1.
bütün "olm nasıl oluyor da oluyor?", "neden olmuyor?" sorularına 30 dk'da yanıt bulabilmektir.
önce bir koşu tuvalete girersin. yerlerin çamurlu ıslaklığı eşliğinde kesif bir koku karşılar seni. öyle ki içerideki kadrolu sineğe üzülürsün. o bile daha iyisini hak ediyordur.
tuvaletten girdiğinden daha hızlı şekilde çıkmak istersin. çıkarken elini kurulayacak havlu kağıt bulabilseydin kapı kolunu da aynı kağıtla tutacaktın ama olmadı. elini değmeden kapıyı açmak için dirseğinle kapı kolunu yoklarken bir vatandaş alacaklıymış da mekanı basıyormuş gibi hışımla kapıyı sana çarparak açar. göz göze gelir, kafanı sallayıp kapının açılmasının verdiği avuntu ile çıkarsın.
aç karnını doyurmak için restorana girersin. göz ucuyla içeridekileri süzerken yüzlerindeki mutsuzluk ve meymenetsizlik anında içine işler. yüzünü buruşturursun onlar gibi. tepsiye koyduğun yemeğin parasını kasada öderken seninle göz teması kurmayan çalışana teşekkür etmek içinden gelmez. hiçbir şey demeden ayrılır izole bir masa ararsın ama heyhat, çalışanların ve müşterilerin suratsızlığı, zevksizliği ve kaba sabalığı maddenin gaz hali gibi içerinin her köşesine sinmiştir. zevk demişken, erkeği kadını sıcak yaz gününde anlaşılır şekilde terlik giymiştir ama kimse ayağına uygun numarada terlik bulamamış gibidir. bazısı 2 numara büyük, bazısı da bir o kadar küçük numaralı terlikle gezmektedir. içinden şunlara söyleyim de terlik değişimi yapsınlar, herkesin ayağına göre bir şey çıkar nasılsa bu grupta diye düşünürken daha fazla mideni bulandırmadan yemeğini yemeye koyulursun.
nihayet arabana aydınlanmış şekilde binerken yine de yüzüne bir gülümseme kondurmayı başarırsın. 3 saat sonra ulaşacağın bir şehrin ve o şehirde özlediğin birileri vardır ne de olsa...
önce bir koşu tuvalete girersin. yerlerin çamurlu ıslaklığı eşliğinde kesif bir koku karşılar seni. öyle ki içerideki kadrolu sineğe üzülürsün. o bile daha iyisini hak ediyordur.
tuvaletten girdiğinden daha hızlı şekilde çıkmak istersin. çıkarken elini kurulayacak havlu kağıt bulabilseydin kapı kolunu da aynı kağıtla tutacaktın ama olmadı. elini değmeden kapıyı açmak için dirseğinle kapı kolunu yoklarken bir vatandaş alacaklıymış da mekanı basıyormuş gibi hışımla kapıyı sana çarparak açar. göz göze gelir, kafanı sallayıp kapının açılmasının verdiği avuntu ile çıkarsın.
aç karnını doyurmak için restorana girersin. göz ucuyla içeridekileri süzerken yüzlerindeki mutsuzluk ve meymenetsizlik anında içine işler. yüzünü buruşturursun onlar gibi. tepsiye koyduğun yemeğin parasını kasada öderken seninle göz teması kurmayan çalışana teşekkür etmek içinden gelmez. hiçbir şey demeden ayrılır izole bir masa ararsın ama heyhat, çalışanların ve müşterilerin suratsızlığı, zevksizliği ve kaba sabalığı maddenin gaz hali gibi içerinin her köşesine sinmiştir. zevk demişken, erkeği kadını sıcak yaz gününde anlaşılır şekilde terlik giymiştir ama kimse ayağına uygun numarada terlik bulamamış gibidir. bazısı 2 numara büyük, bazısı da bir o kadar küçük numaralı terlikle gezmektedir. içinden şunlara söyleyim de terlik değişimi yapsınlar, herkesin ayağına göre bir şey çıkar nasılsa bu grupta diye düşünürken daha fazla mideni bulandırmadan yemeğini yemeye koyulursun.
nihayet arabana aydınlanmış şekilde binerken yine de yüzüne bir gülümseme kondurmayı başarırsın. 3 saat sonra ulaşacağın bir şehrin ve o şehirde özlediğin birileri vardır ne de olsa...
devamını gör...
"mola yerinde aydınlanmak" ile benzer başlıklar
ezgi mola
57