jean paul sartre tarafından yazılan adalet ağaoğlu tarafından türkçeye kazandırılan tiyatro oyunudur. türkiye'de ilk defa ankara sanat evi tarafından sahnelenmiştir. kadrosunda ; şevket altuğ,oben güney,ayton sert,seden kızıltunç,ışık toprak,tuncer necmioğlu,gündüz kalıç,tunca yönder,güner sümer,ayberk çölok,tekin özer,recep akyel yer almıştır.
devamını gör...
insanın kendine en çok güvendiği anlar genelde hiçbir şeyin riskte olmadığı anlar oluyor. rahatken hepimiz net, hepimiz ilkeli, hepimiz doğru tarafta. bu kitap insanın kendinden emin olduğu yerleri sessizce bozar.

bitirdiğimde aklımda olaylar değil, çok rahatsız edici tek bir soru kaldı; ben ne kadar dayanırım. çünkü kitap sana kahramanlık anlatmıyor. tam tersine, kahramanlık dediğimiz şeyin ne kadar kısa ömürlü olabileceğini gösteriyor. dışarıdan bakınca her şey çok net. bir grup direnişçi yakalanmış, işkence görüyorlar, isim vermeleri isteniyor. burada insanın içinden hemen o tanıdık cümle geçiyor;

ben olsam söylemezdim.

zaten en tehlikeli cümle de bu bence. çünkü hep rahat koltukta kuruluyor. jean paul sartre burada insanı tam o rahat koltuktan kaldırıyor. sana “iyi misin kötü müsün” diye sormuyor. daha ağırını soruyor.

acı başladığında hâlâ aynı kişi misin? kitabı okurken aklımda en çok kalan şey karakterlerin büyük lafları değil, içten içe çürümeye başladıkları anlar oldu. çünkü insanın gerçek yüzü bazen bağırırken değil, kendi içinde küçük küçük çözülürken çıkıyor. hani bir şeyi sonuna kadar savunacağını sanarsın da baskı artınca cümlenin başına “ama” geliverir ya. kitap tam o “ama” anlarını yakalıyor.

lucie bu yüzden çok çarpıcı geldi bana.

ilk bakışta en savunmasız gibi duran karakterlerden biri ama bazı insanlar vardır, hayatta sesi az çıkar diye zayıf sanılır. sonra bir şey olur, en ağır yükü onların taşıdığı anlaşılır. lucie de biraz öyle. gücünü gösteriyle değil, sessiz kalarak belli ediyor. bu yüzden daha gerçek.


öbür tarafta canoris ve diğerleri var.

onları okurken insan ister istemez kendine daha yakın hissediyor. çünkü kırılmaları çok tanıdık. bir anda hainleşmiyorlar. önce kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. insan zaten çoğu zaman kötülüğü başkasına yapmadan önce, kendi içinde meşrulaştırıyor. “bir kez konuşsam ne olur” duygusu var ya, kitapta onun utandırıcı açıklığı var.


günümüzde de farklı değil aslında. insanlar büyük baskılar altında değilken çok tutarlı görünüyor. dediğim gibi herkes ilkeli, herkes net, herkes doğru tarafta. ama küçücük bir çıkar, küçük bir korku, ufacık bir yalnız kalma ihtimali bile çoğu insanın duruşunu yamultmaya yetiyor. biri işini kaybetmemek için susuyor, biri kalabalığın dışına düşmemek için susuyor, biri linç edilmemek için kendine ait fikri geri çekiyor. işkence odası başka bir şey elbette ama insanın kendini satma mekanizması o kadar yabancı değil.

kitabın en sert tarafı bence şu;
bir noktadan sonra insan kimin konuştuğundan çok, konuşmadan önce nasıl bir iç pazarlık yaptığını düşünmeye başlıyor. çünkü orada mesele sadece ihanet değil. mesele insanın kendi gözünde küçülmesi. konuşan da bitiyor, susan da tamamen temiz kalmıyor. herkes bir yerinden eksiliyor.


kitabı bu yüzden sevdim. çünkü bana kusursuz direnişçiler göstermedi. eli titremeyen, aklı hiç dağılmayan, gururundan bir şey kaybetmeyen karton karakterler koymadı önüme. onun yerine korkan, çözülen, bazen kendinden nefret eden insanları koydu. yani bizi koydu.

bir filmde ya da romanda en çok şunu seviyorum ben;

karakterin başına gelen şeyi değil, o şeyin karakterin içine ne yaptığını görebilmeyi. burada da olan tam bu. işkence sadece bedene yapılmıyor. insanın kendisiyle ilgili kurduğu cümlelere yapılıyor. “ben buyum” dediğin ne varsa yavaş yavaş oradan kırılıyor.

kitap bittikten sonra bende kalan duygu şu oldu; insan bazen düşündüğü kadar onurlu değil, ama düşündüğü kadar korkak da değil.

hangisi olacağını çoğu zaman başına ne geldiği belirliyor.

en rahatsız edici tarafı da bu zaten. çünkü kitap boyunca şunu anlıyorsun, karakterleri yargılamak çok kolay ama aynı kapı senin üstüne kapansa, senin ağzından hangi kelimenin çıkacağını kimse bilmiyor.
devamını gör...
bir türlü gömemediğiniz ölüler .
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"mezarsız ölüler" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim