21.
... birhan keskin gecikmemden sonra oruç aruoba... ikisi de açılmış itiraf edeyim yalnız olmadığıma pek sevindim. lise yıllarımızda felsefe kurumu ile türkiye felsefe platformunda tanıştık bu isimle, belki birkaç yıl evveli ilk bilişimiz. bazı sözcükler ruha akarken bazıları seneleri devirip ölümsüzlüğe varıyordu, zamansızdı, öğrendik sayesinde...
devamını gör...
22.
bana getirilmişti.
kırdım.
nasıl oldu bilmiyorum: galiba sallantılı, dengesiz bir yere koymuşum, yeterince dikkat etmeden; sonra, ters bir hareket etmişim — düştü, kırıldı...
yeterince düşünmemiştim üzerinde, demek.
elimdeki, artık, birkaç iri parça ile bir sürü ufacığıydı; bazısı, neredeyse, kırıntı, kıymık — öyle, dağılmış duruyordu...
tek tek bir yere topladım hepsini: yok olmamalıydı.
gittim, uygun bir zamk aldım.
geldim, hepsini bir kağıt üzerinde düzenleyerek, bir araya getirmeğe başladım: şu parça, buna uyuyor mu; ya, bu, şuna...
zamanla, parçaların kopma noktalarındaki dokularının; ve zamkın, tutma ve yapıştırma niteliklerini, öğrendim.
bazı parçalarsa yapıştırılamayacak kadar ufaktı; onların bulunmaları gereken yerlerde boşluklar oluştu.
tek tek yapıştırdım, yapıştırabildiklerimi. çok uğraştım.
sonunda ortaya aslının eğri-büğrü bir simgesi gibi bir şey çıktı – ve, şu tümce:-
dikkatsizlik ederek düşürüp kırdığın — sevdiğin kişinin izlerini taşıyan; senin için değerli – bir nesneyi, parçalarını tek tek toplayıp, dikkatle —saatlerce uğraşarak— özel olarak aldığın zamkla yapıştırip, ortaya, orası burası eksik-gedik, yamru-yumru bir şey çıkar— ama eskisinden de daha değerlidir artık; çünkü, şimdi, senin izlerini de taşıyordur.
başka bir şey yapamazdım."
devamını gör...
23.
kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür." der. günün gecenin değil, insanın ve hayatın sözü adeta...
devamını gör...
24.
yaşadıklarımız öldürdüklerimizdir diyen, felsefeci şair. geçen sene mayıs ayında aramızdan ayrılmıştır. kızına yazdığı intihar mektubu hâlâ aklımdadır. umarım artık mutludur gittiği yerde. ki bir yere gittiyse...
devamını gör...
25.
almanca felsefe çevirileri için kefil olunabilecek bir kaç istisnadan biri.
rahmet istedi..
rahmet istedi..
devamını gör...
26.
"kaç dolanışta ulaşır sarmaşık, çiçek açacağı yere?"
devamını gör...
27.
devamını gör...
28.
"kırılgan bir köprüden sana doğru yürüyorum.
beni tut,
beni her şeye rağmen tut."*
beni tut,
beni her şeye rağmen tut."*
devamını gör...
29.
yazar, felsefeci ve çevirmen. ankara'da kitabevinin birinde tesadüfen gözüme çarpmıştı "de ki işte" adlı kitabı. şimdi sürekli gözüme çarpan bir yerde kitapları.
devamını gör...
30.
şimdi, öylesine, dışarı çıkar, bir yerlere gider, tanımadığın birileriyle buluşur, tanışır, konuşursun -dışarıdan bakanlar, amaçlı, 'emin' adımlarla, çok iyi bildiğin bir şeyler yapmaya gittiğini sanırlar - oysa, yalnızca, içindeki o boş yerini taşıyorsundur, öylesine, bir yerlerine, anlamının, yaşamının...
olmayalı
şiir ile felsefenin aşkıdır oruç aruoba
olmayalı
şiir ile felsefenin aşkıdır oruç aruoba
devamını gör...
31.
sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da.
senin beklemen bir boşunalık duygusudur yalnızca; gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamayacakların düşlenmesi - boyuna ve boşuna bir düşüş oysa o, gelişmektedir. sana doğru. sen hiç bilmeden
beklerken, bilmeden. senin beklediğindir o; ama sen, bilmiyorsundur. gelmeyeceğini sanarsın. yıllar geçtikçe, hatta, hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın, artık hiç gelmeyeceğinden.
senin beklemen hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur, bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine - hatta bitiremeyeceğini de bildiğin birçok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek, bir ayartı kadar keskindir artık.
-yaşamının anlamı bulunmamıştır, bulunamayacaktır -o, gelmeyecektir-ya; sonuçsuz bir son olarak, ölüm, gelebilir, artık, işte... *
devamını gör...
32.
yaşadıklarımız, öldürdüklerimizdir diyen türk yazar ve felsefeci.
kütüphanemde bütün kitaplarının olması benim için onurdur.
kütüphanemde bütün kitaplarının olması benim için onurdur.
devamını gör...
33.
ateş, yakabileceği her şeyi yakar, işte o zaman söner...
devamını gör...
34.
ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın. duygusal olarak unutulmaz bir an denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak, tam kendisiyle yüz yüze geldiğin bir başka kişiyle birlikte birşey yaşadığında, |bir sevinç, bir acı...| o zaman gerçekten yaşarsın.
devamını gör...
35.
dünya ne ise oydu ben de ne isem o oldum, uyuşamadık hepsi bu.
devamını gör...
36.
hiç sevmem, pek bir zorlama.
devamını gör...
37.
38.
uzun zamandır aklımda olan fakat bir türlü okumaya başlayamadığım felsefeci. hangi kitabından başlamalıyım? önerilere açığım.
devamını gör...
39.
insanların ilişki boyunca hatta uzun bir hayat boyunca bile kendilerine sor(a)madıkları soruları acımasızca hem kendine hem bize soran, kelimelerle oynamayı seven, kıymetli bir yazarımızdı kendileri. özellikle mektup tadındaki kitaplarını " ay n'olur kavuşmuş olsunlar allah'ım" diyerek okumanız mümkündür
devamını gör...
40.
"sen olmasaydın ben ne yapardım--"dedin; "hepsini sen sağladın" gibi birşey söyleyip, senin için yaptığım birşeyler için bana 'teşekkür' etmeğe kalkıştın -- demedim ama, "böyle şeyler söylememelisin" demeliydim; bunun yerine, o duygunun karşılıklı olduğunu anlatmağa çalışan birşeyler söyledim ben de.
sonra, "benim için ne çok şey yaptın--" dedin; ben de "şşş; sus; ayıp; o söylenmez" dedim, bu kez -- "sen bana çok yardımcı oldun" dedim sonra da. sen de, "ben senin başına dert olduğumu düşünmüştüm" dedin.
bu konuda bile başlamıştı yanlış-anlama...
oysa, ilişkide 'teşekkür'e yer yoktur -- olamaz : kişilerden birinin öbürü için yaptığı birşey, öbürü açısından gerçi bir 'lütuf' gibidir (bir armağan...); ama, yapan kişi açısından, bir 'ödev' gibidir (kant'ın anlamında) : kişinin yapması gereken; yapmazlık edemeyeceği, birşeydir.
bu ama, ne birşey 'amaçlayan'; ne de, bir 'zorunluluk'tan kaynaklanan birşeydir -- uzanıp, ötekinin parmaklarını okşamak gibi; ya da, arkasından boynuna sarılıp, yanağını öpmek gibi birşey -- nedensiz, niçinsiz; öylesine, önceden amaçlanmamış, ama, o anda, istenerek ve bilinerek yapılmış, birşey...
hani, birgün, denizde ve güneşteydik; sen yıkanmıştın; ben de senin güneş yanıklarına ilaçlı krem sürüyordum : sen, boyuna, üzerindeki havluyu çekiştirip örtünmeğe çalışıyordun. -- sana, "ben senin heryerini gördüm'' dedim; bunun üzerine havluyu bir kenara koydun, rahatladın.
ilişkide utanca da yer yoktur: utanç, temelde, kişinin kendini başkalarına olduğu gibi göstermekten kaçınmasıdır; oysa ilişki, iki kişinin kendilerini biribirlerine oldukları gibi göstermelerini gerektirir -- her bakımdan...
bunu yapmak çok zordur, biliyorum -- belki de, son sınırında, olanaksız --; ama, sen de ben de, bunu doğallıkla, kendiliğinden yapabilecek duruma gelmedikçe, ilişki tam olarak kurulamaz.
ilişki ancak iki kişinin kendilerini karşılıklı ve tam olarak biribirlerinin ellerine teslim etmeleriyle kurulmağa başlanabilir -- çekincesiz, sakıntısız, utançsız...
oruç aruoba- ile
belki de kendisinin en sevdiğimidir.
sonra, "benim için ne çok şey yaptın--" dedin; ben de "şşş; sus; ayıp; o söylenmez" dedim, bu kez -- "sen bana çok yardımcı oldun" dedim sonra da. sen de, "ben senin başına dert olduğumu düşünmüştüm" dedin.
bu konuda bile başlamıştı yanlış-anlama...
oysa, ilişkide 'teşekkür'e yer yoktur -- olamaz : kişilerden birinin öbürü için yaptığı birşey, öbürü açısından gerçi bir 'lütuf' gibidir (bir armağan...); ama, yapan kişi açısından, bir 'ödev' gibidir (kant'ın anlamında) : kişinin yapması gereken; yapmazlık edemeyeceği, birşeydir.
bu ama, ne birşey 'amaçlayan'; ne de, bir 'zorunluluk'tan kaynaklanan birşeydir -- uzanıp, ötekinin parmaklarını okşamak gibi; ya da, arkasından boynuna sarılıp, yanağını öpmek gibi birşey -- nedensiz, niçinsiz; öylesine, önceden amaçlanmamış, ama, o anda, istenerek ve bilinerek yapılmış, birşey...
hani, birgün, denizde ve güneşteydik; sen yıkanmıştın; ben de senin güneş yanıklarına ilaçlı krem sürüyordum : sen, boyuna, üzerindeki havluyu çekiştirip örtünmeğe çalışıyordun. -- sana, "ben senin heryerini gördüm'' dedim; bunun üzerine havluyu bir kenara koydun, rahatladın.
ilişkide utanca da yer yoktur: utanç, temelde, kişinin kendini başkalarına olduğu gibi göstermekten kaçınmasıdır; oysa ilişki, iki kişinin kendilerini biribirlerine oldukları gibi göstermelerini gerektirir -- her bakımdan...
bunu yapmak çok zordur, biliyorum -- belki de, son sınırında, olanaksız --; ama, sen de ben de, bunu doğallıkla, kendiliğinden yapabilecek duruma gelmedikçe, ilişki tam olarak kurulamaz.
ilişki ancak iki kişinin kendilerini karşılıklı ve tam olarak biribirlerinin ellerine teslim etmeleriyle kurulmağa başlanabilir -- çekincesiz, sakıntısız, utançsız...
oruç aruoba- ile
belki de kendisinin en sevdiğimidir.
devamını gör...
