1.
zamanın ruhu anlamına gelen, almanca fakat uluslararası nitelikteki tabir. kitlesel beğeni merkezli toplumsal hareketlerin incelenmesinde anahtardır.
devamını gör...
2.
''o devrin zihniyeti'' anlamında kullanılan, almanca kökenli felsefe terimi.
olumlu ya da olumsuz olabilir, çünkü tanımlandığı dönem hakkındaki ''o anın'' algısının olumlu olup olmamasına bağlı dır.
yani her değerimiz gibi 'bağlamıyla nitelenen' kavramlardandır.
olumlu ya da olumsuz olabilir, çünkü tanımlandığı dönem hakkındaki ''o anın'' algısının olumlu olup olmamasına bağlı dır.
yani her değerimiz gibi 'bağlamıyla nitelenen' kavramlardandır.
devamını gör...
3.
linç kültürü, siber zorbalık, pillory ve nickaltı
bir kavram tanımlandığı zaman toplum içinde yayılmaya ve kabul görmeye başladığı anda zamanın ruhuna işler. zamanın ruhu olarak adlandırdığımız zeitgeist ise bu olguyu ileride var olacak kuşaklara aktarma görevini üstlenir.
ancak bu tarihsel geçişte zeitgeist taşıdığı kavramları değştirir, bu süreç bu şekilde işler durur, temrin temrin temrin. değişen veri zamanın ruhu ile yeni nesillere geçer ve yeni nesillere ve yeni nesillere...
yaşadığımız zamanın ruhu mekandan azade etmiştir kendini, artık nicklerimiz ile var olduğumuz yeni bir vatana sahibiz; sosyal medya. değişen ise sadece mekan
öyle yükseldik yıldızlara değin,
dostum, geçmiş çağlar
yedi mühürlü bir kitaptır bizim için
senin geçmiş çağların anlayışı (bkz: geist der zeiten)dediğin
geçmiş çağlarda yaşayan büyüklerin ruhudur
bir ayna gibi geçmişi yansıtan.
böyle diyor faust, goethe'nin ağzından.
ayna gibi geçmişi yansıtan zamana bir bakalım o zaman.
pillory
ahşap bir iskeletten yapılan baş ve elleri sabitlemek için delikleri olan, ortaçağ ve rönesans dönemlerinde toplum önünde aşağılama ve sıklıkla daha fazla fiziksel taciz yoluyla cezalandırma amacıyla kullanılan bir araçtır.

filmlerden görmüş olabilirsiniz. suçlu bu düzenek ile boyunduruk altına alınır ve günlerce orada bırakılır. önünden geçen insanlar suçluya ya da suça bakış açılarına göre bağlı kişiye karşı tavırlarını ortaya koyar.
kimi domates fırlatır kimi gül bırakır, kimi taciz eder kimi bir testi su verir.
tanıdık geliyor değil mi sizlere bu.
sosyal medya üzerinde yürüttülen linç kültürü işte zeitgeist kavramının somut bir örneğidir. haftada kaç kişiyi pillory'e mahkum ediyoruz burada, kaç başlık altında kimleri aşağılıyoruz. geçen gün burs alan bir kızdı bugün evrim akın yarın kimi mahkum etmek istersek o. pillory artık tıpkı bizler gibi ahşap bir zemine ihtiyaç duymuyor zamanın ruhu mekandan arındı.
nickaltılarınıza bakın kimler gül bırakmış kaç tane cürümüş domates var, çünkü siz de kaçamazsınız zamanın ruhundan;
"zeitgest en kasvetli hayvandır ve ben dilerim ki insan cennette onun pençelerinden kurtulabilsin." adlous huxley
bir kavram tanımlandığı zaman toplum içinde yayılmaya ve kabul görmeye başladığı anda zamanın ruhuna işler. zamanın ruhu olarak adlandırdığımız zeitgeist ise bu olguyu ileride var olacak kuşaklara aktarma görevini üstlenir.
ancak bu tarihsel geçişte zeitgeist taşıdığı kavramları değştirir, bu süreç bu şekilde işler durur, temrin temrin temrin. değişen veri zamanın ruhu ile yeni nesillere geçer ve yeni nesillere ve yeni nesillere...
yaşadığımız zamanın ruhu mekandan azade etmiştir kendini, artık nicklerimiz ile var olduğumuz yeni bir vatana sahibiz; sosyal medya. değişen ise sadece mekan
öyle yükseldik yıldızlara değin,
dostum, geçmiş çağlar
yedi mühürlü bir kitaptır bizim için
senin geçmiş çağların anlayışı (bkz: geist der zeiten)dediğin
geçmiş çağlarda yaşayan büyüklerin ruhudur
bir ayna gibi geçmişi yansıtan.
böyle diyor faust, goethe'nin ağzından.
ayna gibi geçmişi yansıtan zamana bir bakalım o zaman.
pillory
ahşap bir iskeletten yapılan baş ve elleri sabitlemek için delikleri olan, ortaçağ ve rönesans dönemlerinde toplum önünde aşağılama ve sıklıkla daha fazla fiziksel taciz yoluyla cezalandırma amacıyla kullanılan bir araçtır.

filmlerden görmüş olabilirsiniz. suçlu bu düzenek ile boyunduruk altına alınır ve günlerce orada bırakılır. önünden geçen insanlar suçluya ya da suça bakış açılarına göre bağlı kişiye karşı tavırlarını ortaya koyar.
kimi domates fırlatır kimi gül bırakır, kimi taciz eder kimi bir testi su verir.
tanıdık geliyor değil mi sizlere bu.
sosyal medya üzerinde yürüttülen linç kültürü işte zeitgeist kavramının somut bir örneğidir. haftada kaç kişiyi pillory'e mahkum ediyoruz burada, kaç başlık altında kimleri aşağılıyoruz. geçen gün burs alan bir kızdı bugün evrim akın yarın kimi mahkum etmek istersek o. pillory artık tıpkı bizler gibi ahşap bir zemine ihtiyaç duymuyor zamanın ruhu mekandan arındı.
nickaltılarınıza bakın kimler gül bırakmış kaç tane cürümüş domates var, çünkü siz de kaçamazsınız zamanın ruhundan;
"zeitgest en kasvetli hayvandır ve ben dilerim ki insan cennette onun pençelerinden kurtulabilsin." adlous huxley
devamını gör...
4.
o dönemlerin görünmez havası. elle tutulmaz ama ciğerlerine dolar, fark etmeden herkes aynı şeyi solur. sokağa çıktığında insanların yürüyüşünde, esprilerinde, korkularında, suskunluklarında hissedersin. kimse “şu an hepimiz şöyle hissediyoruz” diye pankart açmaz ama herkes aşağı yukarı aynı dalgada yüzer.
kelime anlamı almanca “zeit” (zaman), “geist” (ruh) yani tam çevirisi zamanın ruhu. ama mesele sadece “o yıllarda hava şöyleydi” demek değil. daha derin. o yıllarda insanların neyi normal kabul ettiğini, neye gülüp neye sinirlendiğini, neyi sorgusuz sualsiz yuttuğunu, neyi “bu böyle olur” diye içselleştirdiğini anlatır.
bir dönem herkes “her şey daha iyi olacak” diye yürür, gelecek pırıl pırıl bir vaat gibi görünür. başka bir dönemde aynı insanlar birden “aslında hiçbir şey değişmiyor” moduna geçer, umut küçülür, alaycılık artar, kapılar yavaş yavaş kapanır. kimse tek başına karar vermemiştir bu değişime. hava değişmiştir, insanlar da onunla birlikte kaymıştır.
en tuhaf yanı da içindeyken neredeyse hiç fark edilmez.
çünkü o hava sana “gerçek” gibi gelir. herkes senin gibi düşündüğü, aynı şeylere güldüğü, aynı şeylerden rahatsız olduğu için “doğru olan bu” sanırsın. ta ki yıllar geçip de o dönemden biraz uzaklaşınca dönüp bakarsın ve “ulan biz o zaman epey öyleymişiz” dersin.
işte o “öylelik” zeitgeist’tir.
biraz da şöyle düşün:
karanlık bir odadasın. tavandaki lamba çok yavaş yavaş rengini değiştiriyor; önce sıcak sarı, sonra yeşilimsi, sonra soğuk mavi. gözün alışıyor, sen de o renge göre görüyorsun her şeyi. ta ki biri kapıyı açıp dışarıdan “burası bayağı maviymiş lan” deyene kadar. o an anlıyorsun ki aylardır bambaşka bir ışıkta yaşıyormuşsun.
zeitgeist işte o odadaki ışığın rengidir.
çoğu zaman biz o rengin içinde yaşadığımızı, ancak odadan çıkınca fark ederiz.
kelime anlamı almanca “zeit” (zaman), “geist” (ruh) yani tam çevirisi zamanın ruhu. ama mesele sadece “o yıllarda hava şöyleydi” demek değil. daha derin. o yıllarda insanların neyi normal kabul ettiğini, neye gülüp neye sinirlendiğini, neyi sorgusuz sualsiz yuttuğunu, neyi “bu böyle olur” diye içselleştirdiğini anlatır.
bir dönem herkes “her şey daha iyi olacak” diye yürür, gelecek pırıl pırıl bir vaat gibi görünür. başka bir dönemde aynı insanlar birden “aslında hiçbir şey değişmiyor” moduna geçer, umut küçülür, alaycılık artar, kapılar yavaş yavaş kapanır. kimse tek başına karar vermemiştir bu değişime. hava değişmiştir, insanlar da onunla birlikte kaymıştır.
en tuhaf yanı da içindeyken neredeyse hiç fark edilmez.
çünkü o hava sana “gerçek” gibi gelir. herkes senin gibi düşündüğü, aynı şeylere güldüğü, aynı şeylerden rahatsız olduğu için “doğru olan bu” sanırsın. ta ki yıllar geçip de o dönemden biraz uzaklaşınca dönüp bakarsın ve “ulan biz o zaman epey öyleymişiz” dersin.
işte o “öylelik” zeitgeist’tir.
biraz da şöyle düşün:
karanlık bir odadasın. tavandaki lamba çok yavaş yavaş rengini değiştiriyor; önce sıcak sarı, sonra yeşilimsi, sonra soğuk mavi. gözün alışıyor, sen de o renge göre görüyorsun her şeyi. ta ki biri kapıyı açıp dışarıdan “burası bayağı maviymiş lan” deyene kadar. o an anlıyorsun ki aylardır bambaşka bir ışıkta yaşıyormuşsun.
zeitgeist işte o odadaki ışığın rengidir.
çoğu zaman biz o rengin içinde yaşadığımızı, ancak odadan çıkınca fark ederiz.
devamını gör...