1.
6. yüzyılda sasani imparatorluğu'na hükümdarlık etmiş kişi. 1. hüsrev ya da âdil enûşirvân gibi isimlerle de anılır.
adaleti hakkındaki meşhur kıssaya geçmeden önce kısaca bilgi vermek gerekirse;
döneminde bilim, sanat, mimari gibi alanlarda bol miktarda yenilik yapmış ve "sasani tarihinin ikinci altın çağı" denilen döneme damgasını vurmuştur.
adaletiyle öylesine ün salmıştır ki, müslüman olmadığı halde, hz. muhammed'in kendisi için "keşke benim ümmetimden olsaydı" dediği rivayet edilir. bu da devlet yönetiminde adaletin her şeyin üzerinde olduğunun bir göstergesidir.
***
onu en iyi, baykuş hikayesinden tanırız.
tahta ilk çıktığı yıllarda halka kök söktürürmüş nûşirevân. keyfine oldukça düşkün bir hükümdarmış ve kendisinden başka da kimseyi düşünmezmiş.
bir gün veziri de yanındayken, bir ava çıkmış maiyetiyle beraber. dinlenmek için bir ağacın altına oturduğunda, 2 baykuşun ötüşlerini duymuş. çok hoşuna gitmiş bu ve vezirine dönerek:
- keşke ne söylediklerini biz de anlasaydık, demiş. vezir zeki bir adam; hemen değerlendirmiş fırsatı:
- ben anlıyorum. izin verirseniz söyleyeyim, demiş. izin çıkınca başlamış anlatmaya:
- efendim, bu baykuşlardan biri diğerinin kızına talip olmuş. kızı olan baykuş diyor ki "başlık olarak senden bir harabe isterim". diğeri de diyor ki "ooo! istediğin harabe olsun! nûşirevân gibi bir hükümdar bu ülkenin başında oldukça, ben sana 1 değil 10 harabe bile veririm".
nûşirevân anlayacağını anlamış bu hikâyeden ve o günden sonra artık halkla olan ilişkisine dikkat etmeye başlamış. adaleti sağlamak için elinden geleni yapmış, insanların fakirlikten kurtulması için çalışmış. öyle ki, döneminin en adil hükümdarı unvanını almış sonunda.
adaleti hakkındaki meşhur kıssaya geçmeden önce kısaca bilgi vermek gerekirse;
döneminde bilim, sanat, mimari gibi alanlarda bol miktarda yenilik yapmış ve "sasani tarihinin ikinci altın çağı" denilen döneme damgasını vurmuştur.
adaletiyle öylesine ün salmıştır ki, müslüman olmadığı halde, hz. muhammed'in kendisi için "keşke benim ümmetimden olsaydı" dediği rivayet edilir. bu da devlet yönetiminde adaletin her şeyin üzerinde olduğunun bir göstergesidir.
***
onu en iyi, baykuş hikayesinden tanırız.
tahta ilk çıktığı yıllarda halka kök söktürürmüş nûşirevân. keyfine oldukça düşkün bir hükümdarmış ve kendisinden başka da kimseyi düşünmezmiş.
bir gün veziri de yanındayken, bir ava çıkmış maiyetiyle beraber. dinlenmek için bir ağacın altına oturduğunda, 2 baykuşun ötüşlerini duymuş. çok hoşuna gitmiş bu ve vezirine dönerek:
- keşke ne söylediklerini biz de anlasaydık, demiş. vezir zeki bir adam; hemen değerlendirmiş fırsatı:
- ben anlıyorum. izin verirseniz söyleyeyim, demiş. izin çıkınca başlamış anlatmaya:
- efendim, bu baykuşlardan biri diğerinin kızına talip olmuş. kızı olan baykuş diyor ki "başlık olarak senden bir harabe isterim". diğeri de diyor ki "ooo! istediğin harabe olsun! nûşirevân gibi bir hükümdar bu ülkenin başında oldukça, ben sana 1 değil 10 harabe bile veririm".
nûşirevân anlayacağını anlamış bu hikâyeden ve o günden sonra artık halkla olan ilişkisine dikkat etmeye başlamış. adaleti sağlamak için elinden geleni yapmış, insanların fakirlikten kurtulması için çalışmış. öyle ki, döneminin en adil hükümdarı unvanını almış sonunda.
devamını gör...
2.
adaletiyle tanınan iran hükümdarıdır asıl ismi hüsrevdir.
devamını gör...
3.
özellikle tahta çıkış hikayesi en çok değindiği konulardan birisidir. kısaca anlatmak gerekirse: babası kubat bin firuz'un şahlığı devrinde mecusilerin başrahibi mazdek adında bir şahıs vardı. kısa sürede kubatı ve etrafındakileri etkilemesinden dolayı önemli bir mevkiye sahip olmuştu. sarayın mihrabındaki ateşle konuştuğunu iddia eden mazlek ateşin arkasındaki duvarda kurduğu gizli bölme ile orada bir müridini konuşturuyordu. ateşin içinden gelen sesler mazdeki doğrular nitelikte ve özellikle kubatın hoşuna gidecek sözlerden oluşuyordu . mazlek kısa sürede böylece çok başarılı olmuş ve kendisi için kubat altın bir kürsü yaptırmıştı. mazdek'in ünü kısa sürede melik kubat'tan bile daha prestijli hale gelerek ordu birlikleri dahil ülkenin birçok yerinden destekçileri kendisine bağlılık bildiriyordu. mazdeki kubat dahil birçok kişinin kendi inancını kabul ettiğini öğrenince şu sözlerle dinini tebliğde bulundu: " mal ve altın padişahın değil halkındır. herkes allah'ın kulu ve hz adem'in evladıdır. kimin neye ihtiyacı olursa bunu bir diğerinin malından karşılayabilir hiç kimse yiyecek parası için rezil edilmeyip bütün insanların durumu eşit olmalıdır. karılarınız da sizin mallarınızdır onların da mallarınız gibi herkese mübah olması , kim hangi kadını dilerse kimsenin engel olmaması helal sayılması gerekir bizim dinimizde kıskançlık ve acıma yoktur. kimse lezzetlerden zevklerden ve mallardan yoksunluk kalmamalı istek ve arzuların kapıları herkese açılmalı." çok geçmeden ona iman edenler tebliğ ettiği emirleri uygulayıp yaşamlarını buna göre şekillendirmeye başlamışlar. öyle ki bu inanca göre bir adamın evine 20 kişi misafir olsa yemeğini ,şarabını ,çalgısını hazırlar misafirlerini doyurur; ardından tüm misafirleriyle karısını paylaşırdı. tüm bunlar ayıp sayılmadığı gibi bir adam bir eve gidip evin kadını ile uyuşursa külahını kapıya asar evin erkeği eve geldiğinde külahı görüp adamla karısını rahatsız etmemek adına evin önünde beklerdi.
nurşirevan tüm bunlar yaşanırken 15 yaşındaydı. meydana gelen bu ahlaki sapkınlığı önlemek için önde gelen din ve devlet adamları ile istişare yapmış ve durumdan duyduğu rahatsızlığa açıkça beyan etmişti. ilk başlarda bundan rahatsız olan mazdek kubat'tan oğlu nuşirevan'ın biat etmesini istemiş nuşirevan ise henüz güçlü olmadığı için biat etmeyi kabul etmiştir. ilerleyen zamanlarda kubat mazdek'in sapkınlığını geç de olsa fark etmiş ve oğlu nuşirevan'dan yardım istemiştir .mazdek'i ortadan kaldırsalar dahi silahlı binlerce adamının ortaya çıkarabileceği tehlikeler de gözünde bulundurarak güzel bir plan hazırlanmıştır. bu dine mensup olanlar sarayda yapılacak bir ziyafette yedirilip içirilecek ve özel kıyafetlerle hediyeleri giydirme ve silahlandırma bahanesiyle 20'şerli gruplar halinde başka bir saraya yönlendirilecekti çok geçmeden sayılarının 12.000 kişi olduğunu öğrenen nuşirevan başkent meydanına 1 metre derinliğinde 12 bin kuyu açtırmıştı ve meydandaki bir eve 400 silahlı adamını yerleşerek bunlara "buraya hilat giyinmek üzere 20'şer adam göndereceğim onları kuyuların başlarına götürüp soyduktan sonra baş aşağı kuyuya atıp üzerine toprakla doldururum ve toprağı ezin " diye talimat verdi. ve böylece mazdek belasından ülkeyi kurtarmış oldu.
çok geçmeden ülkeyi ve insanları mazdek ile kötü duruma sokan babasının boyuna zincir vurduğu da başka bir rivayettir. ilerleyen dönemler de bir çok siyasetname müelliflerinin övgüsünü kazandığı açıktır. son olarak yazımı o atfedilen bir hadisle bitirmek istiyorum: "kafirlerden 4 kişinin ölümüne çok üzüldüm nuşirevana adaletinden dolayı hatem-i taiye cömertliğinden dolayı imr-ül kayse söylediği şiirlerden dolayı ebu talib'e iyiliksever olduğundan dolayı."(gazali,2017:143)
kaynakçalar : sevgili anayasa hukuku hocam yasin aydoğdununda müellefi olduğu "hükümdar ve aynası" ; nizamülmülk, siyasetname
devamını gör...
4.
bir rivayete göre hz.omer ile sad ebu vakkas'ın develerini çalan öz oğlunu ve vezirini hiç gözünü kırpmadan astirmis hükümdar.
devamını gör...
5.
kendisi hakkında anlatılan bir menkıbe:
hz ömer zamanında mısır'a vali olarak atanan amr ibn al-as hakkında halifeye çokça şikayetler geliyor. bir noktadan sonra hz. ömer, amr'a bir mektup yazıyor ve mektubu habercisiyle mısır'a gönderiyor. mektup amr'ın eline geçince sararıyor ve titremeye başlıyor. çevresindekiler ne olduğunu sorunca anlatmaya başlıyor.
henüz cahiliyye döneminde ömer bin hattab ile ticarette ortaktık. çeşitli beldelerden küçükbaş hayvanlar alıp satardık. yine iran'a bir alışveriş için gitmiştik. o zaman iran'da adil hükümdar nüşirevan şah idi. bizler uzun bir yolculuktan sonra çok yorulduğumuz için iran sınırı içinde bir handa konaklamaya karar verdik. hancıya fiyat sorduğumuzda siz ve atlarınız için şu kadar, yanınızdaki davarların barınması yem ve sulanması için de bu kadar diye bir fiyat verdi. tabi biz küçük tüccarlar olduğumuzdan, o kadarını verirsek kar namına yanımıza bir şey kalmayacağından ötürü, ömer'le davarların başında sırayla nöbet tutarak gecelemeye karar verdik. ancak yol yorgunluğundan dolayı ben ahırda uyurken, hırsızlar hem atlarımızı hem de satacağımız koyunları alıp götürmüşler. sabah uyandığımızda bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu görüp, çaresizlikler yerimize çöktük. en sonunda derdimizi adil hükümdar nuşirevan'a anlatmak için, onun halkı kabul ettiği günü beklemeye başladık. nihayetinde kabul günü geldiğinde huzura çıkıp olanları anlattık.
nuşirevan: hancı sizi hırsızlara karşı uyardığı halde neden dikkatli olmadınız diye sorunca ömer bin hattab şöyle cevap verdi. ''biz senin gibi adil bir hükümdarın beldesinde kimsenin böyle bir hırsızlığa cesaret edebileceğini düşünmedik. '' bu cevaptan sonra nuşirevan konuyu araştırmak için biraz müddet ister ve o zamana kadar ülkesinde serbestçe kalabileceklerini onlara bildirerek, yanından gönderir. bir hafta on gün kadar sonra saraydan çağırılırlar, hayvanlarına bedel olan at ve koyunlar eksiksizce teslim edilir. ömer bin hattab ve amr bin al as teşekkürlerle huzurdan ayrılırken, nuşirevan'ın adaletini överler. nuşirevan onlara şöyle der: ''ülkemi terk ederken biriniz doğu, diğeriniz güney kapısından çıkın ki adaletimi daha iyi görün''.
hz ömer doğu kapısına atıyla yönelir. sınıra geldiğinde ibret olsun diye asılmış ve darağacında sallandırılan bir adam görür. yakına geldiğinde bunun han sahibi olduğunu görür. meğerse hırsızlarla organize şekilde çalışan kişi hancıymış. amr bin al as ise güney kapısına atını sürer. sınır boyuna vardığında asılmış bir mahkum görür. mahkumun üzerinde çok süslü kıyafetler oluşu amr'ın dikkatini çeker ve nöbetçilere adamın kim olduğunu ve suçunu sorar. askerler, onun nuşirevan'ın öz oğlu olduğunu ve ülkeye gelen yabancıların malını çalan yahut gasp eden büyük bir çetenin esas lideri olduğunu söylerler. amr hayret ve dehşetler arabistan'a döner.
hikayeyi dinleyen mısırlılar ve valinin yanındakiler sorarlar. '' peki efendim ömer mektupta ne yazmış ? '' amr bin al as şöyle cevap verir. ömer diyor ki ''ben nuşirevan'dan daha az adaletli değilim. ''
hz ömer zamanında mısır'a vali olarak atanan amr ibn al-as hakkında halifeye çokça şikayetler geliyor. bir noktadan sonra hz. ömer, amr'a bir mektup yazıyor ve mektubu habercisiyle mısır'a gönderiyor. mektup amr'ın eline geçince sararıyor ve titremeye başlıyor. çevresindekiler ne olduğunu sorunca anlatmaya başlıyor.
henüz cahiliyye döneminde ömer bin hattab ile ticarette ortaktık. çeşitli beldelerden küçükbaş hayvanlar alıp satardık. yine iran'a bir alışveriş için gitmiştik. o zaman iran'da adil hükümdar nüşirevan şah idi. bizler uzun bir yolculuktan sonra çok yorulduğumuz için iran sınırı içinde bir handa konaklamaya karar verdik. hancıya fiyat sorduğumuzda siz ve atlarınız için şu kadar, yanınızdaki davarların barınması yem ve sulanması için de bu kadar diye bir fiyat verdi. tabi biz küçük tüccarlar olduğumuzdan, o kadarını verirsek kar namına yanımıza bir şey kalmayacağından ötürü, ömer'le davarların başında sırayla nöbet tutarak gecelemeye karar verdik. ancak yol yorgunluğundan dolayı ben ahırda uyurken, hırsızlar hem atlarımızı hem de satacağımız koyunları alıp götürmüşler. sabah uyandığımızda bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu görüp, çaresizlikler yerimize çöktük. en sonunda derdimizi adil hükümdar nuşirevan'a anlatmak için, onun halkı kabul ettiği günü beklemeye başladık. nihayetinde kabul günü geldiğinde huzura çıkıp olanları anlattık.
nuşirevan: hancı sizi hırsızlara karşı uyardığı halde neden dikkatli olmadınız diye sorunca ömer bin hattab şöyle cevap verdi. ''biz senin gibi adil bir hükümdarın beldesinde kimsenin böyle bir hırsızlığa cesaret edebileceğini düşünmedik. '' bu cevaptan sonra nuşirevan konuyu araştırmak için biraz müddet ister ve o zamana kadar ülkesinde serbestçe kalabileceklerini onlara bildirerek, yanından gönderir. bir hafta on gün kadar sonra saraydan çağırılırlar, hayvanlarına bedel olan at ve koyunlar eksiksizce teslim edilir. ömer bin hattab ve amr bin al as teşekkürlerle huzurdan ayrılırken, nuşirevan'ın adaletini överler. nuşirevan onlara şöyle der: ''ülkemi terk ederken biriniz doğu, diğeriniz güney kapısından çıkın ki adaletimi daha iyi görün''.
hz ömer doğu kapısına atıyla yönelir. sınıra geldiğinde ibret olsun diye asılmış ve darağacında sallandırılan bir adam görür. yakına geldiğinde bunun han sahibi olduğunu görür. meğerse hırsızlarla organize şekilde çalışan kişi hancıymış. amr bin al as ise güney kapısına atını sürer. sınır boyuna vardığında asılmış bir mahkum görür. mahkumun üzerinde çok süslü kıyafetler oluşu amr'ın dikkatini çeker ve nöbetçilere adamın kim olduğunu ve suçunu sorar. askerler, onun nuşirevan'ın öz oğlu olduğunu ve ülkeye gelen yabancıların malını çalan yahut gasp eden büyük bir çetenin esas lideri olduğunu söylerler. amr hayret ve dehşetler arabistan'a döner.
hikayeyi dinleyen mısırlılar ve valinin yanındakiler sorarlar. '' peki efendim ömer mektupta ne yazmış ? '' amr bin al as şöyle cevap verir. ömer diyor ki ''ben nuşirevan'dan daha az adaletli değilim. ''
devamını gör...