çok üretken bir isimdi. umarım kanseri nüks etmemiştir ya da hayatında başka negatif bir durum yoktur. yani luca'nın ne sebeple inaktifliğe geçtiğinden belki bir yerlerde bahsedilmiştir ama ben öyle albümleri dışında sanatçıların hayatlarıyla falan pek ilgilenmediğim için denk gelmemiş olabilirim.

her neyse işte. hepinize tekrar iyi geceler veya işte hangi saatte okursanız iyi o zamanlar diliyorum. umarım bu tanımda paylaştığım ve üzerine konuştuğum şarkıları, en azından bir kısmını beğenirsiniz. hoşça kalın.

son olarak da (bu sefer gerçekten son) benim asıl favori kompozitörümün finn zierler olduğunu söylemem lazım. onun yarattığı for the love of art and the making, hayatımın albümüdür hatta. (bkz: yazarların en çok dinlediği albüm) - gene de turilli'nin senfonik bağlamda metal müziğin gördüğü en iyi kompozitör olduğu da bana göre bir hakikat. finn de batı klasik müziği bazlı bir müzik yapsa da, bir progressive metal müzisyeni olmasından mütevellit, müziğinde senfonik ögeleri turilli kadar baskın kullanmıyor. bence istese kullanabilirdi ama işte iyi ki de kullanmıyor belki de. neticede adam hayatımın albümünü yaptı ve bunun tek bir notasının bile değişmesini istemezdim. turilli de elbette iyi ki senfonik elementleri müziğinde bu kadar baskın kullanmış. ikisi de işte metal müziğe fazla düşünüyorum ve bir metalhead olarak ne mutlu bana ki ikisi de metal müzisyeni olmayı seçmişler diyorum. elbette bir başkası için de bambaşka bir müzisyen, en iyi metal bestecisi olabilir. ben yine de elimden geldiğince objektif bakmaya çalışıyorum bu mevzuya. mesela therion'un kompozitörü christofer johnsson da büyük hayranlık duyduğum biridir ve senfonik metalin öncüsüdür zaten kendisi ama işte luca turilli'nin senfonik kompozisyonları ve christofer johnsson'un senfonik kompozisyonlarına baktığımda, ikisini de eşit derecede sevebilsem, ikisi de bana ziyadesiyle hitap edebilse de turilli'nin daha üstün bir kompozitör olduğu kanısında olmaktan da kendimi alamıyorum. çok yaşasın diyorum 3'ü de bu arada elbette. yani zierler, johnsson ve turilli. ve michael romeo'yu da ekleyeyim hatta ki belki ondan zaten önceden de bahsetmeliydim zira o da aşmış bir kompozitördür ve özellikle de son solo albümünde senfonik temelli sinematik müzik yapmakta ne kadar usta olabildiğini cümle aleme daha da iyi göstermiştir... bu isimler bundan sonra hiçbir eser vermeseler bile şimdiye kadar yarattıkları için hepsine her zaman müteşekkir olacağım.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"luca turilli" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim